Alex de Souza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alex de Souza etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2012 Cuma

Çok İhtiyaç Varken


Tam zamanında kazandı Fenerbahçe. Karanlıkların içinden aydınlığa doğru bir adım attı. Kolay değildi, geride kalan maçlarda skorlar da oyun da kötüydü. Durum vasat ile kötü arasına sıkışmışken, bunların üstüne herkesi üzen, sonu böyle olmamalıydı dediğimiz Alex ayrılığı ve hatta bunun camia içinde yarattığı kutuplaşma ile çıktık Mönchengladbach deplasmanına. Sırtımızda Alex'in kopuşunun tarifsiz gerginliği ile..

Alex canımız, ciğerimiz, Fenerbahçe efsaneleri arasındaki yerini çoktan aldı. Bu konuda başka bir yazı yazabilir miyim bilemiyorum ama bu son ile çok üzüldüğümü ve Alex'i gelinen bu sonda hatalı bulduğumu söylemek isterim. Aykut hoca'nın önümüzdeki sezondan itibaren Alex'sizliğe kademeli geçiş için kafasındakileri gerçeğe dökemeden böyle bir sona kendi kontrolünün dışında geldiğini düşünüyorum. Hoca'nın bu kendi dışındaki kontrolü tahmin edersiniz: Aziz Yıldırım. Nitekim kıskançlık tiviti, Sivas deplasmanında yüzüne bakmama, hocanın heykel açılışına katılmasına rağmen tavrını değiştirmeyen Alex'e hocanın değil başkanın "yeter artık" dediği aşikar. Üzüldüm, 8,5 sezonun sonu böyle olamazdı, olmamalıydı! Uzatmayayım, çok kırgınım ve hatalı buluyorum. Aziz Yıldırım'ı da öyle. Aykut hoca da Fenerbahçe için art niyetsiz düşündüğü birşeyi yapamadı. Yapamaz, çünkü burası Türkiye. Bakış açısı Alex ayrılınca bakarız, varken hep oynasın, sakat değilse hem de 90 dk, oyundan da çıkmasın!

Neyse maça dönmek gerek, bu yeni düzene alışmak gerek! Kuyt - Sow forvetine fişek diyoruz aramızda. Alex'in olmadığı bu düzende rakip defansların kafasını karıştıracak bu fişek hattı, sürekli yer değiştiriyorlar, rakibi şaşırtıyorlar. Dün maça iyi başlamamıza rağmen 1-0 geriye düştük. İşler bu kadar kötü giderken üstüne deplasmanda mağlup duruma düşmek hiç iyi değildi lakin bu kez tersi oldu ve Fenerbahçe ayaklandı! Cristian'ın frikiği ardından devreye girmeye yakın Meireles'in cetvelle çizdiği düzgünlükte şutu ile skoru lehine çevirmeye başardı. Takım mükemmel değil ama içinde bulunduğu şartlara göre ortalamanın üzerinde iyi bir oyunla kapattı ilk devreyi. Maç öncesi yenilmememiz gerektiğini en az 1 puanla Kadıköy'e dönmek gerektiğini düşünür ve isterken ilk devreye bakıp buradan 3 puanı koparmanın çok önemli olduğunu düşünmeye başlamıştım.

2. yarıya da pas trafiğini iyi kullanarak, topu ayağımızda tutma niyeti ve becerisi ile başladık. Skor 2-1 lehimize iken hücuma çıkışta yapılan hata ve garip bir boş koridor zaafı ile karşı karşıya pozisyonda Volkan çok kritik bir top çıkardı. Bu pozisyonun biraz sonrasında yine ceza sahasında fena bir pozisyon önce Volkan ardından Gökhan Gönül ile savuşturuldu. Bu topların kalesine girmesine izin vermeyen Fenerbahçe Mehmet Topal'ın Caner'i sol arkaya kaçırdığı, Caner'in de güzel ortasına Kuyt'ın tek güzel vuruşu ile skoru 1-3 yaptı. Tam iş bitti, deplasmanda 3 puan geliyor derken Mönchengladbach çok erken bir cevap verdi. Savunma hata yaptı, rakip te kendi hücumunun solundan gelen ortaya tek vuruşla gol yaptı. Yenen bu gol sonrası biraz tedirgin ama nedense günün geneline bakınca görece iyi bir Fenerbahçe'nin verdiği güvenle bakıyordum maça. Bol pasa, ayağa pasa devam ettik. Rakibe baskı kurmaya çalıştık ve kurduk. Hatta bu baskının devamında Gökhan Gönül'ün orta alanda kaptığı topu Krasic-Kuyt ve Cristian sırasıyla Mönchengladbach kalesine 4. kere yolladığımızda dünyalar bizim oldu.

Bu kadar zor ve açıkçası kötü psikoloji ile çıktığımız Almanya deplasmanından 3 puan ve tekrar edeyim görece iyi oyun ve mücadele ile Kadıköy'e dönmek çok büyük ve kritik bir iş! Yazının başında da dediğim gibi karanlıktan aydınlığa bir adım attık ama sadece bir adım! Kaybedince tek bir suçlunun belirlendiği, bu tip kazanımlarda o suçlunun adının pozitif anlamda geçmediği bir yorumlama şekliyle devam ediyoruz hayatımıza. Dinlenmek için pek fazla zaman yok, pazar akşamı Kadıköy'de kadın ve çocukların tribünde olacağı maçta Beşiktaş derbisi var. Skor olumlu olursa 15 günlük milli maç arasına büyük bir soluk alarak gireceğiz lakin olumsuz olursa tek suçlu var, orada sizi bekliyor!

26 Ağustos 2012 Pazar

Dertler Bitmez!


Dün akşam ligin 2. haftasında Kadıköy'de Gaziantepspor ile karşılaştık. Cezalı olduğumuz için sadece kadın ve çocukların tribünde olduğu bir başka maç lakin aynı zamanda uzun süredir konuşulan, karşılıklı hataların olduğu ve önlemi yönetimsel düzeyde alınmamış Aykut Kocaman - Alex gerginliğinin maç öncesi kamuoyuna en net yansıdığı bir ortam mevcut.

Aykut Kocaman ile Alex arasındaki adını tam olarak koyamadığım ama genel bir ifade ile gerginlik dediğimiz durum konusunda son gelinen durum oldukça can sıkıcı. Taraftar kendi arasında bir tercih yapmak ve adeta zorunlu bir şekilde haklı-haksız durumunu ortaya koymak adına kutuplaşmış durumda. Herkesin bir fikri olacaktır mutlaka ve bu fikirler uyuşmak zorunda değil. Benim de bu konuda fikirlerim var ancak bunlar kendi fikirlerimdir ve kimseye dayatmak gibi bir amacım asla olmayacağı gibi pek tabii mutlak doğruları göstermeyebilir.

Bu gerginliğin öncesi de var diye biliyoruz ama bu denli aleni bir hal alması geride bıraktığımız hafta içi oynanan Şampiyonlar Ligi play-off turu ilk maçında Alex'in Aykut Kocaman tarafından yedek bırakılması ardından sosyal medyayı bana göre çok yanlış kullanması ile oluştu. Bana göre kaptanın Aykut hoca tarafından Spartak Moskova karşısında ilk 11 başlamaması doğru karardı. O maç özelinde doğru olduğunu düşünüyorum. Buraya hemen tekrar iliştirmek isterim ki bu Alex'in geçen sezonun Galatasaray ile oynanan lig finalindeki sakatlığının henüz tam geçmemesi detayı ile ilk 11 başlamadığı maçı ayrı tutarak yedek kulübesinde başladığı 2. maç olarak aklımda (ilk sezon ligdeki Trabzon deplasmanı ve bu son Spartak Moskova deplasmanı dışında sakatlık-ceza durumu yokken Alex hep ilk 11 başladı). Dolayısıyla nadirden de az gerçekleşen bir duruma Alex'in fazla kötümser bir reaksiyonu günümüzün en tehlikeli kitle iletişim mecrası haline gelen twitter üzerinden verdiğini düşünüyorum. Bu benim açımdan kaptanın net yanlışıdır. Aykut hoca'nın Alex'i Gaziantep maçı kadrosuna almamasına birebir etkendir diye düşünüyorum. "Kıskançlık" kelimesi bu gerginlikte hiç ama hiç olmayacak, fazlasıyla yanlış bir argümandır. Üzüldüm halen de üzgünüm durumun bu kelimeye indirgenmesine.


