Tribün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tribün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Ağustos 2012 Pazartesi
Beraberlik
Lig'in ilk haftasında oynayacağımız Elazığspor maçının Elazığ'daki saha bakım çalışmalarının tamamlanmaması nedeniyle İzmir'de oynanacağı açıklandıktan sonra sıra İzmir'e gitmeyi çok isteyen bizler için organize olmaya gelmişti. Maçın bayram arifesine denk gelmesi, bayramla birleştirilen tatiller gibi hayatın başka dinamikleri mevcut ancak öte yandan Fenerbahçe'sinin yanında olabilmek, takımını yalnız bırakmama isteği ile bunları yok sayan kocaman bir tutku!
Maçın öncesindeki hafta içi ilk engel Elazığspor yönetiminin açıkladığı bilet fiyatları oluyordu. Taraftarın takımının yanında olabilmek adına yansıttığı o saf ve iyi niyeti sömüren bilet fiyatlarını Fenerbahçe tribün grupları ortak bir hareketle protesto ediyor, bilet fiyatları aşağı çekilmez ise maça gelmeyeceğini bildiriyor ve bu ortak protesto ardından bilet fiyatları aşağı çekiliyordu. Bu protesto muhalif tribün algısının yanlışlığı yanında gerçekten muhalif tavrın elde edebildiği bir sonuç açısından tarihteki yerini alıyordu.
Bilet fiyatlarını aşağı çekmiştik ama İzmir'e gitmek için organize olmak kolay değildi. İlk paragrafta saydığım nedenler etkiliydi fakat yine de İzmir'e gitmek isteyen güzel Vamos Bien insanları vardı. Kimisinin yaşı küçük, kimisinin ilk deplasmanı, kimisi bu yolları çok gidip gelmiş...Önemli olan yola çıkabilmek ve onun öncesinde gösterilen çabadır.
Ve Cuma gecesi Kadıköy Evlendirme Dairesi'nin karşısından bindiğimiz minibüsümüz ile İzmir yollarına düştük. İstanbul'dan Türkiye'nin çeşitli yerlerine bayram ziyaretlerine memleketlerine veya tatile giden halk ile o büyük sabır gerektiren trafiğin içine daldık. Sıkışmış trafik içinde hiç te sıkılmış değildik, yola çıktığımız minibüsümüz içerisindeki o samimi ortam, evde yapılmış poğaçalar, kekler ve Fenerbahçe'ye doğru gittiğini bilmek çok güzeldi. Şarkılar, türküler, aşılan her bir kilometre ile yerini yeni bir Vamos Bien bestesine bırakacaktı.
Ercan çoğu kişinin bilmediği o güzel sesi ile söyledi Kızılırmak'tan konfeksiyoncuları...bizler onu dinledik, sonra eşlik ettik, hep beraber söyledik. Hayatımızda çok önemli bir yeri olan Fenerbahçe'ye ve tribüne uyarlamak kaçınılmazdı. Herkes birşeyler kattı ve yeni bir yol bestesi çıktı. Yakında dinleyeceksiniz...
İzmir'e vardık ve Vamos Bien'in İzmir'de yaşayan dostları tarafından karşılandık. Yine misafirperverlik nedir gördük, yine dayanışma nedir yaşadık. Denizli'de yaşayan kardeşlerimizin de katılımı ile Vamos Bien ailesi İzmir'de hazırdı. Önce Konak'ta imece usulü hazırlanan kahvaltılarımıza yumulduk çünkü yol boyu Tuba ve Yiğit'in evden getirdikleri ve Fatih'in kalender alışverişleri dışında birşey yiyemiştik! Bu durum besteye yansımış olabilir, sanırım önden sinyallerini veriyorum!
Kahvaltı sonrası bir İzmir klasiği olan yürüyerek Alsancak Kordon'a vardık ve maç saatine kadar burada vakit geçirdik. Güzel bir sokak içinde tezahüratlar, boğazımızı serinleten içecekler ile sesimizi şehre yansıttık. Grubumuz dışından insanların bizi görüp, yarattığımız o samimi ortama katılma isteklerini gördüm, mutlu oldum. Haklıyız, Kazanacağız, yeni bestemiz ve Fenerbahçe tribününde söylediğimiz tezahüratlarımız Alsancak Kordon'da yükseldi.
Buradan İzmir Atatürk Stadı'na doğru olan bir İzmir klasiği yürüyüşüne başladık. Her zamanki güzergah üzerinden yıkılması planlanan Alsancak Stadı'nı belki son kez görerek, selamlayarak stada vardık. Bir kısmımız tribüne girmeli ve konuşlanmalıydı, bir kısmımız ise polis tarafından göz altına alınan pankartımızı en azından geri alıp minibüsümüze koymak için dışarıda kalmalıydı. Evet İstanbul'dan getirdiğimiz "haklıyız, kazanacağız" pankartımız tribüne sokulmayarak polis tarafından göz altına alınmıştı. Aradık, klasik yarım ağızlı veya ilgisizlik dolu haller ile pankartımıza ulaşamadık. Pankartımız alınmış ve bir polis aracında tutuluyordu ama hangisindeydi? Maç sonrası gelip almamızı söylediler. Tribüne girdik, maç Herve Tum ve Dirk Kuyt'ın karşılıklı golleri ile 1-1 berabere bitti. Lige 2 puan kaybı ile başladık, üzüntümüzü içimize attık, twitter'a girmedik, maç sonrası pankartımızı geri almak için yeniden araştırmaya başladık. Yine biraz oraya biraz buraya derken pankartımızın Çınarlı karakolu'nda tutulduğu söylendi. 5 dakika mesafe, yürüyün oradan alın dendi. Neden aldınız haklıyız kazanacağız yazıyordu dedik, sakıncalı dediler. Karakolun yerini bilen yine pankartları alınan Group İzmir'den arkadaşlarla Çınarlı karakoluna vardık. Pankartımız polis otosunun bagajına sıkıştırılmıştı, geri aldık. Çeşitli nedenler ile yine Çınarlı karakolu'nda tutulan Elazığ'lı arkadaşlara geçmiş olsun diyerek geri döndük.
