Dirk Kuyt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dirk Kuyt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık 2012 Pazartesi

Yalnızlık


Burayı pek yalnız bıraktım. Oysa ki, geride kalan 1 ayda hayatımda bir ilk olan Avrupa deplasmanına dair yaşadıklarım, anılarım ve buranın rutinine dair yazacak pek çok şey varken zaman yaratamadım. Sıklıkla yazı girilmeyen bir blog olsa da kara deryalarda bir fenersin bu kadar yalnız kalmayı hak etmiyor sanırım. 1 aylık aradan sonra dönüşü de deplasmanda kaybettiğimiz Galatasaray derbisi ile yapıyorum! Başkaları kazanınca geri geldi demesin, siz beni bilirsiniz..

Öncelikle maç öncesinden gireyim. Derbi öncesi hafta içinde oynanan Türkiye Kupası 5. tur maçlarında Galatasaray'ın kendi evinde 1461 Trabzon'a karşı kaybedip elenmesi rakibin aldığı fiyasko kategorisine giren sonuç nedeniyle beni keyiflendirse de öte yandan kendime has bir inanç olan rakibin bizimle oynayacağı maç öncesi bu şekil bir yenilgisini sevmemem dolayısıyla da beni düşünmeye sevk etti. Kötü düşünceden uzak durmayı tercih edip, oğlum ne garip batıl inançların var dedim ve bunu eşle dostla sohbetlerde paylaşmak haricinde düşünmek istemedim. Biz de aynı turda Göztepe'yi ayarlı bir rotasyon sonucu farklı geçmiş, bu da takım için özellikle düzenli oynamayanlar için iyi bir performans maçı olmuştu.

Deplasman yasağı devam ediyordu. Yönetenler başka türlü çözemiyorlar, yasakla çözdüklerini sanıyorlar! Deplasman yasağının çıktığı ilk günden beri bu yasağa isyan eden tek tribün olan Fenerbahçe tribünü bu uygulamaya karşı muhalif tavrını sürdürdü. Kararı onlar verdiler, biz deplasmanda takımımıza destek olabilme hakkımızın gasp edilmesine isyan ettik!

Maça gelelim. Sonda söylenebilecek şeyi başta söyleyeyim, yazık bir şekilde maçı kaybettik. Galatasaray'ın ev sahibi olma avantajından kaynaklanan bir ağır basabilir ihtimali vardı, o da olmadı. Gayet ortada, kalecilerin akılda kalıcı kurtardığı pozisyonu olmayan, tamamen dengeli bir deplasman oyunu oynadığımız maçı 2-1 kaybettik. Duran toplardan yenilen 2 gol. İlki Bekir'in kafasından kendi kalemize, diğeri baraj ve yer tutma konusunda kararsız kalan Volkan'ın da hata payı ile Selçuk İnan frikiğinden. Öte yandan tek golü Arena'da yine bir sol bek ile bulduk. Hasan Ali, Galatasaray savunmasının kötü uzaklaştırdığı topu sağ ayağıyla çok düzgün bir şutla skor yaptı. Fakat hücum anlamında pek pozisyon üretemediğimiz bir derbiyi geride bıraktığımızı söylemek gerek. Maçı Galatasaray da oynayamadı ama biz de her ne kadar deplasman takımı da olsak oynayamadık. Zaten maçı kazanmaktan değil berabere bitecek bir oyun varken kaybetmekten dem vuruyorum. Maçı kazanabilecek hücum üretkenliğimiz yoktu.

Tam da burada Aykut hocanın sahaya sürdüğü takım sistemi üzerinden bir eleştiri getirmek isterim. Bu sistem aslında uzun yıllar Alex ile oynadığımız sistemde olduğu gibi tek forvetle oynanan sistem. Özellikle sağ ve sol kanatlardan ve biraz da ortadaki üçlüden daha fazla birisinin ortadaki tek forveti beslediği veya desteklediği bir sistem. Ancak ileride merkezde oynayan Sow bu düzende çok yalnız kalıyor. Dün özelinde Kuyt ve Caner ona o yalnızlığını hissettirmeyecek bir düzen içerisinde değillerdi. Aykut hocanın 4-3-3 benzeri (kimisi eski 4-2-3-1 diyor) bu sistemdeki hücum etkisizliğimizi gördüğünü biliyorum. Takımın potansiyeli var ama sanki bu düzen ile hep bir yerde tıkanıyoruz. Bugün sosyal medyada 4-4-2 denemeliyiz derken (aslında şu rakamların bir anlamı yok) tek derdim fişek Sow'un ilerideki yalnızlığının giderilmesiydi. Kurban olduğum hocama diyorum ki Sow'u Kuyt ile çift forvet yapalım, hem rakip savunma biraz daha görev dağılımı peşinde koşsun, hem de kanatlardan yardırabilecek mevcut kadrodaki potansiyel oyuncuları kullanalım. Bu düzende isimleri değiştirerek farklı 11'ler ortaya sürülebilir. Kadro yapımız buna müsait ve daha etkin bir hücum için bunu denemenin bize yarar getireceğini düşünüyorum.

