Mamadou Niang etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mamadou Niang etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2012 Pazar

Dirk Kuyt Transferi


Transferi duyar duymaz aklıma gelen ilk cümle "tam bir Aykut hoca transferi" oldu. Güzel transfer olmasının içine herkes kendine göre değişik kriterler ekleyebilir ama benim için Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'nin hoca olarak dümenine geçtiğinden beri getirmek istediği ve uyguladığı transfer politikası önemli ve bundan oldukça mutluyum.

Bildiğiniz üzere hoca bize aç oyuncu lazım diyerek önemli bir transfer yolu açmıştı. Buraya kimlerin girdiğini ve yer aldığını biliyorsunuz. Onun dışında ise profesyonel ve ismi futbolla ilgilenenler için bilindik, süperstar yıldız sınıfında olmayan ancak takıma yarar sağlayacak kadar iyi transferler oldu. Dirk Kuyt bu sınıfta iyi bir transfer ve daha golcü özellikte olmasına rağmen Niang ta bu sınıftaydı. Marsilya ve Liverpool gibi takımlarda uzun süre istikrarlı oynama, bariz katkı verme ve mücadeleci iyi profesyoneller..Alex apayrı bir örnek olsa bile bu sınıfa gireceklerden..istikrarlı, takıma katkısı çok fazla ve takım için elinden gelen mücadeleyi sonuna kadar veren profesyonel yıldız isimler..

Dirk Kuyt ta bilinen Liverpool kariyeri, milli takımda üstlendiği roller ile herkes tarafından bilinen ama görevini yerine getirmek için sonuna kadar mücadele eden bir futbolcu. Kanat forvet oynaması güzel bir alternatif ve takımın hücum kombinasyonlarında avantaj yaratacaktır.

Transferi her açıdan değerlendirdiğimizde çok başarılı gözüküyor ve bunun için Aykut hocaya teşekkür etmeli, belli bir süreye yayılan Brezilya ağırlıklı transfer politikasını bambaşka bir yöne ve çizgiye getirdiği için mutlu olmalıyız, en azından ben bu durumdan gayet mutluyum.

Dirk Kuyt'a Fenerbahçe forması altında başarılar diliyorum..

26 Mayıs 2011 Perşembe

Emenike Transferi


Fenerbahçe kazandığı 18. şampiyonluğun mutluluğu henüz tazeyken ilk resmi transferini Karabük'ten Emenike'yi 4 yıllık sözleşme ile renklerine katarak gerçekleştirdi.

Transfere dair genel geçer ilk tepkiler verilen bonservis ücreti üzerine oldu. Fenerbahçe Emenike transferi için Karabük'e 7 milyon euro + sözleşmesi sürerken satışı halinde ise 2 milyon euro daha verecek şekilde anlaştı. Tabii ilk etapta lanse edilen 9 milyon euro'yu ben de fazla yüksek bir fiyat olarak değerlendirenlerdenim. Hani hep denir ya 9 milyon euro veriyosan üzerine 2-3 milyon daha ekle, daha garanti baba adam al diye. Fakat son yıllarda o kadar çok gördük ki garanti baba adam, isim adam vs. ve bu gibi lafların aslında hiç te garanti olmadığını, transfer işinde aslında birçok faktörün yan yana gelerek başarıyı tetiklediğini..

Neyse, Emenike'nin kendisine dönecek olursak geçen sezon Kadıköy'de oynanan Karabük maçına dair yazdığım kayıtta Emenike'ye 1 paragraf ayırdığımı hatırladım. Yazı burada ama tamamını okumak istemeyenler için o 1 paragraf şöyle yazılmış;

Rakip forvet Emenike için kısa birşeyler yazmak gerek sanırım. Geçen sezon 1.lig'de gösterdiği performans aslında bugünlerin sinyalini net bir şekilde veriyordu. Gayet kuvvetli, yeri geldiğinde süratli bir forvet, tipik Afrikalı desek hani çok kötü bir genelleme yapmamış oluruz bence. Dün maçın genelindeki kuvveti ve attığı goldeki sürati Yobo ve Lugano'yu oldukça zorladı. Karabük için çok başarılı bir transfer.