Sonrası dün akşam Gaziantepspor maçında yaşadıklarımız. Maçı yazamıyorum aslında galibiyete çok ihtiyacımızın olduğu ve sonunda 3-0 kazandığımız maçla ilgili bir şeyler karalamak isterdim. Mehmet Topal, Sow ve yine Kuyt'ın golleriyle nefes aldık! Ancak nefes alırken yine dertlendik ve aldığımız o nefes adeta bir efkar nefesi gibi oldu. Maçı 1-0 önde götürdüğümüz sırada dakikalar sanırım 70 civarı, tribünlerden "Aykut söyle, Alex nerede" diye bir tezahürat mı desem tezahürat böyle olmaz da bir slogan başladı ve giderek büyüdü. Fenerbahçe'yi izlemek ve destek vermek için tribüne gelen kadın ve çocukların iyi niyetinden, saflığından yararlanıldığını düşünüyorum. Kendiliğinden gelişen, spontane bir durum olmadığını ve bariz bir art niyetle insanların kullanıldığı fikrindeyim.

Ardından başkan Aziz Yıldırım'ın mikrofonu kapıp bu duruma el atması. Bu da ilk anda doğru gibi gelse de hoşuma gitmedi ama insanların hür iradesi ile bir fikir beyan ettiklerini düşünmediğim için Aziz Yıldırım'ı da düşünerek şaşırmadığımı belirteyim. Keşke olmasaydı ama sloganın gelişimini ve başındaki durumun daha kötü olduğunu düşünüyorum.

Maalesef bir kutuplaşma var. Birisi haklı, ötekisi haksız anketleri yapılıyor ama maalesef buna Fenerbahçe taraftarı ortam hazırlıyor. Medya bu durumu affeder mi? Twitter'da kan gövdeyi götürüyor, benim dediğim doğru, öyle değil böyle olmalıydı derken araya sıkıştırılan hakaretler var. Şurası da açık; Alex hatalı diyen kimse Alex'e hakaret etmiyor, etmesin de zaten ama Aykut Kocaman hatalı diyenler argümanlarına fazlasıyla kötü ifadeler de ekliyor. Bu duruma da fazlasıyla kızgınım ve dertliyim.

Şimdi sırada çarşamba oynanacak Spartak Moskova rövanşı var. Turu geçmeye yetecek skoru alırsak ne ala, aksi durumda dertler bitmez!

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Kötü


Süper Kupa'yı kötü oynayarak Galatasaray'a kaybettik. Sezona iyi başlayamadığımız bir gerçek. Geride kalan 2 Vaslui ve dün oynanan Galatasaray maçlarında kötü ile vasat arası bir yerlerdeyiz. Zamanla bu pozisyondan kurtulup ileriye doğru bir ivme yakalamamız şart yoksa en az oyun kadar kötü olan taraftar refleksi sonuca ve skora gidilemediğinde can sıkmaktan öteye gidecek gibi duruyor.

Dün akşamki oyunun detayına girmek istemiyorum lakin pek kötü goller yiyoruz. Volkan'ın maçın başında omzundan sakatlanıp yerini Mert'e bırakmasının hemen 2 dk. sonrasında bireysel hata ile gol yeme, Kuyt'a hücum edilirken yapılan faul (veya değil) sonrası tek uzun top ile karşı karşıya pozisyonla gol yeme ve son penaltı pozisyonun olduğu yeri düşününce durum kötü. Tabii ki hatasız oynamak mümkün değil ancak oyuncuların daha dikkatli olmaları gerekli, en azından böyle basit goller yememek için daha dikkatli olmalılar. Aykut hoca'nın bu hataları azaltabilmek için çalışmaları olmalı, teoriyi pratik ile sahaya yansıtmalıyız.

Maçın dışında 3 maç sonunda gelinen nokta Aykut Kocaman'ın getirildiği nokta! Yazının başlığı için seçtiğim "kötü" kelimesi sadece takımın oyunu değil taraftar refleksinin geldiği boyutları ifade etmesi açısından seçildi. Geçen sezon yaşamak zorunda kaldığımız ortamın adeta maskeli bir baloyu andırdığını düşünmeye başladığım tepkileri görüyorum ki bu benim kendi durumumu da iyice açıklamam gereken bir durumu da beraberinde getiriyor. Aykut Kocaman'ı çok seviyorum, oyuncu iken de öyleydi ama şimdi kendini daha çok ifade edebildiği teknik direktörlük pozisyonu olarak çok önemli ve özel bir insan olduğunu düşünüyorum. Fenerbahçe'nin başında olmasından çok mutluyum diye uzayıp giden bir durum. Ancak bunun ardına hemen eklemeliyim; Aykut Kocaman eleştirilemez değil!


Ülkede herkesin üzerine birşey konuşabileceği ve medyanın kötü algıları veya istediği algıyı kolayca yaratabildiği bir alan olan futbolda tabi ki herkes Aykut hocayı eleştirecektir. Sosyal medya hayatımıza girdi gireli eskiden sohbet tadında yapılan yorumlar artık takipçilere veya daha başka kitlelere doğru yapılıyor. Mesela dün Alex ilk 11'de başlamayacak haberi sızdığında veya art niyetli sızdırıldığında bunun bir boyutunu görebildik. Ortalık toz duman, Alex nasıl kesilir, Aykut Kocaman (bu ekseriyetle Aykut hitabı ile) kendini ne sanıyor, Alex oynamaz mı diye zincire bağlayan bir tivit sağanağı! Medyanın kasıtlı kaşıdığı ve yaratacağı gerginlikten besleneceği bir konu Aykut hoca - kaptan canımız ciğerimiz Alex konusu. Aykut hoca teknik direktör olarak geride kalan 2 sezonda Alex'i Perşembe-Pazartesi-Perşembe sıkışıklığındaki 2 PAOK maçı arasına denk gelen Avni Aker deplasmanı hariç hiç ilk 11'den kesmedi. Geçen sezonun son final maçında sakat olduğu için mecburen yedek başladığı maçı biliyorum ve özellikle yazmadım. Demem o ki bu konuda medyaya pek ekmek çıkmadı ama konuyu kaşımak için aportta bekleyecekleri kesin. Dün de kaptan ilk 11'de başladı, takımın geneli gibi iyi oynayamadı, dert değil canı çok sağolsun.

