Türkiye Futbol Federasyonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye Futbol Federasyonu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2012 Pazartesi

Fenerbahçe'nin Deplasmanı!


Neresinden bakarsanız bakın saçma sapan birçok olayın tarafımıza dayatıldığı acaip bir sezon oynuyoruz, oynamak zorunda bırakılıyoruz! Bir taraftan en akla gelmeyecek şeyler gayet normal gibi işleniyor, bu garip şeyleri olağan gösterme çabasındakiler ve bunlara algısını normal açanlar veya destekleyenler, ne var canım gayet normal diyenler..

Bir lig oynuyoruz, yine beyler daha çok para kazanacaklar veya kazandıklarından geri kalmayacaklar, cepleri dolacak, o güzel hayatlarına devam edecekler..Futbolcunun teri, taraftarın sesi, ikisinin birden emeği hiç önemli değil ki..

Yeter ki o lig oynansın, fikstür çekilsin, maçların günleri ve saatleri ayarlansın. Aynı güne 2 maç denk gelebilir ama saati öyle bir ayarlansın ki hiç çakışmasın, dekoderler satılsın, şifreler açılsın!

Peki size herşey normal geliyor veya o kadar kasıyorsunuz ki normal görebiliyorsunuz bütün bu olan biteni? Bir durun ve düşünün bakalım, sezonun ilk yarısı geride kalmış ve yarın 2. yarıya başlanıyor. Geride kalan 17 haftada Fenerbahçe 1 (bir) kez bile bir deplasman maçını cumartesi veya pazar günü oynamadı. Siz bunu normal gösterdiniz, başkaları sesini çıkarmadı, ne var canım tesadüf dedi.

18. hafta fikstürü elimizde iken, bu akşam gelecek 6 haftalık fikstürün maç programını açıkladınız. Fenerbahçe'nin cumartesi veya pazar gününe denk gelen deplasmanı var mı diye heyecanla baktık ama yine göremedik!

Türkiye Futbol Federasyonu'na Fenerbahçe'nin deplasman maçlarının sürekli hafta içine denk getirmelerindeki amacı açık bir şekilde soruyorum? Bu taraftar bu sezon getirilen deplasman yasağına da cevap bekliyor, hafta içlerine konan deplasmanlarına da..

Rakiplerin kaç kere cumartesi/pazar deplasmanı oynadığını saymayacağım lakin Fenerbahçe'nin 1 kez bile cumartesi/pazar günü deplasman oynamamasını bıkmadan sabırla soracağım!

Ve Fenerbahçe'nin deplasmanı hafta içine kondukça gözüm çubukludan ayrı kalmaya dayanamasa da kulağımı radyoya götüreceğim, Fenerbahçe'nin sesini dinleyeceğim ama fikstürünüze ve dekoderlerinize boyun eğmeyeceğim!

22 Eylül 2011 Perşembe

Kenetlendik!


Fenerbahçe onurlu mücadelesine devam ediyor. Bu kez tarihe bambaşka bir güzellikte geçen bir gecenin ardından Kadıköy'de Manisaspor ile 1-1 berabere kalarak ama tüm dünyaya Fenerbahçe tutkusunun ne olduğunu göstererek.

Türkiye Futbol Federasyonu seyircisiz ceza olan maçlara kadınların ve 12 yaşından küçük kardeşlerimizin girmesine dair karar alırken bu kadar Fenerbahçeli kadın ve çocuğun stadı dolduracağını düşünmüyordu; bu konuda adım kadar eminim. Fakat, Fenerbahçeli olmayanlar anlamamakta ısrar ettikçe bu görüntüler kendilerini şaşırtacak, içlerinden dışarıya söyleyemediklerini söyletecek ve hatta kendilerini bu Fenerbahçe tutkusu, isyanına dair yine türlü bahaneler üretmeye zorlayacaklar.

Fenerbahçeli kadınların ve çocukların günün erken saatlerinden maç kuyruğuna girmesi, maça girebilmek için taşıdıkları heyecanı, son ana kadar stada girmek için çabaları ve maç boyunca gayet içten ve çoğu zaman hepimizin gözlerini yaşartan destekleri unutulmayacak.

Siz hala maçın bedava olmasından dolayı Kadıköy'ün bu kadar kalabalık olduğunu, aynı ceza durumunda kendinizin aynı kalabalığa ulaşacağını düşünün; Fenerbahçe kenetlendi haberiniz yok!

Türk futbolu temizleniyor ve siz bundan çok memnunsunuz ya, 40 bini aşkın temiz ve güzel yüreğin 90+4'te attığımız gole sevinmelerine dalga geçtiniz ya,

O gole çaldığınız ofsayt bayrağı da temizlediğiniz Türk futboluna armağan olsun!

6 Eylül 2011 Salı

İstemiyorum!


Ben, Fenerbahçe'nin bu ligde mücadele etmesini kesinlikle istemiyorum. Zorunda olsa da yönetim taraftar gibi duygusal davranamasa da bu ligde Fenerbahçe'nin mücadele etmesine karşı çıkıyorum.

Kağıt üstünde özerk ama gözler önünde maşa olan TFF'nin UEFA ile sırt sırta verip Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nden men edilmeli ama para çarkının dönmesi, büyük abilerin cebine giren paranın eksilmemesi için kendi süper liglerinde olmalı kurnazlığına isyan ediyorum!

