18 Eylül 2010 Cumartesi

Nur İçinde Yat Naci Ağabey


Anlatacak çok hikayen vardı, dinleyemedik, belki hata ettik. Sevgili Canarino bizden şanslı ve Naci Barlas'ın anılarını çok güzel derlemiş ve sunmuş.

Vefatını üzüntü ile öğrendik ve Fenerbahçe'nin geçmişinden anlattığın bu kısa ama çok değerli hikaye ile bir kez daha ağladık!

nur içinde yat Naci ağabey..


Naci Barlas from okul açık on Vimeo.


17 Eylül 2010 Cuma

Şırnak'tan Gelen Sesi Duyun


Geçtiğimiz günlerde, Dünya Basketbol Şampiyonası'nın hemen ardından sevgili Barış Gerçeker NTVSpor'a güzel bir değerlendirme yazısı hazırladı ve bu yazının ardından Şırnak'ın İdil ilçesinin Okçu köyü İlköğretim Okulu'nda öğretmenlik yapan Sn. Murat Çavdar'dan çok samimi ve değerli bir okuyucu mektubu ulaştı Barış Gerçeker'e.

Öğretmenin istediği çok ekstra bir assist değil, bu samimi istek karşısında harekete geçmek ve bu sese kulak vermek çok zor olmasa gerek? oradaki çocukların basketbolu sevmeleri, basketbol oynamaktan keyif almaları yıllardır korku içerisinde yetişen bu çocuklar için çok önemli.

Şırnak'tan gelen bu sesi duyun lütfen..

12 Eylül 2010 Pazar

Yazmak Kolay Değil?


Fenerbahçe ligin 4. haftasında çıktığı Kayserispor deplasmanında pek kötü bir oyun sonunda 2-0 kaybetti. keşke bu kadar kısa bir cümle ile durumu özetleme imkanı olsa ama durum görüntü itibariyle ve sırf dün akşamki performansa baktığınız zaman öyle değil.

işlerin Fenerbahçe adına iyi gitmediğini gösteren başka bir cümle kurgulamak gerek ama ben o cümleyi nasıl kuracağımı bilemiyorum. Sezona önce Şampiyonlar Ligi ön elemesi ardından Avrupa Ligi play-off turunda veda ederek giren Fenerbahçe için ligi tadında götürmek seçeneğinden başka birşey yoktu ancak zor fikstürün hep en kötü neticesine mahkum bir durum var. Fenerbahçe çıktığı tüm zor denilen maçları kaybetti tıpkı dün olduğu gibi. burada berabere dahi kalınamaması detayı da önemli nitekim sadece dün akşamki Kayserispor maçında oyun gerçekten 0-0'a sıkışmış ve de öyle bitecek gibi devam ederken bile üzerine soru sormak gereken Selçuğun stopere geçişi ardından 2 peşpeşe gol ile kaybetmek kaybetmenin de kötü versiyonlarından.

Aykut Kocaman'ı insan olarak sevmek, onu Fenerbahçe'nin başında görmek ve ne olursa olsun görevine kısa değil uzun süre devam etmesini istemek konusunda içimden geçenleri söyledim, söylerim veya söyleyeceğim. bu apayrı bir konu, başarıya hızlıca ulaşma endeksli Fenerbahçe camiasında da pek zor bir konu. konu dağılmasın ancak Aykut hocaya Kayserispor deplasmanına giden 19 kişi içinde neden Lugano ve Yobo dışında yedek stoper olmadığını sormam gerek sanırım. kesinlikle cevabını bilmiyorum ama Bekir veya İlhan Eker'den biri ya da ikisinin de sakatlığı yoksa neden kafilede olmadığını öğrenmek gerek. Bilica'nın ikinci (+) kontenjana takılıp giremediği 18 kişilik kadroda yedek kulübesinde hem Semih hem Gökhan Ünal olması anlamsız değil mi? hani Alex ile başlanan tek forvet düzeninde maç içindeki duruma göre çift forvete geçilse bile fazla gereksiz bir forvet yedek opsiyonu.

maçın kaybedilmesini tek bir etkene bağlamayı seven bir bakış açım yoktur ancak Fenerbahçe'ye geldiğinden beri stoper oynamamış defansif orta saha Selçuğun özellikle ilk Kayseri golünde golü atan Santana ile ters yönlere giden pozisyon hatası ardından 2. golde ofsayt hatası dikkati buraya çekiyor. bana göre bu bariz tercih hatası dışında Aykut hocanın maça başlayan ilk 11 tercihinde sorun yok. devre arasında Alex'in çıkması üzerine konuşmak isteyenler de olabilir ama bence bu da çok olası ve belki alışmak gereken bir tercih. Fenerbahçe 2. yarı itibariyle 4-3-3 gibi oynamaya çalıştı ancak ister 4-2-3-1 ister de geçiş yapılmak istenen 4-3-3 sahada biraz iyi oynayan oyuncular ile olur. Fakat oyunun neredeyse tamamında çok kötü performans ortaya koyan oyuncuların da bu performansları Aykut hocanın stopersiz Kayseri'ye gelişi kadar sorgulanmalı. tek tek bu böyle diğeri şöyle dememe gerek yok bence.

Avrupa'ya yıllar sonra çok erken veda edişin ardından ligin ilk 4 haftasında 2 galibiyet - 2 mağlubiyet ve zor denilen her maçın kaybedilmesi. sırada istim üstündeki Beşiktaş ile Kadıköy'de oynanacak derby. ne kadar zor ve problemli bir süreç değil mi? derby'nin klasik anlamı dışında ne kadar çok şöyle olursa böyle olur anlamı yüklenecek bir maç. an itibariyle de ne diyeceğimi pek bilemiyorum. yazının başlığında vurguladığım gibi yazmak kolay değil.

Kolay gelsin herkese..

1 Eylül 2010 Çarşamba

Joseph Yobo Transferi


Fenerbahçe'de 6+2+2 yabancı kontenjanının sonuncu hakkı olan yabancı transferi resmi transfer süresinin dolmasına 1 gün kala Everton'ın Nijeryalı stoperi Joseph Yobo ile dolduruldu. bu transferin pozisyonu önceki yazılarda vurgulamaya çalıştığım üzere savunmanın ortasında Bilica'dan daha iyi bir oyuncunun bulunabileceği ve hatta bulunması gerektiği açısından oldukça önemli bence. konuyu dağıtmadan şunu da eklemek gerek; uzun süredir satılması için görüşülen ancak an itibariyle satılamayan Güiza nedeniyle stoper pozisyonu gibi orta sahada defansif pozisyona da takviye yapılabilirdi. Yobo transferi ve Güiza nedeniyle Fenerbahçe şu anda 10 yabancı hakkını da kullanmakta.

Yobo'ya dönecek olursak; 6 Eylül 1980 doğumlu futbolcu kariyerine Michellin Port-Harcourt'ta başlamış ve 1998 yılında Standard Liege'e transfer olmuş. Standard Liege formasını 3 sezonda 46 kez giymiş ve ardından Marsilya'ya transfer olmuş. Ancak Yobo Marsilya'nın formasını giymeden İspanya'ya Tenerife'ye kiralanmış ve buradaki kısa serüvenin ardından Marsilya'ya dönmüş. 2002 yazında Japonya / G.Kore ortaklığında düzenlenen Dünya Kupası grup maçlarında Nijerya ile 3 kez sahaya çıkıp boy gösteren (toplamda 69 kez milli forma giymiş) Yobo 2002 yılından bugüne dek formasını giyeceği Everton tarafından transfer edilmiş. Yobo'nun istikrarı adına önemli bir detay: 2002'den bugüne kadar 8 yıl boyunca Premiership'te Everton formasını istikrarlı bir şekilde giyerek tam 220 resmi maça çıkmış.

Yobo'nun Fenerbahçe savunmasına Premiership'te sürekli ve uzun yıllar boyunca istikrarlı forma giymesi, güçlü fiziği (1.88 m.) ve dolayısıyla hava hakimiyeti ile ekstra güç katacağı aşikar. blog yazılarında vurguladığım "Bilica'dan daha iyi bir stoper alınabilir / alınmalı" cümlelerinin karşılığını bulabileceğimizi düşündüğüm Yobo Everton forması ile çok sıklıkla denenmese de ihtiyaç durumunda savunmanın önünde defansif orta saha da oynayabiliyor. Yobo'nun Bilica'da eksik gördüğümüz özellikleri maçın içinde daha dengeli bir oyun sergileyerek gidereceğini ve Lugano ile daha sıkı bir savunma göbeği oluşturacağını düşünüyorum.

transferin gelişimine de değinmek gerek. Aykut hoca PAOK serisi sonunda savunmaya takviye vurgusunu arttırmıştı ancak bugün öğlen saatlerinden sonra İngiliz basınından görene kadar sanırım kimse Yobo ismini telaffuz etmiyordu. transferin kiralık olması detayını da atlamamak gerek nitekim Yobo'nun Everton ile sözleşmesi 2014 yazında sona erecek.

bir de şans bu ya, Emre Belözoğlu ile Yobo'nun yolları Fenerbahçe öncesi Emre Newcastle'da oynarken kesişmiş, herkesin bildiği gibi saha içindeki ırkçı söylemler suçlamasının aktörleri de bu iki isim olmuştu. ardından yapılan mahkeme soruşturması ile Emre Belözoğlu aklanmıştı. ilginç detay hakkaten. Samandıra'da bunun üzerine muhabbet edeceklerdir sanırım.

yazıyı bitirirken -yorum yapmadan- sadece dikkat çekmesi açısından Aykut Kocaman'ın transferlerini ve oyuncuların ülkelerini yazmak istiyorum;

Miroslav Stoch - Slovakya
Issiar Dia - Fransa doğumlu Senegal
Mamadou Niang - Senegal
Joseph Yobo - Nijerya

ve daha sağlam bir Fenerbahçe savunması için Yobo'ya başarılar..