Hadi bu derdi atlattık, bu kez maçı kötü oynayıp 3-2 kaybettik ya yine Aykut! (hocam) bu işi bilmiyor, iyi hoca değil, twitter yıkılıyor, türlü türlü kötü yorumlar bakın eleştiri demiyorum, o eleştiriyi görebilsem tamam diyeceğim ama yok! Çıkarttığı ilk 11'e sallayamıyorlar, sanırım yenilen 3 gole de yapabileceği birşey yok diye bişey bulunamıyor. Bu kez 2-2'yi yakaladığımız ve Engin Baytar'ın atılıp Galatasaray'ın 10 kişi kaldığı bölümde neden oyuncu değişikliği yapmadığı konusu. 10 kişilik Galatasaray'a karşı Sow oyuna neden girmemiş? Volkan'ın sakatlığından dolayı zorunlu olan Mert ve 2-2'nin hemen sonrası kötü oynayan Mehmet Topal yerine Krasic girmiş, Topuz göbeğe geçmiş ve tek değişiklik hakkı kalmıştı.Sow girecek ama kimin yerine girecek belli değil, atış serbest! Kuyt 10 üzerinden 12 oynuyor, adeta yanıyor, çıkmaz. Alex çıksa maçın başına döneceğiz! Galatasaray 10 kişi kalmış, oyundan Alex mi çıkar, kesin takıntısı var denilen esas takıntıya döneceğiz! Bir ihtimal pozisyon benzerliği ile Caner - Stoch olabilir ama senin 90 dk.da maçı bitirebileceğin kesin mi, o son hakkını elinde tutmayasın? Takım kötü, tamam Aykut hoca kötü oynatıyor (o ne demekse artık) ona da tamam da benim eleştiriden anladığım bu değil demek ki! Siz yardırın zaten benim ne bunu engellemek gibi bir gayem var ne de öyle bir gücüm var. Mesela bana göre eleştiri Yobo'nun 1 haftalık idmanla da olsa maç kadrosuna alınmamasıdır. Serdar Kesimal sakatken ve 2 stoperin sahada iken yedek stoperin olmaması eleştirilir. İlk sezonunda Kayseri deplasmanında aynısını yaşamış, orta sahadan Selçuk stopere devşirilmiş ve oradan yediğimiz gollerle maçı kaybetmiştik. Aykut hoca burada muhtemelen aksi durumda Mehmet Topal'ı devşiririm diye düşündü ama bence hataydı, neyse zaten oraya kalmadan kaybettik.

Eleştiri olsun, o eleştiri benim istediğim gibi olacak değil tabi, öyle bir dünya yok! Fakat ben kesinlikle birbirini kötü etkileyen bir kitlenin olduğunu düşünüyorum. 1 kişinin fikri bir anda otomatik bir şekilde 100 kişinin, 1.000 kişinin fikri oluyor. Ardından iş küfür etmeye, aşağılamaya geliyor işte bu kabullenebildiğim birşey değil.

Benim yazdıklarımı bir yerinden itibaren okumayı bırakanlar olacaktır belki tıpkı dünkü maçın ardından Aykut hocanın basın toplantısında dediklerini anlamayanlar, anlamak istemeyenler ve hatta anlamak için çaba sarf etmeyenler olacağı gibi. Aykut hocanın basın toplantısını bir kez daha izleyin, bir kez daha dinleyin!

Ve kabul ediyorum takım kötü ama bu taraftar refleksi ondan daha kötü! Fenerbahçe düzelir ama korkarım ki bu refleksler düzelmez. İşte kötü olan bu!

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Alex'in Ellerinde Yükseldi


Fenerbahçe tarihinin en sıkıntılı, doğal değil kurgulanmış zorluklara karşı ayakta kalmaya çalıştığı, futbolcusunun, Aykut Kocaman'ın ve taraftarının sorumluluk aldığı here alanda ortaya koyduğu mücadelesi ve direnişi ile hatırlanacak ve asla unutulmayacak sezonunu 29 yıldır alamadığımız Türkiye Kupası'nı kazanarak kapattık.

Fazlasıyla güzel bir oyun ve öyle güzel atılmış goller ile geldi ki o özlediğimiz kupa tartışılmayacak şekilde Fenerbahçe'nin hakkıydı. 4-0'lık Bursaspor galibiyetinde kendi attığı güzel golün dışındaki Caner, Cristian ve Semih gollerinde asistleri yapan Alex bir kez daha Fenerbahçe forması ile ölümsüzleşti, adını Fenerbahçe tarihinde bir kez daha anmak üzere 16 Mayıs 2012 kupa finaline kazıdı. Türkiye Kupası o'nun ellerinde yükselince çok daha güzel gözüktü, çok daha anlamlı oldu.

Kupa finalinden 4 gün önce lig finalini de oynamayı başaran, ezeli rakibi ile berabere kaldığı için sezon boyu gösterdiği büyük direnişi taçlandırmanın kapısından dönen Fenerbahçe futbol takımı kağıt üstünde herkesin moral bozukluğu kriterini öne sürdüğü kupa finalinde bunu tamamen bertaraf ederek, tartışmasız güzel bir oyun, mücadele ve çok güzel goller ile kupayı kazanmayı başardı. Bu kupa sıradan, her zaman bildiğimiz bir sezonda kazanılsa da önemli olurdu ama böyle bir sezonda Fenerbahçe müzesine getirilmesi ve sezonun bu özlenen kupa ile kapatılması apayrı bir saygıyı hak ediyor. Herkesin de bu onuru ve gururu bizlere yaşatan futbolculara ve Aykut Kocaman'a minnet duyması, emeklerini alkışlaması ve bizleri tarihimizin en zor sezonunda gururlandırdıkları için hakkını teslim etmesi gerek.

Türkiye Kupasının Fenerbahçe'yi tutmayanlar, sevmeyenler açısından en büyük önemi kupayı Fenerbahçe'nin uzun süredir alamamasıydı. Maaşları çift ikramiye şeklinde yatsa durumdan bu kadar mutlu olmayacak insanların da Bursasapor'un kupayı alması durumunda yaratıcı, zeki espriler hazırlığında olduğu ama 4-0 sonrası hayatlarında yeni bir dönem başladığını söyleyebiliriz.

Onlar maksimum mutluluğu Fenerbahçe'nin başarısızlığı üzerinden yaşamanın yollarını yine arayacaklardır fakat böyle bir sezonun sonunda bizler o kadar mutluyuz ve onurluyuz ki sanırsınız hem şampiyon olduk hem de kupa hasretine son verdik. Evet doğru okudunuz, geride kalan bu tarihi sezonda gösterilen mücadele ve gelinen noktadan dolayı o kadar mutlu ve onurluyuz.

Emeği geçenlere sonsuz teşekkürler...

12 Nisan 2012 Perşembe

Alex'in Ellerinde Yükselene Dek


Dün akşam Türkiye Kupası çeyrek finalinde oynanan Kayserispor maçı Fenerbahçe takımı ve biz taraftarları açısından oldukça sıkıntılı geçti. Takım maçın genelinde belirgin bir şekilde kötü oynadı, hücum edemedi ve 2-0 geriye düştüğü maçı önce Cristian'ın erken golü (golde Kayseri kalecisi Gökhan'ın hatasında hepimizin aklına Korcan ve şike yaptığına delil olarak gösterilen son maçta yediği gol gelmiştir) ve 90+2'de Sow'un hemen hemen herkesin Fenerbahçe elendi dediği anlarda gelen golü ile maçı uzatmaya taşıdı. Uzatmada pek birşey değişmedi ve kullandığı penaltıların hepsini gole çeviren Fenerbahçe kupada yarı finale yükseldi.

Benim açımdan bu maç bir kez daha gösterdi ki Türkiye Kupası'nda bir ayağımız hep çukurda. Sebebi olmayabilir hatta yok bence ama uzun süreye yayılan bir hikayesi olduğunu biliyoruz. Bir ihtimal eleme usulü maçlarda Fenerbahçe'nin başarısız olduğunu söyleyebiliriz ama final aşamasına kadar gelip finalde de en fazla kaybeden takım olduğumuz biliniyor.

