Taraftar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Taraftar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Ağustos 2012 Pazar
Dertler Bitmez!
Dün akşam ligin 2. haftasında Kadıköy'de Gaziantepspor ile karşılaştık. Cezalı olduğumuz için sadece kadın ve çocukların tribünde olduğu bir başka maç lakin aynı zamanda uzun süredir konuşulan, karşılıklı hataların olduğu ve önlemi yönetimsel düzeyde alınmamış Aykut Kocaman - Alex gerginliğinin maç öncesi kamuoyuna en net yansıdığı bir ortam mevcut.
Aykut Kocaman ile Alex arasındaki adını tam olarak koyamadığım ama genel bir ifade ile gerginlik dediğimiz durum konusunda son gelinen durum oldukça can sıkıcı. Taraftar kendi arasında bir tercih yapmak ve adeta zorunlu bir şekilde haklı-haksız durumunu ortaya koymak adına kutuplaşmış durumda. Herkesin bir fikri olacaktır mutlaka ve bu fikirler uyuşmak zorunda değil. Benim de bu konuda fikirlerim var ancak bunlar kendi fikirlerimdir ve kimseye dayatmak gibi bir amacım asla olmayacağı gibi pek tabii mutlak doğruları göstermeyebilir.
Bu gerginliğin öncesi de var diye biliyoruz ama bu denli aleni bir hal alması geride bıraktığımız hafta içi oynanan Şampiyonlar Ligi play-off turu ilk maçında Alex'in Aykut Kocaman tarafından yedek bırakılması ardından sosyal medyayı bana göre çok yanlış kullanması ile oluştu. Bana göre kaptanın Aykut hoca tarafından Spartak Moskova karşısında ilk 11 başlamaması doğru karardı. O maç özelinde doğru olduğunu düşünüyorum. Buraya hemen tekrar iliştirmek isterim ki bu Alex'in geçen sezonun Galatasaray ile oynanan lig finalindeki sakatlığının henüz tam geçmemesi detayı ile ilk 11 başlamadığı maçı ayrı tutarak yedek kulübesinde başladığı 2. maç olarak aklımda (ilk sezon ligdeki Trabzon deplasmanı ve bu son Spartak Moskova deplasmanı dışında sakatlık-ceza durumu yokken Alex hep ilk 11 başladı). Dolayısıyla nadirden de az gerçekleşen bir duruma Alex'in fazla kötümser bir reaksiyonu günümüzün en tehlikeli kitle iletişim mecrası haline gelen twitter üzerinden verdiğini düşünüyorum. Bu benim açımdan kaptanın net yanlışıdır. Aykut hoca'nın Alex'i Gaziantep maçı kadrosuna almamasına birebir etkendir diye düşünüyorum. "Kıskançlık" kelimesi bu gerginlikte hiç ama hiç olmayacak, fazlasıyla yanlış bir argümandır. Üzüldüm halen de üzgünüm durumun bu kelimeye indirgenmesine.
Sonrası dün akşam Gaziantepspor maçında yaşadıklarımız. Maçı yazamıyorum aslında galibiyete çok ihtiyacımızın olduğu ve sonunda 3-0 kazandığımız maçla ilgili bir şeyler karalamak isterdim. Mehmet Topal, Sow ve yine Kuyt'ın golleriyle nefes aldık! Ancak nefes alırken yine dertlendik ve aldığımız o nefes adeta bir efkar nefesi gibi oldu. Maçı 1-0 önde götürdüğümüz sırada dakikalar sanırım 70 civarı, tribünlerden "Aykut söyle, Alex nerede" diye bir tezahürat mı desem tezahürat böyle olmaz da bir slogan başladı ve giderek büyüdü. Fenerbahçe'yi izlemek ve destek vermek için tribüne gelen kadın ve çocukların iyi niyetinden, saflığından yararlanıldığını düşünüyorum. Kendiliğinden gelişen, spontane bir durum olmadığını ve bariz bir art niyetle insanların kullanıldığı fikrindeyim.
Ardından başkan Aziz Yıldırım'ın mikrofonu kapıp bu duruma el atması. Bu da ilk anda doğru gibi gelse de hoşuma gitmedi ama insanların hür iradesi ile bir fikir beyan ettiklerini düşünmediğim için Aziz Yıldırım'ı da düşünerek şaşırmadığımı belirteyim. Keşke olmasaydı ama sloganın gelişimini ve başındaki durumun daha kötü olduğunu düşünüyorum.
Maalesef bir kutuplaşma var. Birisi haklı, ötekisi haksız anketleri yapılıyor ama maalesef buna Fenerbahçe taraftarı ortam hazırlıyor. Medya bu durumu affeder mi? Twitter'da kan gövdeyi götürüyor, benim dediğim doğru, öyle değil böyle olmalıydı derken araya sıkıştırılan hakaretler var. Şurası da açık; Alex hatalı diyen kimse Alex'e hakaret etmiyor, etmesin de zaten ama Aykut Kocaman hatalı diyenler argümanlarına fazlasıyla kötü ifadeler de ekliyor. Bu duruma da fazlasıyla kızgınım ve dertliyim.
Şimdi sırada çarşamba oynanacak Spartak Moskova rövanşı var. Turu geçmeye yetecek skoru alırsak ne ala, aksi durumda dertler bitmez!