Önümüzde ligin ilk yarısının kapanacağı hafta Kadıköy'de Karabük mücadelesi hatta ondan önce kupa çeyrek final grubunun ilk maçında Sivas mücadelesi var. Bu 2 maçı geçip devre arası aslında çok ta uzun olmayan, kupa maçları ile doldurulmuş arada çalışalım, deneyelim. O yalnızlığı yok edelim! Aykut hocanın futbol aklına güveniyorum.

9 Kasım 2012 Cuma

Kapıyı Araladık!


UEFA Avrupa Ligi 4. maç haftasında AEL Limassol'ü Kadıköy'de Kuyt ve Sow'un şık golleri ile 2-0 mağlup edip gruptan çıkmak adına kapıyı oldukça araladık! Aslında yazıya oldu bu iş gibi bir başlık atmak isterdim lakin grup maçlarının tamamlanmasına 2 maç kala kötü senaryo adına hafif açık bir durum halen mevcut. Geride kalan 4 maç sonunda 10 puanla lideriz ve grubun doğal favorisi Marsilya ile gruptan çıkmak için çekişiriz dediğimiz Mönchengladbach'a 5 puan fark yapmış durumdayız.

Sıradaki maç haftasında çıkacağımız Marsilya deplasmanı rakibin son şansını kullanmak zorunda olduğu bir maç konumuna gelmiş durumda. Dün akşam Mönchengladbach ile son dakikada yediği gol ile 2-2 berabere kalan Marsilya gruptan çıkmak için kazanmak mecburiyetinde, en azından şansını kendi belirleme opsiyonunu elinde bulundurmak istiyorsa bu şart! Fenerbahçe penceresinden ise Marsilya deplasmanı bu açıdan oldukça zor bir deplasman haline gelmiş durumda (şartlar başka türlü de olsa Marsilya zaten her daim zor bir deplasman!) fakat diğer taraftan Marsilya'dan alınacak 1 puan bile aralanan kapıdan geçip, mevzuyu bitirmek demek. Maçın iki taraf adına bu hale gelmesi beni ayrıca heyecanlandırmakta, konuyu biliyorsunuz, vamos deplase!

Dün akşamki oyuna kısa bir bakarsak; vasat diyebileceğimiz, oyunu geliştirmek için belli bir boşluğun olduğu ama temiz bir galibiyete yetecek performansı görebildiğimiz bir maç diyebiliriz. Geride kalan son 1 aya baktığımızda takım için önemli isimlerin yokluğunda ve Alex'in ayrılışı ardından bambaşka bir düzende oynadığımızı gözeterek yorum yapmaktan yanayım. Zor bir taktik ama bu taktiğe yatkın isimlerin olduğu bir kadroya sahibiz, zamanla oyunun gelişmesi, daha efektif hale gelmesi için biraz zamana ihtiyaç var lakin şartlar (sakatlıklar) bizi çok zorladı diye düşünüyorum.

Pazar günü Kadıköy'de Orduspor maçı ile başlayan sert bir seriye giriyoruz.

Aykut hocaya ve takıma güveniyorum.

5 Ekim 2012 Cuma

Çok İhtiyaç Varken


Tam zamanında kazandı Fenerbahçe. Karanlıkların içinden aydınlığa doğru bir adım attı. Kolay değildi, geride kalan maçlarda skorlar da oyun da kötüydü. Durum vasat ile kötü arasına sıkışmışken, bunların üstüne herkesi üzen, sonu böyle olmamalıydı dediğimiz Alex ayrılığı ve hatta bunun camia içinde yarattığı kutuplaşma ile çıktık Mönchengladbach deplasmanına. Sırtımızda Alex'in kopuşunun tarifsiz gerginliği ile..