Emenike'nin Aykut Kocaman'ın isteği doğrultusunda transfer edildiğini biliyoruz. Burada Emenike'nin öne çıkan özelliklerinden fizik gücü ve pek tabi sürati önemli özellikler. Türkiye'ye özgü habercilik ile sezonun sonuna doğru yaşının gerçekten büyük olduğu haberleri ortaya atılsa da resmi olarak 1987 doğumlu olması da Aykut hocanın genç transferlerine bir yenisi olarak karşımızda. Genç ve başarıya aç, potansiyel adam ve tabi Aykut Kocaman'ın pasa dayalı ve oyunu daha süratli oynamaya yönelik düşüncesi için kritik bir tercih.

Kritik diyorum nitekim kadroda büyük usta Alex varken tek forvetle sahaya çıktığımız bir düzen mevcut ve elde Niang gibi bir forvet varken Emenike'nin alabileceği pozisyon şimdilik soru işareti olarak beklemekte. Niang'ın veya Emenike'nin kanat forvet gibi oynatılma alternatifleri vs. gibi şeyler konuşulacaktır.

Ben bu transferde Şampiyonlar Ligini aklıma getirdim. Şöyle bir argüman var ya, "abi adam Karabük'te kapalı savunmalara karşı oynamıyordu ki" gibi..işte Şampiyonlar Ligi Emenike için daha da parlamak adına bir fırsat diye düşünüyorum.

Transfer konusunda önceden ahkam kesmenin her daim sorun olacağını düşünürüm. Transfer yapıldığı an tabi ki artısıyla eksisiyle yorumlanır, takıma katabilecekleri ile değerlendirilir. Emenike'nin de yeni sezonda göstereceği performansa göre tekrar geriye dönüp transfer olduğunda neler denmiş bakacağız sanırım.

Kariyerinin Fenerbahçe'de daha da parlaması dileğiyle..

22 Şubat 2011 Salı

Kara Deryalar Fenerle Aydınlandı


Öncelikle şunu belirterek giriş yapmak doğru olacaktır: Oradaydım; kara deryalar aydınlanırken olunması gereken yerde! Alex'in Beşiktaş'a karşı hat-trick yapmasına vesile olan 3 golün de ağlarla buluştuğu kalenin arkasında..

Fener'in ışığının daha güçlü olması için tribündeydik. Kara deryalarda onu yalnız bırakmamak, sonuç ne olursa olsun çıkılan yoldan sapmamak adına..

Sezonun 2.yarısına öyle bir başladı ki Fenerbahçe, herkesin ilk 5 haftaya dikkat çektiği zor fikstür serisinden maksimum puanı almayı başararak çıkmasını bildi. İnönü'deki Fenerbahçe maçlarının Beşiktaş açısından ruh halini bilirsiniz. En çok Fenerbahçe'yi yenmek isterler, eğer yarışta geri düşmüş veya kopmuşlarsa Fenerbahçe'yi yenmenin değeri azalmaz, yeter ki şampiyonluktan etmeye bir etkileri olsun.

Maç öncesindeki futbol ortamı sezon başı ve ortasında transferin yaldızlı kısmına ağırlık veren fakat bu yaldızlı transferlere rağmen sürekli kaybeden bir Beşiktaş ile sezonun 2.yarısında çok net dikkat çeken bir ivme yakalayan Fenerbahçe'den bahsedilmesine işaret ediyordu. Maç öncesi Fenerbahçe'nin İnönü'de beraberlik için kredisi var diye düşünüyordum fakat maçın hemen başında gelen gol ve ardından gelen yarım saatlik süredeki Fenerbahçe pozisyonları maçı kazanmazsak puan kaybına yazık olur diye düşünmeme sebep oldu tıpkı sezonun ilk yarısında Kadıköy'deki maç gibi.

Fenerbahçe 1-0 öne geçtikten sonra Dia ile sol kanattan çok etkili geldi ve kendisinin biri direkten dönen diğeri Rüştü'nün çıkardığı vuruşları ile uzak kale arkasından heyecanlandık. Yine bu bölümde Niang'ın kendi yarı sahasında Necip ve Toraman'ı ekarte edip uzun bir mesafe sürdüğü topla Beşiktaş ceza sahasına kadar gelip vurduğu şutun gol olmaması kaçan önemli pozisyonlardan diğeriydi. Ekrem'in üstüste sarı kartlık hareketlerinin kırmızıya dönmemesi ve bütün bunların değil de Beşiktaş'ın 2.yarıda Almeida ile kaçırdığı - Volkan'ın kurtardığı pozisyonun kırılma anı olarak kamuoyuna empoze edilmesini anlayamıyorum. İlk yarıda 1-0 öndeyken kaçanlar ve kırmızı kart görmeyen Ekrem'in devre biterken bulduğu gole kadar kırılma anı yok Almeida'nın kaçırdığında var, enteresan? İlk yarıdakiler tıpkı Almeida'nın kaçırdığı gibi girse Almeida neyi kıracaktı meraktayım.