Bu sezon çeyrek final öncesi Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor'un elenmesiyle başlayan "Fenerbahçe artık bu sezon kupayı kazanır" yorumlarının nasıl arttığını herkes çevresinden biliyordur. Bence tam da bu son Kayserispor maçı yaşanan tüm detayları ile gösterdi ki o kupa Alex'in ellerinde yükselene dek Fenerbahçe'nin an itibariyle kupayı alma şansı maksimum % 25'tir.

Herkes işine, gücüne dönsün ve yarı finalde oynanacak Karabükspor - Boluspor galibi maçına kadar Fenerbahçe lehine olan ve kesin anlamlar içeren yorum yapmasın.

19 Mart 2012 Pazartesi

Bu Kez Olmadı?


9 puan geride başladığımız derbi aslında çok fazla tahmin edilmeyen bir şekilde başladı. Fenerbahçe kazanmak zorundaydı ama 10 ve 15. dakikalarda üst üste gollerle öne geçeceğini kim nereden tahmin edebilirdi. Üstelik bu goller öyle tıngır mıngır kaleye giden, savunmaya çarpıp yön değiştiren cinsten goller de değildi. Fenerbahçe'nin 5 dakika ara ile gelen Sow ve Alex golleri gayet fantastik gollerdi.

Goller öyle güzel ve sürklase ediciydi ki Galatasaray'ın yediği goller ile performansının dahi kötü etkileneceğini düşünmüştüm. Fakat devrenin devamında takımın durağanlaşması ve devre bitmeden gelen Elmander golü ile Galatasaray'ın farkı bire indirmesi geriye kalan sürede olacakların da habercisi gibiydi.

Burada Beşiktaş maçında olduğu gibi takımın güdüsel bir sebebi olduğunu düşündüğüm tek farkı korumaya yönelik geriye çekilmesi tekrarladı. Bu adeta otomatik bir refleks olan geriye yaslanma benim görüşüme göre Aykut hocanın konuşması ve böyle yapalım demesi üzerine değil. Kaldı ki Beşiktaş maçının oynandığı haftaya bakınca 9 puan geride çıkılan Galatasaray maçında o var olduğunu düşündüğüm otomatik refleks burada daha ciddi sebebe sahipti. Öndeyim ve bir şekilde bunu koruyup farkı 6 puana indirmeliyim.

Fakat Aykut hocanın bu refleksi bozmaması üzerine konuşabiliriz. Mesela bence kötü gününde olan Stoch'un çıkması gayet normal iken yerine Dia girebilirdi, Selçuk değil. Bu değişiklik takımın bahsettiğim kendi kendine yarattığı o koruma güdüsünü tamam devam edin, bu tarzı onaylıyorum şeklinde algılanır. Selçuk hamlesi Galatasaray orta sahasına karşı düşen Fenerbahçe orta sahasını toparlama fikri de olabilir ama bunun devamında gelişen takım düzeni ve Alex'in de oyundan çıkması öyle olmadığını gösterdi.

Nitekim skoru koruma güdüsü de Aykut hocanın daha defansif (hücum düzenini de bozan) kurgusu da işlemedi ve Galatasaray kendisine yeten golü bularak Kadıköy'den 2-2'yi çıkardı. Hatta son saniyede o makus talihlerini de kırabilirlerdi.

Bütün bunların sonunda Aykut hocayı gereğinden fazla eleştirmekten yana olmadığımı, yukarıda yazdığım kendime göre teknik-taktik eleştirilerin konuşulması gerektiğini ama daha fazlasının benim tarzım olmadığını söylemem beni bilen ve burayı okuyanlar için çok şaşırtıcı olmayacaktır.

Herhalde çok büyük bir kitlenin de normal bir sezon geçirmediğimizi, Galatasaray'ın ise iyi olan takımını bir kenarda tutarak gayet normal, sorunsuz bir sezon geçirdiğini düşündüğünü varsayıyorum. Bu sezonun devamında gelinen durum benim için şaşırtıcı değil ve bir dönemden itibaren düşündüğüm şekilde devam ediyor. Fenerbahçe'nin geldiği yer ise benim için saygıyı hak ediyor.

Sonuçta tarihin geneline bakıldığında normal sezon içerisinde (play-off'un dayatılması ile bu ifadeyi kullanmak zorunda kaldım) Fenerbahçe, Galatasaray'ı en az 1 kez yener, bu kez yenemedi. Bunun da böyle bir sezona denk gelmesi enteresan.

Adeta kaybetmiş gibi üzüldüğümüz maç 2-2 berabere bitti. Tarih boyunca ezeli rekabette hep daha fazla kazanan Fenerbahçe bu kez kazanamadı. Fakat sadece biz değil, onlar da biliyor ki Fenerbahçe yine kazanacak, daha çok kazanacak!

7 Aralık 2011 Çarşamba

Fenerbahçe Yalnız Değil!


Bu akşam Galatasaray maçı var. Arena'da deplasmandayız. Bu kez yönetenlerin daha kolay yönetebilmek adına getirdiği yasak ile deplasmanda oynayacak takımın taraftarı kendine ayrılan yere alınmayacak!

Çok eskiye gitmeye gerek yok, geçen sezon Arena'nın açılış derbisinde, 18 Mart'ta oradaydık. Normalde olması gerektiği gibi! Fenerbahçe'ye ses verdik, mücadelesine ortak olduk.

Bu kez Fenerbahçe'yi orada yalnızlığa ittiler. Fenerbahçe için, Fenerbahçe lehine bir ses çıkmayacak orada! Dışarıda milyonlar, kimisi tv, kimisi radyo başında, bazısı özgür, bazısı özgürlüğünden mahrum! Hepsinin ortak bir heyecanı var ve aslında yıllar boyu ezeli rekabette üstün geldikleri Galatasaray maçına bu kez başka bir gözle bakıyorlar.

Fenerbahçe'nin golü veya golleri tarih boyunca Galatasaray ağlarına giren gollerden çok farklı olacak. Fenerbahçe kaybederse canı her zamankinden çok sağ olacak, kazanırsa sıradan bir Galatasaray galibiyeti olmayacak. Belki de berabere bitecek ama Fenerbahçe'nin 5 aydır verdiği mücadele bitmeyecek!

Geçen sezon Arena'da olanlardan biriyim ve o geceyi ömrümün sonuna dek unutabilmem mümkün değil! Alex'in son dakikalarda gelen maçı kazandıran golündeki sevincimi de, onun deplasman tribünündeki bizlere verdiği selamı da unutamam!

Bu akşam fiziken orada yokuz ama Fenerbahçe formasıyla sahada mücadele edecek futbolcuların kalbinin içindeyiz!

Kazanırsak hep beraber kazanacağız, kaybedersek hep beraber!

1 Kasım 2011 Salı

Başka Bir Yolu Olmalı


Fenerbahçe'nin yenilmesi için başka birşey olmalı belki?

Çünkü Alex'in maçın 5. dakikasında kırmızı kart görmesi ardından 85+ dakika 10 kişi mücadele eden Fenerbahçe de kazandı. Bu şekilde olmadı, belki başka bir şekilde olabilir? Düşünmeye devam!

Temizlenme iddiasındaki ligin 9. haftasında Kadıköy'de Karabük ile karşılaşan Fenerbahçe Alex'in maçın hemen başında gördüğü hassas kırmızı kart ile 10 kişi kalmasına rağmen ekstra mücadele ederek, saha basmadık yer bırakmayarak ve hırsına hırs katarak maçı Bienvenu'nün golüyle 1-0 kazandı. Ligde en yakınında olanlardan 4'er puan mesafe ile önde ve yenilmezlik serisini 27'ye çıkarttı. Bu adamlar şikeci deme kolaylığına kaçanları haliyle yutkunmaya zorluyor, başka başka bahaneler üretmeye mecbur bırakıyor.