13 Ağustos 2012 Pazartesi
Kötü
Süper Kupa'yı kötü oynayarak Galatasaray'a kaybettik. Sezona iyi başlayamadığımız bir gerçek. Geride kalan 2 Vaslui ve dün oynanan Galatasaray maçlarında kötü ile vasat arası bir yerlerdeyiz. Zamanla bu pozisyondan kurtulup ileriye doğru bir ivme yakalamamız şart yoksa en az oyun kadar kötü olan taraftar refleksi sonuca ve skora gidilemediğinde can sıkmaktan öteye gidecek gibi duruyor.
Dün akşamki oyunun detayına girmek istemiyorum lakin pek kötü goller yiyoruz. Volkan'ın maçın başında omzundan sakatlanıp yerini Mert'e bırakmasının hemen 2 dk. sonrasında bireysel hata ile gol yeme, Kuyt'a hücum edilirken yapılan faul (veya değil) sonrası tek uzun top ile karşı karşıya pozisyonla gol yeme ve son penaltı pozisyonun olduğu yeri düşününce durum kötü. Tabii ki hatasız oynamak mümkün değil ancak oyuncuların daha dikkatli olmaları gerekli, en azından böyle basit goller yememek için daha dikkatli olmalılar. Aykut hoca'nın bu hataları azaltabilmek için çalışmaları olmalı, teoriyi pratik ile sahaya yansıtmalıyız.
Maçın dışında 3 maç sonunda gelinen nokta Aykut Kocaman'ın getirildiği nokta! Yazının başlığı için seçtiğim "kötü" kelimesi sadece takımın oyunu değil taraftar refleksinin geldiği boyutları ifade etmesi açısından seçildi. Geçen sezon yaşamak zorunda kaldığımız ortamın adeta maskeli bir baloyu andırdığını düşünmeye başladığım tepkileri görüyorum ki bu benim kendi durumumu da iyice açıklamam gereken bir durumu da beraberinde getiriyor. Aykut Kocaman'ı çok seviyorum, oyuncu iken de öyleydi ama şimdi kendini daha çok ifade edebildiği teknik direktörlük pozisyonu olarak çok önemli ve özel bir insan olduğunu düşünüyorum. Fenerbahçe'nin başında olmasından çok mutluyum diye uzayıp giden bir durum. Ancak bunun ardına hemen eklemeliyim; Aykut Kocaman eleştirilemez değil!
Ülkede herkesin üzerine birşey konuşabileceği ve medyanın kötü algıları veya istediği algıyı kolayca yaratabildiği bir alan olan futbolda tabi ki herkes Aykut hocayı eleştirecektir. Sosyal medya hayatımıza girdi gireli eskiden sohbet tadında yapılan yorumlar artık takipçilere veya daha başka kitlelere doğru yapılıyor. Mesela dün Alex ilk 11'de başlamayacak haberi sızdığında veya art niyetli sızdırıldığında bunun bir boyutunu görebildik. Ortalık toz duman, Alex nasıl kesilir, Aykut Kocaman (bu ekseriyetle Aykut hitabı ile) kendini ne sanıyor, Alex oynamaz mı diye zincire bağlayan bir tivit sağanağı! Medyanın kasıtlı kaşıdığı ve yaratacağı gerginlikten besleneceği bir konu Aykut hoca - kaptan canımız ciğerimiz Alex konusu. Aykut hoca teknik direktör olarak geride kalan 2 sezonda Alex'i Perşembe-Pazartesi-Perşembe sıkışıklığındaki 2 PAOK maçı arasına denk gelen Avni Aker deplasmanı hariç hiç ilk 11'den kesmedi. Geçen sezonun son final maçında sakat olduğu için mecburen yedek başladığı maçı biliyorum ve özellikle yazmadım. Demem o ki bu konuda medyaya pek ekmek çıkmadı ama konuyu kaşımak için aportta bekleyecekleri kesin. Dün de kaptan ilk 11'de başladı, takımın geneli gibi iyi oynayamadı, dert değil canı çok sağolsun.
Hadi bu derdi atlattık, bu kez maçı kötü oynayıp 3-2 kaybettik ya yine Aykut! (hocam) bu işi bilmiyor, iyi hoca değil, twitter yıkılıyor, türlü türlü kötü yorumlar bakın eleştiri demiyorum, o eleştiriyi görebilsem tamam diyeceğim ama yok! Çıkarttığı ilk 11'e sallayamıyorlar, sanırım yenilen 3 gole de yapabileceği birşey yok diye bişey bulunamıyor. Bu kez 2-2'yi yakaladığımız ve Engin Baytar'ın atılıp Galatasaray'ın 10 kişi kaldığı bölümde neden oyuncu değişikliği yapmadığı konusu. 10 kişilik Galatasaray'a karşı Sow oyuna neden girmemiş? Volkan'ın sakatlığından dolayı zorunlu olan Mert ve 2-2'nin hemen sonrası kötü oynayan Mehmet Topal yerine Krasic girmiş, Topuz göbeğe geçmiş ve tek değişiklik hakkı kalmıştı.Sow girecek ama kimin yerine girecek belli değil, atış serbest! Kuyt 10 üzerinden 12 oynuyor, adeta yanıyor, çıkmaz. Alex çıksa maçın başına döneceğiz! Galatasaray 10 kişi kalmış, oyundan Alex mi çıkar, kesin takıntısı var denilen esas takıntıya döneceğiz! Bir ihtimal pozisyon benzerliği ile Caner - Stoch olabilir ama senin 90 dk.da maçı bitirebileceğin kesin mi, o son hakkını elinde tutmayasın? Takım kötü, tamam Aykut hoca kötü oynatıyor (o ne demekse artık) ona da tamam da benim eleştiriden anladığım bu değil demek ki! Siz yardırın zaten benim ne bunu engellemek gibi bir gayem var ne de öyle bir gücüm var. Mesela bana göre eleştiri Yobo'nun 1 haftalık idmanla da olsa maç kadrosuna alınmamasıdır. Serdar Kesimal sakatken ve 2 stoperin sahada iken yedek stoperin olmaması eleştirilir. İlk sezonunda Kayseri deplasmanında aynısını yaşamış, orta sahadan Selçuk stopere devşirilmiş ve oradan yediğimiz gollerle maçı kaybetmiştik. Aykut hoca burada muhtemelen aksi durumda Mehmet Topal'ı devşiririm diye düşündü ama bence hataydı, neyse zaten oraya kalmadan kaybettik.