Maçın hafızalara kazınması 2.yarının başında duran toptan Toraman'ın attığı gol sayesinde oldu diye düşünüyorum. Beşiktaş 2-1 öne geçmiş, tribünler kendinden geçip üç, üçç, üçç diye bağırırken 15 dk. sonra başlayacak Alex gerçeğini nereden bilecekti. Kaptan yine sahneye çıktı ve önce penaltıdan sonra güzel kafası ile ve en sonunda Rüştü'yü çalımlayarak sol çaprazdan Beşiktaş filelerini havalandırdı. İşte gerçek üç (3) buydu.



Fakat işte tribünde o anı yaşamak vardır ya, benim Beşiktaş-Fenerbahçe maçına dair seçtiğim o an Alex'in o güzel kafa vuruşuyla yaptığı gol. Hemen önümüzdeki kaleye olmasından kaynaklı, Alex'in kafayı vuruşu ve topun saniye saniye, süzüle süzüle Beşiktaş ağlarına gidişi..Sonra tribünde yıkılıyoruz, inanılmaz bir mutluluk..O anı unutamam.

Maçın geneline bakınca Fenerbahçe'nin galibiyeti hakettiği ve çok önemli bir virajı geçtiğini söylemek gerek. İnönü'de özellikle sevilmeyiz, rakip başka hiçbir rakibine olmadığı kadar motive olur ama en nihayetinde bütün bu atmosfere rağmen kazanan Fenerbahçe, büyük mutluluğu yerinde yaşayan bizler.

Fenerbahçe 4-2'lik bu son galibiyeti ile İnönü'de son 6 sezonda oynadığı 5. lig maçını kazanmış oldu. Bu çok önemli istatistik nitekim bunun tam tersi Kadıköy'de olsa kopacak kıyameti herkes tahmin ediyor sanırım.

Fenerbahçe şampiyonluk mücadelesine çok sağlam adımlarla devam ediyor, çok değil yaklaşık 1 ay öncesinde sezonun 2.yarısı başlarken herkes fikstüre bakıp Fenerbahçe'nin havlu atabileceği 5 maçlık seriden bahsediyordu ama Fenerbahçe o seriden maksimum puanı çıkartmayı başardı.

Zor serinin son halkası olan İnönü deplasmanında alınan 4-2'lik galibiyetin değeri paha biçilemez.

Kara deryalar fenerle aydınlandı!

4 Ekim 2010 Pazartesi

Güzel Haftasonu


Gençlerbirliği maçının tekniğine-taktiğine girmekten yana değilim zaten maçın üzerinden 24 saatten fazla bir zaman geçmiş durumda ve de aşağı yukarı belli olan birşey: tribünden dahil olduğun maçın analizini detaylı yapmak pek kolay değil veya çok sağlıklı olmuyor..

genel hatlarıyla Fenerbahçe'nin farklı Kasımpaşa galibiyeti üzerine daha da dengeli bir oyunla ve net bir skorla maçın içinde çok fazla sıkılmadan kazandığı bir maç oldu Gençlerbirliği maçı. ilave olarak sezonun ilk seri galibiyeti oldu. önceki yazıda da vurgu yapmaya çalıştığım üzere olumsuz sezon başlangıcının ardından seri galibiyetlere başlamaya müsait bir 3 maçlık döneme girmişti Fenerbahçe. bunu şu ana kadar lehine çevirmiş durumda. skor bulmada halen sorun yok ve bu kez ligin ilk haftasındaki Antalyaspor maçı ardından kalede gole izin verilmeyen 2. bir maç oldu. savunmanın rakip hücumlara şans vermediği her maç umutlu olabiliriz. lakin Fenerbahçe muazzam bir gol ortalaması ile oynamaya devam ediyor. 7 maçta 20 gol gayet iyi. hakkı teslim edilsin.

