Kara Deryalarda Bir Fenersin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kara Deryalarda Bir Fenersin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Sivas Deplasmanında Şampiyonluk Anıları


Fenerbahçe'nin şampiyonluğunu ilan etmesinin üzerinden 1 hafta geçti. Gündem sürekli değişiyor ve hatta kazanılan şampiyonluğa dair şampiyonluk yolundaki rakibi geçtim 3. şahıslara kadar varan itirazlar, kabul etmeme durumları sürmekte..

Neyse, o konular gerçekten enteresan! Garip düşünceler, üretilen fikirler, öne sürülen komplo teorileri..Bunlarla ilgili belki sonra üzerine fikirlerimi yazabilirim ama Sivas'a deplase olduğumuz 1 hafta öncesine gitmek ve o güne dair aklımda kalanları paylaşmak isterim. Geç olsun, güç olmasın!

Şampiyonluk mücadelesinde son yıllarda pek görülmediği üzere yarışı haftalardır at başı şeklinde sürdürerek son haftaya kadar geldik. Malum biz Fenerbahçeliler için son hafta hep tedirginlik demek. Ligin son haftası oynanacak Sivas deplasmanı öncesinde de bu kez artık bırakmayız desek te genel geçer bir tedirginlik hakim. Fakat o tedirginlik başka, Fenerbahçe'nin yanında olma isteği ve şampiyonluğu yerinde söküp almak konusunda her zamankinden daha hevesli olma isteği başka.

Maç öncesi hafta içinde Sivas deplasmanına gitmek üzere organize oluyoruz fakat herkes için hafta içinin ne kadar zor ve geçmek bilmediği çok taze bir şekilde hafızalarda. Bir an önce Cumartesi gecesi olsa da Salı Pazarı'nda kardeşlerimizle buluşsak ve Vamos Bien bir kez daha kara deryaları aydınlatan Fener'in peşinden yollara düşse..

Bir şekilde zaman öyle veya böyle geçiyor ve 22 Mayıs Cumartesi gecesine ulaşıyoruz. Salı Pazarı'nda buluşan heyecanlı yüreklerin aklında tek bir şey var: Sivas'a gidip o özlediğimiz şampiyonluğu söküp almak! Tarih 22 Mayıs'ı terk edip 23 Mayıs'a doğru geçerken bizi Sivas'a götürecek otobüs te kendini gösteriyor. Hem de ne göstermek! Emektar 304 oldukça eski bir model ama belli ki vaktinde piyasanın en yakışıklısıymış. Bizler yolları aşmak için otobüse doluşurken, Vamos Bien'den İstanbul'da kalan kardeşlerimiz de bizleri meşaleler yakarak Sivas'a doğru uğurluyorlar..

Ve çok geçmeden otobüsün kaptanının bize vermiş olduğu sinyaller oldukça dikkat çekici. Salı Pazarı'ndan hareket edeli 20 dk. ya oldu ya olmadı ama biz Gebze'ye vardık! Noluyoruz hacılar türevi sorular eşliğinde deplasman otobüsü kendini o süratle zaten buluyor. Tezahüratlar ve Cumartesi gecesinin verdiği rahatlık eşliğinde alınan alkolle bütünleşen emektar otobüs ve Kaptan Arif ile Sivas'a doğru kamçı kırbaç ilerliyoruz.

Sabahın ilk saatlerinde Ankara'dan dostlarımızı alıyoruz ve gün ışığında yola devam ediyoruz. Bu aynı zamanda Ankara'dan bize katılan Romantik Kanaryalar ve Çizgisiz Defter bloglarından arkadaşlarımızın Vamos ile ilk deplasmanı olarak kayıtlara geçiyor. Yola devam ediyoruz ama sabah kahvaltısı için molaya ihtiyaç var. Mola için adres Şoförler Federasyonu. Tam olarak neredeyiz bilmiyorum ama Kırıkkale - Yozgat yolu üzerindeyiz diye tahmin ediyorum. Acıkan karnımızı kimimiz kahvaltı, kimimiz çorba ve bol ekmek ile doyururken tesiste kendi kendine konuşan ama konuştukları pek bir etkileyici olan çilekeş abiye de selam ediyorum. Daha yolumuz uzun..