Dün akşam maç bittiğinde yere çöküp oturan futbolcular ortaya konan mücadelenin en net görüntüsüydü. Caner'in oyununun farkında mısınız? veya Cristian'ın, Bekir'in..

O herkesin beklediği iddianame kamuoyu ile paylaşıldığında puan tablosuna bakacaksınız; bir nefes çekeceksiniz, ondan sonra küme mi düşürürsünüz başka bir yola mı başvurursunuz o sizin bileceğiniz iş?

Ancak Fenerbahçe'yi yenmenin başka bir yolu olmalı
dün yine olmadı, belki yarın..

25 Mayıs 2011 Çarşamba

2010-2011 Sezonu Şampiyonu Fenerbahçe


34 haftalık mücadelenin sonunda kazanan Fenerbahçe oldu.

Sezonun ilk yarısını son ana kadar mücadele ettiği Trabzonspor'un 9 puan gerisinde tamamlamasına rağmen Türk Futbol Tarihine geçen bir seri ile oynadığı son 18 maçın 17'sini kazanan ve sadece 1 kez berabere kalan Fenerbahçe 82 puanla ikili averaj hesabının dikkate alınmasıyla lig tarihindeki 18. şampiyonluğunu ilan etti.

Ligin 2. yarısında tarihe geçen performansa imza atıp 51 puanın 49'unu kazanmayı başaran Fenerbahçe sezonun 2. yarısında Kadıköy'de oynadığı hiçbir lig maçında gol yemeyerek şampiyonluğun kazanılmasına dair akılda kalan önemli istatistiklere bir başkasını eklemeyi de başardı.

Bu şampiyonluğa dair kırılma anları ve bazı detayları daha sonra yazmayı düşünüyorum lakin ayırt etmeden çok sevdiğim iki güzel insan Aykut Kocaman ve Alex de Souza adına ayrıca çok mutlu olduğumu ve bu şampiyonluğun kazanılmasındaki büyük payları nedeniyle yüzümün daha da güldüğünü söylemek isterim.


Fenerbahçe'nin şampiyonluğu tüm sevenlerine kutlu olsun.

Not: Şubat ayının sonlarında blogda paylaştığım enteresan detayın gerçekleşmesi de önümüzdeki sezon için karamsarlık yapmasın; tam tersine bunu kırmak için mücadele edelim..

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Dayanın Çocuklar!


Fenerbahçe ligin 2. yarısında gösterdiği büyük performansa sezonun Kadıköy'deki son lig maçında 6-0'lık Ankaragücü galibiyetini ekledi. 18. şampiyonluğu kazanmak için artık Sivas deplasmanında son bir kez daha kazanmak gerek.

Kelimelerle tarif edemediğimiz, çok büyük futbolcu, efsane olması erkenden kesinleşmiş güzeller güzeli insan Alex de Souza üçü penaltıdan, biri serbest vuruştan ve de muazzam bir aşırtma golü olmak üzere 5 gol atarak hiçbir yere sığmayan istatistiklerine bir yenisini eklemeyi başardı.

Biz tribünde, futbolcular sahada bu şampiyonluğu ne kadar istediğimizi gösterdik. Ancak henüz şampiyon olmadık ama olmak için ortada bariz görünen bir mücadele, çaba ve istek var.

Ligin 2. yarısında oynadığı 16 maçta 15 galibiyet alan, Kadıköy'de oynadığı hiçbir maçta gol yemeyen takımın ve bu takıma ait her bireyin emekleri için sonsuz saygı ve alkış.

Artık Sivas'ta son bir 90 dakika, son kez mücadelenin devamı..

Tarihe geçmek için 1 maç daha dayanın. Buraya kadar getirdiğiniz büyük performansın taçlanması için 1 maç daha dayanın.

Başarırsak tarih bizi yazacak..

28 Şubat 2011 Pazartesi

6. Hafta


Fenerbahçe sezonun 2. yarısında başladığı çıkışını Kadıköy'de Kasımpaşa'yı 2-0 mağlup ederek sürdürdü. Bu galibiyet 2. yarıda yakalanan serinin içindeki en durgun galibiyet olarak dikkati çekti. Fakat takımın İnönü deplasmanında alınan Beşiktaş galibiyeti sonrası bu tip durgun bir galibiyete hakkının olduğunu düşünüyorum. 17'de 17 diye birşey yok bu hayatta tıpkı her maçı sürklase eden bir oyun olamayacağı gibi..

Fenerbahçe Kasımpaşa'yı geçerken kaptan Alex bu ülkede performansıyla, oyuna etki edebilme gücüyle, sahadaki varlığının rakipler için her an tehdit olmasıyla eşsiz olduğunu bir kez daha gösterdi. O, bu ülkede sahne almış en büyük futbolcu, isteyen itiraz edebilir, karşı çıkabilir vs. ama gösterdiği performansın bana göre muadili yok!

Kasımpaşa maçının kritik anlarından biri de Volkan'ın Fenerbahçe 1-0 öndeyken kurtardığı penaltı oldu. Geçen haftaki Beşiktaş maçında Almeida ile karşı karşıya kurtardığı pozisyon sonrası bu penaltı kurtarışı da Volkan'ın hanesine yazılan dikkate değer artılardan.

Fenerbahçe şampiyonluk mücadelesini son derece sağlam adımlarla sürdürürken rakiplerden Trabzonspor'un Kayserispor ile 3-3 berabere kalarak Avni Aker'de "bir kez daha" puan kaybetmesi Fenerbahçe ile Trabzonspor'un puanlarının artık eşit olmasına neden oldu ve 2'li averaj avantajı cebinde olan Fenerbahçe'nin gol fazlasıyla lider olması aklıma biraz geçmişe gidip 2003-04 sezonunu getirdi.

Fenerbahçe 2003-04 sezonunda ilk yarıyı tekrarı oynanacak olan Rizespor maçı sonucu belli olmadan Beşiktaş'ın 11 puan gerisinde tamamlamış ve sezonun 2. yarısındaki çıkışı ve Beşiktaş'ın puan kayıpları sonrası liderliği tıpkı bu sezon olduğu gibi 6. haftada kazanmıştı. Beşiktaş deplasmanda Kocaelispor'a kaybederken Fenerbahçe Kadıköy'de Galatasaray'ı 2-1 yendiği hafta liderlik koltuğu el değiştirmiş; sezon sonunda mutlu sona Fenerbahçe ulaşmıştı. Bu sezonun da ilk haftası hariç puan tablosunda geriden gelip 6. haftada alınan liderliğin de bu açıdan dikkat çektiğini söylemek gerek.

Ligin bitimine 11 hafta kala yarışın sonunu kestirebilmek güç fakat geçen sezonun son haftasında şampiyonluğu kaybeden Fenerbahçe, kazanan Bursaspor ve buna etki eden Trabzonspor'un hemen ertesi sezon şampiyonluk yarışında başabaş olmalarının manidar olduğunu vurgulamak gerek.

22 Şubat 2011 Salı

Kara Deryalar Fenerle Aydınlandı


Öncelikle şunu belirterek giriş yapmak doğru olacaktır: Oradaydım; kara deryalar aydınlanırken olunması gereken yerde! Alex'in Beşiktaş'a karşı hat-trick yapmasına vesile olan 3 golün de ağlarla buluştuğu kalenin arkasında..

Fener'in ışığının daha güçlü olması için tribündeydik. Kara deryalarda onu yalnız bırakmamak, sonuç ne olursa olsun çıkılan yoldan sapmamak adına..