Niang konusu hepimiz için mutluluk verici. tartışmasız son dönemdeki en iyi tek forvet performansı. şu ana kadarki istatistiği (ilk Antalyaspor maçında yeni geldiği için oynamamıştı) 6 maçta 7 gol ile taraf olan bizler bir kenara rakiplerin de eyvallah'ını alıyordur diye düşünüyorum..dün akşam her 3 golde de direkt etkisi var. zaten birini atması dışında 2.sinde gole direkt etki etmesi (bu 2. gol ucuz bir kendi kalesine gol değil, Niang'ın ısrarla o topun kaleye girmesi için rakibi sersemletmesi) ve 3. golde Gökhan Gönül'e attığı sıradan olmayan kontra pası. bu arada bu 3.golde Niang'ın pasını topun hızından kesmeyen ve önüne muazzam düzgün alıp zaman kaybetmeyen Gökhan Gönül'e tebrikler. benim fazlasıyla hoşuma gitti. tekrar izlenmesinde fayda var.

Selçuğun sakatlığı çok şanssız oldu. performansı konusunda ben dahil büyük kitleyi memnun edemez ancak Fenerbahçe'nin mevcut kadrosunda alternatifin en az olduğu defansif / merkez orta sahada oynayan Selçuğun sakatlığı sorun yaratabilir (yabancı kontenjanı, Cristian'ın performansı vs.) çözüm için Emre'nin yanına Mehmet Topuz mu yoksa tekrar Cristian'a dönüp yabancı kontenjanında sıkışmak mı? Aykut hocanın bu konudaki hamlesini göreceğiz. Selçuğa geçmiş olsun..

yazının başlığına dönerek yazıyı sonlandırırsak 7. hafta maç sonuçlarının Fenerbahçe penceresinden hep istenen şekilde gerçekleşmesi ve Fenerbahçe açısından güzel bir haftasonu olarak kayıtlara geçtiği şeklinde. sezonun girişinde alınan olumsuz sonuçların ardından güneşin yüzünü gösterdiği bir dönem yaşıyoruz. ancak yol daha çok uzun..

serinin Konya deplasmanında devam etmesi dileğiyle..

28 Eylül 2010 Salı

Kasımpaşa 2 - Fenerbahçe 6


Fenerbahçe için Ali Sami Yen stadı özelinde farklı anlamı olan maç skor olarak ta farklı bitti. dün akşam Ali Sami Yen stadı'nda - önümüzdeki dönem ekstra bir değişiklik olmadığı taktirde - son maçına çıktı Fenerbahçe. yıllar boyu ezeli rakibi Galatasaray ile şehir içi deplasmanına burada çıkmış Fenerbahçe için stada veda idi Kasımpaşa maçı. ve sanki vedaya uygun şekilde fazlasıyla gol gördü ASY kaleleri. bir de tribünlerin boş koltuklarının bu gollere ağırlıkla şahit olmasına sebep olanlar için buraya yazı yazmak istemiyorum! aşağı yukarı tahmin edilebilir..

maç öncesine dönüp bakarsak, 6. haftanın kapanış maçında şampiyonluk için yarışılan rakiplerin aldığı sonuçlar ve puan tablosunda oluşan durum bu maçı kazanmanın mecburiyetten daha fazlasına işaret ederken artık bir galibiyet serisine de başlamanın gerekliliğini ciddi anlamda hissettiriyordu. Fenerbahçe sert fikstürün kağıt üstünde biraz yumuşadığı bir 3 haftalık döneme girdi diyebiliriz. Kasımpaşa maçı ardından Kadıköy'de Gençlerbirliği ve ardından Konya deplasmanı ile bir seri yakalamak ve bunun sonucunda özgüven kazanmak, düzeltemediğimiz o psikolojiyi iyileştirmek adına çok önemli. bu serinin ardından da Kadıköy'de Galatasaray ve ardından Bursa deplasmanı var zaten.