Sivas'a yaklaştıkça tezahüratlar iyi bir tempo ile devam ediyor. Memleketin yollarını Fenerbahçe diye haykırarak aşıyoruz. Sivas'a yaklaştıkça bulutların rengi iyice grileşirken yağmur da kendini bize yavaştan gösteriyor. Yine tam olarak hatırlayamadığım bir yerlerde klasik deplasman otobüsü duruşlarından birini yapınca dayanamıyoruz Kara Deryalarda Bir Fenersin pankartımızı otobüsten indirip; haykırıyoruz: Haklıyız, Kazanacağız! diye..


Sivas'ın girişinde rutin polis aramasından geçiyoruz ve öğlen 1 gibi şehre tezahüratlarla giriyoruz. Şehirde Sivas ve Fenerbahçe formalı insanlar göze çarpıyor. Sivas için tarihi bir gün ve şehir her zamankinden daha kalabalık ve heyecanlı. Arif Kaptan ile Sivas 4 Eylül Stadı'nın önünde gece buluşmak üzere vedalaşıp şehir merkezine doğru yürüyoruz. Vamos Bien Sivas sokaklarında kendine yemek yiyecek uygun bir yer ararken kendini belki de kalabalık şekilde en uygun yemek yenecek Sivas Belediye tesislerinde buluyor. Şef garson arkadaşa bu kadar kişiye uygun bir menü ayarla artık diyoruz. Sonuç olarak çorbası, Sivas köftesi, şerbeti, ikramı derken uygun fiyata alan da memnun satan da memnun diyebiliriz..Yemek yerken Sivas Belediye başkanı da bize afiyet olsun deyip, akşam maç için bol şans deyince doğru adreste olduğumuz anlıyoruz.

Yemek sonrası Cumhuriyet Meydan'nından stada doğru elimizde kocaman bayrağımız, boyunlarımızda atkılarımız ve dilimizde şarkılarla, tezahüratlarla yürüyoruz. İnsanların kalabalık Vamos Bien grubuna ilgisini görüyoruz, tanımadığımız Fenerbahçeli insanlar bizimle beraber yürümeye başlıyorlar ve stada doğru giderek kalabalıklaşarak ilerliyoruz.

Maçın başlamasına 2,5 - 3 saat kala tribüne giriyoruz. Her zamanki gibi içeriye pankartların sokulmasında sorun var ama pankartlar yine içeri girmeyi başarıyor. Maçı televizyondan izleyenler için sol taraftaki kale arkasındaki yerimizi alıyoruz, pankartlarımızı asıyoruz. Tribüne girerken hızlanan yağmur iyice şiddetleniyor ve hepimiz sırılsıklamız. Başka bir zaman olsa hepimiz farklı tepkiler verebilirdik ama şampiyonluğa o kadar konsantre olmuşuz ki, umrumuzda değil! Maç saatine kadar dakikalar yine geçmiyor.

Maçı biliyorsunuz. Gidip geliyoruz ancak yine tarihi bir maç sonrası Sivas'ı 4-3 yenip 18. şampiyonluğumuzu ilan ediyoruz. Sevinçten akan gözyaşları yağmura karışıyor, kardeşler birbirlerine sarılıyor, mutluluğu paylaşıyoruz. Takımla beraber şampiyonluk şarkıları söylüyor, bu sevince yerinde ortak olduğumuz için, olunması gereken yerde olduğumuz için kendimizi daha da mutlu hissediyoruz. Daha sonra eski günlerdeki gibi taraftar sahaya giriyor, şampiyonluğun kazanıldığı çimlerin üzerinde halaylar çekiyor, çimleri elliyordu.

Stattan çıkarken garip bir şok içindeydik ve hadi artık coşalım, birşeyler yapalım, eğlenelim, yerimizde durmayalım diyorduk. Şampiyonluk sevincinin vazgeçilmezlerinden biri olan yoldan geçen arabaları sallayıp işi ATV'nin yayın aracını sallamaya kadar götürmüştük. Lori kardeşim Ercan cadde üzerinde kutlamaları izleyen işçi arkadaşa sarılıp, öpüyor ve canım benim diyor; Haluk ise küçük bir Sivaslı çocuğun davulunu sırtına geçirip hepimizi coşturuyordu. Şampiyonluk güzel şey, 34 haftanın emeğinin karşılığını almak çok güzel, kardeşlerinle bunu kutlamak hepsinden güzel..

Dönüş yolu tahmin edileceği üzere tarifsiz. Deplasman otobüsü tribün gibi, karşılıklı tezahüratlar, şarkılar, türküler gecenin geç saatlerine dek, yorgun bünyeler uykuya geçene kadar tükenmek bilmiyor..