Sezonun 2.yarısına öyle bir başladı ki Fenerbahçe, herkesin ilk 5 haftaya dikkat çektiği zor fikstür serisinden maksimum puanı almayı başararak çıkmasını bildi. İnönü'deki Fenerbahçe maçlarının Beşiktaş açısından ruh halini bilirsiniz. En çok Fenerbahçe'yi yenmek isterler, eğer yarışta geri düşmüş veya kopmuşlarsa Fenerbahçe'yi yenmenin değeri azalmaz, yeter ki şampiyonluktan etmeye bir etkileri olsun.

Maç öncesindeki futbol ortamı sezon başı ve ortasında transferin yaldızlı kısmına ağırlık veren fakat bu yaldızlı transferlere rağmen sürekli kaybeden bir Beşiktaş ile sezonun 2.yarısında çok net dikkat çeken bir ivme yakalayan Fenerbahçe'den bahsedilmesine işaret ediyordu. Maç öncesi Fenerbahçe'nin İnönü'de beraberlik için kredisi var diye düşünüyordum fakat maçın hemen başında gelen gol ve ardından gelen yarım saatlik süredeki Fenerbahçe pozisyonları maçı kazanmazsak puan kaybına yazık olur diye düşünmeme sebep oldu tıpkı sezonun ilk yarısında Kadıköy'deki maç gibi.

Fenerbahçe 1-0 öne geçtikten sonra Dia ile sol kanattan çok etkili geldi ve kendisinin biri direkten dönen diğeri Rüştü'nün çıkardığı vuruşları ile uzak kale arkasından heyecanlandık. Yine bu bölümde Niang'ın kendi yarı sahasında Necip ve Toraman'ı ekarte edip uzun bir mesafe sürdüğü topla Beşiktaş ceza sahasına kadar gelip vurduğu şutun gol olmaması kaçan önemli pozisyonlardan diğeriydi. Ekrem'in üstüste sarı kartlık hareketlerinin kırmızıya dönmemesi ve bütün bunların değil de Beşiktaş'ın 2.yarıda Almeida ile kaçırdığı - Volkan'ın kurtardığı pozisyonun kırılma anı olarak kamuoyuna empoze edilmesini anlayamıyorum. İlk yarıda 1-0 öndeyken kaçanlar ve kırmızı kart görmeyen Ekrem'in devre biterken bulduğu gole kadar kırılma anı yok Almeida'nın kaçırdığında var, enteresan? İlk yarıdakiler tıpkı Almeida'nın kaçırdığı gibi girse Almeida neyi kıracaktı meraktayım.

Maçın hafızalara kazınması 2.yarının başında duran toptan Toraman'ın attığı gol sayesinde oldu diye düşünüyorum. Beşiktaş 2-1 öne geçmiş, tribünler kendinden geçip üç, üçç, üçç diye bağırırken 15 dk. sonra başlayacak Alex gerçeğini nereden bilecekti. Kaptan yine sahneye çıktı ve önce penaltıdan sonra güzel kafası ile ve en sonunda Rüştü'yü çalımlayarak sol çaprazdan Beşiktaş filelerini havalandırdı. İşte gerçek üç (3) buydu.



Fakat işte tribünde o anı yaşamak vardır ya, benim Beşiktaş-Fenerbahçe maçına dair seçtiğim o an Alex'in o güzel kafa vuruşuyla yaptığı gol. Hemen önümüzdeki kaleye olmasından kaynaklı, Alex'in kafayı vuruşu ve topun saniye saniye, süzüle süzüle Beşiktaş ağlarına gidişi..Sonra tribünde yıkılıyoruz, inanılmaz bir mutluluk..O anı unutamam.

Maçın geneline bakınca Fenerbahçe'nin galibiyeti hakettiği ve çok önemli bir virajı geçtiğini söylemek gerek. İnönü'de özellikle sevilmeyiz, rakip başka hiçbir rakibine olmadığı kadar motive olur ama en nihayetinde bütün bu atmosfere rağmen kazanan Fenerbahçe, büyük mutluluğu yerinde yaşayan bizler.

Fenerbahçe 4-2'lik bu son galibiyeti ile İnönü'de son 6 sezonda oynadığı 5. lig maçını kazanmış oldu. Bu çok önemli istatistik nitekim bunun tam tersi Kadıköy'de olsa kopacak kıyameti herkes tahmin ediyor sanırım.

Fenerbahçe şampiyonluk mücadelesine çok sağlam adımlarla devam ediyor, çok değil yaklaşık 1 ay öncesinde sezonun 2.yarısı başlarken herkes fikstüre bakıp Fenerbahçe'nin havlu atabileceği 5 maçlık seriden bahsediyordu ama Fenerbahçe o seriden maksimum puanı çıkartmayı başardı.

Zor serinin son halkası olan İnönü deplasmanında alınan 4-2'lik galibiyetin değeri paha biçilemez.

Kara deryalar fenerle aydınlandı!

9 Şubat 2011 Çarşamba

Alex Daha Buralarda


Evet Alex geldiğinde hiç kimse bu kadar iz bırakabileceğini tahmin etmiyordu hatta burun kıvıranlar vardı yetmedi oynadığı sezonlar ilerledikçe sürekli muadili sanılan oyuncular için bir kıyas oldu. Kimleri paketledi, kimleri içi bomboş konuşmalara itti, kimleri yutkunmaya mecbur etti..

Kaptanlık ona çok yakıştı, bütün Fenerbahçelilerin tek bir ağızdan dilediği lig tarihindeki 3.000. Fenerbahçe golüne imza attı, şampiyonluklar kazandı, kaybetti ama belki de hepsinden önemlisi bu kadar yetenekli ve skora etki edebilmesinin yanına çok güzel bir insan olduğunu da Türkiye'de futbolla ilgili herkese gösterebildi. Öyle ki rakipler bile ondan kötü bir şekilde bahsetmediler veya bahsedemediler. 7 yıl boyunca böyle bir imkan vermedi Alex ve hep oyununa konsantre oldu.

Bugün Fenerbahçe ile olan sözleşmesini 2 yıl daha uzattı. Aslında büyük kaptan ile taraftarın kalbindeki sözleşmesi sonsuza dek ama onu 2 sezon daha Fenerbahçe forması ile izleyebilmek çok güzel ve değerli.

Fakat burası Türkiye olduğu için şimdi futbolun ekabirleri çıkıp 34 yaşında sözleşme uzatmaya dair yorumlarda bulunmak isteyebilirler. Buyurun atış serbest, 7 yıldır da serbestti zaten.

Cevabı sahada
ve üzgünüm Alex daha buralarda..

19 Aralık 2010 Pazar

Umut Hep Var


Aslında hayat bazen çok zorluyor, sabır gerektiriyor.

Ancak ne olursa olsun umut hep var.

işte sen aynı anda, başka bir yerde, bir başka umutsun. umudu ayakta tutansın..

Oktay amca, Lefter ve Münir Özkul için..

7 Aralık 2010 Salı

Comandante Alex Pankartı ve Emek


Polemiklere girmeden öne çıkarmak gereken ve pankartı yapan bizler için de pankart ile selam ettiğimiz Alex için de doğru kelime şu olmalı: EMEK

Alex Fenerbahçe tarihine ismini çoktan yazdırdı. Unutulmayacak, Fenerbahçe'den ayrılırken hepimiz çok üzüleceğiz hatta ilerleyen yıllarda klüp içerisinde bir görev alarak geri gelmesini isteyeceğiz. Alex'in geldiği günden bugüne dek ortaya koyduğu müthiş bir emek var ve onun emeğine sonsuz saygı.


Diğer yandan Fenerbahçe tribünlerinde de emek harcayanlar var. Şimdilerde münferit taraftarlar ama yıllardan beri Fenerbahçe'nin peşindeler. Son dönemde yasa koyucuların yaptırımları karşısında aldıkları tavırları ve yasaya karşı duruşları belli.