Maçın bitiminden sonra 1 saatlik bu mücadele ile "haklıyız, kazanacağız" pankartımız tekrar omzumuzdaydı. Bir kısmımız minibüste beklerken bir kısmımız pankartı almaya gitmiştik; sonra fark ettim ki bizimle ilk kez deplasmana gelen 16 yaşındaki Barış ta abilerinin peşine takılmış, pankartı geri almaya gelmişti. Dönüşte pankartı sırtlamıştı.
Kadıköy'e doğru dönüş yoluna geçtik. 24 saat önce yola çıkan bedenler tüm günü yaşayıp, tribün'de mücadeleye ortak olmuş ve yorgun düşmüşlerdi. Maçın skoru beraberlikti ama esas olan bu deplasmandaki beraberlikti.
İyi ki varsınız...
Etiketler:
Elazığspor,
Emniyet,
Fenerbahçe,
Futbol,
Haklıyız Kazanacağız,
İzmir,
Pankart,
Tribün,
Vamos Bien
31 Temmuz 2012 Salı
Yeniden
Okul Açık bizim ruhumuz, yaşatmaya çalıştığımız taraftarlık kültürünün hayatın içine doğru yansıdığı yer.
En son 12 Mayıs akşamı gaz bombaları, ufacık çocukların korkuları ve gözyaşları arasında ayrılmıştık. Öfkeliydik, hafızamıza kazıdık.
Şimdi ise sanki ilk kez sahneye çıkarmış gibi heyecanlı ama o heyecanın yanında hevesli ve hırslıyız. Yarın akşam tertemiz bir nefes gibi içimize çekeceğiz ve öyle başlayacağız.
Yeniden Okul Açık'tan ses vermek üzere..rastgele..
13 Mayıs 2012 Pazar
Zalimlere ve Zulme Karşı
Öncelikle Fenerbahçe futbol takımı oyuncularına, Aykut Kocaman ve teknik ekibe, sezon boyu takım içinde görev almış ve emek sarf etmiş bütün bireylere sonuna kadar helal olsun. Onların dün akşam Galatasaray'a karşı gösterdiği çaba ve hatta sezonun bu final ile sonuçlanmasına giden yoldaki mücadeleleri benim onurumdur, gururumdur.
Daha önce defalarca yazdığım gibi böyle bir sezonu, dış etkenleri görmezden gelerek normal bir sezonmuş gibi değerlendirmek ancak Fenerbahçe algısı ve dolayısıyla onun yarattığı körlük ile açıklanabilir. Dolayısıyla şampiyonluğum çalındı diye bütün sezon ağlayan operasyon torpillilerinin, büyüğüm diye geçinen ezeli rakiplerin sezonu ne zaman kapattıklarını, operasyonun tamamen dışında ve bu işlere tarihinde hiç bulaşmamış bir camia havasındaki esas ezeli rakibin de dün akşam öncesine kadar - bu şartlara rağmen - tedirginliği tam içlerinde nasıl hissettiklerini tarihe not edelim.
Maçı derinlemesine değerlendirecek halim yok ama Fenerbahçe'nin elinden geleni yaptığını, böylesine bir sezonu şampiyon olarak taçlandırmak için tek yol olan galibiyet için mücadele ettiğini ve maçın sonunda Galatasaray'a yarayan beraberlik ile çok fazla üzüldüğümü söylersem yalan söylemiş olacağımı belirteyim. Ayrıca Fenerbahçe şampiyonluğu bir kez daha son haftada kaybetti yanlış algısını veya art niyetli yorumlarını düzeltmek gerek. Dün akşamki final ne 2006 ne de 2010 Mayıs'ı ile aynıydı hatta alakası yoktu. O sezonlarda Fenerbahçe hem son haftaya lider girmişti hem de kendisi puan kaybedecek, 2. sıradaki rakipleri de kendi maçlarını kazanacaklardı. Dün akşam Galatasaray zaten son maç öncesi 1 puan öndeydi ve beraberlik kendisine yetiyordu. Dolayısıyla bu şekilde son maçta şampiyonluk kaçmaz.
Dediğim gibi dün akşamki 0-0'lık sonucun ardından üzülmedim ve sahadaki mücadeleye dair en ufak bir sıkıntım yok. Fenerbahçe için çok önemli bir güç olan Alex'in sakat olduğunu ve neden bu kadar geç girdiğini de gördüm, demek ki Aykut hoca onu son barut olarak düşünmüş. Bienvenu'yü çok seviyorum ve oyuna ilk 11 başlamasını ama öyle olmayınca bile biraz daha erken girmesini isterdim. Ancak bu oyun enteresan bir oyun, öyle ki Alex kenarda oyuna girmek için hazırlanırken Dia 2. sarıdan kırmızı kartı gördü ve topu faulsüz çalmışken Cüneyt Çakır'ın faul düdüğüne isyan ederken. Sonuçta Fenerbahçe 3 ihtimalden kendisine yarayan tek ihtimal olan galibiyeti çıkaramadı ama biz taraftarlar için gurur duyulacak mücadeleyi gösterdi.