Arif Kaptan ile İstanbul'a doğru kamçı kırbaç ilerlerken Türkiye yeni güne Şampiyon Fenerbahçe sesi ile uyanıyordu. Hepimizde Sivas'ta söküp aldığımız hak edilen şampiyonluğun büyük mutluluğu ve o tatlı yorgunluğu ile yeniden eve, Kadıköy'e dönmenin güzel hissi..

Bu yolda yürüdüğüm tüm kardeşlerime bir kez daha teşekkürler.

Sonsuza dek Fenerbahçe!

2 Mayıs 2011 Pazartesi

İnandık Size


Lig yarışında bir hafta daha geride kaldı ve biz şampiyonluğa inanmaya devam ediyoruz..Sabırla, büyük mücadeleyle, son ana kadar direnerek, sahada ve tribünde inanarak..

Sezonun 2. yarısından itibaren başlayan ve bugüne kadar taşınan - eğer şampiyonlukla taçlanırsa tarihi bir istatistik olarak kayıtlara geçecek - galibiyetler serisiyle son 3 haftaya girerken şampiyonluğa kim ulaşırın cevabı net değil ama Fenerbahçe 2'li averajı elinde bulundurmasıyla karar verici pozisyonda. Ayrıca sözkonusu 2'li averaj sezon sonunda Fenerbahçe ve Trabzonspor arasında puan eşitliği olması durumunda çok kritik bir detaya sahip ve o kritik detayı da Fenerinbahçesi blogu hatırlatmış. Bana göre çok değerli ve hatırlanması gereken bir an! O gün Fenerbahçe 3-2 kaybettiğinde üzerinde çok durulmayan o an 3 hafta sonrası için vakur bir şekilde beklemekte!

Dün ise bizim beklediğimiz günlerin en önemlilerinden biri olan 1 Mayıs'tı ve sabahın erken saatlerinde yola çıkıp; işçinin-emekçinin-hayat kavgası verenlerin yanında Taksim Meydanına doğru yürüdük. Vamos Bien bu güzel ve değerli günde 1 Mayıs'a katılan diğer tribün gruplarının aksine Taksim'e yine toplu halde gelmeyi tercih etmedi ve önceden olduğu gibi Kazancı Yokuşu başındaki trafik ışıklarında toplandı. Meydan yine çok kalabalık ve çok güzel. Şarkılar, türküler hep bir ağızdan coşkuyla..Kara deryalarda bir fenersin ve haklıyız, kazanacağız diyerek Taksim'den Kadıköy'e bir başka heyecana ve umuda doğru..

Umudu Kadıköy'e taşıyan bizler Stoch'un daha maçın hemen başında İBB ağlarını bulan golüyle inancımızı arttırırken, tam devre biterken Alex'in son dönemde alışkanlık haline getirdiği bir başka güzel kafa golüyle şampiyonluk için daha da hırslanıyor ve tribünde özellikle 2. yarıda futbolcuların mücadelesine ortak oluyorduk.

İBB karşısında 2-0 kazanarak sezonun 2. yarısında oynadığı 14 maçta 13. galibiyetini alan Fenerbahçe bu çok değerli performansın yanına ligin 15. haftasında 2-1 kazandığı Karabük maçından beri Kadıköy'de gol yememe istatistiğini de eklemiş durumda (üstüste 8 maç). Yukarıda şampiyonluk ile taçlanırsa tarihi bir istatistik olarak kayıtlara geçecek dediğim bu büyük performans her ne olursa olsun büyük alkışı hak etmiştir ve her durumda hakkı teslim edilmelidir.

Maçın tamamında bir kez daha çok iyi mücadele eden, önemli pozisyonlar yaratan ve "inandık size" koreografi çalışmasının içinin boş olmadığını gösteren futbolcuların çok yorulduğunu biliyorum ve hatta görüyorum. İnandık size görüntüsünün ortaya çıkmasında nasıl tek tek kartonların dizilmesi için bir emek varsa sahada da öyle bir emek var..

O büyük güne kadar 3 hafta daha sabretmek, direnmek, dayanmak gerek..

Mücadeleye devam..

1 Mayıs 2011 Pazar

1 Mayıs Kutlu Olsun


Hayata emek ve dayanışma ile değer katanların,
Emeği ile mücadele edenlerin,
Hayat kavgası veren işçinin, işsizin, emekçinin,
Özgürlük, Eşitlik, Adalet ve Barıştan yana olanların

1 Mayıs'ı kutlu olsun!

Bu sene de önce Taksim Meydanında ardından Kadıköy'de haykıracağız!