Eski tribün ruhundan gelen bir isimle de Comandante Alex pankartının altına Okul Açık imzası attılar. Burada da bir başka emek var..

6 Aralık 2010 Pazartesi

Fenerbahçe 2 - Karabük 1


Fenerbahçe istediği gibi oynayamadığı, fazla pozisyon üretemediği maçta Karabük'ü 2-1 ile geçerek galibiyet serisini 3 maça çıkardı ve önde kaçan Trabzonspor ile farkın açılmasına izin vermedi.

Maç öncesi konuşulanlara göre maçın oldukça gollü geçeceği, ziyadesiyle gol atabilen Fenerbahçe ve alt ligden gelmesine rağmen parlak performansa sahip ve gol bulabilme konusunda hiç te fena sayılmayan Karabük'ün maçında goller havada uçuşacaktı. Nitekim iki takım da attıkları gollerin yanında fazla golü de kalelerinde görmekteydiler.

Maça yine erken bir golle başlayan Fenerbahçe daha 20. dk. dolmadan Alex'in fırsatçılığı ile bitirdiği pozisyonda skoru 2-0 yaptı. Bu tarz bir oyuna giriş ve yakalanan skor maç öncesi plan yapılsa en istenen türden plan olurdu sanırım. Karabük 2-0 geriye düştükten sonra dağılmadı, Fenerbahçe de o kısa zamanda yakaladığı 2-0'ın üzerine daha da coşmadı, aksine sakinleşti diyebilirim.
Hücum potansiyelini övdüğümüz Fenerbahçe maçın başında bulduğu gollerin dışında rakip kalede çok önemli tehlikeler yaratamadan maçı tamamladı. Aslında 2. yarının başında Karabük'ün Emenike ile yaptığı gol olmasa daha farklı bir ruh hali ile maç tamamlanabilirdi ancak tek fark her zaman tedirginliğe sebep olur. Gerçi Fenerbahçe istediği pozisyonlara giremezken Karabük'e de 2-1 sonrası ciddi tehlike yaratma şansı tanımadı. Özetle iki takımın da çok aksiyon yaratamadığı bir maç oldu, Fenerbahçe 3 puanla yoluna devam etti.

Rakip forvet Emenike için kısa birşeyler yazmak gerek sanırım. Geçen sezon 1.lig'de gösterdiği performans aslında bugünlerin sinyalini net bir şekilde veriyordu. Gayet kuvvetli, yeri geldiğinde süratli bir forvet, tipik Afrikalı desek hani çok kötü bir genelleme yapmamış oluruz bence. Dün maçın genelindeki kuvveti ve attığı goldeki sürati Yobo ve Lugano'yu oldukça zorladı. Karabük için çok başarılı bir transfer.

Fenerbahçe'de ise kaptan Alex dünkü golü ile üst üste 5. lig maçında gol atmayı başardı, takımı sürüklemeye devam ediyor. Yobo golde Emenike'yi kaçırdı fakat Stoch'un kaptırdığı top sonrası tek ayak üzerinde yakalandığını düşünüyorum nitekim maçın genelinde yine gayet iyi oynadı. Gökhan Gönül, Mehmet Topuz son dönemde belli bir istikrarı koruyorlar, Mehmet Topuz yine Alex'in golüne asist yapan oldu. Emre 1 ay aradan sonra döndüğü için zamana ihtiyacı var diye düşünüyorum, Stoch ve Niang ise yine çok istenen seviyede değillerdi ama takımın genel performansına bakıp ta kimseye yüklenmemek gerek.

Önümüzdeki h.sonu kupada grup ilk maçında kaybettiğimiz Ankaragücü deplasmanına çıkıyoruz. Ankaragücü'nün ligde aldığı istikrarsız sonuçlarla ne yaptığını anlayabilmek güç. Kadrolarında rakibe sorun yaratabilecek isimlere sahipler ancak Fenerbahçe için bir kez daha kazanmanın şart olduğu bir başka maç.

23 Kasım 2010 Salı

O Gol Senin Hakkındı, En Çok Sana Yakıştı


Fenerbahçe - Buca maçı öncesi en büyük merak konusu ve belki de o merak konusuna bağlı olarak ortak dilek belliydi: Fenerbahçe'nin lig tarihindeki 3.000. golünü kim atacak ve bu golü Alex atsın, bu gol en çok Alex'e yakışır!

Anladık ki çok temiz kalplere sahibiz aynı kaptan gibi..Bütün günü o golü Alex atsın istedik, o da daha dakika dolmadan ağları sarstı! Fenerbahçe'nin lig tarihindeki 3.000. golü Alex'ten geldi hem de akıllarda kalacak bu gol çok şıktı.

Buca karşısında lig tarihindeki 3.000. golü kaptanın ayağından gelen erken golle bulan Fenerbahçe farkı kısa sürede yine onun 2 güzel golü ile açtı ve maçı o periyotta kopardı. Maça dair diğer notlardan öne çıkanlar; Fenerbahçe'nin yine muazzam bir gol sayısı ile maçı tamamlaması ancak buna karşın halen fazla ve kolay gol yeme istatistiği. İnsanlar bu Fenerbahçe'ye alışsın diyorum; ortalama üstünde gol bulan ancak kalesinde fazlaca gol gören bir takım var ortada. Ancak tabi bu gol yeme durumu hücumda tıkandığınız zaman ciddi sorun yaratabilecek bir durum ve bu sorunu düzeltmek tekrarladığımız gibi önemli.

Aykut Kocaman'ın geçmiş senelere göre takıma hücum konusunda kazandırdığı ivmeyi kesinlikle görmek ve hakkını vermek gerek. 13 haftada 35 gol öyle kolay sırt çevirebilecek bir rakam değil. Dün akşam oynanan Buca maçı sonrasında takımın hücum silahları olan Alex'in 9 gol, Niang'ın 8 gol ve Semih'in 7 golü çok güzel istatistikler. Ayrıca dün akşam ilk 11'i gördüğümde çok mutlu olduğum orta sahada Gökay'ın başlaması da çok güzel detay. Gökay'ın çok iyi mücadele ettiğini düşünüyorum, heyecanını sahada olumlu kullandığını söylemek gerek.

Herşeyin güzel gittiği maçın benim açımdan en üzücü anı Aykut hocanın Alex'i oyundan alıp; Alex'in de koşarak soyunma odasına gittiği andı..Aykut hocayı da Alex'i de çok seviyorum, ayırmak mümkün değil ve onlar Fenerbahçe için çok önemli değerler..

Fenerbahçe'nin ilk yarının sonuna kadar olan süreçte kalan 4 maçının en zoru gözüken İBB maçı sırada. Olimpiyat stadındaki o kötü seriyi kırmak ve aynı hafta ligde yukarı tarafı zorlayanların birbirleriyle olan ve zor maçları dikkate alınca İBB maçının zorluğu yanında kritikliği de çok belirgin hale geliyor.

Alex ile başladım, Alex ile bitirmek isterim.

7 yıldır seni izlediğim için, Fenerbahçe için attığın birçok golü canlı görebildiğim, ama hepsine ekran başında olsa da tanıklık ettiğim için çok şanslı olmalıyım. Hani yaşı büyük insanlar bize anlattılar ya oynarken göremediğimiz Fenerbahçe efsanelerini, işte biz de çocuklarımıza, torunlarımıza seni anlatacağız..3.000. Fenerbahçe golü öncesinde "hadi Alex o golü sen at" diye tribünde bağırdığımızı anlatacağız..

İyi ki varsın,
İyi ki Fenerbahçelisin.