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Fenerbahçe 4 - Manisaspor 2


Fenerbahçe Perşembe gecesi 120 dk. sonunda PAOK'a kaybedilen turun ardından taraftarın olmadığı son cezalı iç saha maçında Manisaspor'a karşı galip gelmek zorundaydı. psikolojik olarak yıkıcı bir sürecin içinden geçildiği aşikar. bu sezon 2002-2003 sezonundan bu yana arada katılamadığımız bir Avrupa kupaları sezonu dışında en erken veda edilen sezon olarak kayıtlara geçti.

elde kalan en önemli hedef her zaman olduğu gibi lig şampiyonluğu ve bunun için kazanmaya başlamak şart. Kadıköy'deki son cezalı maç olan Manisaspor maçına çıkan ilk 11'de Aykut hocanın dikkat çeken tercihleri vardı. sezona bariz formsuz giren Andre Santos 6 yabancı kuralı ve aslında formsuzluk sebebiyle yerini Caner'e bırakmış, sakatlığı bulunan Gökhan Gönül'ün yerinde ise herkesin Bekir oynar standart refleksini yanıltan A2 takımından yükselen 18 yaşındaki Okan vardı. Aykut hocanın bu tercihleri dışında son PAOK maçına çıkılan düzen ve oyuncular aynıydı.

maçın ilk yarısında çok fazla gol pozisyonunun olmadığını söyleyebilirim. Emre'nin sağ kanada uzun top attığı ve Okan'ın bu uzun topa durdurmadan yaptığı ortaya Alex'in kalecinin hatasını affetmediği vuruş için söylenecek bir detay: Alex'in hücumcu orta saha mı yoksa forvet mi sorusuna aslında ikisinin arasında oyunu ortadan yönlendiren ancak fırsat kollayıcı bir forvet tipi olduğunu söylemek gerek. attığı gol buna süper bir örnekti.

maçın 2. yarısına golle başlayan Manisaspor attığı golün ardından da etkili pozisyonlara girdi ancak kalede şansını iyi kullanan ve giderek güven veren Mert'i geçemedi. Manisaspor'un golünde Isaac'e kafayı vurduran Lugano duran toptan attığı golle Fenerbahçe'yi tekrar öne geçirdi. burada bana göre önemli bir detay Niang'ın ceza sahasına yakın çevrede takıma belirgin duran top kazandırdığı. topu aldıktan sonra dönüşlerde veya topla dripling halinde bir şekilde rakip savunma kendisine faul yapıyor. nitekim 2. golün duran top faulünü de Niang böyle aldı. ve ardından da peşpeşe 2 golle Fenerbahçe kariyerindeki ilk golleri atmayı başardı. attığı ilk gol gayet şık bir kafa vuruşu. bu kafaya ortayı yapanın da Okan olduğunu söylemek, ortanın da adrese olduğunu vurgulamak gerek. ardından Caner'in assistindeki soğuk kanlı vuruşu da güzeldi. son sezonlarda Fenerbahçe'nin belki de en sıkıntı duyduğu tek forvet pozisyonu için uygun bir isim Niang (Marsilya'da oynadıkları 4-3-3 düzeninden buna alışık) ve önümüzdeki dönem adaptasyon ile daha da efektif olacaktır.

Okan için bir paragraf açmak gerek. Fenerbahçe'nin kamuoyundaki algısı genç yetenekleri harcamak, başka klüpte parlamış yetenekleri köreltmek üzerinedir maalesef. Okan altyapıdan yetişip A takıma kazandırılmış ve dün gece itibariyle uzun yola çıkmış bir genç yetenek. hani Gökhan Gönül'e bişey olursa yerine kimi koyarız sorusunun cevabı için oldukça umut dolu bir cevap. Aykut hocanın vurgu yaptığı "bize aç oyuncu lazım" önemli cümlesinin en aç oyuncularından Okan. dünkü performansı ile hepimizin yüzünü güldürdü. yolunun Fenerbahçe'de uzun olması, başarılarının artması en büyük dileğim. maç sonunda Aykut hocanın şu sözleri de kendisini neden bu kadar sevdiğimin bir detayı aslında: "Şimdi el birliği ile Okan'ın ne şahane şeyler yaptığını söyleyeceğiz. Ondan sonra Okan'ı aşağı çekmek için her şeyi yapacağız. Okan'ın yolu açık olsun, çok sevindim. Okan'ı oynatma kararını verirken Gökhan Gönül'ün yokluğunda kurguyu bozmayalım, oranın bir oyuncusu devam etsin, hataları bizim sevapları onun olsun."

Fenerbahçe için bu maçı kazanmak şarttı ve şimdi milli maç arası. ardından zorlu Kayserispor deplasmanı ve Kadıköy'de Beşiktaş derbisi.

ve belki 1 Eylül tarihi dolmadan savunmaya bir takviye..

25 Ağustos 2010 Çarşamba

PAOK Maçı Öncesi


PAOK rövanşı için 24 saatten az bir süre kaldı ve bu maç geride kalan süreçte alınan skorlar itibariyle Fenerbahçe için stresle dönülen keskin bir viraj halini aldı. negatif sonuçta ciddi kamuoyu baskısının oluşacağı belli iken, pozitif sonuç ise soluk aldıran kocaman bir nefes tadında olacak.

ilk maçta deplasmanda alınan 1-0'lık mağlubiyet eleme maçlarının yakın skorlu olup en kötü olanından. rövanşta ev sahibinin çok erken ekstra fark yapamadıkça her dakika stresi ve baskıyı üzerinde hissedeceği bir skor 1-0. deplasmana gelen takım için ise atacağı 1 golün oldukça değerli hale gelebileceği türden. bu yüzden Fenerbahçe ilk maçta yaklaşık yarım saat 10 kişi oynayan PAOK karşısında en azından 1 gol yapamamanın sıkıntısıyla başlamak zorunda, gol veya goller ararken kalesinde gole izin vermemek durumunda.

bugün maç öncesi yapılan basın toplantısında Aykut Kocaman PAOK rövanşı için pazartesi akşamı Trabzon deplasmanına çıkardığı kadrodan biraz daha farklı bir kadro ile maça başlayacağını söyledi. Aykut hocanın kafasından geçenleri bilemem ama yarın akşam Alex ve Stoch'un ilk 11'de başlayacağını tahmin ediyorum. Trabzonspor maçından hafif sakatlığı olan Semih'in olmadığı Niang'ın önde tek başlayacağı eski bildiğimiz düzen olması muhtemel. ilk PAOK maçında cezalı olan Bilica'nın da hafif bir sakatlığı var ancak oynayabilir. yine son anda ilk maçın kadrosundan çıkan Emre'nin de başlayacağı dolayısıyla ilk maça göre biraz farklı bir rotasyonun olacağı belli.

PAOK ilk maçta son yarım saati 10 kişi oynadığı bölümde gayet organize bir savunma yapıp; Fenerbahçe'ye aradan veya kenarlardan sızacak boşluklar vermemişti. yarınki rövanşta da bunu yapabilirler. burada devreye duran toplar veya mesafeli şutlar girebilir. ayrıca Fenerbahçe'nin acele hücumlarla kendini panikletecek bir ortama sokmaması gerek. sonuçta gol atmak kadar yememek te önemli olacak ve hücumda kaş yapayım derken savunmada göz çıkarmamak gerek diye düşünüyorum. ilk maç skoru aleyhte olmasına rağmen erken atılacak bir gol takımı da taraftarı da pozitif etkiler ama erken gol gelmiyorsa da gerginliği iyi ayarlamak gerek. bu hem Aykut hoca, hem sahada futbolcular hem de tribünde taraftarlar için farklı oranlarda da olsa geçerli.

zor bir gecenin bizi beklediğini biliyoruz ancak sen;

kara deryalarda bir fenersin
senin ışığınla yürüyoruz
biz bu karanlık yolun sonunda
doğacak güneşi görüyoruz

24 Ağustos 2010 Salı

Trabzonspor 3 - Fenerbahçe 2


Trabzon deplasmanları her zaman zor olur ve bu sezon herkes için daha da zor olacağı şimdiden belli. tarihten gelen ve hala akıllardan çıkmayan o meşhur Avni Aker deplasmanında 5 Mayıs 1996'da alınan galibiyet ve ardından gelen her Trabzon - Fenerbahçe maçına yüklenen intikam anlamları..

bunların eşliğinde Fenerbahçe ligin 2. haftasında Trabzon deplasmanına çıkarken geride bıraktığı 4 resmi maçtaki skorların genel anlamda kötü olması nedeniyle çevre baskısını da sırtına yüklemişti. maç öncesi kadrolar geldiğinde Trabzonsporlular daha tahmin ettikleri ilk 11'i görürken Fenerbahçeliler Aykut hocanın Alex ve Stoch'u kenarda tutan, Semih ve Niang'ın çift forvet başladığı düzene şaşırdılar. burada Aykut hocanın yapmak istediğini anlıyorum veya anladığımı sanıyorum: Semih ve Niang Trabzon savunmasına önde basacak, orta saha göbeğinde de Emre ve Cristian rakibi ısıracak, takım Avni Aker deplasmanı için daha dirençli olacak ancak kağıt üstünde yıllardır oynayamadığımız çift forvet düzeninde olunacak.

bence bu tercih gayet kabul edilebilir ve Aykut hocanın aldığı karara saygı duyulmalı. Ancak sol önde Stoch yerine Özer tercihi tartışılabilir. yeteneklerini çok iyi bulduğum, topla haşır neşirliğini sevdiğim Özer'in yeri orası değil. bu tercihte de Aykut hocanın bir ihtimal çift forvet düzenine top iletme organizasyonunda Özer'i kullanmak istemesi fikri olmuş olabilir. yalnız soldan içeri katederek oynayan Özer Fenerbahçe sol kanadında zaten pek formda olmayan Andre Santos ile beraber Fenerbahçe'nin bu kanattan problem yaşamasına da neden oldu. yenilen 2.golün buradan şekillendiğini gördük.

Fenerbahçe için konuşulması gereken önemli bir detay da dün gece yenilen kolay goller. ilk golde Mehmet Topuz'un ters kafa vuruşu hemen 1 dk. ardından Yattara'nın arkaya kaçırılması ve Glowacki'nin ceza sahası içinde rahatça alt köşeye vurduğu kafa savunma açısından daha dikkatli olunması gereken türden gollerdi. Fenerbahçe'nin savunmasının da dün gece kalede Mert hariç - ki bence zaman içinde Fenerbahçe'nin Türk futboluna kazandıracağı bir başka kaleci olacak - geçen sezon ile aynı olduğunu söylemeli. Ancak geride kalan 5 resmi maçta da sakatlık veya cezalar nedeniyle sürekli değişen bir savunma kurgusunu da söylemek gerek. özetle Fenerbahçe'nin daha zor gol yer hale gelmesi gerektiğini düşünüyorum.

maçın geneline baktığımızda da Fenerbahçe'nin çok kötü oynamadığını, kolay gollere engel olamadığını ancak diğer yandan Trabzonsporun kazanacak seviyede bir oyunu sergilediğini söyleyebilirim. karşılıklı kaçan ve girilen bol pozisyonlar mevcut. maçın 2. yarısının başında Trabzonspor maçı koparabilirdi de Fenerbahçe maçı 3-3'e getirebilirdi de. herkesin maçı izlerken keyif aldığını sanıyorum, bana göre güzel maç oldu.