Tam da burada yazıyı başka bir yöne çevirmek gerektiğini düşünüyorum. Cüneyt Çakır'ın 5 dk. uzatmasının ardından çaldığı düdük ile Galatasaraylı futbolcular sahanın ortasında sevinirken, Fenerbahçeli futbolcular üzüntüden yere çökmüş veya gözyaşlarına hakim olamıyordu ve biz taraftarlar takımımızı bağrımıza basmak için tribüne çağırmaya hazırlanıyorduk. Demek istediğimi ve olayları yerinde yaşayan biri olarak doğru olanı en başta söylemek istiyorum. Dün akşam Okul Açık tribünü sağ alt kısmında polis ile taraftar arasında başlayan ve polisin kışkırttığı olaylar işin başlangıç noktası oldu. Kimse çıkıp Fenerbahçe taraftarı Galatasaraylı futbolculara saldırmak için sahaya daldı, şampiyonluk gelmedi diye olaylar çıktı şeklinde ahkam kesmesin, kesiyorsa da şeref yoksunu olduğunu kabul etsin.
Okul Açık sağ alt kısmında başlayan kıvılcım polisin her zamanki tutumu ile giderek büyüdü, önce alt tribünde engelli taraftarın olduğu ve çevresine biber gazı sıkıldı daha sonra takdirini pek objektif kamuoyuna bıraktığım bulunduğumuz üst tribüne gaz bombası atıldı. Kadınlar, kızlar, ufacık bebelerin ortasına gelen ve Okul Açık üst katını vuran bu biber gazı mücadelenin nerelere vardığını gösteriyor olmalı. Daha geçen hafta Çağlayan'da tam ortamıza düşen gaz bombaları bu kez Fenerbahçe için ses verdiğimiz tribünün ortasına atıldı. Bu nasıl bir kindir, nasıl bir nefrettir ve neyin rövanşıdır, ne şekilde alınmak istenmektedir? Ufacık bebelerin korkuları, gözyaşları, anne-babalarına sarılmalarının karşılığı, sebebi nedir? Fenerbahçe ve sarı-lacivert renklerin bu denli ötekileştirildiği, ayrıştırıldığı ve şiddete maruz kaldığı olaylara ne demeliyiz? Devletin polisinin terör gerçeğini kabul etmeniz mi yoksa bir avuç kendini bilmezin sebep olduğu olaylar deyip işin içinden kurtulmanız mı?
Peki tribüne gaz bombaları atılırken sokakta durum nasıldı? Herkes Fenerbahçesi ile gurur duyup, hüznünü ve takımın sezon geneline yaydığı mücadelesinin gururunu eşiyle dostuyla paylaşıp evlerine gidebildi mi? Hayır. Sokakta yine korku ve gözyaşlarıyla babasına sarılmış çocuklar, kendine güvenli ve biber gazından uzakta bir yer arayan binlerce insan saatlerce şiddetin ortasından kaçamadı. Emniyeti şiddet ile sağlamayı görev edinenler ise dünyanın en kahpe silahlarından biri olan gaz bombalarını düşünmeden insanların üzerine attılar.
Biz Fenerbahçe'nin şampiyonluk yolundaki mücadelesi ile gurur duyuyoruz. Bu sezon Fenerbahçe'nin mücadelesi futbolcuları ile, Aykut Kocaman'ı ile, taraftarı ile çok geniş bir alanda gerçekleşti. Bu sezon başka bir sezon ve bu sezonun geneline yayılan taraftar bilinci ve gelinen bu son noktadaki olayların taraftarın hafızasında nasıl yer ettiği bana göre çok önemli. Halkın takımı olan Fenerbahçe'nin taraftarının yaşadığı zulümlere ve bunlara sebep olan zalimlere karşı düşünceleri de hissettikleri de artık nettir.
Şampiyonluklar gelir geçer ama yaşatılan bu zulme sebep olanlar unutulmaz, hafızalardan silinmez!
Etiketler:
Biber Gazı,
Emniyet,
Fenerbahçe,
Futbol,
Galatasaray,
Halk,
Sokak,
Şiddet,
Taraftar,
Tribün
17 Nisan 2012 Salı
Onur İçin
Önce play-off dedikleri daha sonra allayıp pullayıp adını Süper Final koydukları endüstriyel futbolun son dayatmasına başladık. Aslında ilk hafta maçlarından ilki olan Beşiktaş-Galatasaray maçı öncesi öyle bir yağmur yağdı ki tabiat ana bile maçı erteleyerek bu sisteme karşı dedik.
Pazar akşamı sahaya ilk olarak biz çıkmış olduk. Trabzonspor karşısında çok iyi mücadele eden, gayet iyi oynayan ve maçı kazanmayı ne kadar istediğini gösteren bir Fenerbahçe vardı. Bir ara 6 puan önde olan biz miyiz onlar mı diye sordum kendime, öyle ki Trabzonspor gol yemeyeyim de 1 puan da iyidir gibi bir görünüme büründü Fenerbahçe'nin bu iştahı karşısında. Maçı çok net hak ederek Cristian (bir de Sow'un golünde asisti var) ve Sow'un golleriyle 2-0 kazandık.
Lakin bir Okul Açık kültürü olan, kendimizi tribünden ifade ediş biçimlerimizden biri olan koreografi çalışmasında yaşanan talihsiz kaza sonucu ÜNİFEB üyesi kardeşimiz Onur yaralandı ve hastaneye kaldırıldı. Bazı arkadaşlarımız hemen hastaneye koştu, maç sonrası hep beraber hastanenin önündeydik. Herkesin kalbi Onur'un iyi olması için ama hüzünlü bir şekilde çarpıyordu. Neyse ki bu yazının yazıldığı sıralarda Onur'un ameliyatı başarılı geçmiş ve Onur'un durumu daha iyiydi hatta bugün yürümüş, bizleri sevindirmişti.