Kara deryalarda bir fenersin
Senin ışığınla yürüyoruz
Biz bu karanlık yolun sonunda
Doğacak güneşi görüyoruz

26 Nisan 2011 Salı

Buca Deplasmanı Hikayesi


Şampiyonluk yarışı fazlasıyla heyecan dolu, fazlasıyla gergin devam ediyor. Hem Trabzonspor hem Fenerbahçe hata yapıldığında telafinin pek kolay olmadığı sürece girdiler ve bu durum her geçen hafta heyecanı, gerginliği, ne olacağına dair merakı gittikçe arttırıyor.

34 haftalık lig maratonunun son 5 haftasına girerken Fenerbahçe'nin fikstüründe sıra İzmir'de oynanacak Buca deplasmanındaydı. Maçın İzmir Atatürk Stadı'nda oynanacağına dair yapılan açıklamanın ardından daha bir mutlu olan bizler biletlerimizi Ticketturk isimli internet üzerinden satış yapan firmadan hemen aldık ama aslında alamadık!? Neden? çünkü Ticketturk yetkilileri biletlerini İzmir dışından alan taraftarların biletlerinin teslimatının ancak maç günü stad gişesinden yapılacağı kararını almışlar! Biletini satın alıyorsun ama teslim alamıyorsun: muazzam bir yöntem, düşünenlerin insanlık için çok önemli bir adım attıklarını ve bu dünyaya yeni bir anlam kattıklarını söyleyebiliriz!

Buca maçı için hafta içinde organizasyonunu tamamlayan Vamos Bien İstanbul'dan hareket için cumartesi gecesini beklemeye başladı ve cumartesiyi pazara bağlayan gece saat 1'i biraz geçe Kadıköy'den İzmir'e doğru yola koyuldu. Bir otobüs dolusu Fenerbahçe sevdalısı İzmir'de takımının yanında olmak, takımının sahada verdiği mücadeleye tribünden ortak olmak için, güç vermek, ses vermek için yollardaydı..Deplasman otobüsünün eğlencesi, muhabbeti her daim güzel olur. Vamos Bien'in güzel insanlarıyla yollar da bir başka güzel, deplasmanlar da..

Pazar sabahı İzmir'e girdiğimizde şehir belki de pazar sabahının etkisiyle sessiz sakin karşıladı bizi. İzmir'deki arkadaşlarımızın bizi karşılaması ve muhteşem misafirperverlikleri ile Konak'ta imece usulü çok güzel bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı alışverişi ve hazırlığı sırasında iddaacı kardeşlerimle bulunduğumuz yerin civarında bir iddaa bayisi bulmasak çatlardık. Bültene bakıp, biraz çalışıp, biraz kendi aramızdaki istişareler ile oluşturulan kuponlar ve o güzel kahvaltı ile öğleyi bulduk.

Ticketturk'ün yukarıda bahsettiğim o muazzam bilet teslimatı uygulaması nedeniyle metroya atlayıp Atatürk stadı gişelerine gittik. Hava şehre ilk geldiğimizde sabah serinliğindeyken öğlen itibariyle İzmir orijinaline dönmüş ve hepimiz kara deryalarda bir fenersin tişörtleri ile kalmıştık. Bilet teslimat işi ise tam bir Türkiye'ye özgü düzensizlik ve her zamanki gibi işi normal değil anormal hale getirme becerisi yüksek seviyedeydi. Bu kısımda İzmir'in tepeye çıkan güneşinin yanı sıra düzensiz bilet teslimatının etkisiyle biraz terledik ama biletlerimizi Vamos Bien kadınlarının üstün gayreti ile teslim aldık ve Vamos Bien'in önceki İzmir deplasmanlarında maç öncesi takıldığı Alsancak - Kıbrıs Şehitleri Caddesi girişindeki mekana geçtik ve maç saatine yakın bir süreye kadar burada Fenerbahçe tezahüratları ile eğlendik, maça dair adeta bir ön hazırlık yaptık. - ki bu tip durumlarda aman yorulmayalım, kendimizi maça saklayalım, alkole dikkat edelim önemli ritüeldir -

Alsancak'tan hareketle İzmir Atatürk'e doğru yol aldık. Tribüne girip tüm stadı gördüğümde atmosfer adeta 80'ler veya 90'lar gibiydi..Fenerbahçe bayrakları, tıklım tıklım dolu tribünler ve hava aydınlık, güneş batmamış, halkın takımı Fenerbahçe için stada koşan halkın her kesimi yanyana gibiydi. Herşey daha naif, daha berrak..