Aykut hocanın dün geceki tercihleri zaten hevesli kesim tarafından tartışılacaktır. tartışılabilir zaten sahada kazanan skorları almadıkça bu olur, gayet doğal. sonuçta oynanan 5 resmi maçta alınan 1 Antalyaspor galibiyeti mevcut ancak Aykut hoca kararsız kalmak yerine bazı kararlar alıyor ve onları uyguluyor. sahada kazandıkça kendine daha geniş bir alan yaratabilir, yerli yersiz eleştiri oklarına kalkanı geniş tutabilir ama öyle bir eşikteyiz ki perşembe gecesi PAOK rövanşı var ve ilk maçtaki alınan 1-0 çok ters bir skor. Fenerbahçe ve Aykut hoca için turu geçmek çok önemli bir hale geldi. Trabzonspor maçının telafisi için alternatif bol ancak Avrupa'ya tümden bu kadar erken veda kötü olur ki hakkaten zor bir rövanş olacak.

yazıyı dün gece Avni Aker'de ilk 11 başlayan ve gollerde hiç hatası olmadığını, gelecek potansiyeli gördüğüm Mert'e selam ederek bitiriyorum. penaltıyı kurtararak ışığı yaktın Mert, gelecek için sana güveniyoruz.

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Tatil


Blog yazarları arasında bir adettir; yıllık izne, tatile veya seyahate çıkan blog yazmaya bir süre ara vereceğini belirtir. tabii ben cumartesi günü yola çıkmadan bunu yapamadım ve ardından geldiğim yerde kırık dökük bir bağlantı ile yazmaya çalışmaktayım. aslında biraz yaşlı bir laptop ve kaldığım yerin internet bağlantısı nedeniyle biraz kasarak ta olsa yazmak mümkün ama ben yokum diyeyim, siz öyle bilin..

bu arada ne oldu?

en son yazıda yönetime girişmiş, geciken forvet transferine ne diyeceğimi bilememiştim. daha çantamı odaya yerleştirip akşam yemeğine oturmuştum ki günlerdir adını andığımız Niang transferi sonuçlandırıldı! Niang için buradan detaylı analiz yazmak pek sağlıklı değil ama Pierre v. Hooijdonk'tan beri bir türlü dikişi tutmayan forvet için Niang'ın en azından biraz çare olmasını umuyorum. aslında Pvh'den beri dikiş tutmadı dedim ancak Nobre'den sonra demek gerek belki - buradan başka bir yazı konusu çıktı aslında bir anda: Alex'in muazzam performansı boyunca Nobre hariç dikiş tutmayan tek forvet pozisyonu -

dün akşam da lig tv olan bir yer bulup Antalyaspor maçını izledim. maç detayına buradan girmeden bir önceki yazıda ifade ettiğim kötü de oynasak kazanmalıyız şartını bu kez gayet iyi bir oyun ilavesiyle gerçekleştirdiğimizi söyleyebilirim. pas organizasyonunun çok başarılı olduğu, güzel gollerin atıldığı, yarım saatte Antalyaspor'un fişinin çekildiği bir maç oldu. Young Boys ardından oluşan baskının biraz kırılması adına iyi performans. ancak sahada Fenerbahçe için bu kadar olumlu şey varken ve de 2 gol - 1 asist ile oldukça parlamışken Semih'in Alex'in çıkması ardından kaptanlık pazubandını takmamak için diretmesi ve Emre'ye zorla vermek istemesi üzücü görüntülerdi. yine birileri için malzeme boldu ve sanki o malzemeyi vermezsek olmazdı!

neyse, maçı izlerken bir ara Semih ile Niang'ın beraber oynama ihtimalini düşündüm ancak Alex varken bu tercih sanırım pek çok rakibe karşı yapılabilecek birşey değil.

Perşembe akşamı PAOK ardından ligde Trabzon deplasmanları bir önceki Zor Seri başlıklı yazının önemli maçlarındandı. şimdi buralardan alınacak iyi skorlar güven açısından önemli ağırlığa sahip. bu arada aklıma gelmişken PAOK deplasmanında savunmada Bilica ve Bekir'in sarı kart, orta sahada Stoch'un kırmızı kart cezalısı olduğunu söylemek gerek. ayrıca kalede Volkan'ın sakatlığı PAOK maçında oynamasına engel olabilir. kale ve savunmada aynı anda bu kadar eksik pek iyi değil. dikkat etmek gerek..

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Zor Seri


Ligde yeni sezon başlamak üzere ve Fenerbahçe sezona gayet sert bir seri ile giriyor. geride kalan sürede Şampiyonlar Ligi 3. ön elemede Young Boys'a kaybedilen tur, bundan daha uzun süremeyeceğine iddiaya girilebilecek forvet transferi süreci ve üzülerek izlemek zorunda kaldığım Aykut Kocaman - Alex polemikleri..Fenerbahçe için yeterince genişletilebilecek, deşilebilecek, diğer taraftan kiminin pek fazla yararlanabileceği sorunlar..

ligin son haftasında bir kez daha kaybedilen şampiyonluktan sonra Kadıköy'deki ilk resmi maça yine geçmişe sünger çekip başka umutlar yükleyen taraftar için bir başka travmaydı Young Boys'a elenmek. Şampiyonlar Ligi hedefinin bu kadar erken bitmesi ile baskıyı üzerinde hisseden Fenerbahçe için lige başlangıcın pek bir sert olduğunu söylemek gerek.

geçen sezonun son maçındaki olaylardan dolayı alınan 2 maç seyircisiz ceza nedeniyle ilk hafta Antalyaspor, 3. haftada ise Manisaspor ile oynayacak Fenerbahçe 2. hafta Trabzon ve 4. haftada Kayseri deplasmanlarına çıkacak. bu 2 deplasman da ligin en çetin deplasmanlarından. bu 4 haftalık periyodun sonunda ise Kadıköy'e dönüyoruz ve taraftarın müdahil olacağı ilk lig maçı bu sezon transfere fazla yüklenen ve olağan popüler olan Beşiktaş ile. bence ve birçok kişi için yeterince sert bir başlangıç. ve bu arada Young Boys'a kaybettikten sonra geçilen Avrupa Ligi play-off turunda eşleşilen PAOK ile oynanacak maçlar. Young Boys'a elenerek baskıyı üzerine çeken Fenerbahçe için bundan daha kötü bir sınama serisi fikstür olamaz gibi.

bu alenen zor görünen seri boyunca öncelik oynanan futbola bakmaksızın alınacak galibiyetler. kötü futbol vs. futbolun ekabirleri tarafından zaten ister istemez sabahlara kadar konuşulabilir ama sahadan kazanarak çıkmak Fenerbahçe için baskıyı kırmak için çok önemli. eksikler-sakatlar, takıma yeni katılanların performansı ne olursa olsun o sahadan kazanarak çıkmak gerek.

ama bir yandan sahada bunlar olmalı derken yönetimin bu ekstra rahat tavırlarının artık can sıkmaktan öte birşey olduğunu, taraftarın sabrının muazzam bir şekilde sınandığını izliyoruz, görüyoruz ve maalesef bizzat yaşıyoruz. UEFA'ya play-off turu için bildirilen takım kadrosu listesine dahi yetişmeyen bir forvet transferi var. ama umut tükenmez! PAOK maçından önceki gün saat 00.00'a kadar yerel federasyonun da izin vermesiyle 1 futbolcu ismini bildirme hakkımız var. haklarımızı sonuna kadar kullanalım! aman tabi bu arada transferde bu kadar yavaşken eski yöneticinin polemiklerine en hızlısından cevap verelim, hiç geç kalmayalım. gerçekten sıkıldık biz. artık yeter!

bütün bu manasız ve sinir bozucu yönetim aksiyonlarına ve tabi üzerimizdeki negatif ortama rağmen kazanmayı, galip çıkmayı bekliyorum.

kısa dönem için gayet zor seri,
hakkından gelmek gerek..

6 Ağustos 2010 Cuma

PAOK


rotamızı mecburen çevirdiğimiz UEFA Avrupa Ligi'nde gruplar öncesi play-off turu kuraları bugün öğlen çekildi ve rakip Yunanistan'dan PAOK oldu. kura öncesi ayrıştırılan gruplara göre Fenerbahçe'nin seri başı olarak karşısına aldığı 6 rakip vardı ve bu muhtemel rakipler arasından bence bu tur için en sert olanını çektik. PAOK ta tıpkı Fenerbahçe gibi Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turunda elendi ve yoluna Avrupa Ligi'nde devam ediyor. Biz Young Boys'a kaybederken onlar Ajax'a deplasman golü ile kılpayı elendiler (1-1 / 3-3).

kuranın bu seviyedeki tur için sert olduğunu destekleyen pek çok etken var: bir kere sıfırdan duyulmamış Yunan amatör takımı çıksa bile Yunan - Türk eşleşmesinden dolayı milliyetçi duygularla yaratılan gergin bir ortam olur ki burada PAOK'un Yunan ligindeki konumu ve taraftarının tellere tırmanan cinsten bir çizgide olması bu detaydaki problemi büyütüyor (2002-2003 sezonunda UEFA kupası ilk turunda eşleşilen Panathinaikos maçında Kadıköy'de açılan since 1453 de akıllardadır doğal olarak).

geçen sene normal sezonu Yunanistan liginin klasikleri olan Panathinaikos ve Olympiakos'un ardından 3. sırada bitirdiler ve Yunanistan'da sezon sonu oynanan play-offlar'da sıralarını 2. yaptılar (burada Olympiakos'u içeride - dışarıda yendiklerini söyleyelim). Yunan liginin ağırlığı tartışılabilir ancak PAOK bu ligde belli bir istikrara sahip olmuş bir takım. taraftarı tellere tırmanır dedik yani oldukça ateşli türden. maçlarını 27,800 kişi kapasiteli Toumba Stadında oynuyorlar ve renkleri siyah-beyaz.

eşleşmenin ilk maçı Selanik'te oynanacak ve bizim için oldukça zor bir ortam yaratacaklarını söylemek sıradan bir cümle olacaktır. açıkçası bu tip bir eşleşmenin futbol maçından başka oyuna etki eden dinamikleri olacağı belli. sezona sıkıntılı başlayan Fenerbahçe için geçmesi hiç kolay olmayan bir engel. ancak Fenerbahçe'nin de bir potansiyeli var ve o potansiyel henüz ortaya çıkmadı bence. yukarıda yazılan tüm zorluklara rağmen tur ortada.

ve o turu kapmak için mücadele edeceğiz..