ben kendi adıma Kasımpaşa'nın ligin dibine demir atmış durumda olması, Yılmaz Vural'ın Fenerbahçe maçlarındaki performansı ve takımın geride kalan sürede aldığı skorlar nedeniyle problemli bir süreçten geçmesini göz önünde bulundurarak bu maça temkinli bakmıştım. maçın hemen başında gelen Kasımpaşa golü ile "bu gole rağmen en ufak endişe duymadım" diyenlerden değildim o saniyelerde. bu yenilen golün üzerinden çok geçmeden Ersen Martin'in yaptırdığı anlamsız penaltı ile kendimize geldik. yenilen gole erken cevap her zaman iyidir. ve üstüne çok geçmeden Emre'nin şık golü ve Niang'ın fırsatçılığı ile maç bir anda rahatladı derken hemen 1 dk. sonra Kasımpaşa bir gol daha buldu. bence burada biraz durmak ve Fenerbahçe'nin çok kolay gol yediğine sıkı vurgu yapmak gerek. dün akşam Fenerbahçe savunması Bilica başta olmak üzere Lugano ile birlikte rakibin içeri sızması karşısında hiç birşey yapamadılar ve Fenerbahçe ligde geride kalan 6 haftada 10 gol yemiş durumda. neredeyse maç başına 2'ye yakın bir ortalama ve savunmanın daha sıkı hale gelmesi önümüzdeki haftaların en elzem konusu durumunda.

savunma sıkıntısı dünkü Kasımpaşa maçı özelinde öyle sinyal verdi ki maçın 2. yarısının başında Aykut Kocaman gollerde bariz hatası olan Bilica ve sezon başından beri form tutamayan Andre Santos'u kenara çekip yerlerine Yobo ve Caner'i oyuna sürdü. belki Yobo ilk 11'de maça başlayabilirdi ancak sebebi sakatlıktan yeni çıkması ve Bilica'yı psikolojik olarak bozmamak olabilir (Beşiktaş maçında Yobo yoktu oynadın, geri geldi hemen kesik yedin psikolojisi) ama oynayacak durumda yedekler arasında Yobo varsa Aykut hoca onunla başlayabilirdi diye düşünüyorum. tabi ki Kayseri'de 55 dk. ve dünkü 45 dk. ile Yobo'nun performansı üzerine şöyle veya böyle demek olmaz ama Bilica'nın bende yarattığı etki yetersiz oluşu.

savunmayı yererken Fenerbahçe'nin hücumunu ve potansiyelini övmek gerek. 6 maçta atılan 17 gol maç başına neredeyse 3 gol ortalama demek. tabi ki çok klasik olan "bu Kasımpaşa'ya 6 atsan ne olur" yorumları yapılır ancak 6 gole, sayıya takılmadan belki oyunculara bakmak, ilerisi için pozitif düşünmek gerek. bir kere Alex ile oynanan tek forvet pozisyonunda son transfer edilen 2 yabancı forvet Kezman ve Güiza ile yaşanan hayal kırıklığı ortada. bu zor pozisyona uyum sağlayabilecek, o yalnız rolü goller ile süsleyecek bir oyuncu aradı Fenerbahçe. ve şu ana kadarki performansı ile son tercih Niang ile mutlu olmalı. 5 lig maçında attığı 6 golden de öte saha içindeki görüntüsü ile biz seni arıyorduk dedirtiyor. burada Niang'ın iyi ve ihtiyaç duyulan forvet olması dışında bana göre şöyle de bir şansı var: Dia ve Stoch

Aykut Kocaman'ın bu planlı ve doğru transfer tercihleri Niang'ın bu gollerinin süreceğine işaret. kanatlardan oldukça efektif gelen Fenerbahçe merkezde sürekli hareket halinde olan ve doğru yerde pas bekleyen Niang'ı besledikçe "bu Kasımpaşa'ya 6 golü herkes atar" cümlesi gol sayısı ve rakip ismi değişerek devam edebilir. an itibariyle özellikle Beşiktaş maçıyla başlayan Aykut hocanın Dia tercihi verimini almış gözükmekte ve Dia giderek etkili olmaya başlamakta diyebilirim. Stoch ile Dia'nın aynı anda kanatların her ikisinde birlikte birer koz olarak çıkmaması için 6 yabancı sınırı üzerinde konuşulurken savunması iyi olmayan bu 2 oyuncuyla ve bir de Alex'in sahada oluşu ile zaaf yaşanabileceği de konuşulabilir bana göre. Dia ve Stoch aynı anda tabi ki oynayabilir ama bence bu 2 genç oyuncuya savunma öğretmek te gerekecektir. Alex dün akşam olduğu gibi maç içindeki performansından bağımsız rakip için her an çok büyük tehdittir ve tartışmasız çok önemli bir hücum silahıdır. değerini - katkısını tartışanlarla polemiğe girilmemesi gereken büyük oyuncudur. ancak Alex'in olduğu, forvette Niang ve kanatlarda aynı anda Dia & Stoch'un olduğu oyunu oynamak ta kolay değildir. bunu düşünmek gerek. orta sahada rakibe kaybetmemeyi bilmek gerek.