Alex canımız, ciğerimiz, Fenerbahçe efsaneleri arasındaki yerini çoktan aldı. Bu konuda başka bir yazı yazabilir miyim bilemiyorum ama bu son ile çok üzüldüğümü ve Alex'i gelinen bu sonda hatalı bulduğumu söylemek isterim. Aykut hoca'nın önümüzdeki sezondan itibaren Alex'sizliğe kademeli geçiş için kafasındakileri gerçeğe dökemeden böyle bir sona kendi kontrolünün dışında geldiğini düşünüyorum. Hoca'nın bu kendi dışındaki kontrolü tahmin edersiniz: Aziz Yıldırım. Nitekim kıskançlık tiviti, Sivas deplasmanında yüzüne bakmama, hocanın heykel açılışına katılmasına rağmen tavrını değiştirmeyen Alex'e hocanın değil başkanın "yeter artık" dediği aşikar. Üzüldüm, 8,5 sezonun sonu böyle olamazdı, olmamalıydı! Uzatmayayım, çok kırgınım ve hatalı buluyorum. Aziz Yıldırım'ı da öyle. Aykut hoca da Fenerbahçe için art niyetsiz düşündüğü birşeyi yapamadı. Yapamaz, çünkü burası Türkiye. Bakış açısı Alex ayrılınca bakarız, varken hep oynasın, sakat değilse hem de 90 dk, oyundan da çıkmasın!

Neyse maça dönmek gerek, bu yeni düzene alışmak gerek! Kuyt - Sow forvetine fişek diyoruz aramızda. Alex'in olmadığı bu düzende rakip defansların kafasını karıştıracak bu fişek hattı, sürekli yer değiştiriyorlar, rakibi şaşırtıyorlar. Dün maça iyi başlamamıza rağmen 1-0 geriye düştük. İşler bu kadar kötü giderken üstüne deplasmanda mağlup duruma düşmek hiç iyi değildi lakin bu kez tersi oldu ve Fenerbahçe ayaklandı! Cristian'ın frikiği ardından devreye girmeye yakın Meireles'in cetvelle çizdiği düzgünlükte şutu ile skoru lehine çevirmeye başardı. Takım mükemmel değil ama içinde bulunduğu şartlara göre ortalamanın üzerinde iyi bir oyunla kapattı ilk devreyi. Maç öncesi yenilmememiz gerektiğini en az 1 puanla Kadıköy'e dönmek gerektiğini düşünür ve isterken ilk devreye bakıp buradan 3 puanı koparmanın çok önemli olduğunu düşünmeye başlamıştım.

2. yarıya da pas trafiğini iyi kullanarak, topu ayağımızda tutma niyeti ve becerisi ile başladık. Skor 2-1 lehimize iken hücuma çıkışta yapılan hata ve garip bir boş koridor zaafı ile karşı karşıya pozisyonda Volkan çok kritik bir top çıkardı. Bu pozisyonun biraz sonrasında yine ceza sahasında fena bir pozisyon önce Volkan ardından Gökhan Gönül ile savuşturuldu. Bu topların kalesine girmesine izin vermeyen Fenerbahçe Mehmet Topal'ın Caner'i sol arkaya kaçırdığı, Caner'in de güzel ortasına Kuyt'ın tek güzel vuruşu ile skoru 1-3 yaptı. Tam iş bitti, deplasmanda 3 puan geliyor derken Mönchengladbach çok erken bir cevap verdi. Savunma hata yaptı, rakip te kendi hücumunun solundan gelen ortaya tek vuruşla gol yaptı. Yenen bu gol sonrası biraz tedirgin ama nedense günün geneline bakınca görece iyi bir Fenerbahçe'nin verdiği güvenle bakıyordum maça. Bol pasa, ayağa pasa devam ettik. Rakibe baskı kurmaya çalıştık ve kurduk. Hatta bu baskının devamında Gökhan Gönül'ün orta alanda kaptığı topu Krasic-Kuyt ve Cristian sırasıyla Mönchengladbach kalesine 4. kere yolladığımızda dünyalar bizim oldu.