Eleştiri olsun, o eleştiri benim istediğim gibi olacak değil tabi, öyle bir dünya yok! Fakat ben kesinlikle birbirini kötü etkileyen bir kitlenin olduğunu düşünüyorum. 1 kişinin fikri bir anda otomatik bir şekilde 100 kişinin, 1.000 kişinin fikri oluyor. Ardından iş küfür etmeye, aşağılamaya geliyor işte bu kabullenebildiğim birşey değil.
Benim yazdıklarımı bir yerinden itibaren okumayı bırakanlar olacaktır belki tıpkı dünkü maçın ardından Aykut hocanın basın toplantısında dediklerini anlamayanlar, anlamak istemeyenler ve hatta anlamak için çaba sarf etmeyenler olacağı gibi. Aykut hocanın basın toplantısını bir kez daha izleyin, bir kez daha dinleyin!
Ve kabul ediyorum takım kötü ama bu taraftar refleksi ondan daha kötü! Fenerbahçe düzelir ama korkarım ki bu refleksler düzelmez. İşte kötü olan bu!
Etiketler:
Alex de Souza,
Aykut Kocaman,
Eleştiri,
Fenerbahçe,
Futbol,
Galatasaray,
Medya,
Süper Kupa,
Taraftar
31 Temmuz 2012 Salı
Yeniden
Okul Açık bizim ruhumuz, yaşatmaya çalıştığımız taraftarlık kültürünün hayatın içine doğru yansıdığı yer.
En son 12 Mayıs akşamı gaz bombaları, ufacık çocukların korkuları ve gözyaşları arasında ayrılmıştık. Öfkeliydik, hafızamıza kazıdık.
Şimdi ise sanki ilk kez sahneye çıkarmış gibi heyecanlı ama o heyecanın yanında hevesli ve hırslıyız. Yarın akşam tertemiz bir nefes gibi içimize çekeceğiz ve öyle başlayacağız.
Yeniden Okul Açık'tan ses vermek üzere..rastgele..
13 Mayıs 2012 Pazar
Zalimlere ve Zulme Karşı
Öncelikle Fenerbahçe futbol takımı oyuncularına, Aykut Kocaman ve teknik ekibe, sezon boyu takım içinde görev almış ve emek sarf etmiş bütün bireylere sonuna kadar helal olsun. Onların dün akşam Galatasaray'a karşı gösterdiği çaba ve hatta sezonun bu final ile sonuçlanmasına giden yoldaki mücadeleleri benim onurumdur, gururumdur.
Daha önce defalarca yazdığım gibi böyle bir sezonu, dış etkenleri görmezden gelerek normal bir sezonmuş gibi değerlendirmek ancak Fenerbahçe algısı ve dolayısıyla onun yarattığı körlük ile açıklanabilir. Dolayısıyla şampiyonluğum çalındı diye bütün sezon ağlayan operasyon torpillilerinin, büyüğüm diye geçinen ezeli rakiplerin sezonu ne zaman kapattıklarını, operasyonun tamamen dışında ve bu işlere tarihinde hiç bulaşmamış bir camia havasındaki esas ezeli rakibin de dün akşam öncesine kadar - bu şartlara rağmen - tedirginliği tam içlerinde nasıl hissettiklerini tarihe not edelim.
Maçı derinlemesine değerlendirecek halim yok ama Fenerbahçe'nin elinden geleni yaptığını, böylesine bir sezonu şampiyon olarak taçlandırmak için tek yol olan galibiyet için mücadele ettiğini ve maçın sonunda Galatasaray'a yarayan beraberlik ile çok fazla üzüldüğümü söylersem yalan söylemiş olacağımı belirteyim. Ayrıca Fenerbahçe şampiyonluğu bir kez daha son haftada kaybetti yanlış algısını veya art niyetli yorumlarını düzeltmek gerek. Dün akşamki final ne 2006 ne de 2010 Mayıs'ı ile aynıydı hatta alakası yoktu. O sezonlarda Fenerbahçe hem son haftaya lider girmişti hem de kendisi puan kaybedecek, 2. sıradaki rakipleri de kendi maçlarını kazanacaklardı. Dün akşam Galatasaray zaten son maç öncesi 1 puan öndeydi ve beraberlik kendisine yetiyordu. Dolayısıyla bu şekilde son maçta şampiyonluk kaçmaz.
Dediğim gibi dün akşamki 0-0'lık sonucun ardından üzülmedim ve sahadaki mücadeleye dair en ufak bir sıkıntım yok. Fenerbahçe için çok önemli bir güç olan Alex'in sakat olduğunu ve neden bu kadar geç girdiğini de gördüm, demek ki Aykut hoca onu son barut olarak düşünmüş. Bienvenu'yü çok seviyorum ve oyuna ilk 11 başlamasını ama öyle olmayınca bile biraz daha erken girmesini isterdim. Ancak bu oyun enteresan bir oyun, öyle ki Alex kenarda oyuna girmek için hazırlanırken Dia 2. sarıdan kırmızı kartı gördü ve topu faulsüz çalmışken Cüneyt Çakır'ın faul düdüğüne isyan ederken. Sonuçta Fenerbahçe 3 ihtimalden kendisine yarayan tek ihtimal olan galibiyeti çıkaramadı ama biz taraftarlar için gurur duyulacak mücadeleyi gösterdi.