Maçtan günler önce başlayan, sabahlara kadar süren ve içinde yer almadan verilen emeğin kolay anlaşılamayacağı bu çalışmanın böyle bir kaza ile sonuçlanması hepimizi çok üzdü. Koreografinin sonlanmaması üzerine işi dalgaya sürenlere buradan birşey yazacak halim yok lakin bizim için önemli olan Onur'a birşey olmaması ve tekrar aramıza katılacak olmasıdır.
Etiketler:
Fenerbahçe,
Futbol,
Koreografi,
Play-Off,
Trabzonspor,
Tribün
27 Şubat 2012 Pazartesi
Taraftar Neden Hep Yalnız?

Bu garip ve aslında canımızın çok yandığı zor sezonda ilk kez 26. haftada bir h.sonu deplasmanı oynamış, ona da işçinin şehirlerinden Karabük'ün uyguladığı adaletsiz bilet fiyat politikası ile gidememiştik. Fikstürde 28. hafta ikinci kez bir h.sonu deplasmanı, abartılmamış bilet fiyatı ve istikamet Eskişehir olunca heveslenmiş, yola çıkmak üzere heyecanlanmıştık.
Cumartesi sabahı bir gece öncesinde Çağlayan Adliye Sarayı'nda saatlerce adalet için bekleyen ama o adaletin gelmeyeceğini bile bile direnen ve üzerine yine biber gazı sıkılan bizler Kadıköy Evlendirme Dairesi önünde yola koyulmak üzere toplandık.
Vamos Bien tek otobüs ile Eskişehir yollarına düşerken yine o sevdiğimiz şarkılar, tezahüratlar dillerimizde, çok sevdiğimiz Fenerbahçe'yi deplasmanda yalnız bırakmamak umuduyla ilerledik. Eskişehir'e vardığımızda polisin şehrin biraz dışında yaptığı rutin arama, kontrol sonrası stada geçmek, tribündeki yerimize gitmek olması gerekendi.
Fakat olduğumuz yerde fazla bekletilince anladık ki polis bizi orada tutma talimatını almış, elinde bileti olan, kilometrelerce yol aşıp gelmiş 500'ü aşkın Fenerbahçe taraftarının tribüne doğru yönelmesine müsaade etmiyordu. Bizler ise isyan ederek, fiziki olarak tribüne girmek niyeti ile değil ama başka bir şeyi göstermek için polisin, yanındaki biber gazının, onlara eşlik eden panzeri ve tazyikli suyu bilerek stada yürüdük. Yaklaşık 7-8 kilometre yürüyüşün birçok aşamasında polisin barikatı, panzerin tazyikli suyu ve gözleri rahatsız eden ışığı vardı. Onlar sağa geçerken biz sola geçiyor, başka yerde yanımızda yürüyorlar ama ileride barikat kuruyorlardı.
Şehrin içine kadar girdik, müdahale edeceklerini söylediler. Haklıydık ve yine mağdurduk. Elimizde biletler ile takımımızı yalnız bırakmamak için çıktığımız bu yolda tribüne sokulmuyor hatta şehire giremiyorduk. Şehre girdik ve bir kez daha Türkiye tribünlerinin en mücadeleci taraftarının Fenerbahçe taraftarı olduğunu gösterdik.
Maça girememek bizi üzmez lakin futbol üzerine ahkam kesen çok bilmiş yorumculardan, medyada konu Fenerbahçe olunca at koşturan ulemalardan, temiz futbol dilencilerinden, Eskişehirspor yönetimi ve kendi kulüp yönetimimizden bu konuda bir şeyler duymak istiyoruz.
Takımını deplasmanda yalnız bırakmak istemeyen taraftar neden hep yalnızlığa itiliyor?
Ses yok!
Etiketler:
Emniyet,
Eskişehirspor,
Fenerbahçe,
Medya,
Taraftar,
Tribün,
Vamos Bien,
Yönetim
7 Aralık 2011 Çarşamba
Fenerbahçe Yalnız Değil!
Bu akşam Galatasaray maçı var. Arena'da deplasmandayız. Bu kez yönetenlerin daha kolay yönetebilmek adına getirdiği yasak ile deplasmanda oynayacak takımın taraftarı kendine ayrılan yere alınmayacak!
Çok eskiye gitmeye gerek yok, geçen sezon Arena'nın açılış derbisinde, 18 Mart'ta oradaydık. Normalde olması gerektiği gibi! Fenerbahçe'ye ses verdik, mücadelesine ortak olduk.
Bu kez Fenerbahçe'yi orada yalnızlığa ittiler. Fenerbahçe için, Fenerbahçe lehine bir ses çıkmayacak orada! Dışarıda milyonlar, kimisi tv, kimisi radyo başında, bazısı özgür, bazısı özgürlüğünden mahrum! Hepsinin ortak bir heyecanı var ve aslında yıllar boyu ezeli rekabette üstün geldikleri Galatasaray maçına bu kez başka bir gözle bakıyorlar.
Fenerbahçe'nin golü veya golleri tarih boyunca Galatasaray ağlarına giren gollerden çok farklı olacak. Fenerbahçe kaybederse canı her zamankinden çok sağ olacak, kazanırsa sıradan bir Galatasaray galibiyeti olmayacak. Belki de berabere bitecek ama Fenerbahçe'nin 5 aydır verdiği mücadele bitmeyecek!