Bu kadar zor ve açıkçası kötü psikoloji ile çıktığımız Almanya deplasmanından 3 puan ve tekrar edeyim görece iyi oyun ve mücadele ile Kadıköy'e dönmek çok büyük ve kritik bir iş! Yazının başında da dediğim gibi karanlıktan aydınlığa bir adım attık ama sadece bir adım! Kaybedince tek bir suçlunun belirlendiği, bu tip kazanımlarda o suçlunun adının pozitif anlamda geçmediği bir yorumlama şekliyle devam ediyoruz hayatımıza. Dinlenmek için pek fazla zaman yok, pazar akşamı Kadıköy'de kadın ve çocukların tribünde olacağı maçta Beşiktaş derbisi var. Skor olumlu olursa 15 günlük milli maç arasına büyük bir soluk alarak gireceğiz lakin olumsuz olursa tek suçlu var, orada sizi bekliyor!

22 Ağustos 2012 Çarşamba

2. Gol?


Zor günlerin içinden geçiyoruz, geçmeye çalışıyoruz. Aslında bu günleri zorlaştıran şeyler var, ben onları sevmiyorum. Beni bilen sizler de bunların neler olduğunu biliyorsunuz. Bu tip dönemlerde en çok ihtiyaç duyulan şey sahada alınan sonuçtur. Kazanırsan üzerine yönelmiş oklar yaylarında gergin halde beklerler, en azından ilk kötü sonuca kadar yaylarından fırlamazlar! Fenerbahçe'nin de sahadan pozitif sonucu çekip alması bu dönemin en gerekli gerçeği!

Dün akşam Moskova'da Şampiyonlar Ligi gruplarına kalabilmek için son engel olan Spartak Moskova karşısına çıktık. Açıkçası ben maç öncesi hislerimde geride kalan 4 resmi maçı düşünerek buradan pozitif bir sonuç ile Kadıköy'e döneceğimizi düşünüyordum. Olmadı, meşhur operasyon sonrası koptuğumuz! ve rakibimiz olan Emenike'nin golüne Kuyt ile karşılık vermemize rağmen canımı sıkan o 2. gole engel olamadık ve Kombarov'un sayısı ile 2-1 kaybettik. Ben çocukken deplasmanda alınan tek farklı gollü yenilgilerin çok ayrı bir önemi vardı ve eğer olursa bu tip yenilgilere çok üzülmez, rövanşa umutla bakardık.

Bugün kağıt üstünde hala deplasmanda atılan golün önemi var lakin ben artık en kötü beraberlik hatta kazanacağımıza dair düşüncelere kapılmaktan mıdır nedir o 2. gole çok bozuldum. Bir kere golün oluşumu da kötü, önceki yazılarda arada vurgu yapmaya çalıştığım "kötü goller yiyoruz"un devamı gibiydi. Kombarov kornerden gelen topa gelişine vuruyor, ayağına oturmasını falan geçtim o topa öyle rahat vurdurmamak veya hiç vurdurmamak gerek! Kombarov'un vurduğu yere en yakındaki adamımız da Kuyt, saygıyla selamlıyorum. İnanılmaz efektif oynuyor, müthiş çalışkan, tam bir working class hero! Buraya sıkıştırmakta sakıncası yok, geçen sezon Liverpool'da 2 gol atması üzerine Muslera da (o penaltının atılmasından rahatsızlık duymadan) 1 gol attı diye müthiş espri yapanlara 5 resmi maçta 5 gol ile adeta biz ayrı dünyaların insanlarıyız diyor.

Beni tedirgin eden skora döneyim. Öncelikle Fenerbahçe ile ilgili hiç kötümser olmadım, kötü giden birşeyler varsa bile bunu eşimle dostumla dertleşerek yaptım, eskiden twitter da yoktu, aramızda hallediyorduk! Şimdi yine kötümser değilim lakin bize yetecek o klasik 1-0'da tur atlıyoruz gerçeğine inanamıyorum. Öyle bir dünya yok gibi geliyor bana, gerçi bir yandan da böyle olmaz denilen durumlarda gerçekleşen şeyler aklıma geliyor. Tur Kadıköy'e kaldığı için ortada gibi de olsa kazanmak zorunluluğumuz gerçeğiyle % 45 - 55 aleyhimize bir durum olduğunu düşünüyorum (isteyen % 40 - 60 veya daha da kötüleştirebilir). Sonuna kadar kovalayacağız!