farklı skor güzel ama yenilen gollere dikkat etmeli. sonuç olarak, 6-2 kazanılan Kasımpaşa maçı Fenerbahçe için bir seriye başlangıç olmalı. ancak aynı zamanda da savunmasına dair problemlerin düzeltilmesi için de can sıkıcı bir ev ödevini yapmakla yükümlü.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Fenerbahçe 4 - Manisaspor 2


Fenerbahçe Perşembe gecesi 120 dk. sonunda PAOK'a kaybedilen turun ardından taraftarın olmadığı son cezalı iç saha maçında Manisaspor'a karşı galip gelmek zorundaydı. psikolojik olarak yıkıcı bir sürecin içinden geçildiği aşikar. bu sezon 2002-2003 sezonundan bu yana arada katılamadığımız bir Avrupa kupaları sezonu dışında en erken veda edilen sezon olarak kayıtlara geçti.

elde kalan en önemli hedef her zaman olduğu gibi lig şampiyonluğu ve bunun için kazanmaya başlamak şart. Kadıköy'deki son cezalı maç olan Manisaspor maçına çıkan ilk 11'de Aykut hocanın dikkat çeken tercihleri vardı. sezona bariz formsuz giren Andre Santos 6 yabancı kuralı ve aslında formsuzluk sebebiyle yerini Caner'e bırakmış, sakatlığı bulunan Gökhan Gönül'ün yerinde ise herkesin Bekir oynar standart refleksini yanıltan A2 takımından yükselen 18 yaşındaki Okan vardı. Aykut hocanın bu tercihleri dışında son PAOK maçına çıkılan düzen ve oyuncular aynıydı.

maçın ilk yarısında çok fazla gol pozisyonunun olmadığını söyleyebilirim. Emre'nin sağ kanada uzun top attığı ve Okan'ın bu uzun topa durdurmadan yaptığı ortaya Alex'in kalecinin hatasını affetmediği vuruş için söylenecek bir detay: Alex'in hücumcu orta saha mı yoksa forvet mi sorusuna aslında ikisinin arasında oyunu ortadan yönlendiren ancak fırsat kollayıcı bir forvet tipi olduğunu söylemek gerek. attığı gol buna süper bir örnekti.

maçın 2. yarısına golle başlayan Manisaspor attığı golün ardından da etkili pozisyonlara girdi ancak kalede şansını iyi kullanan ve giderek güven veren Mert'i geçemedi. Manisaspor'un golünde Isaac'e kafayı vurduran Lugano duran toptan attığı golle Fenerbahçe'yi tekrar öne geçirdi. burada bana göre önemli bir detay Niang'ın ceza sahasına yakın çevrede takıma belirgin duran top kazandırdığı. topu aldıktan sonra dönüşlerde veya topla dripling halinde bir şekilde rakip savunma kendisine faul yapıyor. nitekim 2. golün duran top faulünü de Niang böyle aldı. ve ardından da peşpeşe 2 golle Fenerbahçe kariyerindeki ilk golleri atmayı başardı. attığı ilk gol gayet şık bir kafa vuruşu. bu kafaya ortayı yapanın da Okan olduğunu söylemek, ortanın da adrese olduğunu vurgulamak gerek. ardından Caner'in assistindeki soğuk kanlı vuruşu da güzeldi. son sezonlarda Fenerbahçe'nin belki de en sıkıntı duyduğu tek forvet pozisyonu için uygun bir isim Niang (Marsilya'da oynadıkları 4-3-3 düzeninden buna alışık) ve önümüzdeki dönem adaptasyon ile daha da efektif olacaktır.