Geçen sezon Arena'da olanlardan biriyim ve o geceyi ömrümün sonuna dek unutabilmem mümkün değil! Alex'in son dakikalarda gelen maçı kazandıran golündeki sevincimi de, onun deplasman tribünündeki bizlere verdiği selamı da unutamam!
Bu akşam fiziken orada yokuz ama Fenerbahçe formasıyla sahada mücadele edecek futbolcuların kalbinin içindeyiz!
Kazanırsak hep beraber kazanacağız, kaybedersek hep beraber!
Etiketler:
Alex de Souza,
Deplasman,
Ezeli Rekabet,
Fenerbahçe,
Futbol,
Galatasaray,
Tribün,
Yasak
28 Ekim 2011 Cuma
Kara Deryalar Yine Aydınlandı

Maçın öncesindeki deplasman tribününe taraftar alınmayacak / kararı doğru bulmuyorum / bizim öyle bir kararımız yok / Fenerbahçe taraftarı maça giremez / ee pardon Fenerbahçe taraftarı maça gelebilir gibi çeşitli kurum ve kişilere ait beyanlar skandallar ülkesi Türkiye'nin yeni bir skandala sahip olduğunu belgeliyordu.
Arka planda dönen kurnazca fikirler en nihayetinde Fenerbahçe taraftarının İnönü'ye gelmesi ile son buldu. Daha doğrusu biz öyle sandık; hırslanıp geldiğimiz İnönü'nün eski açığında arkadaşlarımızla buluştuğumuzda klasik İnönü girişi olan standart eziyeti yaşayacağımızı, merdivenlerin başında-ortasında-sonunda itiş kakış santradan önce içeri gireceğimizi düşünüyorduk. Fakat öyle değilmiş, yaklaşık 2 saat süresince tabiri yerindeyse telef olduk!
Beşiktaş Jimnastik Kulübü ve Polis müthiş bir rezalete daha imza atıp 2 saat boyunca ne turnikelerini dönebilir hale getirdiler ne bir düzen sağladılar. Ellerinde bileti olan Fenerbahçe taraftarının maç başladığında tribünde olmamasının sorumluları oldular. Belki de işlerine gelmedi, bu şekliyle taraftarın ezilmesine, kan-ter içinde boğulmasına, bakın efendim yasak koymayınca böyle şeyler oluyor demek için bahane oluşmasına bakıyorlardı.
Sonrası ise tribün tarihine geçti. Hani derler ya tarih bunu yazar, işte tarih Fenerbahçe taraftarının hatırı sayılır bir kısmının Beşiktaş Jimnastik Kulübü müzesinin içinden geçerek İnönü'ye girişini yazar. Buna sebep olan sizler de öyle aval aval bakarsınız!

Maça gelince, bilirsiniz Beşiktaşlıya ölmeden önce son arzusunu sorsalar Fenerbahçe'yi yenmek diyecektir. Biz tribüne girme mücadelesi verirken Simao'nun golüyle 1-0 öne geçmişler. Beşiktaş kalesine attığı golün haddi hesabı olmayan yüreğine kurban olduğum Alex 60'ta tabelayı 1-1 yaptı. Almeida'nın 72'deki kafa golü ile yeniden öne geçtiler.
O arzuya çok ama çok yaklaşmışlardı ki Cristian 88'de tsubasa gibi çaktı! Hevesler kursakta kaldı, bayraklar sandıklara geri döndü!
kara deryalar bir kez daha aydınlandı!

Etiketler:
Beşiktaş,
Fenerbahçe,
Futbol,
İnönü Stadı,
Süper Lig,
Taraftar,
Tribün
15 Haziran 2011 Çarşamba
Konsantrasyon

Dün akşam hem takımın hem de tribünlerin konsantrasyonu hiç yerinde değildi. Sonucu da hayal kırıklığı ve üzüntü olarak karşımıza çıktı. Cumartesi akşamı Abdi İpekçi'de kazanıp seriyi 3-1'e getirmek o an için gayet güzel olsa da dün akşam oynanan serinin 5. maçında 3-1 önde olmanın ve evinde şampiyon olma fırsatının yarattığı ruh hali Fenerbahçe için bir bütün halinde sorun olmuş ta haberimiz yokmuş!
Maçı son saniye basketi ile mucize bir şekilde kaybetmiş olmak maç içindeki ortalama kötü oyunu ve bir önceki blog yazısında tribünlerin önemine vurgu yapmaya çalıştığım çağrının bir işe yaramayan etkilerini konuşmaya engel değil.
Takım ev sahibi avantajı ile seriyi bitirip şampiyon olurum tadında bir konsantre halindeyken o ev sahibi avantajının birincil etkeni taraftar ise şampiyonluğu kutlamak derdinde ama bunu pasif bekleme şeklinde sürdürmekte ısrarcı. Takıma destek vermeye çalışan az sayıdaki kitle ise sürükleyici değil, yanlış tercihler vs. ile ağırlıklı bir konsantrasyon kaybı içerisinde.
Bütün bu tatsız görüntüye rağmen kazanabilirdik. Geri düşülmesine rağmen öne geçmeyi başarmışken son hücumu çok kötü kullanmasak veya ardından savunma yapabilsek, o son saniye şutu çemberden sekse..ama ne fark eder ki? Herkes kolaya kaçmış, şampiyonluk gelsin diye bekliyor.
Kimse beklemesin, o şampiyonluğu istiyorsak gidip alalım.
Hala orada, bir adım uzakta duruyor..