Son olarak Aykut Kocaman! Dün akşam sahaya çıkardığı ilk 11 ile ilgili bana göre hiçbir sıkıntı yok. Biz bu yollardan çok geçtik, o istenilen ilk 11 her neyse, alınan skor 2-1değil 3-1 olsa o istenen ilk 11 itin pardon yerin dibine sokulacaktı. Hoca Spartak Moskova ile kora kor mücadele olacağını kestirmiş ve doğru oyuncular ile bu mücadeleye ortak olmayı planlamış. Takım bana göre dün akşam kora kor mücadele etti, hücumda kadro yapısı nedeniyle yeteri kadar üretken olamadı ve maalesef hala kolay goller yiyor.

Şu aralar biraz acı çekiyoruz ama bu günler de geçecek. Hayatta da böyle değil mi? Bazı doğruları acı çekerek öğreniyoruz. Biz Fenerbahçe'yiz, onu yeneriz, bunu yeneriz ile olmuyor bu işler. Sabredin, takımın başındaki insanın değerini gidince aramayın!

9 Ağustos 2012 Perşembe

Mutlu ve Umutlu


Öncelikle dün akşamki sonuçtan dolayı çok mutlu olduğumu söyleyeyim. Vaslui elenmesi gereken bir rakipti ancak biliyorsunuz geçen hafta ilk maçta Kadıköy'de alınan 1-1 beraberlik ve hemen peşinden gelen fazla kötümser reaksiyonlar ve olası bir elenme durumunda bunların artabilmesi ile maç öncesinde gerilmiştim. Aykut hoca üzerine yoğunlaşacak tepkileri düşünmüştüm. Herkes bilirkişi olacaktı, hesap soracaktı, bir sürü sevmediğim şey olacaktı ve bunları düşünüp maç öncesi sıkılmıştım.

Ancak Fenerbahçe kendi sahasında bilmem kaç maçtır yenilmeyen Vaslui'yi Caner, Kuyt (2) ve Sow'un güzel golleriyle 1-4 yenerek Şampiyonlar Ligi play-off turuna kaldı. Yukarıda saydığım kötümser ihtimaller ilk kötü sonuçta ortaya çıkmak üzere rafa kalktı! 1 hafta önce kötü oynayan Fenerbahçe dün akşam daha iyi oynarken geçen hafta yanlış ilk 11 tercih eden Aykut hoca bu kez bana göre doğru 11'i sahaya sürdü. Maça iyi başladık, tur için kilit golü erken bulduk, Vaslui'nin hızlı cevabına engel olamadık, maçın içinde gel-gitler yaşadık ama geçen haftaya göre daha iyiydik. 2. yarının başında Volkan'ın penaltıyı kurtarması ardından Kuyt'ın kale direklerinin birleştiği noktaya yakın yerdeki örümcek ağlarını alan muhteşem golü ile turu kaptık.

Kuyt çok önemli bir isim. Yıldız olup sahada bununla ilgili en ufak bir ister şımarıklık deyin ister kapris deyin görmediğiniz çok güzel bir adam. Aykut hocanın transferdeki bu ince ayarını sevdiğimi daha önce çok söyledim, olsun bir daha söyleyeyim. Sow'un maçın bitiriş golünü atması da çok güzel oldu tıpkı golün kendisi kadar. Onun Fenerbahçe kadrosunda olmasının ne kadar önemli olduğunu hatırlamak, hatırlatmak açısından değerliydi.

Vaslui'yi elemek Avrupa'da minimum Aralık ayına kadar yola devam etmek demekti. Şampiyonlar Ligi'nde tek başına yer alıp pastadan gelecek parayı kasaya atmayı hesaplayan ezeli rakibe henüz değil demekti. Farkındayız bir sonraki tur olan play-off turunda rakipler zorlu ve Şampiyonlar Ligi gruplarına kalabilmek kolay değil. Ezeli rakip yine aportta bekleyecek ama biz de pes etmeyeceğiz, istediğimiz olmazsa da Avrupa Ligi gruplarında devam edeceğiz.

Bitirirken de eğer bu yazıyı okuyorsanız hemen bundan 2 önceki Sezon Başı yazısına ve özellikle son paragrafa bir daha bakın diye rica edeyim. Enseyi hemen karartmayın!