15 Kasım 2010 Pazartesi

Alex #100 Gol


Gaziantep maçı kötü bitti ancak büyük futbolcu, adını hiçbir zaman unutmayacağımız ve emeklerine ne kadar teşekkür etsek, ne kadar gurur duysak yetersiz kalacak güzel insan, Alex de Souza Fenerbahçe kariyerinde oynadığı lig maçlarında 100. golüne ulaştı.

İyi ki varsın kaptan,
İyi ki Fenerbahçelisin

28 Eylül 2010 Salı

Kasımpaşa 2 - Fenerbahçe 6


Fenerbahçe için Ali Sami Yen stadı özelinde farklı anlamı olan maç skor olarak ta farklı bitti. dün akşam Ali Sami Yen stadı'nda - önümüzdeki dönem ekstra bir değişiklik olmadığı taktirde - son maçına çıktı Fenerbahçe. yıllar boyu ezeli rakibi Galatasaray ile şehir içi deplasmanına burada çıkmış Fenerbahçe için stada veda idi Kasımpaşa maçı. ve sanki vedaya uygun şekilde fazlasıyla gol gördü ASY kaleleri. bir de tribünlerin boş koltuklarının bu gollere ağırlıkla şahit olmasına sebep olanlar için buraya yazı yazmak istemiyorum! aşağı yukarı tahmin edilebilir..

maç öncesine dönüp bakarsak, 6. haftanın kapanış maçında şampiyonluk için yarışılan rakiplerin aldığı sonuçlar ve puan tablosunda oluşan durum bu maçı kazanmanın mecburiyetten daha fazlasına işaret ederken artık bir galibiyet serisine de başlamanın gerekliliğini ciddi anlamda hissettiriyordu. Fenerbahçe sert fikstürün kağıt üstünde biraz yumuşadığı bir 3 haftalık döneme girdi diyebiliriz. Kasımpaşa maçı ardından Kadıköy'de Gençlerbirliği ve ardından Konya deplasmanı ile bir seri yakalamak ve bunun sonucunda özgüven kazanmak, düzeltemediğimiz o psikolojiyi iyileştirmek adına çok önemli. bu serinin ardından da Kadıköy'de Galatasaray ve ardından Bursa deplasmanı var zaten.

ben kendi adıma Kasımpaşa'nın ligin dibine demir atmış durumda olması, Yılmaz Vural'ın Fenerbahçe maçlarındaki performansı ve takımın geride kalan sürede aldığı skorlar nedeniyle problemli bir süreçten geçmesini göz önünde bulundurarak bu maça temkinli bakmıştım. maçın hemen başında gelen Kasımpaşa golü ile "bu gole rağmen en ufak endişe duymadım" diyenlerden değildim o saniyelerde. bu yenilen golün üzerinden çok geçmeden Ersen Martin'in yaptırdığı anlamsız penaltı ile kendimize geldik. yenilen gole erken cevap her zaman iyidir. ve üstüne çok geçmeden Emre'nin şık golü ve Niang'ın fırsatçılığı ile maç bir anda rahatladı derken hemen 1 dk. sonra Kasımpaşa bir gol daha buldu. bence burada biraz durmak ve Fenerbahçe'nin çok kolay gol yediğine sıkı vurgu yapmak gerek. dün akşam Fenerbahçe savunması Bilica başta olmak üzere Lugano ile birlikte rakibin içeri sızması karşısında hiç birşey yapamadılar ve Fenerbahçe ligde geride kalan 6 haftada 10 gol yemiş durumda. neredeyse maç başına 2'ye yakın bir ortalama ve savunmanın daha sıkı hale gelmesi önümüzdeki haftaların en elzem konusu durumunda.

savunma sıkıntısı dünkü Kasımpaşa maçı özelinde öyle sinyal verdi ki maçın 2. yarısının başında Aykut Kocaman gollerde bariz hatası olan Bilica ve sezon başından beri form tutamayan Andre Santos'u kenara çekip yerlerine Yobo ve Caner'i oyuna sürdü. belki Yobo ilk 11'de maça başlayabilirdi ancak sebebi sakatlıktan yeni çıkması ve Bilica'yı psikolojik olarak bozmamak olabilir (Beşiktaş maçında Yobo yoktu oynadın, geri geldi hemen kesik yedin psikolojisi) ama oynayacak durumda yedekler arasında Yobo varsa Aykut hoca onunla başlayabilirdi diye düşünüyorum. tabi ki Kayseri'de 55 dk. ve dünkü 45 dk. ile Yobo'nun performansı üzerine şöyle veya böyle demek olmaz ama Bilica'nın bende yarattığı etki yetersiz oluşu.

savunmayı yererken Fenerbahçe'nin hücumunu ve potansiyelini övmek gerek. 6 maçta atılan 17 gol maç başına neredeyse 3 gol ortalama demek. tabi ki çok klasik olan "bu Kasımpaşa'ya 6 atsan ne olur" yorumları yapılır ancak 6 gole, sayıya takılmadan belki oyunculara bakmak, ilerisi için pozitif düşünmek gerek. bir kere Alex ile oynanan tek forvet pozisyonunda son transfer edilen 2 yabancı forvet Kezman ve Güiza ile yaşanan hayal kırıklığı ortada. bu zor pozisyona uyum sağlayabilecek, o yalnız rolü goller ile süsleyecek bir oyuncu aradı Fenerbahçe. ve şu ana kadarki performansı ile son tercih Niang ile mutlu olmalı. 5 lig maçında attığı 6 golden de öte saha içindeki görüntüsü ile biz seni arıyorduk dedirtiyor. burada Niang'ın iyi ve ihtiyaç duyulan forvet olması dışında bana göre şöyle de bir şansı var: Dia ve Stoch

Aykut Kocaman'ın bu planlı ve doğru transfer tercihleri Niang'ın bu gollerinin süreceğine işaret. kanatlardan oldukça efektif gelen Fenerbahçe merkezde sürekli hareket halinde olan ve doğru yerde pas bekleyen Niang'ı besledikçe "bu Kasımpaşa'ya 6 golü herkes atar" cümlesi gol sayısı ve rakip ismi değişerek devam edebilir. an itibariyle özellikle Beşiktaş maçıyla başlayan Aykut hocanın Dia tercihi verimini almış gözükmekte ve Dia giderek etkili olmaya başlamakta diyebilirim. Stoch ile Dia'nın aynı anda kanatların her ikisinde birlikte birer koz olarak çıkmaması için 6 yabancı sınırı üzerinde konuşulurken savunması iyi olmayan bu 2 oyuncuyla ve bir de Alex'in sahada oluşu ile zaaf yaşanabileceği de konuşulabilir bana göre. Dia ve Stoch aynı anda tabi ki oynayabilir ama bence bu 2 genç oyuncuya savunma öğretmek te gerekecektir. Alex dün akşam olduğu gibi maç içindeki performansından bağımsız rakip için her an çok büyük tehdittir ve tartışmasız çok önemli bir hücum silahıdır. değerini - katkısını tartışanlarla polemiğe girilmemesi gereken büyük oyuncudur. ancak Alex'in olduğu, forvette Niang ve kanatlarda aynı anda Dia & Stoch'un olduğu oyunu oynamak ta kolay değildir. bunu düşünmek gerek. orta sahada rakibe kaybetmemeyi bilmek gerek.

farklı skor güzel ama yenilen gollere dikkat etmeli. sonuç olarak, 6-2 kazanılan Kasımpaşa maçı Fenerbahçe için bir seriye başlangıç olmalı. ancak aynı zamanda da savunmasına dair problemlerin düzeltilmesi için de can sıkıcı bir ev ödevini yapmakla yükümlü.