22 Şubat 2011 Salı
Kara Deryalar Fenerle Aydınlandı

Öncelikle şunu belirterek giriş yapmak doğru olacaktır: Oradaydım; kara deryalar aydınlanırken olunması gereken yerde! Alex'in Beşiktaş'a karşı hat-trick yapmasına vesile olan 3 golün de ağlarla buluştuğu kalenin arkasında..
Fener'in ışığının daha güçlü olması için tribündeydik. Kara deryalarda onu yalnız bırakmamak, sonuç ne olursa olsun çıkılan yoldan sapmamak adına..
Sezonun 2.yarısına öyle bir başladı ki Fenerbahçe, herkesin ilk 5 haftaya dikkat çektiği zor fikstür serisinden maksimum puanı almayı başararak çıkmasını bildi. İnönü'deki Fenerbahçe maçlarının Beşiktaş açısından ruh halini bilirsiniz. En çok Fenerbahçe'yi yenmek isterler, eğer yarışta geri düşmüş veya kopmuşlarsa Fenerbahçe'yi yenmenin değeri azalmaz, yeter ki şampiyonluktan etmeye bir etkileri olsun.
Maç öncesindeki futbol ortamı sezon başı ve ortasında transferin yaldızlı kısmına ağırlık veren fakat bu yaldızlı transferlere rağmen sürekli kaybeden bir Beşiktaş ile sezonun 2.yarısında çok net dikkat çeken bir ivme yakalayan Fenerbahçe'den bahsedilmesine işaret ediyordu. Maç öncesi Fenerbahçe'nin İnönü'de beraberlik için kredisi var diye düşünüyordum fakat maçın hemen başında gelen gol ve ardından gelen yarım saatlik süredeki Fenerbahçe pozisyonları maçı kazanmazsak puan kaybına yazık olur diye düşünmeme sebep oldu tıpkı sezonun ilk yarısında Kadıköy'deki maç gibi.
Fenerbahçe 1-0 öne geçtikten sonra Dia ile sol kanattan çok etkili geldi ve kendisinin biri direkten dönen diğeri Rüştü'nün çıkardığı vuruşları ile uzak kale arkasından heyecanlandık. Yine bu bölümde Niang'ın kendi yarı sahasında Necip ve Toraman'ı ekarte edip uzun bir mesafe sürdüğü topla Beşiktaş ceza sahasına kadar gelip vurduğu şutun gol olmaması kaçan önemli pozisyonlardan diğeriydi. Ekrem'in üstüste sarı kartlık hareketlerinin kırmızıya dönmemesi ve bütün bunların değil de Beşiktaş'ın 2.yarıda Almeida ile kaçırdığı - Volkan'ın kurtardığı pozisyonun kırılma anı olarak kamuoyuna empoze edilmesini anlayamıyorum. İlk yarıda 1-0 öndeyken kaçanlar ve kırmızı kart görmeyen Ekrem'in devre biterken bulduğu gole kadar kırılma anı yok Almeida'nın kaçırdığında var, enteresan? İlk yarıdakiler tıpkı Almeida'nın kaçırdığı gibi girse Almeida neyi kıracaktı meraktayım.
Maçın hafızalara kazınması 2.yarının başında duran toptan Toraman'ın attığı gol sayesinde oldu diye düşünüyorum. Beşiktaş 2-1 öne geçmiş, tribünler kendinden geçip üç, üçç, üçç diye bağırırken 15 dk. sonra başlayacak Alex gerçeğini nereden bilecekti. Kaptan yine sahneye çıktı ve önce penaltıdan sonra güzel kafası ile ve en sonunda Rüştü'yü çalımlayarak sol çaprazdan Beşiktaş filelerini havalandırdı. İşte gerçek üç (3) buydu.

Fakat işte tribünde o anı yaşamak vardır ya, benim Beşiktaş-Fenerbahçe maçına dair seçtiğim o an Alex'in o güzel kafa vuruşuyla yaptığı gol. Hemen önümüzdeki kaleye olmasından kaynaklı, Alex'in kafayı vuruşu ve topun saniye saniye, süzüle süzüle Beşiktaş ağlarına gidişi..Sonra tribünde yıkılıyoruz, inanılmaz bir mutluluk..O anı unutamam.
Maçın geneline bakınca Fenerbahçe'nin galibiyeti hakettiği ve çok önemli bir virajı geçtiğini söylemek gerek. İnönü'de özellikle sevilmeyiz, rakip başka hiçbir rakibine olmadığı kadar motive olur ama en nihayetinde bütün bu atmosfere rağmen kazanan Fenerbahçe, büyük mutluluğu yerinde yaşayan bizler.
Fenerbahçe 4-2'lik bu son galibiyeti ile İnönü'de son 6 sezonda oynadığı 5. lig maçını kazanmış oldu. Bu çok önemli istatistik nitekim bunun tam tersi Kadıköy'de olsa kopacak kıyameti herkes tahmin ediyor sanırım.
Fenerbahçe şampiyonluk mücadelesine çok sağlam adımlarla devam ediyor, çok değil yaklaşık 1 ay öncesinde sezonun 2.yarısı başlarken herkes fikstüre bakıp Fenerbahçe'nin havlu atabileceği 5 maçlık seriden bahsediyordu ama Fenerbahçe o seriden maksimum puanı çıkartmayı başardı.
Zor serinin son halkası olan İnönü deplasmanında alınan 4-2'lik galibiyetin değeri paha biçilemez.
Kara deryalar fenerle aydınlandı!
28 Aralık 2010 Salı
Bir Avuç Kendini Bilmez!

Kimdir bu "bir avuç kendini bilmez?"