Okan için bir paragraf açmak gerek. Fenerbahçe'nin kamuoyundaki algısı genç yetenekleri harcamak, başka klüpte parlamış yetenekleri köreltmek üzerinedir maalesef. Okan altyapıdan yetişip A takıma kazandırılmış ve dün gece itibariyle uzun yola çıkmış bir genç yetenek. hani Gökhan Gönül'e bişey olursa yerine kimi koyarız sorusunun cevabı için oldukça umut dolu bir cevap. Aykut hocanın vurgu yaptığı "bize aç oyuncu lazım" önemli cümlesinin en aç oyuncularından Okan. dünkü performansı ile hepimizin yüzünü güldürdü. yolunun Fenerbahçe'de uzun olması, başarılarının artması en büyük dileğim. maç sonunda Aykut hocanın şu sözleri de kendisini neden bu kadar sevdiğimin bir detayı aslında: "Şimdi el birliği ile Okan'ın ne şahane şeyler yaptığını söyleyeceğiz. Ondan sonra Okan'ı aşağı çekmek için her şeyi yapacağız. Okan'ın yolu açık olsun, çok sevindim. Okan'ı oynatma kararını verirken Gökhan Gönül'ün yokluğunda kurguyu bozmayalım, oranın bir oyuncusu devam etsin, hataları bizim sevapları onun olsun."

Fenerbahçe için bu maçı kazanmak şarttı ve şimdi milli maç arası. ardından zorlu Kayserispor deplasmanı ve Kadıköy'de Beşiktaş derbisi.

ve belki 1 Eylül tarihi dolmadan savunmaya bir takviye..

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Tatil


Blog yazarları arasında bir adettir; yıllık izne, tatile veya seyahate çıkan blog yazmaya bir süre ara vereceğini belirtir. tabii ben cumartesi günü yola çıkmadan bunu yapamadım ve ardından geldiğim yerde kırık dökük bir bağlantı ile yazmaya çalışmaktayım. aslında biraz yaşlı bir laptop ve kaldığım yerin internet bağlantısı nedeniyle biraz kasarak ta olsa yazmak mümkün ama ben yokum diyeyim, siz öyle bilin..

bu arada ne oldu?

en son yazıda yönetime girişmiş, geciken forvet transferine ne diyeceğimi bilememiştim. daha çantamı odaya yerleştirip akşam yemeğine oturmuştum ki günlerdir adını andığımız Niang transferi sonuçlandırıldı! Niang için buradan detaylı analiz yazmak pek sağlıklı değil ama Pierre v. Hooijdonk'tan beri bir türlü dikişi tutmayan forvet için Niang'ın en azından biraz çare olmasını umuyorum. aslında Pvh'den beri dikiş tutmadı dedim ancak Nobre'den sonra demek gerek belki - buradan başka bir yazı konusu çıktı aslında bir anda: Alex'in muazzam performansı boyunca Nobre hariç dikiş tutmayan tek forvet pozisyonu -

dün akşam da lig tv olan bir yer bulup Antalyaspor maçını izledim. maç detayına buradan girmeden bir önceki yazıda ifade ettiğim kötü de oynasak kazanmalıyız şartını bu kez gayet iyi bir oyun ilavesiyle gerçekleştirdiğimizi söyleyebilirim. pas organizasyonunun çok başarılı olduğu, güzel gollerin atıldığı, yarım saatte Antalyaspor'un fişinin çekildiği bir maç oldu. Young Boys ardından oluşan baskının biraz kırılması adına iyi performans. ancak sahada Fenerbahçe için bu kadar olumlu şey varken ve de 2 gol - 1 asist ile oldukça parlamışken Semih'in Alex'in çıkması ardından kaptanlık pazubandını takmamak için diretmesi ve Emre'ye zorla vermek istemesi üzücü görüntülerdi. yine birileri için malzeme boldu ve sanki o malzemeyi vermezsek olmazdı!

neyse, maçı izlerken bir ara Semih ile Niang'ın beraber oynama ihtimalini düşündüm ancak Alex varken bu tercih sanırım pek çok rakibe karşı yapılabilecek birşey değil.

Perşembe akşamı PAOK ardından ligde Trabzon deplasmanları bir önceki Zor Seri başlıklı yazının önemli maçlarındandı. şimdi buralardan alınacak iyi skorlar güven açısından önemli ağırlığa sahip. bu arada aklıma gelmişken PAOK deplasmanında savunmada Bilica ve Bekir'in sarı kart, orta sahada Stoch'un kırmızı kart cezalısı olduğunu söylemek gerek. ayrıca kalede Volkan'ın sakatlığı PAOK maçında oynamasına engel olabilir. kale ve savunmada aynı anda bu kadar eksik pek iyi değil. dikkat etmek gerek..