Tam da burada yazıyı başka bir yöne çevirmek gerektiğini düşünüyorum. Cüneyt Çakır'ın 5 dk. uzatmasının ardından çaldığı düdük ile Galatasaraylı futbolcular sahanın ortasında sevinirken, Fenerbahçeli futbolcular üzüntüden yere çökmüş veya gözyaşlarına hakim olamıyordu ve biz taraftarlar takımımızı bağrımıza basmak için tribüne çağırmaya hazırlanıyorduk. Demek istediğimi ve olayları yerinde yaşayan biri olarak doğru olanı en başta söylemek istiyorum. Dün akşam Okul Açık tribünü sağ alt kısmında polis ile taraftar arasında başlayan ve polisin kışkırttığı olaylar işin başlangıç noktası oldu. Kimse çıkıp Fenerbahçe taraftarı Galatasaraylı futbolculara saldırmak için sahaya daldı, şampiyonluk gelmedi diye olaylar çıktı şeklinde ahkam kesmesin, kesiyorsa da şeref yoksunu olduğunu kabul etsin.
Okul Açık sağ alt kısmında başlayan kıvılcım polisin her zamanki tutumu ile giderek büyüdü, önce alt tribünde engelli taraftarın olduğu ve çevresine biber gazı sıkıldı daha sonra takdirini pek objektif kamuoyuna bıraktığım bulunduğumuz üst tribüne gaz bombası atıldı. Kadınlar, kızlar, ufacık bebelerin ortasına gelen ve Okul Açık üst katını vuran bu biber gazı mücadelenin nerelere vardığını gösteriyor olmalı. Daha geçen hafta Çağlayan'da tam ortamıza düşen gaz bombaları bu kez Fenerbahçe için ses verdiğimiz tribünün ortasına atıldı. Bu nasıl bir kindir, nasıl bir nefrettir ve neyin rövanşıdır, ne şekilde alınmak istenmektedir? Ufacık bebelerin korkuları, gözyaşları, anne-babalarına sarılmalarının karşılığı, sebebi nedir? Fenerbahçe ve sarı-lacivert renklerin bu denli ötekileştirildiği, ayrıştırıldığı ve şiddete maruz kaldığı olaylara ne demeliyiz? Devletin polisinin terör gerçeğini kabul etmeniz mi yoksa bir avuç kendini bilmezin sebep olduğu olaylar deyip işin içinden kurtulmanız mı?
Peki tribüne gaz bombaları atılırken sokakta durum nasıldı? Herkes Fenerbahçesi ile gurur duyup, hüznünü ve takımın sezon geneline yaydığı mücadelesinin gururunu eşiyle dostuyla paylaşıp evlerine gidebildi mi? Hayır. Sokakta yine korku ve gözyaşlarıyla babasına sarılmış çocuklar, kendine güvenli ve biber gazından uzakta bir yer arayan binlerce insan saatlerce şiddetin ortasından kaçamadı. Emniyeti şiddet ile sağlamayı görev edinenler ise dünyanın en kahpe silahlarından biri olan gaz bombalarını düşünmeden insanların üzerine attılar.
Biz Fenerbahçe'nin şampiyonluk yolundaki mücadelesi ile gurur duyuyoruz. Bu sezon Fenerbahçe'nin mücadelesi futbolcuları ile, Aykut Kocaman'ı ile, taraftarı ile çok geniş bir alanda gerçekleşti. Bu sezon başka bir sezon ve bu sezonun geneline yayılan taraftar bilinci ve gelinen bu son noktadaki olayların taraftarın hafızasında nasıl yer ettiği bana göre çok önemli. Halkın takımı olan Fenerbahçe'nin taraftarının yaşadığı zulümlere ve bunlara sebep olan zalimlere karşı düşünceleri de hissettikleri de artık nettir.
Şampiyonluklar gelir geçer ama yaşatılan bu zulme sebep olanlar unutulmaz, hafızalardan silinmez!
Etiketler:
Biber Gazı,
Emniyet,
Fenerbahçe,
Futbol,
Galatasaray,
Halk,
Sokak,
Şiddet,
Taraftar,
Tribün
3 Nisan 2012 Salı
Bıçak Mı Kapalı Yoksa Zihinler Mi?
Pazar akşamı Avni Aker'de oldukça gergin bir maça çıktık. Geçen sezonun ortalarından itibaren başlayan gerginlik Temmuz ayının başındaki operasyon ile çok farklı boyutlara gelmiş, hep hakkının yendiğinden bahseden Trabzon sürekli olarak geçen sezonki şampiyonluğun kendilerine ait olduğunu vurgulamıştı. Fenerbahçe ise Temmuz ayında başlatılan ve halen devam eden sürecin 1 numaralı sanığı konumuna getirilmiş ve bu konumundan dolayı büyük bir kitleyi keyifli hale getirmişti. Çünkü o kitle için zaten bütün kötülüklerin sebebi Fenerbahçe idi, başka herşey tertemiz ama Fenerbahçe kirliydi. Yaşanan süreçte bir sorun yok, herşey olması gerektiği gibi ve adalete güven her zamankinden daha fazlaydı.