3 Ağustos 2012 Cuma

Krasic Transferi


Güzel transfer, önemli transfer. 2 sezon önce de Aykut hoca'nın istediği, o zaman Juventus ve İtalya Serie A'nın ağır basması nedeniyle olmayan ancak yine bugün öneminden birşey kaybetmemiş bir transfer. Bir taşla ikiden fazla kuşu vuran bir transfer Krasic transferi. Kuyt ve Mehmet Topuz'un birden fazla bölgede oynayabilme özelliklerini tetikleyen bir transfer. Benim açımdan Mehmet Topuz'un orta sahaya alınmış yeni bir oyuncu olmasına neden olan bir transfer.

Milos Krasic şöyledir, böyledir, şu özelliğine bayılacaksınız diyecek halim yok lakin Krasic transferinin uzun vadeli bir Aykut Kocaman transferi olduğunu, özellikle ayrılık vaktinde çok üzüleceğimiz Alex'in olmadığı önümüzdeki sezon bu transferin değerinin ortaya çıkacağını söylemek isterim. Zamanı gelince belki dönüp buraya bakar ve gülümseriz.

Bir de bu transferin taraftar etkileri açısından bir paragraf açmak gerekirse, taraftarda oluşan ve beni son birkaç gündür rahatsız eden "Krasic tamam güzel transfer de orta saha merkeze adam lazımdı, Vaslui serisi başlamadan alsaydık, çok geç kaldık!" serzenişlerine kurban gitmemeli bu transfer. Bizim oturduğumuz yerden düşündüğümüz gibi veya menajerlik oyunundaki gibi olmuyor transfer işleri ve "parayı bastır adamı al" düşüncesi ile hiç alakası olmayan çok güzel bir hocamız var. Günü kurtarmanın değil planlı transferin, uzun vadeli kadro yapılarının ve yapılan transferin kapsadığı en ince detaya kadar düşünmenin doğru olduğu bir bakış açısı. Aykut hocayı çok sevmenin detaylarından sadece bir tanesi.

Milos Krasic hoş geldi, rüzgar sevenlerin gözü aydın!

3 Haziran 2012 Pazar

Dirk Kuyt Transferi


Transferi duyar duymaz aklıma gelen ilk cümle "tam bir Aykut hoca transferi" oldu. Güzel transfer olmasının içine herkes kendine göre değişik kriterler ekleyebilir ama benim için Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'nin hoca olarak dümenine geçtiğinden beri getirmek istediği ve uyguladığı transfer politikası önemli ve bundan oldukça mutluyum.

Bildiğiniz üzere hoca bize aç oyuncu lazım diyerek önemli bir transfer yolu açmıştı. Buraya kimlerin girdiğini ve yer aldığını biliyorsunuz. Onun dışında ise profesyonel ve ismi futbolla ilgilenenler için bilindik, süperstar yıldız sınıfında olmayan ancak takıma yarar sağlayacak kadar iyi transferler oldu. Dirk Kuyt bu sınıfta iyi bir transfer ve daha golcü özellikte olmasına rağmen Niang ta bu sınıftaydı. Marsilya ve Liverpool gibi takımlarda uzun süre istikrarlı oynama, bariz katkı verme ve mücadeleci iyi profesyoneller..Alex apayrı bir örnek olsa bile bu sınıfa gireceklerden..istikrarlı, takıma katkısı çok fazla ve takım için elinden gelen mücadeleyi sonuna kadar veren profesyonel yıldız isimler..

Dirk Kuyt ta bilinen Liverpool kariyeri, milli takımda üstlendiği roller ile herkes tarafından bilinen ama görevini yerine getirmek için sonuna kadar mücadele eden bir futbolcu. Kanat forvet oynaması güzel bir alternatif ve takımın hücum kombinasyonlarında avantaj yaratacaktır.

Transferi her açıdan değerlendirdiğimizde çok başarılı gözüküyor ve bunun için Aykut hocaya teşekkür etmeli, belli bir süreye yayılan Brezilya ağırlıklı transfer politikasını bambaşka bir yöne ve çizgiye getirdiği için mutlu olmalıyız, en azından ben bu durumdan gayet mutluyum.

Dirk Kuyt'a Fenerbahçe forması altında başarılar diliyorum..