5 Ağustos 2010 Perşembe

Üzerine Bir Bardak Soğuk Fener Su İçelim!


Tesadüf bu ya, dün Young Boys rövanşı öncesi Fenerbahçe Spor Kulübü resmi sitesinden yeni kulüp ürünü "Fenerbahçe Su" tanıtımını yaptı. Aziz Yıldırım döneminde oldukça ve oldukça genişleyen ürün yelpazesinin son halkası Fenerbahçe Su!

bu yeni "ürün"tanıtımının hemen ardından ise Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi 3. ön elemesinde 2-2'lik ilk maçın rövanşına çıktı Kadıköy'de. taraftarın bir diğer son hafta travması ardından takımı aynı yerde tekrar görmek için tribünlere geldiği, maç öncesi ilk maçtaki kötü oyuna rağmen akıllara getirilmeyen elenme riski ve bir şekilde turu geçeriz hisleri..hepsini geçtim, herşeye rağmen değişmeyen gerçek: hasretinle yandı gönlüm!

fakat sahadaki sonuç bir kez daha hayalkırıklığı ve etkisi doğal olarak üzüntü. belki bunlardan ayrı olarak vurgu yapmak gereği olan tepkilerin sinirlenme boyutunda ve direkt olarak yönetim bazlı olması. taraftarın Young Boys'a elenmenin üzerine soğuk bir Fener Su içmesini beklemek başkalarının yapacağı bir iş olmalı, Fenerbahçe yönetiminin değil. bazı şeyleri aradan kısa bir süre geçtikten sonra tekrar yaşamak zorundayız sanki: son hafta şampiyonluk kaybetmek - yaz sezonunda maksimum vakit kaybedilen aynı adamlara kitlenmek - transferi sezon başladıktan sonraya kadar netleştirememek - Şampiyonlar Ligi hedefini bu süreçteki hatalar ile kaybetmek.

Futbola bu kadar ilgi duyan, onunla ilgili gerçekleri bilen biri olarak, futbolun bir parçası olan transferin basite indirgenmemesi gerektiğini, belli ciddi araştırmalar ardından pazarlıklar ve bir disiplin içerisinde halledilmesi gerektiğini biliyorum ama Fenerbahçe yönetiminin bunları yapmak için oldukça zamanı vardı. artık transfer aceleye gelmez sözünün burada dengesiz bir hal aldığı çok acı bir gerçek.

Yönetimi bu seviyede eleştirirken 2 Young Boys maçında sahaya çıkan Fenerbahçeli futbolcuların da an itibariyle iyi olmadıkları ve bu mevcut durumdan çıkmak için zamanı iyi kullanmaları gerektiğini belirtmek gerek. konu başarısızlık ve Fenerbahçe olunca buradan ekmek yiyen çok olur tıpkı başarısızlık yerine başarı olduğundaki gibi. şimdi en nihayetinde Fenerbahçe için bu seviyede elenmek kötü bir sonuç fakat diğer yandan Young Boys'un 2 maç sonunda turu geçmeyi çok net hak ettiği de gerçek. Fenerbahçe'nin bu sıkıntılı başlayan sezonda hazır kıta bekleyen felaket senaryolarını hızlıca bertaraf edecek oyun olmasa bile saha skorlarına ihtiyacı var. Aykut hocanın maç sonu basın toplantısında kullandığı ifadelerin yine doğru ve önemli olduğunu düşünüyorum. Fenerbahçe'nin birikmiş sorunları olduğunu, görevde olduğu sürede de bunlarla yüzleşmek ve çözmek zorunda olduğunu söylemesi önemli.

Ancak transferin bu kadar uzun bir sürede sonlandırılamaması, aynı adamlara kilitlenip vakit kaybedilmesi, nasıl olsa Young Boys'u geçeriz daha zaman var hallederiz mantığında olunması ardından Fenerbahçe yönetimi piyasaya sürdüğü suyu bence kendi içmelidir.

29 Temmuz 2010 Perşembe

Young Boys 2 - Fenerbahçe 2


Fenerbahçe yeni sezonun ilk resmi maçında, Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme karşılaşmasında Young Boys deplasmanından 2-2'lik bir skorla Kadıköy'e geri dönüyor. maçın detayına ve yansımaları üzerinden konuşmaya girmeden kısa bir maç özeti cümlesi şöyle benim açımdan: Fenerbahçe'nin oyunu kötü, alınan skor buna göre gayet iyi.

Young Boys karşısında maça başlayan Fenerbahçe ilk 11'nde belirli eksiklerden söz etmek mümkün, bunu bahane olarak değil detay olarak yazdığımı da belirtmek isterim. Aykut hocanın hazırlık maçlarında defansın ortasında sürekli oynattığı İlhan Eker de son antremanda sakatlanmış ve defans kurgusu Gökhan Gönül - Lugano'suzluğun yanında hazırlık maçlarında sürekli denenen Bilica - İlhan Eker tertibinde bile değil, Önder sağbekte, Bekir ise İlhan'ın muhtemel başlayacağı yerdeydi. maçın ilk anlarından itibaren Young Boys etkisi ve tehlikelerini hissettik. fakat golü bulan taraf güzel paslaşmalar sonrası Fenerbahçe oldu. Young Boys'un İsviçre ligindeki maçlarının ne kadar gollü olduğunu biliyoruz onlar da zaten oynadıkları oyunun doğal karşılığının bu olduğunu maçın tamamında izleyenlere hissettirdiler. yedikleri gol sonrası kalemizi yoklamaya devam ettiler ve golü buldular. Fenerbahçe açısından kötü bir goldü, rakip 6 pasın içinden çok rahat bir kafa vuruşuyla golü buldu. ilk yarının devamında da Young Boys gerçekten kötü goller kaçırdı, hele bir pozisyonda arkaya kaçan adamın plasesinin direkten dönmesi ve dönen topa vuruşun boş kale yerine alakasız bir yere gitmesi en fena olanıydı. buralardan gol çıkaramayan Young Boys 2. organize gelen Fenerbahçe atağında kalesinde golü gördü. Stoch maçın içinde parlayan güzel performansını bu güzel golle süsledi. ardından çok geçmeden Kazım'ın değişmeyeceğini ispatladığı anlamsız hareketi sonrası 2. sarı ile kırmızı kartı görmesi ve devreye 10 kişi kalarak oynanan oyuna göre güzel skorla giriş.

2. yarıda 10 kişi kalma nedeniyle daha kapanan bir Fenerbahçe ama bir yerden sonra yine tehlikeli Young Boys atakları, Volkan'ın çıkardığı, direkten dönen şut vs. ve sonlara doğru bir penaltı golüyle 2-2'ye gelen oyun. normal bir Avrupa maçı için deplasmanda alınan 2-2 lik skor her zaman iyidir ancak bu 2-2 konusunda şanslı olduğumuzu söylemeliyiz.

maçın ardından medyadan yansıyan reaksiyonlar çok bilindik! onlar Fenerbahçe'nin biraz kötü veya biraz iyi olmasından her zaman nemalandılar, bundan sonra da nemalanacaklardır. burada önemli olan Fenerbahçe'nin çıktığı ilk resmi maçta ortaya iyi bir performans koyamadığı ama bu performans sonrası gelecekle ilgili çok büyük negatif çığırtkanlıkların da yapılmaması, negatif ortam yaratanların niyetlerinin bilinmesi gerektiğidir. yazının başında bahane olarak değil ama detay olarak söz etme gereği hissettiğim takımın önemli eksiklerinin hatta tamamlanamayan transferin olduğu ortada.

Young Boys ilk maçından çıkartabileceğimiz bazı satırlar: daha sezonun en başında olduğumuzu unutmadan Fenerbahçe'nin bu olmadığını bilmek, takımda eksikler olduğunda onların yedeği dediğimiz oyuncuların kafalarda soru işareti yaratması, Stoch transferinin çok doğru bir hamle olduğu ve kendisiyle ilgili önümüzdeki dönemde de güzel şeyler söyleyebileceğimiz, Kazım'ın değişmeyeceğini ispatlaması ve üzerine düşmenin bir yarar getirmeyeceği hissi. ve kişisel fikrime göre pek olası gözükmese de Bilica'dan daha iyi bir stoper bakmanın gerekliliği, Bilica'nın + kontenjan olarak kullanılması. Forvet transferi kadar bunun da önemli olduğunu düşünüyorum. nitekim 10 kişiyle kapandığında daha iyi gözüken ancak açık alanda kötü yakalanan bir Bilica var ve Fenerbahçe şartlar zorlamadıkça kapanmayacak.

neyse bu konuda Aykut hocanın bir hamlesi olacak mı emin değilim ancak Fenerbahçe'nin dünden daha iyi olacağı, Young Boys'un da öyle çok kötü bir takım olmadığını söylemek gerek.

şimdilik en çok ihtiyacımız olan şey, zaman

23 Temmuz 2010 Cuma

Issiar Dia Transferi


biraz gecikmeli ama üzerine yazılması gereken bir transfer Issiar Dia. herşeyden önce Fenerbahçe'de Aykut Kocaman'ın takımın başına geçmesi ile başlayan dönüşümün sinyallerinden biri bu transfer. tıpkı Stoch transferi gibi Dia transferi de Fenerbahçe'nin yüzünü başka bir yöne çevirdiğini gösteren gelişmelerden. yabancı transferde yaşları bu kadar küçük olan oyuncuların, yıldız olmayan ama potansiyel yıldız olma ihtimali olan oyunculara yönelmek, sürekli Brezilyalı futbolculara tamah eden yapının artık Slovak - Senegal asıllı Fransız gençlere yönelmesi istediğimiz, beklediğimiz değişimler..

Aykut Kocaman'ın Belçika kampında yaptığı son basın toplantısında ifade ettikleri benim açımdan çok değerliydi, birçok Fenerbahçeli için de böyle olduğunu biliyorum. bize aç oyuncu lazım diyor Aykut hoca, Fenerbahçe'ye geldiğinde kendini buraya ait hissedecek, Fenerbahçe'ye değer katacak oyuncuların transferinden bahsediyor. buradan gideceği zaman da kulübe para kazandırmasının da önemsiz bir detay olmadığını vurguluyor.