Böylesi bir sezonun 32 haftası geride kalmışken Fenerbahçe deplasmanda oynayacağı rakibinin 10 puan önünde ve ilk yarıdaki maçı da Kadıköy'de 1-0 kazanmıştı. Durumun tam tersi olması halinde operasyondan memnun olan o kitlenin konuşacaklarını tahmin ediyorsunuz diye konuyu uzatmıyorum.
Fenerbahçe, şampiyonluğunun çalındığını iddia eden takımın şehrine gelmişti. Burada zaten Fenerbahçe'yi hiç sevmezler, kimi sevdiklerini ise biliyoruz. Nedeni Fenerbahçe nefreti mi başka birşey mi buranın konusu değil. Trabzon şehri tamamen birşeye odaklıydı, geçen sezonki şampiyonluk bizim hakkımız ve onu Fenerbahçe şike ile çaldı. Başka hiçbir detay yok, ne yılların şikesi olan Fenerbahçe şampiyon olmasın da kim olursa olsun zihniyeti ne kendilerini inandırdıkları Trabzon her maçını bileğinin hakkıyla kazandı yalanları. Öyle ya medyası, emniyeti, yargısı Fenerbahçe için çarşaf çarşaf şike dosyalarını kamuoyuna sunuyor, Trabzon'a dair neredeyse hiçbir şey yok, Trabzon temiz. O halde zaten sevilmeyen Fenerbahçe artık hileyle şampiyonluklarını çalan Fenerbahçe olmuş bile. Bu durum Trabzonlular için 2 x 2 = 4'ten daha kesin.
Maça bakıyorum, tabi ben tarafım ama Fenerbahçe'nin kötü oynadığı zaman kötü demesini bilirim. Objektif blogger değilim ama görüyorum, işime geleni yazmıyorum. Fenerbahçe pazar akşamı Avni Aker'de gayet iyi oynadı, iyi mücadele etti, biri Cristian'ın golünden önce olmak üzere tam 3 topu direkten döndü ve hücuma çıkarken yapılan bireysel ve basit hatalar zinciri ile kalesinde golü görerek kendisinden esirgenmeyen nefretin çok olduğu deplasmandan 1-1 beraberlik ile Kadıköy'e döndü.
Maçın içerisinde çeşitli yabancı maddeler Fenerbahçeli oyuncuların üzerine atıldı. Bir de yukarıda vurgulamaya çalıştığım şikeyi yaparsa Fenerbahçe yapar, Trabzon'un işi olmaz o yüzden zekice bir iş olarak düşünülen İstanbul'un plakası olan 34. dakikada temizliğimizi simgeleyen beyaz atletlerimizi atalım eylemi gerçekleşti. Yabancı maddeler Kadıköy'de atılmadığı sürece ve tüm kötülüklerin babası Fenerbahçe'ye atılınca sorun yok, bunu zaten biliyoruz. Ayrıca Trabzon zaten tertemiz, o yüzden beyaz atlet eylemi gayet demokratik bir eylem.
Peki ya Volkan'a atılan bıçak? Onu da gördüm ki Fenerbahçe nefretinden dolayı adını farklı söyleyecek hale gelenler atılan bıçağın kapalı halde olduğunu ve Volkan'ın alıp bıçağı açtığını söylemişler ve buna inanmışlar! Volkan'ın kafasının, sırtının bir yerlerinden rakı şişesi ve bıçak geçiyor ama birinde olay örtbas, cezamızı şampiyon olmasını istediğimiz Trabzon maçında çekeriz, ötekisinde atılan bıçak kapalı, Volkan onu açıp kamuoyunu yanlış yönlendiriyor!
Bizim ömrümüz yetmez bu Fenerbahçe nefretinden dolayı kendinden geçenlerin ve onların bu nefret nedeniyle adlarını inkar edecek hale gelen yaklaşımlarının değiştiğini görmeye. Ondan sonra Fenerbahçe değişik bir camia da dersiniz, hiçbir yerde göremeyeceğiniz tutkuya da, kulübünü sahiplenmeye de şaşırırsınız. Bu Fenerbahçeliler de çok acaip tipler demeye devam edersiniz.
27 Şubat 2012 Pazartesi
Taraftar Neden Hep Yalnız?

Bu garip ve aslında canımızın çok yandığı zor sezonda ilk kez 26. haftada bir h.sonu deplasmanı oynamış, ona da işçinin şehirlerinden Karabük'ün uyguladığı adaletsiz bilet fiyat politikası ile gidememiştik. Fikstürde 28. hafta ikinci kez bir h.sonu deplasmanı, abartılmamış bilet fiyatı ve istikamet Eskişehir olunca heveslenmiş, yola çıkmak üzere heyecanlanmıştık.
Cumartesi sabahı bir gece öncesinde Çağlayan Adliye Sarayı'nda saatlerce adalet için bekleyen ama o adaletin gelmeyeceğini bile bile direnen ve üzerine yine biber gazı sıkılan bizler Kadıköy Evlendirme Dairesi önünde yola koyulmak üzere toplandık.
Vamos Bien tek otobüs ile Eskişehir yollarına düşerken yine o sevdiğimiz şarkılar, tezahüratlar dillerimizde, çok sevdiğimiz Fenerbahçe'yi deplasmanda yalnız bırakmamak umuduyla ilerledik. Eskişehir'e vardığımızda polisin şehrin biraz dışında yaptığı rutin arama, kontrol sonrası stada geçmek, tribündeki yerimize gitmek olması gerekendi.