Maçın da anısı yıllar geçse de unutulmayacak şekilde hafızalarımıza yer etti. İlk yarısını çok kötü bir oyunla 2-1 yenik kapattığımız, 2.yarının başlarında 3-1 aleyhimize olan skoru kısa sürede bulduğumuz 3 gol ile önce 3-4'e ardından 90+da noktayı koyarak 3-5'e getirip çok büyük geri dönüş gösterdik. Trabzon'un Eskişehir deplasmanında 2 puan kaybettiği haftada berabere kalmanın 5 hafta kala büyük fırsat tepmek olacağı bir ortamda bu kadar gerilmiş ve bu kadar şaşkına dönmüşken maçı döndürmek çok önemliydi ve şampiyonluğa tutunmak, sarılmak demekti. Bu geri dönüşe statta şahit olan bizler için de tarihe tanıklık etmek demekti.

Fenerbahçe bu akıllarda kalacak maç ile 4 hafta kala averajla liderliği tekrar geri aldı ve bizler özlediğimiz o şampiyonluk için daha da hırslandık. Galibiyetin mutluluğu ile İzmir'deki arkadaşlarımızla vedalaşıp; o tatlı yorgunluk ile kazanılacak 4 maçın daha olduğu bilinciyle İstanbul'a doğru geri dönüş yoluna başladık.

Konak'ta oynadığımız iddaa kuponları mı?
tek maçtan yattı

yatan kupon olsun,
sonunda Fener şampiyon olsun!

22 Şubat 2011 Salı

Kara Deryalar Fenerle Aydınlandı


Öncelikle şunu belirterek giriş yapmak doğru olacaktır: Oradaydım; kara deryalar aydınlanırken olunması gereken yerde! Alex'in Beşiktaş'a karşı hat-trick yapmasına vesile olan 3 golün de ağlarla buluştuğu kalenin arkasında..

Fener'in ışığının daha güçlü olması için tribündeydik. Kara deryalarda onu yalnız bırakmamak, sonuç ne olursa olsun çıkılan yoldan sapmamak adına..

Sezonun 2.yarısına öyle bir başladı ki Fenerbahçe, herkesin ilk 5 haftaya dikkat çektiği zor fikstür serisinden maksimum puanı almayı başararak çıkmasını bildi. İnönü'deki Fenerbahçe maçlarının Beşiktaş açısından ruh halini bilirsiniz. En çok Fenerbahçe'yi yenmek isterler, eğer yarışta geri düşmüş veya kopmuşlarsa Fenerbahçe'yi yenmenin değeri azalmaz, yeter ki şampiyonluktan etmeye bir etkileri olsun.

Maç öncesindeki futbol ortamı sezon başı ve ortasında transferin yaldızlı kısmına ağırlık veren fakat bu yaldızlı transferlere rağmen sürekli kaybeden bir Beşiktaş ile sezonun 2.yarısında çok net dikkat çeken bir ivme yakalayan Fenerbahçe'den bahsedilmesine işaret ediyordu. Maç öncesi Fenerbahçe'nin İnönü'de beraberlik için kredisi var diye düşünüyordum fakat maçın hemen başında gelen gol ve ardından gelen yarım saatlik süredeki Fenerbahçe pozisyonları maçı kazanmazsak puan kaybına yazık olur diye düşünmeme sebep oldu tıpkı sezonun ilk yarısında Kadıköy'deki maç gibi.

Fenerbahçe 1-0 öne geçtikten sonra Dia ile sol kanattan çok etkili geldi ve kendisinin biri direkten dönen diğeri Rüştü'nün çıkardığı vuruşları ile uzak kale arkasından heyecanlandık. Yine bu bölümde Niang'ın kendi yarı sahasında Necip ve Toraman'ı ekarte edip uzun bir mesafe sürdüğü topla Beşiktaş ceza sahasına kadar gelip vurduğu şutun gol olmaması kaçan önemli pozisyonlardan diğeriydi. Ekrem'in üstüste sarı kartlık hareketlerinin kırmızıya dönmemesi ve bütün bunların değil de Beşiktaş'ın 2.yarıda Almeida ile kaçırdığı - Volkan'ın kurtardığı pozisyonun kırılma anı olarak kamuoyuna empoze edilmesini anlayamıyorum. İlk yarıda 1-0 öndeyken kaçanlar ve kırmızı kart görmeyen Ekrem'in devre biterken bulduğu gole kadar kırılma anı yok Almeida'nın kaçırdığında var, enteresan? İlk yarıdakiler tıpkı Almeida'nın kaçırdığı gibi girse Almeida neyi kıracaktı meraktayım.