Issiar Dia 1987 doğumlu, altyapı eğitimini Fransa'da almış, Fransa 21-19 yaş altı takımlarında oynatılmış ancak son tercihini Senegal milli takımdan yana kullanmış. profesyonel kariyerine 2004'te Fransa 2. lig takımlarından Amiens'te başlamış ve 2 sezon sonra Nancy'ye transfer olmuş. 2006-2007 sezonundan Fenerbahçe'ye gelene kadar 4 sezonda Nancy'de düzenli forma giydiğini söyleyebiliriz. izlenimim topla ve topsuz süratli, dikine oynayan bir kanat adamı. kısa boyu ile pire gibi bir adam izleme ihtimali mevcut. Aykut hocanın bilerek ve özellikle seçerek yaptığı bir transfer olması da beni ayrıca umutlandırıyor. Fenerbahçe taraftarının bu genç yabancı transferlere tribünden desteğini esirgememesi, topu beklediği gibi stop edemediği veya istenen yere pası atamadığı zaman homurdanmaması gerek. bu çocukların altyapısının iyi olduğu, yetenekleri olduğu açık. Fener'in ışığına ışık katacak olmaları muhtemel ve negatif değil pozitif enerjiye ihtiyaç var. bunu yapan büyük bir kitle var ama genele yaymak gerek.

Fenerbahçe'de bir dönüşüm olacaksa bu Aykut hoca ile olacak.

güzel günlere uzak olmadığımızı düşünüyorum.

22 Temmuz 2010 Perşembe

Fenerbahçe-Galatasaray


Fenerbahçe - Galatasaray ezeli rekabetinde uzun yıllar sonra sezon öncesine ayarlanmış bir hazırlık maçı, yer Almanya, tribünler sayıca yaklaşık olarak ikiye bölünmüş, gurbetçiler için sevdikleri takımlarını yerinde görebilme fırsatı, maçın adı üzerine pek spekülasyon dönen "Dostluk Maçı", iki takımın da önemli eksikleri var ve her maçın gidişatında olduğu gibi bu maçta da bir takım farklı dinamikler de olsa kazanan yine Fenerbahçe.

maçı yine Fenerbahçe kazanırken neler oldu diye biraz aralarsak, öncelikle henüz 13. dk.'da Selçuğun gördüğü çift sarıdan bir kırmızı kart var. ilk sarı kartın Ali Turan'ı arkadan çekmesi nedeniyle doğruluğu tartışılmaz fakat daha üzerinden saniyeler geçerken 2. sarı kartın gelişimi hakkaten enteresan. burada - hala karar verebilmiş değilim - Selçuğun ayağı hakeme mi geliyo yoksa Selçuk bunu bilerek mi yapıyo ki bilerek yapıyosa bu ciddi rahatsızlık verici bir durum (gidip patrona tokat atmak gibi bişey olmalı) ve bunun karşılığı net kırmızı. açıkçası ben kötü versiyona inanmak istemiyorum. neyse 10 kişi kalan Fenerbahçe karşısında Galatasaray'ın oyunu domine ettiğini söylemek mümkün değil. hafif Galatasaray ağırlıklı giden dengeli oyunda orta alandan Alex ile başlayan atakta Cristian'ın son dönemdeki en hücum efektif seri hareketleri sonrası (orta sahada çalımla önünü açması şıktı) soldan deplase olan Andre Santos'u bulması ve Andre Santos'un Galatasaray'ın muazzam transfer taktiği ile 6 ay futboldan uzak kalan Ali Turan'ı 6 saniyeden çok daha kısa sürede ekarte edip sol çaprazdan hedefi bulmasıyla Fenerbahçe bir kez daha Galatasaray ağlarını sarstı. bu güzel gol maçın tek golü oldu. mücadele özellikle 2. yarı skoru korumaya - oyunu tutmaya çalışan Fenerbahçe'nin yarı alanında geçti, Galatasaray bu süreçte gollük pozisyonlar yakalasa da gol yapmayı başaramadı. Galatasaray açısından psikolojik sıkıntı giderek büyümeye devam ediyor ve Fenerbahçe'ye karşı bunu bozabilecek iradeyi ne zaman göstereceklerini herkes merakla bekliyor. maçı Fenerbahçe açısından tam değerlendirmek mümkün değil nitekim 75 dk.nın biraz daha üzerinde 10 kişi oynamak ve bununla bağlantılı oyun düzeninde ister istemez farklı davranmak bu değerlendirmeyi engeller ancak Aykut hocanın da dediği gibi mücadele ve hırs açısından olumlu bakabiliriz.

hakem konusunu atlamak olmaz. maçın hakemi Thorsten Kinhöfer sanki birşeyler ispatlama çabasındaydı ya da belki de bana öyle gelmiştir ama özellikle gol sonrası meşalelerin yanması ardından küsüp gitmesi ilginç oldu. 8-9 dk. sonra geri geldi ve herkes şaşkınlıkla birbirine bakıyordu, anonslar yapıldı ve maça devam edildi. gösterdiği bazı sarı kartları da acele diye yorumlayabiliriz, neyse arkasından daha fazla konuşmayalım ama geniş kitleler kendisini beğenmedi diyebilirim.

Fenerbahçe, Young Boys serisi öncesi Galatasaray karşısında bir kez daha kazanarak moral buldu ve şimdi gözler ilk resmi maçlar olan Young Boys maçlarında. bir dönüşüm geçiren Fenerbahçe için en az hasarla atlatılması gereken zamanlar. umutla bekliyoruz..

19 Temmuz 2010 Pazartesi

Yeni Sezon Öncesi Değerlendirmeler - III


Fenerbahçe yurtdışı hazırlık kampındaki 3. hazırlık maçını Belçika 1. lig takımlarından Genk ile yaptı. ilk 2 maçta AZ Alkmaar'a 0-2 ve Köln'e 2-5 kaybettikten sonra klasik homurtular başlamış (yeryüzünde sadece Fenerbahçe'ye özgü) ve Aykut Kocaman zeki bir hamle ile medyanın ortalığı karıştırmasına müsaade etmeyecek sert çıkışını yapmıştı. bugün Genk karşısında 3-0 kazanan bir Fenerbahçe var. hazırlık maçlarında olumsuz ya da olumlu uçuk yorumlar yapılmasından yana olmayan ben Fenerbahçe'nin bugün özellikle 2. yarıda üzerinde ister istemez yaratılan o negatif havayı dağıtan bir performans sergilediğini söyleyebilirim.

Genk geçen sezon 15 takımlı Belçika 1. ligini 11. sırada bitiren bir takım. Fenerbahçe ise Genk'e göre gücü çok belli bir takım. fakat hazırlık kampında mevcut eksiklerle çalışmalar devam ediyor. bu eksiklere göre bile maça favori ama pek bir moralsiz başlayan Fenerbahçe ilk yarıda istediği üstünlüğü kuramadı. kalede ilk 2 maçta yer alan Volkan Babacan yerine Mert Günok vardı ve bence maçın genelinde iyi bir görüntü verdi. sağbekte Önder yerine Bekir başlarken tandem hazırlık maçları klasiği olarak Bilica-İlhan Eker'di. sol bekte Andre Santos oynarken orta saha göbeğinde Selçuk-Cristian yer aldı. sağ kanatta Deivid, solda ise Stoch vardı. Alex onların önünde her zamanki rolündeyken en önde tek forvet Gökhan Ünal'dı.

bu maçta bir kez daha anlaşıldı ki Deivid bence Fenerbahçe'de pozisyonu olmayan bir futbolcu. Zico hocanın 2. senesinde sağ kanatta bariz içe kat ederek muazzam işler yapan Deivid aslında sağ kanat oyuncusu değil. Alex ile özdeşleşen o forvet arkası serbest rolde de beklenen isim değil ve de aslında ilk alındığında orjinal yeri olduğunu bildiğimiz tam bir forvet te değil. önceki yazılarda + kontenjanına sokulabilir dediğim Deivid için ben ileride bir yarar sağlanamayacağını düşünüyorum. bu maçta yerine giren Kazım her ne kadar aklı bir karış havada bir intibaya sahip olsa da tam bir kanat oyuncusu ve girdikten sonra Deivid'in oldukça pasif olduğu kanattan 2 asist çıkartabildi. bunu sadece bu maç özelinde söylemediğimi de vurgulamak isterim. Kazım'ın üzerine eğilmek ve ondan yararlanmak gerek diye düşünüyorum.

geride kalan 3 maçta da Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'de bildiğimiz oyun şablonunu devam ettirdiğini görüyoruz. belki de Alex varken tek oynanacak dizilişin bu olduğuna inanmalıyız. maçın genelinde ise Stoch'un çabalayan, kendini göstermeye çalışan bir oyun sergilediğini ve gençlerden sağ bekte Bekir'in yerine giren Okan'ın güzel bir heyecana sahip olduğunu söylemek gerek. hemen 1 gün aradan sonra çarşamba akşamı Galatasaray ile bir hazırlık maçı var. gözlerin bu maça döneceği kesin. TSYD maçları bittiğinden beri de Fenerbahçe-Galatasaray yaz döneminde hazırlık adına maçlar yapmıyordu, bu bakımdan da oldukça merakla beklenen bir maç olacaktır.

bir not olarak ta bu hazırlık kampında daha güçlü kalibrede takımlarla oynayan Fenerbahçe'nin yıllardır konuşulan hazırlık döneminde çok güçsüz amatör küme takımlarıyla oynamasına bir son vermesinin de önemli olduğunu düşünüyorum.

18 Temmuz 2010 Pazar

Sayın Yönetim Transfer Yapmalıdır!