Fakat olduğumuz yerde fazla bekletilince anladık ki polis bizi orada tutma talimatını almış, elinde bileti olan, kilometrelerce yol aşıp gelmiş 500'ü aşkın Fenerbahçe taraftarının tribüne doğru yönelmesine müsaade etmiyordu. Bizler ise isyan ederek, fiziki olarak tribüne girmek niyeti ile değil ama başka bir şeyi göstermek için polisin, yanındaki biber gazının, onlara eşlik eden panzeri ve tazyikli suyu bilerek stada yürüdük. Yaklaşık 7-8 kilometre yürüyüşün birçok aşamasında polisin barikatı, panzerin tazyikli suyu ve gözleri rahatsız eden ışığı vardı. Onlar sağa geçerken biz sola geçiyor, başka yerde yanımızda yürüyorlar ama ileride barikat kuruyorlardı.
Şehrin içine kadar girdik, müdahale edeceklerini söylediler. Haklıydık ve yine mağdurduk. Elimizde biletler ile takımımızı yalnız bırakmamak için çıktığımız bu yolda tribüne sokulmuyor hatta şehire giremiyorduk. Şehre girdik ve bir kez daha Türkiye tribünlerinin en mücadeleci taraftarının Fenerbahçe taraftarı olduğunu gösterdik.
Maça girememek bizi üzmez lakin futbol üzerine ahkam kesen çok bilmiş yorumculardan, medyada konu Fenerbahçe olunca at koşturan ulemalardan, temiz futbol dilencilerinden, Eskişehirspor yönetimi ve kendi kulüp yönetimimizden bu konuda bir şeyler duymak istiyoruz.
Takımını deplasmanda yalnız bırakmak istemeyen taraftar neden hep yalnızlığa itiliyor?
Ses yok!
Etiketler:
Emniyet,
Eskişehirspor,
Fenerbahçe,
Medya,
Taraftar,
Tribün,
Vamos Bien,
Yönetim
19 Şubat 2012 Pazar
Fenerbahçe Halktır, Halk Yenilmez!

Biz bu sevgiyi yaşıyoruz, her an içindeyiz, biliyoruz. Siz bilmek istemiyor, görmezden gelerek kabul etmemeyi ve bahaneler üretmeyi tercih ediyorsunuz. Fenerbahçe'nin halkın takımı olduğunu, halk dediğimiz o büyük kitlenin çok farklı yaşam biçimine sahip; sosyal, ekonomik, politik ve hatta inanç açısından ayrı ayrı insanlar tarafından ne kadar çok sevildiğini söylüyoruz.
Dün akşam "seyircisiz" ceza nedeniyle oynadığımız Sivasspor maçına 40.000'e yakın Fenerbahçe taraftarı kadın ve çocuk koşarak, büyük bir heyecanla Kadıköy'e geldiler. Kimileri ilk kez Fenerbahçe'yi tribünden görüyordu, kimileri Manisa maçından sonra ikinci kez, kimileri de zaten hep tribündeler ve Fenerbahçe sevdalarını yaşıyorlar.
Dün akşam büyük bir geri dönüşü, önce sevinmeyi sonra geri düşmeyi ve maçın 2. yarısında gelen 3 gol ile kazanmanın mutluluğunu yaşadılar. Alex'in maçı 2-2'ye getiren, adeta meşalenin fitilini ateşleyen o müthiş golünü yerinde gördüler, o müthiş gole yerinde sevindiler. Annem oradaydı, diğer anneler, kız kardeşlerimiz, küçük kardeşlerimiz..
Fenerbahçe geriye düştüğü an hiç homurdanmadılar, bildikleri tezahüratları söylediler, söylemeye çalıştılar ve geri dönüş galibiyetine çok sevindiler, hepimiz çok sevindik.
Fenerbahçe'nin bir kez daha halkın takımı olduğunu gösterdiler. 40.000'e yakın Fenerbahçeli kadın ve çocuk Fenerbahçe için heyecanlandılar, Fenerbahçe ile mutlu oldular.
Kadınıyla, çocuğuyla ve erkeğiyle halk, Fenerbahçe'sini çok ama çok seviyor. Fenerbahçe de gücünü halktan alıyor, bazen sendeliyor, zor günler geçiriyor ama yıkılmıyor, yenilmiyor!
14 Kasım 2011 Pazartesi
Bir Avuç Gerizekalı

Spor dünyasının kült sözlerindendir: bir avuç kendini bilmez! Bu bazen x olayı koskoca y camiasına mal edemeyiz de olabilir! Biliyorum bunun gibi daha nice hayatımıza endirekt girmiş ve fakat çıkmamış özlü Türk futbol sözü literatürde kapı gibi duruyor!
Geçtiğimiz cuma akşamı Türk milli takımı Euro 2012 play-off eşleşmesinin ilk maçında Hırvatistan ile "son dönemin en popüler stadı" Türk Telekom Arena'da karşılaştı. Skor olmasa da sonuç benim açımdan beklenen bir şeydi, şaşırdığımı söylersem yalan olur. Fakat yazının konusu milli takım neden kaybetti analizi değil. O kısımın benim için en kısa özeti Türk futbolcusunun milli takım konsantresi veya konsantresizliği diyebilirim.
Hırvatistan maçının skoru 2. yarının başında 3-0 olduktan sonra "bir avuç kendini bilmez" tel tel dökülen milli takımdan bazı oyuncuların en kötü olduğunu düşünmüş olmalı ki gayet doğal hakları olan! kötü oyundan dolayı protesto (küfür) etme haklarını bu oyunculardan yana kullandı!