Maçın hafızalara kazınması 2.yarının başında duran toptan Toraman'ın attığı gol sayesinde oldu diye düşünüyorum. Beşiktaş 2-1 öne geçmiş, tribünler kendinden geçip üç, üçç, üçç diye bağırırken 15 dk. sonra başlayacak Alex gerçeğini nereden bilecekti. Kaptan yine sahneye çıktı ve önce penaltıdan sonra güzel kafası ile ve en sonunda Rüştü'yü çalımlayarak sol çaprazdan Beşiktaş filelerini havalandırdı. İşte gerçek üç (3) buydu.



Fakat işte tribünde o anı yaşamak vardır ya, benim Beşiktaş-Fenerbahçe maçına dair seçtiğim o an Alex'in o güzel kafa vuruşuyla yaptığı gol. Hemen önümüzdeki kaleye olmasından kaynaklı, Alex'in kafayı vuruşu ve topun saniye saniye, süzüle süzüle Beşiktaş ağlarına gidişi..Sonra tribünde yıkılıyoruz, inanılmaz bir mutluluk..O anı unutamam.

Maçın geneline bakınca Fenerbahçe'nin galibiyeti hakettiği ve çok önemli bir virajı geçtiğini söylemek gerek. İnönü'de özellikle sevilmeyiz, rakip başka hiçbir rakibine olmadığı kadar motive olur ama en nihayetinde bütün bu atmosfere rağmen kazanan Fenerbahçe, büyük mutluluğu yerinde yaşayan bizler.

Fenerbahçe 4-2'lik bu son galibiyeti ile İnönü'de son 6 sezonda oynadığı 5. lig maçını kazanmış oldu. Bu çok önemli istatistik nitekim bunun tam tersi Kadıköy'de olsa kopacak kıyameti herkes tahmin ediyor sanırım.

Fenerbahçe şampiyonluk mücadelesine çok sağlam adımlarla devam ediyor, çok değil yaklaşık 1 ay öncesinde sezonun 2.yarısı başlarken herkes fikstüre bakıp Fenerbahçe'nin havlu atabileceği 5 maçlık seriden bahsediyordu ama Fenerbahçe o seriden maksimum puanı çıkartmayı başardı.

Zor serinin son halkası olan İnönü deplasmanında alınan 4-2'lik galibiyetin değeri paha biçilemez.

Kara deryalar fenerle aydınlandı!

14 Aralık 2010 Salı

Adalet İçin Sesini Yükselt!


12 Aralık 2010 tarihi benim ve arkadaşlarım için hayatımızda unutamayacağımız, geriye dönüp baktığımızda gülümseyerek hatırlayacağımız, iyi ki o yola çıkmışız ve aldığımız karardan dönmemişiz dediğimiz bir gün olarak tarihteki yerini aldı.

Vamos Bien haftalar öncesinden kendi içinde başlattığı enerji ve sinerji ile Ankaragücü deplasmanına gitmek için isteğini ortaya koymuş ve grubun bu sezon düşen deplasman performansını ayağa kaldırmak için herkes hevesini göstermişti. Her birimiz güzel bir heyecan içindeydik ama bunun yanında Gökçek ailesinin bügüne kadarki işleri nedeniyle bilet fiyatlarında gerçeğin ötesinde fiyatlar olabileceğini de tahmin ediyorduk. Maçtan 2 gün öncesine kadar bilet fiyatlarının açıklanmasını bekledik ve Cuma akşam saatlerinde öğrendik ki deplasman tribünü biletleri 135 lira ve diğer tribünlerin fiyatı da buna yakındı.

Ankaragücü'nün sezonluk kombine fiyatına denk gelen fiyatlarda satışa çıkarılan bilet fiyatlarının açıklanabilecek bir tarafı olabilir miydi? Cevap herkes için net ama belki Gökçekler bunun üzerine birşeyler konuşmak isteyebilirler nitekim bunu yapacak kapasitelerinin olduğunu bugüne kadar görebilme şansımız oldu. Kendi yarattıkları yalan dünyalarında yine kendi inandıkları yalanlarla yaşayanların 135 lira bilet fiyatı için verecek cevabı her zaman ceplerinde hazırdır. Onların cevapları kendilerinde kalsın ve Vamos Bien konuşsun!