Fenerbahçe Yönetimi Daum'un dünkü Köln maçı öncesi medyaya verdiği demeçlerden rahatsız olmuş ve buradaki açıklamayı yapma gereği hissetmiş. ben de diyorum ki Sayın Daum Susmalı ise Sayın Yönetim de Transfer Yapmalıdır!

bundan önceki yazılarda transfer konusunda gecikildiğini, çok yakında Şampiyonlar Ligi ön eleme maçlarının olduğunu, transferlerin neticelendirilmesi ve bu yeni oyuncuların takıma adaptasyonunun önemli olduğunu yazmıştım ama o günden bugüne halen bir değişiklik yok. medyada transferi için çalışılan oyuncular hakkında belli bazı haberler mevcut ancak çok fazla uzamış ve neticesi Fenerbahçe için pek iyi olmayan bir durum söz konusu. transfer yapmanın öyle bakkaldan ekmek almak gibi kolay olmadığını, ince eleyip sık dokumak gereken bir iş olduğunu bilmenin yanında da geç kalındığının bariz olduğunu da söylemek gerek.

akıllara Zico'nun göreve geldiği ilk seneyi getirebilir, Şampiyonlar Ligi ön elemesinde transfersiz ve belli mevkilerde bariz eksiklerle Dinama Kiev'e elendiğimizi ve bunun ardından Lugano-Edu-Deivid-Kezman transflerinin yapıldığını hatırlayabiliriz.

tarih itibariyle durum bu kadar kötü olmasa da geç kalındığı çok net ortada. Daum'un hala Fenerbahçe hakkında konuşmasından yana değilim ama -meli / - malı şeklinde kamuoyu açıklamaları yapmak yerine transfer yapmanın ve belki takımdan gitmesi gündemde olan oyuncuların durumlarının netleştirilmesine çalışmak daha faydalı olacaktır.

16 Temmuz 2010 Cuma

Young Boys

bugün öğle saatlerinde çekilen kura sonucu Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turundaki rakibi İsviçre'den Young Boys oldu. Şampiyonlar liginde geçen sezon uygulanmaya başlanan şampiyon takımlar ile şampiyon olmadan lige katılmaya çalışan takımlar arasındaki ayrıştırma ile bugünkü muhtemel rakipler arasında İskoçya'dan Celtic'in de olduğunu söylemek gerek. muhtemel 5 rakipten biri olan Celtic bu aşamadaki tur için gereksiz sert bir eşleşme olurdu. diğer ihtimaller Romanya'dan son dönem ŞL gruplarında entersan işlere imza atan Unirea Urziceni, Yunanistan'dan PAOK ve Belçika'dan Gent takımlarıydı. Young Boys Gent ile birlikte tercih edilen takımdı. ilk maç deplasmanda, rövanş Kadıköy'de. bu aşamadaki tur için kağıt üstünde iyi kura.

Young Boys ile ilgili kısa bilgiler şöyle;

renkleri: sarı - siyah
stadları: 32.000 kapasiteli Stade de Suisse (stad Euro 2008 için inşa edilenlerden)
teknik direktörleri: Bosnalı Vladimir Petkoviç

geçen sezon İsviçre Ligini Basel'in ardından 2. sırada tamamlayan Young boys son 2 sezon ligin gol kralı olan kadrosundaki en iyi golcüsü Seydou Doumbia'yı CSKA Moskova'ya sattı.

ayrıca geçen sezon Avrupa Ligi 3. ön eleme turunda Athletic Bilbao'ya deplasman golü farkıyla elendiklerini söyleyebiliriz (0-1, 2-1).

Fenerbahçe'nin önünde geçmesi gereken play-off turunu da düşününce Young Boys'u saf dışı bırakması gerek.
yolumuz uzun olsun..

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Yeni Sezon Öncesi Değerlendirmeler - II


Fenerbahçe yeni sezon hazırlıkları kapsamında bu akşam ilk kez bir hazırlık maçına çıktı. rakip Hollanda'nın başaltı takımlarından AZ Alkmaar. takımın başında Aykut Kocaman, yeni bir sezon öncesi ilk kez sahaya çıkan bir Fenerbahçe, tutkulu olan bu bünyelerde ister istemez bir heyecan yaratıyor. hadi bakalım rastgele diyen, Fener için çarpan kalpler..

sahaya çıkan ilk 11'de belli eksikler göze çarpıyor: kalede Volkan sakat yerinde Babacan Volkan var, savunmanın sağında Gökhan Gönül sakat ve istanbul'da kaldığı için yerinde Önder başlıyor, defansın ortasında Lugano Uruguay ile dünya kupasında yukarıları zorlayıp turnuvayı geç tamamladığı için yok, yerinde takıma yeni katılan İlhan Eker var, Alex'in bebeği dünyaya geldi, kampa yeni katıldı ve yerinde Deivid var.

takım son senelerde alışık olduğumuz taktik dizilişe benzer bir şekilde çıktı AZ karşısına. 4'lü savunmada yukarıda bahsettiğim değişik kurgunun yanında sol bekte yeni transfer Caner Erkin başladı. orta göbekte defansif olarak alışılagelen 2'li de Selçuk ve Cristian varken Emre bu ikiliye yakın biraz solda ama tam da net bir şekilde solda olmadan oynadı. aslında aynı anda Selçuk-Cristian-Emre orta sahası ekstra bir defansif orta saha özelliği ama bunun eksiklerden dolayı bu maça özgü olduğunu biliyoruz. Emre'nin sol önde tam bir kanat olmadığını söylerken sağ önde Kazım'ın başladığını, Deivid'in en önde forvetteki Semih'e yakın ama serbest bir rolde oyuna başladığını söyleyebiliriz. 2. yarıda şu ana kadarki tek yabancı transfer olan Stoch'un oyuna girmesi ve daha sonraki oyuncu değişiklikleri ile saha içinde pozisyonu değiştirmesinden söz etmek mümkün. yine maçın 2. yarısında sakatlıktan kurtulan Andre Santos'un oyuna dahil olduğu, ilk yarıda oynayan Semih'in yerine Gökhan Ünal'ın oyuna girdiği, Önder ile Bekir'in yer değiştirdiği, genç kuşaktan Gökay'ın sonlara doğru şans bulduğu bir hazırlık maçıydı AZ Alkmaar maçı. 2. yarının başlarında ceza sahası sağ çaprazından ve oyunun sonlarında rakip kaleden gelen aut atışından seken topa aşırtma yapılmasıyla yenilen 2 golle kaybedilen bir maç oldu.

hazırlık maçları üzerine çok ahkam kesilmesinden yana değilim, kazanırken de - kaybederken de bu böyle olmalı. takımın eksikleri, sakat oyuncuların durumu ortada ancak halihazırda neticelenmesinin de artık daha fazla uzamaması gereken yabancı transferleri mevcut. bunların daha fazla vakit kaybetmeden sonuçlandırılması ve Fenerbahçe için önemli olduğu çok net belli olan Şampiyonlar Ligi ön elemeleri öncesi takıma kazandırılmaları, adaptasyonları önemli. nitekim ilk resmi maç olan -nispeten kolay olduğunu düşündüğüm- ilk ön eleme maçı için 12 gün kalmış durumda, sonraki turun ise ne kadar zorlu olacağı şimdiden belli. hazırlıkların konsantresinin Şampiyonlar Ligine giriş için olduğu dönemdeyiz. bu dönemi iyi geçirmek gerek.

13 Temmuz 2010 Salı

Dünya Kupasının Ardından


Futbol güzel oyun, heyecanı bambaşka ve yıllardır kitleleri peşinden sürükler..sayı olarak da en çok gözün üzerinde olduğu organizasyon Dünya kupalarıdır. başlarken heyecan büyük, biterken yine bekle bakalım 4 sene daha tadında bir üzüntü. bu kez kazanan, kendi adlarına bir ilk olması açısından da ayrı bir önem arz eden İspanya. hak ettiklerini söylemek hiç yanlış olmaz. bir önceki yazıda muazzam bir jenerasyonun bir arada olduğuna dikkat çekmiştim ve o jenerasyon 2008 Avrupa Şampiyonası ardından 2010 Dünya Kupasında da zafere ulaşmayı başardı. oynadıkları oyuna futbolseverler saygı duyuyorlar ve seveni de çok İspanya'nın.

kupaya uzandıkları final maçı dahil eleme turlarında aldıkları 1-0'lık galibiyetler sadece ilginç bir istatistik detayı çünkü onlar aman gol yemeyeyim arada da bir tane atayım sıyrılayım gideyim peşinde değiller. topla oynamayı, topu koşturmayı çok seviyorlar ve tabi bunu iyi beceriyorlar. Finalde Hollanda bunu bozabilmek için taktik adı altında ekstra sert oynadı, Almanlara göre daha başarılı olduklarını söyleyebilirim. maçın içerisinde de kontra toplarda mutlak gol pozisyonlarına girdiler ama sahada hakim olan İspanya idi. belki 4 dk. kala Iniesta golü olmasa penaltılarda işin rengi her zaman değişik olur tezi devreye girebilirdi ancak işte buna bile imkan vermeden golü buldular. İspanya'nın bu oyununu kime kabul ettiremeyeceğini bilmiyorum ve onlar oyunu bu şekilde domine ederek kupaya uzandılar.

geriye dönüp beni bu turnuvada en çok etkileyenler üzerinden konuşursak, Dünya kupasının en iyi oyuncu ödülünün çok doğru birine gittiğini söyleyebilirim. Diego Forlan da en az İspanya kadar bu ödülü hak etti, takımı için çok önemli ve fark yaratan bir oyuncu. bir sonraki dünya kupasında olur mu olmaz mı bilinmez ama kariyerinin sonlarına doğru aldığı bu büyük ödül çok değerli. Forlan üzerinden ilintili olarak Uruguay'ın bitirdiği derece açısından önemli bir başarı elde ettiğini söylemek mümkün. 2002'de Türkiye'nin önünün açıklığına çok benzer (2.turda Asya takımı ardından çeyrek finalde Afrika takımı) bir gidişle bu sonucu almalarına rağmen başarı göz ardı edilemez. yine kendi çıtalarını sonuç olarak yukarı çeken Paraguay ve Gana da başarılı oldular bana göre. ilginç bir istatistik; herkesin en az bir kez yenildiği turnuvada Yeni Zelanda namağlup ünvanını elde etti. Almanlar Thomas Müller ve Mesut'u oldukça öne çıkardılar. Japonya'dan Honda, Slovakya'dan Vittek, Gana'dan Gyan Asamoah, Uruguay'dan Luis Suarez performanslarıyla parlayan isimler oldular.

Brezilya'da düzenlenecek 2014 dünya kupasına kadar futbola dair pek çok şeye şahit olmak mümkün. sonuçta ne diyoruz, zaman bu nasıl geçtiğini geriye dönüp bakınca anlıyorsunuz!