Kimdi bu oyuncular? En başta Fenerbahçe kalecisi Volkan Demirel. Başka? Biraz da Volkan'a küfür edilmesin diye yapmayın ayıp oluyor diyen daha önce bu muhteşem statta penaltı atarken yuhalanan Emre Belözoğlu. Aslan payı Volkan'ın!
Bunun üzerine o taraftarın Galatasaray taraftarı olduğu ne malum, maç milli takım maçıydı diyen mi, dünyanın neresinde olursa olsun 3-0 olan maçta taraftar protestoda bulunabilir açıklaması yapan mı ararsınız, bulmanız çok kolay! Bunları söyleyenler de mevkilerinde gayet efendi, ne konuşacağını bilen adamdır sıfatını almış kişiler! Arada kaçırmış olabilirim ama medyada cirit atan maaşlı görev adamları da olayları Volkan başlattı demiş olabilir. Medyada cirit atan bu tip adamlardan uzak durmaya çalıştığım için birebir görmedim ama böyle bir ihtimal yok diyebilir miyim? Cevabı net!
Volkan'a küfür edip, top ona geldiğinde tüm gücüyle yuhalayan ve kişisel olarak tatmin olan hangi takım taraftarı olduğunu anlayamadığımız bir avuç gerizekalı ve onları aklamaya, olayları normal göstermeye çalışan kişi ve kurumlar bize kendilerini bir kez daha açık ve seçik bir şekilde gösterdikleri için mutluyuz. Böylesine gerizekalı hareketleri, gerizekalı açıklamalar ile normal göstermeye çalışıp, zavallı duruma düşmek bir kenara var olan sevgi, tutku ve bağlılık size anlamlandıramadığınız bir şekilde yansıdığı zaman da boş boş bakıyorsunuz!
Ve eminim birebir benzer bir olay Kadıköy'de bir milli maçta yaşansaydı da aynı tepkiyi verecektiniz! O kadar vicdan sahibi, erdemli insanlarsınız!
Bir avuç kendini bilmezi bile aratırsınız!
Etiketler:
Milli Takım,
Taraftar,
TT Arena,
Volkan Demirel
28 Ekim 2011 Cuma
Kara Deryalar Yine Aydınlandı

Maçın öncesindeki deplasman tribününe taraftar alınmayacak / kararı doğru bulmuyorum / bizim öyle bir kararımız yok / Fenerbahçe taraftarı maça giremez / ee pardon Fenerbahçe taraftarı maça gelebilir gibi çeşitli kurum ve kişilere ait beyanlar skandallar ülkesi Türkiye'nin yeni bir skandala sahip olduğunu belgeliyordu.
Arka planda dönen kurnazca fikirler en nihayetinde Fenerbahçe taraftarının İnönü'ye gelmesi ile son buldu. Daha doğrusu biz öyle sandık; hırslanıp geldiğimiz İnönü'nün eski açığında arkadaşlarımızla buluştuğumuzda klasik İnönü girişi olan standart eziyeti yaşayacağımızı, merdivenlerin başında-ortasında-sonunda itiş kakış santradan önce içeri gireceğimizi düşünüyorduk. Fakat öyle değilmiş, yaklaşık 2 saat süresince tabiri yerindeyse telef olduk!
Beşiktaş Jimnastik Kulübü ve Polis müthiş bir rezalete daha imza atıp 2 saat boyunca ne turnikelerini dönebilir hale getirdiler ne bir düzen sağladılar. Ellerinde bileti olan Fenerbahçe taraftarının maç başladığında tribünde olmamasının sorumluları oldular. Belki de işlerine gelmedi, bu şekliyle taraftarın ezilmesine, kan-ter içinde boğulmasına, bakın efendim yasak koymayınca böyle şeyler oluyor demek için bahane oluşmasına bakıyorlardı.
Sonrası ise tribün tarihine geçti. Hani derler ya tarih bunu yazar, işte tarih Fenerbahçe taraftarının hatırı sayılır bir kısmının Beşiktaş Jimnastik Kulübü müzesinin içinden geçerek İnönü'ye girişini yazar. Buna sebep olan sizler de öyle aval aval bakarsınız!

Maça gelince, bilirsiniz Beşiktaşlıya ölmeden önce son arzusunu sorsalar Fenerbahçe'yi yenmek diyecektir. Biz tribüne girme mücadelesi verirken Simao'nun golüyle 1-0 öne geçmişler. Beşiktaş kalesine attığı golün haddi hesabı olmayan yüreğine kurban olduğum Alex 60'ta tabelayı 1-1 yaptı. Almeida'nın 72'deki kafa golü ile yeniden öne geçtiler.
O arzuya çok ama çok yaklaşmışlardı ki Cristian 88'de tsubasa gibi çaktı! Hevesler kursakta kaldı, bayraklar sandıklara geri döndü!
kara deryalar bir kez daha aydınlandı!

Etiketler:
Beşiktaş,
Fenerbahçe,
Futbol,
İnönü Stadı,
Süper Lig,
Taraftar,
Tribün
3 Ekim 2011 Pazartesi
Fenerbahçe'yi Görmek
1 Ekim 2011 tarihinde Kadıköy'de oynanan Fenerbahçe - İBB maçından..
Fenerbahçe'yi görebilen gözlerimizden yaşların akmasına sebep oluyor.
Fenerbahçe'yi görmeden sevebilmek, yanında olabilmek ve ona sesini duyurabilmek..
22 Temmuz 2011 Cuma
Medya vs. Fenerbahçe Taraftarı

Dün gece Kadıköy'de enteresan bir gece yaşadık. Gecenin başı bana göre olması gereken şekildeydi ancak sonu gerçekten oldukça fantastik görüntülerle bitti!