Cuma akşamı ilk tepkilerden sonra Ankaragücü deplasmanına gitmek ve maça girmeden Ankaragücü yönetiminin belirlediği bilet fiyatlarını protesto edip İstanbul'a dönme konusunda kararlıydık. Adalet Vamos Bien için önemli kelimelerden ve belirlenen bilet fiyatları konusunda adalet aramak, bu duruma dikkat çekmek, isyan etmek ve savunduğu değerler için ses vermek Vamos Bien için bir görev. Maça girmeyecektik ve protestomuzu yapıp İstanbul'a dönecektik. Bu doğrultuda ben ve 26 arkadaşım Pazar sabahı Ankara'ya doğru yola çıkmanın gerekliliğini biliyorduk. Vazgeçmedik, inat ettik. Oraya gidip bu akıldışı bilet fiyatına sesimizi yükseltmemiz, dengesiz bilet fiyatlarında adalet istediğimizi söylememiz gerekliydi ve bunun için karlı yollar aşarak Ankara'ya geldik. Etrafta taraftar yokluğundan fazla kamera da yoktu ancak bize sesin kitlelere ulaşması için bir kamera yeterliydi, o da geldi bizi gördü ve sesimizi ulaştırdı.

Sesimiz uzaklara ulaşırken varlığımız da Fenerbahçe ile buluştu. Protesto bildirisini okumadan hemen önce bulunduğumuz yerden takım otobüsü stada geçecekti ama otobüsün önünü kısa bir süre için kesmeliydik. Otobüsün önünde "Kara Deryalarda Bir Fenersin" yazan atkılarımızı açıp, Aykut Kocaman ile gözgöze gelmek o an bana o kadar önemli geldi ki anlatabilmek tarifsiz. İçimizden takıma bakarak söylediğimiz biz bilet fiyatını protesto ediyoruz ve maça girmeyeceğiz ama sizinle aynı şehirdeyiz, buradayız demek mutluluğun tarifi benim açımdan..

İstediğimiz olmuştu, 27 kişi İstanbul'dan Ankara'ya isyan etmek, sesimizi yükseltmek için gelmiştik ve istediğimizi yaparak Ankara 19 Mayıs Stadından ayrıldık fakat dayanamazdık; yine de Fener'in maçını izlemeliydik. Ankara'dan biraz yol alıp Kazan ilçesinde bir kahvede maçı izledik. Maçı 2-1 kaybettik ama o gün tüm yaşadıklarımızı düşününce çok şey kazandık!

Kazan'dan ayrılıp Kadıköy'e doğru tekrar yola koyulduk içimizde bir huzur ve sonsuz Fenerbahçe sevgisi ile..


12.12.2010 Vamos Bien Bildirisi from evren topaloglu on Vimeo.

15 Ekim 2010 Cuma

Blog Tasarım Değişikliği


blog yazmak güzel şey, seviyorum. okumayı, takip etmeyi de aynı şekilde. düzenli yazmak ve her zaman üzerine düşülen konu (lar) hakkında iyi bir içerik sağlamak kolay değil ancak bireye sınırsız bir kendini ifade etme alanı sunduğu çok net. bunu yaparken de çok fazla teknik bilgiye sahip olma şartı yok. benim gibi web dizayn vs. bazı kelimelere bile uzak olan bir adam için blog sayfasını hazırlamak servis edilen hazır hizmetler sayesinde zor olmadı.

blogu kurarken basit bir şablon tercih etmiş, yazıları geniş alana yayan bir şekil seçmiştim. yukarıda bahsettiğim hazır hizmetlerden şablon tasarımcısı içinde gezinirken şu an gördüğünüz yeni şablon hoşuma gitti. belki çok şart değildi ama içimden geldi.

Kara Deryalarda Bir Fenersin blogu 24 Mayıs 2010'dan beri yayında, yaklaşık 4,5 ay olmuş. bir ara heves edip ancak kısa sürede bıraktığım blog yazma işinden sonra düzenli hale gelen blog yazmak için gayet kısa bir süre. ancak amatörce yaptığım bu işi sevdiğimi söylemeliyim.

kara deryaların aydınlanması için yazmaya devam..