Yıllardır belirli aralıklarla ortaya çıkarlar, ardından kendilerini bilmediklerinden olsa gerek yeni bir sayfa açarak hayatlarına devam ederler. Şiddet ile beslendikleri hayatlarından bahsediyorum. Şiddet ile şiddeti körüklerler.
Bir de bu bir avuç kendini bilmezlerden nemalanan kesimler vardır. Bunları da gayet iyi biliriz, onlar da kendilerini iyi bilirler, işlerine pişkin pişkin devam ederler.
Maalesef işin bir başka üzücü yanı, çocuk yaştaki sporcuların sahada maruz kaldıklarına isyan edince karşılığında "ama siz de sahada Efeslilere saldırmış; otoparkta Ricardinho'yu dövmüştünüz" yanıtı almak.
O olaylarda insan değilsiniz diyenlerin mevzu Fenerbahçe olunca muhteşem objektif bakış açılarına devam etmemeleri insanın içini acıtıyor!
Bütün bu olayların sonucunda da halihazırda aportta bekleyen yasa koyucuların gözlerinin parladığı, kurunun yanında yaşın da yanacağı günlere doğru hızla ilerliyoruz!
Çok Yazık!
Etiketler:
Fenerbahçe,
Galatasaray,
Şiddet,
Taraftar,
Tribün,
U17
14 Aralık 2010 Salı
Adalet İçin Sesini Yükselt!

12 Aralık 2010 tarihi benim ve arkadaşlarım için hayatımızda unutamayacağımız, geriye dönüp baktığımızda gülümseyerek hatırlayacağımız, iyi ki o yola çıkmışız ve aldığımız karardan dönmemişiz dediğimiz bir gün olarak tarihteki yerini aldı.
Vamos Bien haftalar öncesinden kendi içinde başlattığı enerji ve sinerji ile Ankaragücü deplasmanına gitmek için isteğini ortaya koymuş ve grubun bu sezon düşen deplasman performansını ayağa kaldırmak için herkes hevesini göstermişti. Her birimiz güzel bir heyecan içindeydik ama bunun yanında Gökçek ailesinin bügüne kadarki işleri nedeniyle bilet fiyatlarında gerçeğin ötesinde fiyatlar olabileceğini de tahmin ediyorduk. Maçtan 2 gün öncesine kadar bilet fiyatlarının açıklanmasını bekledik ve Cuma akşam saatlerinde öğrendik ki deplasman tribünü biletleri 135 lira ve diğer tribünlerin fiyatı da buna yakındı.
Ankaragücü'nün sezonluk kombine fiyatına denk gelen fiyatlarda satışa çıkarılan bilet fiyatlarının açıklanabilecek bir tarafı olabilir miydi? Cevap herkes için net ama belki Gökçekler bunun üzerine birşeyler konuşmak isteyebilirler nitekim bunu yapacak kapasitelerinin olduğunu bugüne kadar görebilme şansımız oldu. Kendi yarattıkları yalan dünyalarında yine kendi inandıkları yalanlarla yaşayanların 135 lira bilet fiyatı için verecek cevabı her zaman ceplerinde hazırdır. Onların cevapları kendilerinde kalsın ve Vamos Bien konuşsun!
Cuma akşamı ilk tepkilerden sonra Ankaragücü deplasmanına gitmek ve maça girmeden Ankaragücü yönetiminin belirlediği bilet fiyatlarını protesto edip İstanbul'a dönme konusunda kararlıydık. Adalet Vamos Bien için önemli kelimelerden ve belirlenen bilet fiyatları konusunda adalet aramak, bu duruma dikkat çekmek, isyan etmek ve savunduğu değerler için ses vermek Vamos Bien için bir görev. Maça girmeyecektik ve protestomuzu yapıp İstanbul'a dönecektik. Bu doğrultuda ben ve 26 arkadaşım Pazar sabahı Ankara'ya doğru yola çıkmanın gerekliliğini biliyorduk. Vazgeçmedik, inat ettik. Oraya gidip bu akıldışı bilet fiyatına sesimizi yükseltmemiz, dengesiz bilet fiyatlarında adalet istediğimizi söylememiz gerekliydi ve bunun için karlı yollar aşarak Ankara'ya geldik. Etrafta taraftar yokluğundan fazla kamera da yoktu ancak bize sesin kitlelere ulaşması için bir kamera yeterliydi, o da geldi bizi gördü ve sesimizi ulaştırdı.
Sesimiz uzaklara ulaşırken varlığımız da Fenerbahçe ile buluştu. Protesto bildirisini okumadan hemen önce bulunduğumuz yerden takım otobüsü stada geçecekti ama otobüsün önünü kısa bir süre için kesmeliydik. Otobüsün önünde "Kara Deryalarda Bir Fenersin" yazan atkılarımızı açıp, Aykut Kocaman ile gözgöze gelmek o an bana o kadar önemli geldi ki anlatabilmek tarifsiz. İçimizden takıma bakarak söylediğimiz biz bilet fiyatını protesto ediyoruz ve maça girmeyeceğiz ama sizinle aynı şehirdeyiz, buradayız demek mutluluğun tarifi benim açımdan..
İstediğimiz olmuştu, 27 kişi İstanbul'dan Ankara'ya isyan etmek, sesimizi yükseltmek için gelmiştik ve istediğimizi yaparak Ankara 19 Mayıs Stadından ayrıldık fakat dayanamazdık; yine de Fener'in maçını izlemeliydik. Ankara'dan biraz yol alıp Kazan ilçesinde bir kahvede maçı izledik. Maçı 2-1 kaybettik ama o gün tüm yaşadıklarımızı düşününce çok şey kazandık!