11 Temmuz 2010 Pazar

Final Tahmini


zaman yine çabuk geçti ve koca bir turnuva daha geride kalmak üzere..bu aklı başımda izlediğim veya izlediğimi sandığım 6. dünya kupasıydı. Maradona etkisiyle Arjantin'e sevdalanmam ve hadi oturup izlemeye başlayayım dediğim günden bugüne 20 yıl. Arjantin yine hayalkırıklığı ve hüznü yaşattı ama geride kalan zaman futbolun sunduğu tartışmasız heyecan bakımından oldukça güzel - ki bu turnuvaya özellikle ilk grup maçları itibariyle ne kadar sıkıcı başlamıştık -

bu gece final oynayan iki ülkeden biri dünya kupasını kazananlar listesine yeni kayıt olacak. Hollanda'nın 1974 ve 1978'de üstüste 2 kez evsahipleri Almanya ve Arjantin'e kaybettiğini biliyoruz. İspanya ise tarihinde ilk kez dünya kupası finali oynayacak. bir de herkesin bildiği üzere kupa ilk kez kıtasının dışına çıkacak ve bir Avrupa ülkesine gidecek, daha önce Avrupa ülkelerinin kıta dışında bunu başaramadıklarını biliyorduk. Hollanda finale kadar tüm maçlarını kazanarak geldi ve kupayı kazanırsa her maçını kazanarak şampiyon olan 4. ülke olabilir (1930 Uruguay, 1938 İtalya, 1970 ve 2002 Brezilya) fakat İspanya açısından bir ilk istatistik olabilir o da turnuvadaki ilk maçında kaybedip sonunda dünya kupasını kazanmak. bunu yapan yok.

maçın özelinde şunu söylemek mümkün; İspanya topa fazlasıyla hükmeden, pas trafiği ile rakibi sinir eden, gücünü bence orta sahasından alan ama savunması ve hücum hattı oldukça iyi olan bir takım. muazzam bir jenerasyon yakaladıkları ortada. diğer tarafta bu kadar komple olmadığını düşünebileceğimiz ancak hücum hattında şapkadan tavşan çıkarabilecek potansiyelde adamları olan Hollanda. yarı finalde Almanya'yı çaresiz bırakan İspanya'da turnuva boyunca form yakalayamayan Torres'in kenara çekilip Pedro'nun sahaya sürülmesi ile oluşan etki de aklımızda. bu akşam da Torres'in kenarda başlaması olası. hakim olan İspanya'nın belirgin favoriliği ancak artık ortada bir dünya kupası var ve bu kadar yakınken kimse kolay pes etmez. futbol garip oyun, enteresan tesadüfler, pozisyonlar vs. ancak normal şartlarda İspanya bu dünya kupasını kazanacak gibi duruyor buradan bakınca. bakalım akşam neler olacak..

Tahmin: İspanya

9 Temmuz 2010 Cuma

Yeni Sezon Öncesi Değerlendirmeler - I


Fenerbahçe yeni sezon hazırlıklarının ilk aşaması olan İstanbul'daki çalışmaları tamamladı ve pazartesi günü yurtdışı hazırlık kampı için Belçika'ya hareket edecek. antrenman notlarından gözlemleyebildiğim Aykut hocanın takıma daha çok topla çalışmalar yaptırmasıydı. dikkatimi çeken bir ayrıntı da futbolcuların antremanlarda tekmelik kullanmaları ve uzun çoraplar ile yer almalarıydı. sanırım Aykut hoca antreman sırasındaki mücadelelerde yaşanan gereksiz sakatlıklara bir tür önlem almak istemiş.

yeni yapılan transferlerden Caner ve İlhan takımla çalışmalara katılırken, şu ana kadarki tek resmi yabancı transfer olan Stoch Slovakya'nın 2.turda elenmesinden sonraki izin-dinlenme hakkını kullandığı için antrenmanlarda yer alamadı. Uğur Boral geçen sezonun ortasında menisküs sorunu yaşadığı sol dizinden yeniden sakatlandı ve ameliyat oldu, verilen bilgilere göre 1-1,5 ay kadar yok. takımın halihazırda geçen sezondan bugüne yansıyan sakatları da mevcut, Gökhan Gönül, Özer, Andre Santos gibi..onlar da çalışmalarını ayrı sürdürerek iyileşme sürecindeler. ve bir de sıkıntısı her halinden belli bir Güiza var ortada, fikrim artık gitmesi yönünde ki sabır denen kelimenin Fenerbahçe'deki savunucularındanım. bununla ilgili de maliyet sorunu şüphesiz olacaktır ama yazının dışına çıkmayalım.

buradan takımın kadro yapılanmasına gelirsek, Fenerbahçe'nin Güiza'nın kalması halinde bile son model 6+2+2 kuralından dolayı 2 yabancı alma hakkı mevcut. Güiza'nın takımdan ayrılma ihtimali kuvvetli ama biz yine de mevcut durum üzerinden gidelim. o 2 yabancı hakkından birinin mutlaka forvete kullanılması gerekir diye net bir fikir öne sürebiliriz. diğerinde ise şöyle bir sıkıntı var; ben Fenerbahçe'nin Bilica'dan daha iyi ve yararlı olabilecek bir stoper bulabileceğini düşündüğüm için o hakkı defansa kullanmaktan yana bir çizgideyim fakat bu yazıya sonda bağlayacağım transfer ihtimali olan isimlerin hepsi ya orta saha (kanat) ya da forvet. bu bakımdan belki Güiza'nın ayrılması ile bu alternatif oluşabilir ki ben nedense Zico'nun 2.senesinde muazzam bir çıkış yakalayan Deivid'in de artık pek katkı sağlayamayacağını düşünüyorum. burada tabi olaya +2 veya diğer +2 lerin de esnek olması penceresinden de bakmak gerek dolayısıyla Deivid bu + lardan olabilir.

Fenerbahçe'nin transfer haberleri arasında ismi alınmaya en yakın aday Milos Krasic oldu. adı özellikle Juventus ve hatta Man. City için anılan, bonservisi 15 milyon € lar civarında dolanan Krasic orta saha sağ kanat oyuncusu. bir yandan bu isim için umutlanırken geçen sezon Beşiktaş ile adeta sidik yarışına girilerek yüksek maliyetle alınan Mehmet Topuz'un, eğer Aykut hoca forvette kullanmayı düşünmüyorsa Kazım'ın ve + olarak yaftaladığım Deivid'in o pozisyonda olduğu düşünülürse hafif bir soru işareti var. tabi karşı fikirlere rağmen ben Mehmet Topuz'un orta sahada merkezde de oynayabileceğini düşünenlerdenim her ne kadar hücum yönü kuvvetli de olsa savunmaya dönük bir umursamazlığı yok. takımın sol kanadı özellikle sol ön ağlar vaziyetteyken buraya Stoch ve Caner'in gelmesi, mevcut Andre Santos ve Uğur Boral ile sıkıntı yok gibi. orta sahada alternatifin fena olmadığı bir kadro yapısı mevcut aslında Fenerbahçe'de ancak Semih'ten başka seçeneği olmayan forvete transfer şart. onunla da ilgili bugün ilginç bir haber düştü, L'equipe Fenerbahçe'nin Nancy'nin forveti Issiar Dia'yı istediğini ve 6 milyon € teklifte bulunduğunu yazdı. bu tip ismini daha önce hiç anmadığımız futbolcuların keşfedilmiş, araştırılmış olmasına ben her zaman önem veririm ama ilk aşamada aranan forvet bu mudur sorsuna net bir evet cevabı veremiyorum tabi.

günler ilerledikçe transferler resmiyete döküldüğünde bunlarla ilgili tekrar değerlendirme şansımız olacak ve takımın Belçika kampında yapacağı hazırlık maçlarında sahadan yansıyanları da değerlendirerek yeni sezon öncesi yazılara devam ederiz..bu yazı bir serinin ilki olsun.

6 Temmuz 2010 Salı

Yarı Final Tahminleri


Dünya kupasında finalistler belli olmak üzere..yarı finallerden ilki bu gece 21.30'da Uruguay ile Hollanda arasında. yarın akşam ise son Avrupa Şampiyonasının finalistleri bu kez dünya kupasında finale çıkmak için mücadele edecekler. 2. turdan itibaren bir alışkanlık haline getirdiğim maçlar öncesi tahminlere devam ediyorum;

Uruguay - Hollanda
Güney Amerika takımlarının çeyrek finaldeki çokluğu dikkat çekerken Brezilya-Arjantin-Paraguay'ın elenmesi ile yola devam eden tek güneyli Uruguay kaldı. hem de Güney Amerika elemelerinde son anda 5. olup play-off oynamak zorunda kalmışlar ve buraya öyle gelmişlerdi. grupların bitiş şekli itibariyle yolu biraz açılan Uruguay bunu iyi değerlendirdi ve önemli bir yere geldi. bu kez karşılarında Hollanda var ve çeyrek finaldeki Gana eşleşmesinden buraya oldukça yaralı / yıpranmış geliyorlar. özellikle bu maçta Luis Suarez ve oynayamaması halinde (çünkü bir delilik yapıp oynarsa şaşırmam) Lugano'yı arayacaklar. buna karşın Hollanda ise ideal kadrosunda. gruplar aşamasından buraya her maçlarını kazanan tek takım istatistiğine sahipler ve 1974-1978 finalleri üzerine tekrar bir final peşindeler. mevcut potansiyel ile Hollanda'nın finale bir adım daha yakın olduğunu düşünüyorum, eğer Uruguay bunu bozacaksa biraz ekstra oynamalı.
Tahmin: Hollanda
Almanya - İspanya
İngiltere ve Arjantin'i 4'er gollü galibiyetlerle sürklase eden Almanya'da turnuvada en çok öne çıkardıkları isimlerden Thomas Müller cezalı, yerine büyük olasılıkla Trochowski oynayacaktır ve sistemleri çok sıkı olan Almanlar bundan etkilenmezler diye düşünüyorum. diğer tarafta Portekiz ve Paraguay'ı 1-0'lık skorlar ile geçen İspanya'da ise kadro ideal. iki takımın en son Avrupa Şampiyonası finalinde karşılaştığını biliyoruz, Torres'in golü ile 1-0 kazanan İspanyollardı. yarınki maçta muazzam bir orta alan mücadelesi beklenebilir, Almanya İspanya'nın o potansiyel pas trafiğini kesmek için çabalayacak. eşleşmenin çok dengede olduğu, maçın tahmininin çok zor olduğu ortada ve uzatmaya gidebilme potansiyelini bir kenara koymak gerek. tahmin mecburiyeti olmasa boş bırakabilmeyi yeğlerdim, o derece. fakat son kertede Almanya diyorum.
Tahmin: Almanya

4 Temmuz 2010 Pazar

Orta Sahada Yalnız Kalmak!