25 Ağustos 2010 Çarşamba

PAOK Maçı Öncesi


PAOK rövanşı için 24 saatten az bir süre kaldı ve bu maç geride kalan süreçte alınan skorlar itibariyle Fenerbahçe için stresle dönülen keskin bir viraj halini aldı. negatif sonuçta ciddi kamuoyu baskısının oluşacağı belli iken, pozitif sonuç ise soluk aldıran kocaman bir nefes tadında olacak.

ilk maçta deplasmanda alınan 1-0'lık mağlubiyet eleme maçlarının yakın skorlu olup en kötü olanından. rövanşta ev sahibinin çok erken ekstra fark yapamadıkça her dakika stresi ve baskıyı üzerinde hissedeceği bir skor 1-0. deplasmana gelen takım için ise atacağı 1 golün oldukça değerli hale gelebileceği türden. bu yüzden Fenerbahçe ilk maçta yaklaşık yarım saat 10 kişi oynayan PAOK karşısında en azından 1 gol yapamamanın sıkıntısıyla başlamak zorunda, gol veya goller ararken kalesinde gole izin vermemek durumunda.

bugün maç öncesi yapılan basın toplantısında Aykut Kocaman PAOK rövanşı için pazartesi akşamı Trabzon deplasmanına çıkardığı kadrodan biraz daha farklı bir kadro ile maça başlayacağını söyledi. Aykut hocanın kafasından geçenleri bilemem ama yarın akşam Alex ve Stoch'un ilk 11'de başlayacağını tahmin ediyorum. Trabzonspor maçından hafif sakatlığı olan Semih'in olmadığı Niang'ın önde tek başlayacağı eski bildiğimiz düzen olması muhtemel. ilk PAOK maçında cezalı olan Bilica'nın da hafif bir sakatlığı var ancak oynayabilir. yine son anda ilk maçın kadrosundan çıkan Emre'nin de başlayacağı dolayısıyla ilk maça göre biraz farklı bir rotasyonun olacağı belli.

PAOK ilk maçta son yarım saati 10 kişi oynadığı bölümde gayet organize bir savunma yapıp; Fenerbahçe'ye aradan veya kenarlardan sızacak boşluklar vermemişti. yarınki rövanşta da bunu yapabilirler. burada devreye duran toplar veya mesafeli şutlar girebilir. ayrıca Fenerbahçe'nin acele hücumlarla kendini panikletecek bir ortama sokmaması gerek. sonuçta gol atmak kadar yememek te önemli olacak ve hücumda kaş yapayım derken savunmada göz çıkarmamak gerek diye düşünüyorum. ilk maç skoru aleyhte olmasına rağmen erken atılacak bir gol takımı da taraftarı da pozitif etkiler ama erken gol gelmiyorsa da gerginliği iyi ayarlamak gerek. bu hem Aykut hoca, hem sahada futbolcular hem de tribünde taraftarlar için farklı oranlarda da olsa geçerli.

zor bir gecenin bizi beklediğini biliyoruz ancak sen;

kara deryalarda bir fenersin
senin ışığınla yürüyoruz
biz bu karanlık yolun sonunda
doğacak güneşi görüyoruz

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Başlama Vuruşu

Buralara uğrayan herkese merhaba,

böyle olacağı belliydi, ben de bir blog açıp kendimce birşeylerden bahsedip; kimilerinin sevebileceği, bazılarının uyuz olabileceği şeyler yazacaktım.

o gün bu günmüş!

Çeküp ile geçen ay beraber yazalım diye giriştiğimiz blog sayfasında hepi topu 2-3 yazı yayınlayıp - ki o sayfa artık yeni ismiyle huzurlarınızda, Çubuklu Aşkı Başkadır - tembelliğin dibine vurmuştum?!

şimdi o tembellikle kendi blog sayfamı açmam enteresan oldu tabi ama buralarda daha aktif olmamı sağlayacak bir blog ismi beni sanırım motive edecektir.

o da şöyle ki; blog sayfası açayım tamam ama ismi ne olacak diye kasıp düşünürken yanıbaşımızda olan, canımız ciğerimiz, biricik imza sloganımız aklıma geldi. Fakat sana kalır mı o blog ismi diye saniyesinde umutlarımı kendi kendime kırdım, sonra dur bir bakalım hele diyip "Kara Deryalarda Bir Fenersin" yazdım ve karşılığında tamam uygundur! biraz şans?

ben de geride bıraktığımız sezonun 2.yarısının tam hatırlayamadığım bir haftasından itibaren topu santradan rakip sahaya taca gönderen Alex gibi başlıyorum..