Kazan'dan ayrılıp Kadıköy'e doğru tekrar yola koyulduk içimizde bir huzur ve sonsuz Fenerbahçe sevgisi ile..
Vamos Bien haftalar öncesinden kendi içinde başlattığı enerji ve sinerji ile Ankaragücü deplasmanına gitmek için isteğini ortaya koymuş ve grubun bu sezon düşen deplasman performansını ayağa kaldırmak için herkes hevesini göstermişti. Her birimiz güzel bir heyecan içindeydik ama bunun yanında Gökçek ailesinin bügüne kadarki işleri nedeniyle bilet fiyatlarında gerçeğin ötesinde fiyatlar olabileceğini de tahmin ediyorduk. Maçtan 2 gün öncesine kadar bilet fiyatlarının açıklanmasını bekledik ve Cuma akşam saatlerinde öğrendik ki deplasman tribünü biletleri 135 lira ve diğer tribünlerin fiyatı da buna yakındı.
Ankaragücü'nün sezonluk kombine fiyatına denk gelen fiyatlarda satışa çıkarılan bilet fiyatlarının açıklanabilecek bir tarafı olabilir miydi? Cevap herkes için net ama belki Gökçekler bunun üzerine birşeyler konuşmak isteyebilirler nitekim bunu yapacak kapasitelerinin olduğunu bugüne kadar görebilme şansımız oldu. Kendi yarattıkları yalan dünyalarında yine kendi inandıkları yalanlarla yaşayanların 135 lira bilet fiyatı için verecek cevabı her zaman ceplerinde hazırdır. Onların cevapları kendilerinde kalsın ve Vamos Bien konuşsun!
Cuma akşamı ilk tepkilerden sonra Ankaragücü deplasmanına gitmek ve maça girmeden Ankaragücü yönetiminin belirlediği bilet fiyatlarını protesto edip İstanbul'a dönme konusunda kararlıydık. Adalet Vamos Bien için önemli kelimelerden ve belirlenen bilet fiyatları konusunda adalet aramak, bu duruma dikkat çekmek, isyan etmek ve savunduğu değerler için ses vermek Vamos Bien için bir görev. Maça girmeyecektik ve protestomuzu yapıp İstanbul'a dönecektik. Bu doğrultuda ben ve 26 arkadaşım Pazar sabahı Ankara'ya doğru yola çıkmanın gerekliliğini biliyorduk. Vazgeçmedik, inat ettik. Oraya gidip bu akıldışı bilet fiyatına sesimizi yükseltmemiz, dengesiz bilet fiyatlarında adalet istediğimizi söylememiz gerekliydi ve bunun için karlı yollar aşarak Ankara'ya geldik. Etrafta taraftar yokluğundan fazla kamera da yoktu ancak bize sesin kitlelere ulaşması için bir kamera yeterliydi, o da geldi bizi gördü ve sesimizi ulaştırdı.
Sesimiz uzaklara ulaşırken varlığımız da Fenerbahçe ile buluştu. Protesto bildirisini okumadan hemen önce bulunduğumuz yerden takım otobüsü stada geçecekti ama otobüsün önünü kısa bir süre için kesmeliydik. Otobüsün önünde "Kara Deryalarda Bir Fenersin" yazan atkılarımızı açıp, Aykut Kocaman ile gözgöze gelmek o an bana o kadar önemli geldi ki anlatabilmek tarifsiz. İçimizden takıma bakarak söylediğimiz biz bilet fiyatını protesto ediyoruz ve maça girmeyeceğiz ama sizinle aynı şehirdeyiz, buradayız demek mutluluğun tarifi benim açımdan..
İstediğimiz olmuştu, 27 kişi İstanbul'dan Ankara'ya isyan etmek, sesimizi yükseltmek için gelmiştik ve istediğimizi yaparak Ankara 19 Mayıs Stadından ayrıldık fakat dayanamazdık; yine de Fener'in maçını izlemeliydik. Ankara'dan biraz yol alıp Kazan ilçesinde bir kahvede maçı izledik. Maçı 2-1 kaybettik ama o gün tüm yaşadıklarımızı düşününce çok şey kazandık!
Kazan'dan ayrılıp Kadıköy'e doğru tekrar yola koyulduk içimizde bir huzur ve sonsuz Fenerbahçe sevgisi ile..
12.12.2010 Vamos Bien Bildirisi from evren topaloglu on Vimeo.
7 Aralık 2010 Salı
Comandante Alex Pankartı ve Emek

Polemiklere girmeden öne çıkarmak gereken ve pankartı yapan bizler için de pankart ile selam ettiğimiz Alex için de doğru kelime şu olmalı: EMEK
Alex Fenerbahçe tarihine ismini çoktan yazdırdı. Unutulmayacak, Fenerbahçe'den ayrılırken hepimiz çok üzüleceğiz hatta ilerleyen yıllarda klüp içerisinde bir görev alarak geri gelmesini isteyeceğiz. Alex'in geldiği günden bugüne dek ortaya koyduğu müthiş bir emek var ve onun emeğine sonsuz saygı.

Diğer yandan Fenerbahçe tribünlerinde de emek harcayanlar var. Şimdilerde münferit taraftarlar ama yıllardan beri Fenerbahçe'nin peşindeler. Son dönemde yasa koyucuların yaptırımları karşısında aldıkları tavırları ve yasaya karşı duruşları belli.
Eski tribün ruhundan gelen bir isimle de Comandante Alex pankartının altına Okul Açık imzası attılar. Burada da bir başka emek var..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