Arjantin için yine hüzün var ve bu kez çok ağır bir skor! 2006 dünya kupasından sonra yine çeyrek finalde Almanya ile eşleşme olunca Arjantin için rövanşı alma, 20 senedir ulaşamadığı yarı finale ulaşma ve 24 yıllık hasreti bitirmek için önemli bir engeli geçmekten bahsedilebilirdi.

Fakat bütün bunların olmasını çok zorlaştıran bir saha içi diziliş var. Arjantin için çok büyük bir efsane olan Maradona'nın takıma kenardan motivasyonu diye bahsederken saha içi teknik-taktik konularda sıkıntılardan bahseder olmuştuk. bana göre Maradona 2. turdaki Meksika maçına çıktığı orta saha ile Almanya karşısına çıkmamalıydı, Mascherano'nun tek kaldığı sağ ve solunda Maxi ile Di Maria olan orta saha Almanlara kaybeder, bunun kaçışı yok. Maradona ne yapabilirdi diye açarsak; ortada topu yönlendirebilen, takımın savunma-hücum dengesine ayar verebilecek Veron oyuna başlayabilir ve Mascherano ile yakın oynaybilirdi. bunun olması için Maxi kulübede başlayıp duruma göre daha sonradan düşünülebilirdi ki bu bahsettiğim düzen 4-2-3-1 şekline yakın bir diziliş. buraya işi sıkı tutmak adına Bolatti bile eklenebilir fakat Maradona orta sahadaki hücum potansiyeli çok olan adamlardan ve öndeki Tevez-Messi-Higuain 3'lüsünden vazgeçmedi.

Almanya'nın maçın hemen başında bulduğu gol bir duran top işi ve duran topun yaşandığı an sahadaki taktik dizilişin bir anlamı yoktur, herkes adamını alır, rakipten önce topu uzaklaştırmaya çalışır, kaleci dikkatlidir vs. fakat burada Almanlar ince bir kafa dokunuşu ile öne geçtiler, ardından Klose ile kaçan önemli bir gol, maçın içinde orta sahadaki kopukluk nedeniyle kapılan toplar ile kolayca rakip sahaya geçiş..Maradona'dan henüz bir müdahale gelmezken Arjantin 2. yarının yaklaşık ilk 20 dk.sı Almanya kalesine belirgin bir baskı kurmaya çalıştı. golü bu kısımda bulması gerekiyodu ancak başaramadılar ve Almanya'nın 2. golü ile maç koptu gitti ve sonunda ortaya kötü bir skor çıktı.

Almanya çok bariz bir sistem takımı buna karşın Arjantin ise Maradona'nın vazgeçmediği fazla hücumcu orta saha ile ancak bu kadar. maçı orta sahada kaybetmek bu olmalı. tabii maç başlamadan kimsenin beklemediği bir skor bu ancak aşağı yukarı bazı korkulan şeylerin de gerçeğe dönüşmesi bu şekilde oluyor. Meksika maçından sonra Maradona'nın farklı birşeyler üretmek için 6 günlük bir zamanı vardı ama o vazgeçmedi ve Arjantin bir kez daha kaybetti.

2 Temmuz 2010 Cuma

Çeyrek Final Tahminleri


Çeyrek finaller başlamak üzere..artık biraz üzgünüm belki turnuvanın en heyecanlı aşamalarına geldik ama sonunu da görmeye az kaldı. çeyrek finallerden ilk ikisi bu akşam oynanacak, onlar başlamadan 2. turda yaptığım gibi tahminlerde bulunayım (2. turda 8'de 6 tutmuştu - kendi kendime istatistik)

Hollanda - Brezilya
bir tarafta dünya kupasını en çok kazanmış, diğer tarafta bunu hiç başaramamış ama turnuvalar boyunca hep yukarıları zorlamış büyük takım sınıfında. futbolsever için güzel eşleşme. bu eşleşmede yarı final için kendi adıma net bir favorim olmasa da Brezilya'nın biraz daha ağır bastığı fikrindeyim. maçın uzatmaya, penaltılara gitme ihtimali dahil herşeye açık olduğu ortada. tahmin hakkımı biraz önde olduğunu düşündüğüm Brezilya'dan kullanıyorum.

Tahmin: Brezilya

Uruguay - Gana
turnuvanın başında çeyrek finalde bu iki ülke eşleşecek diye ortaya bir laf atılsa herkesler bir hadi canım sende tepkisi verirdi ama bu akşam 21.30'da santradalar. Uruguay dünya kupasının ilk düzenlendiği yıllara 2 şampiyonluk sıkıştırmış bir ülke, Gana ise dünya kupaları tarihinde çeyrek finale çıkabilmiş 3. Afrika ülkesi. gücünü mücadeleleri ile gösteren Ganalılar bir adım daha ilerisine gidip çıtayı oldukça yukarı çekmek isteyeceklerdir ama Uruguay'ın yarı finale daha yakın olduğunu düşünüyorum.

Tahmin: Uruguay

Arjantin - Almanya
işte tarafı olduğum merakla beklenen eşleşme. Almanya yine büyük bir turnuvada yukarılara tırmanmış durumda, Arjantin ise Maradona yönetiminde hasreti bitirmenin peşinde. 1990 finali ve 2006 çeyrek finalinin rövanşları alınacaksa zaman bu zamandır. bunu yapmak için Arjantin'in orta sahayı Almanya'ya kaptırmaması gerek. çok pis eşleşme, tahmini zor ama duygusallığı da katarak bu kez Arjantin diyorum.

Tahmin: Arjantin

Paraguay - İspanya
bir tarafın diğerine göre en belirgin ağır bastığı eşleşme. daha ziyade bir 2. tur eşleşmesi gibi. Paraguay'ın biraz direnmesi gerek, futbol bize bunun olabildiğini geçmişte gösterdi ancak yarı finale çok daha yakın duran taraf İspanya. Paraguay'ın bir gol sıkıştırması halinde muazzam da bir maç izleyebiliriz ancak sonunda İspanyollar yarı finale çıkarlar.

Tahmin: İspanya

1 Temmuz 2010 Perşembe

Kocaman Bir Destek Gerek


Fenerbahçe yönetiminin yaklaşık 10-15 gün süren ve Christoph Daum ile yollarını ayırma konusunda tam olarak anlayamadığım (ve beni rahatsız eden) bir yöntem uygulamasının ardından geride kalan h.sonu kamuoyunun az çok hissettiği açıklama geldi; Fenerbahçe'nin yeni Teknik Direktörü Aykut Kocaman.

geçtiğimiz sezon ilk kez denenen (burada uygulanandan daha doğru bir ifade olacaktır) Sportif Direktörlük pozisyonunda görevli olan Aykut Kocaman artık Fenerbahçe'nin teknik anlamdaki sorumlusu. buradaki detay artık 2 pozisyonun da sorumlusunun Aykut olması. diğer bir deyişle Avrupa'dan bildiğimiz Menajer pozisyonu, teknik ve idari anlamda sorumluluk.

Aykut Kocaman'ın bu anlamda dümene geçmiş olması bazı Fenerbahçelileri tedirgin ediyor ve daha çok Fenerbahçe'ye özgü olduğunu düşündüğüm daha başlangıçtan soru işaretleri ile negatif bir ortam yaratma durumu mevcut. bu kesimin Aykut'un Teknik Direktörlük kariyerini zayıf bulması, Fenerbahçe'ye uygun isim olmama düşünceleri ve o hep klasik medya gazı ile harmanlanmış Aykut bu işi beceremez, görevi bırakmalı söylemleri işler biraz kötü giderse hemen ceplerinden çıkartacakları kartları olarak bekliyor (sabır!)

Fakat bir de benim de içinde bulunduğum ve sayılarının az olmadığını bildiğim Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe Teknik Direktörü olmasından dolayı mutlu, umutlu ve ileriye dönük pozitif hisleri olan veya en azından olumlu düşünmek isteyen Fenerbahçeliler var.

Aykut Kocaman 30 yaşını yeni doldurmuş benim ve bana yakın yaştakiler için çocukluğunun Fenerbahçe yıldızıdır. 10 yaşında gelen o hala rekoru kırılamayan 103 gollü şampiyonluğun kahramanlarından biridir Aykut. Fenerbahçelilerin çok sevdiği ve aynı zamanda ezeli rakip taraftarlarının da dışarıdan olumlu baktığı kişidir, güzel insandır, iyi golcüdür, gönlümüzde taht kurmuştur. Bu sayılan değerler Teknik Direktörlük görevinde başarılı olmak için yetmeyebilir ama kariyerinin belki de en önemli virajlarından birinde ona destek olmamak, olaya baştan negatif bakmak bambaşka birşey. Aykut hocanın teknik-taktik konularında doğruları gibi yanlışları da olacaktır. bunları konuşmak değerlendirmek ayrı, görevi ile ilgili radikal söylemlerde bulunup kaos ortamı yaratmak apayrı. bunları yazmak için çok erken ama maalesef çok sevdiğim Fenerbahçe'nin nefret ettiğim gerçekleri..

Zico çok sevdiğim bir hocadır , yersiz bir şekilde yolların ayrılmasına çok üzülmüştüm. Şampiyonlar Ligi çeyrek finalini yakaladığımız sezonda şampiyonluk gelmediğinde gitmesi gerektiği yönünde ses yükseltenler geride kalan süredeki şampiyonluklarını sayısını aynaya bakarak söyleyebilirler. bu tamamen ayrı bir yazı konusu fakat Aykut'un ve Zico'nun insan olarak kesişen çok ortak yönü var benim gözümden. ve bu bakımdan Aykut hocanın göreve gelişi bende Zico zamanındaki havayı yarattı. bu kendi açımdan bir detay.

sezon hazırlıkları pazartesi günü başladı ve yeni sezonun resmen başlamasına yaklaşık 1 ay var. teknik-taktik konularını değerlendireceğimiz zamanlar gelecek ancak Aykut Kocaman'ın kamuoyuna yansıyan demeçlerinde dikkat çeken birşey var: Fenerbahçe'nin süratli futbol oynaması. hızlı düşünülen ve hızlı oynanan bir oyun.

önümüzdeki dönem için Aykut Kocaman'ın desteğe ve tribünlerden yansıyan pozitif enerjiye ihtiyacı var. özlediğimiz ve ara verdiğimiz güzel günlere Aykut hoca ile ulaşmak dileğiyle.

Yolumuz açık olsun..