Shakhtar Donetsk maçının hazırlık maçından öte başka birşey olacağını herkes biliyordu veya tahmin ediyordu. Yaklaşık 3 haftadır her birimiz çok zor günler geçiriyoruz, Fenerbahçe'nin içinde bulunduğu durumu çeşitli şekillerde canımız acıyarak, sıkıntıyı belki içimize atarak belki çevremize gösterdiğimiz tepkilerle geçiriyoruz ve görünen o ki günleri bu şekilde geçirmeye devam etmeye mecburuz!
Medya büyük güç, bunun farkındalar ve oldukça iyi kullanıyorlar. Adına şike operasyonu dedikleri ama birçoğumuz için saf bir şike soruşturması olmadığını bildiğimiz ve gözlemlediğimiz süreçte gizli yürütülme kararı alınmış bir davada haberleri emniyet üzerinden nasıl aldıkları veya bunları halka nasıl servis ettiklerinin farkındayız.
3 Temmuz 2011 tarihinden beri en ilgisiz / bilgisiz insanı operasyonda tutuklu yargılanan kişilerin kötü şeyler yaptığına inandırdılar. Neredeyse dava başlamadan emniyet ile işbirliği halinde davayı sonuçlandıracaklar! Yazının dağılmaması için emniyet kısmına burada girmiyorum. Medya içinde tabii ki bu sürece etki etme konusunda öne çıkanlar var, herkes bunların kim olduğunu biliyor. Onların manşetleri, onların gizli davada servis ettikleri haberler, halka sundukları fotoğraflar akıllarda.
Dün gece taraftarın maçın başında doğru bulduğum tepkisi medyaya oldu. Patronları yoktu, emekçileri vardı ve onlar üzerinden tepki konuldu. Bu durum medyada tepki gördü ancak taraftardan sapla samanı ayıracak böyle bir yetenek beklenmemeli. Empati yapmaya çalışın demek isterim ama konu Fenerbahçe olunca öyle şeylere pek uzak duruluyor!
Operasyonun başından beri haber yaparken büyük bir keyif alan, hizmetini layıkıyla yerine getiren medya ve onların şirinlik abidesi patronları bu tepkiyi ve hatta öfkeyi kendileri yarattılar! Yaratılan öfkenin de dün gece olduğu gibi önüne geçemezsiniz! Böyle bir dünya yok!
Gecenin devamında ise maçın 2. yarısının ortalarına doğru bireysel sahaya girmeler yerini sayının giderek artmasıyla büyük bir kitlenin sahayı işgal etmesine bıraktı. Bu ilk anda benim için güzel bir isyan girişimiydi ancak dakikalar ilerledikçe fantastik olarak tanımladığım hareketleri görmeye başladım. Sahaya girip parende atanlar, Lugano gibi kayarak müdahalede bulunanlar veya çeşitli şekillerde poz verenleri görünce isyan bu değil dedim. İsyan aslında tribünde, sokakta..! Bu sahaya girmek başka bir yazı konusu olabilir ama uzatmadan söylemek gerekirse çok sevilen futbolun erişilemeyen alanı, futbolcuların mücadele ettiği yerde bulunabilme psikolojisi önemli etken herhalde?
Bir de son olarak dün geceden kendine vazife çıkaranlar var ki vandallık, şiddet vb. şeylerden bahsederek işte Fenerbahçeliler böyle adamlar gibi klasik çıkarımlarda bulunuyorlar, yazılar yazıyorlar, komik duruma düşüyorlar. Çünkü onlar en asil duygulara sahipler, ahlak sahibi, şiddete karşı ve bugüne kadar hiçbir kötü kayda geçmiş eylemleri yok. Saldırgan değillerdir bunlar, aksine gayet efendi tiplerdir, küfür etmezler, ettirmezler, en iyi okullarda okumuşlardır!
Ne diyorduk; medya sen güçlüysen, senin gücünün karşısında kocaman bir Fenerbahçe taraftarı var. Yarattığınız öfkenin içinde kendiniz boğulmayın!
28 Aralık 2010 Salı
Bir Avuç Kendini Bilmez!

Kimdir bu "bir avuç kendini bilmez?"
Yıllardır belirli aralıklarla ortaya çıkarlar, ardından kendilerini bilmediklerinden olsa gerek yeni bir sayfa açarak hayatlarına devam ederler. Şiddet ile beslendikleri hayatlarından bahsediyorum. Şiddet ile şiddeti körüklerler.
Bir de bu bir avuç kendini bilmezlerden nemalanan kesimler vardır. Bunları da gayet iyi biliriz, onlar da kendilerini iyi bilirler, işlerine pişkin pişkin devam ederler.
Maalesef işin bir başka üzücü yanı, çocuk yaştaki sporcuların sahada maruz kaldıklarına isyan edince karşılığında "ama siz de sahada Efeslilere saldırmış; otoparkta Ricardinho'yu dövmüştünüz" yanıtı almak.
O olaylarda insan değilsiniz diyenlerin mevzu Fenerbahçe olunca muhteşem objektif bakış açılarına devam etmemeleri insanın içini acıtıyor!
Bütün bu olayların sonucunda da halihazırda aportta bekleyen yasa koyucuların gözlerinin parladığı, kurunun yanında yaşın da yanacağı günlere doğru hızla ilerliyoruz!
Çok Yazık!
Etiketler:
Fenerbahçe,
Galatasaray,
Şiddet,
Taraftar,
Tribün,
U17
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