Fenerbahçe'nin CAS üzerinden UEFA ve TFF aleyhine dava açmasına karşı güç birliği yapacağına dair aleni sinyaller verenlerin art niyetli olduğunu söylemek bile çok fazla iyimserlik içerir. Bu art niyetten öte bir durum ve bu art niyetin ötesindeki durumu anlatmak için boşluk bıraktığım zaman araya fazlasıyla kötü sıfat girer!

Fakat, tarih tüm bu süreçte yapılanları, kapalı kapılar ardında konuşulup alınan kararları yazacak!

Süper liginize de, para hırsınıza da, çıkarlarınıza da lanet olsun!

Şunu da kirli hesaplar yaptığınız defterlerinize not edersiniz;

Fenerbahçe her nerede mücadele edecek olursa olsun biz sonuna kadar onun arkasında olur, sesimizle ona destek veririz, hiçbir zaman da yalnız bırakmayız!

28 Ağustos 2011 Pazar

İşkence Organizasyonu!


3 Temmuz tarihinden beri işkence yapma peşindesiniz! Sizinkisi şike soruşturması falan değil alenen işkence, hem de çok büyük bir kitleye, Fenerbahçe'yi çok sevenlere, günlerdir, her yolu deneyerek! Fakat bu işkencelerinize boyun eğmeyen, direnen Fenerbahçe taraftarı karşınızda dimdik ayakta!

Bir operasyon başlatıyorsunuz ve bunu Türk futbolunu temizlemek adına yaptığınızı iddia ediyorsunuz! Elinizdeki kanıtlarla suçüstü yapmıyor, ligin tescil edilmesini ve hatta ardından genel seçimlerin sonuçlanmasını bekliyorsunuz! Pardon, atlamayayım, 29 Haziran'daki TFF başkanlık seçimini de bekliyorsunuz ve başkanlığa şu sıralar piyonunuz olduğunu gayet iyi anladığımız Mehmet Ali Aydınlar'ı apar topar seçiyorsunuz! Seçim sürecinde Aydınlar'ın nasıl tek aday haline getirildiğine ve kimlerin kendisini desteklediğine girmiyorum, hatırlıyorsunuzdur. Ardından bütün bunlar hallolduktan sonra 3 Temmuz Pazar sabahı düğmeye basıyorsunuz!

Operasyonun ana "suçlu" karakteri Fenerbahçe. Birkaç gün sonra yalandan Beşiktaş ve Trabzonspor kulüpleri de bu operasyona "şüpheli" olarak katılmış süsü veriliyor ki sadece Fenerbahçe'ye odaklanılmıyor, bakın herkesi temizliyoruz diyorsunuz. Hatta o kadar ki operasyon her geçen gün emniyetin ve medyanın empozesiyle sertleşirken 1 ay sonra yalandan Galatasaray'ın 2006 Mayıs'ındaki teşvik primini de araştırıyoruz havası katıyorsunuz. Oyunu o kadar güzel oynuyorsunuz ki Aydınlar'ın gerekirse Galatasaray'ın şampiyonluğunu alırız demeciyle Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı hep bir ağızdan bak Fenerbahçeli "Fenerasyon" başkanı diye hiddetleniyorlar! Şimdilerde insanların ne oldu bu Galatasaray olayı dediğini duyuyor musunuz? Hafıza!

Fenerbahçe taraftarı yargılama sürecindeki - aslında daha mahkeme bile başlamadan - kamuoyuna emniyet desteği ve medya gücü ile dayatılan bu insanlar şüpheli değil suçludur organizasyonuna uyanık kalıyor ve süreç boyunca direnmeye and içiyor fakat bu kör kütük Aziz Yıldırım savunması ve şikeyi sahiplenme olarak algılanırken kazandığı Türkiye Kupası'nı aklanana kadar sözlü! olarak iade eden (kupanın nerede olduğunu bilen varsa lütfen bildirsin) ve taraftarı tarafından aklanında gelin söylemini sunan Beşiktaş ahlaklı duruş sergileyen olarak algılanıyordu! Oysa ki şike yapmış olsun veya yapmamış olsun; hem Beşiktaş hem de Trabzonspor bu operasyonun yalandan belirlenmiş figüranları, dikkati dağıtma amaçlı karakterleriydi. Şike bulunacaksa Fenerbahçe'de bulunacak ve Türk Futbolu temizlenecekti!

Fakat, süreç harika işliyor, arada Aziz Yıldırım ile ilgili ne kadar şikayet edebilecek adam varsa ifadeye çağırılıyor, dosya güçlendiriliyor! Emenike'nin para sayarken görüntüsü, Fenerium torbasında taşınan şike paraları yerlerini başka güçlü delillere bırakıyor ve Federasyon halka bu kadar güçlü deliller sunulurken! ve yargısız infazın kitabı yeniden yazılırken Süper Lig'i aynen başlatacağını ve mahkeme sürecini bekleyeceğini duyuruyordu. Futbol Federasyonu bu açıklamayı yaptığında tarih 15 Ağustos'u gösteriyordu ve 25 Ağustos'ta yapılacak olan Şampiyonlar Ligi grup kuralarına 10 gün süre vardı. Bu süreçte araya play-off sistemini dayattıklarını ve daha fazla dekoder alınmasını talep ettiklerini eklemek gerek! Bunlar hep masum girişimler!


İşkencenin şiddetinin arttığı anlara geldik. Tarih 22 Ağustos 2011, UEFA Başmüfettişi Pierre Cornu İstanbul'a gelip TFF yetkilileri ve soruşturmayı yürüten Savcı Mehmet Berk ile görüşüp süreç hakkında bilgi alıyor (daha sonra kimlerden sadece kim için bilgi aldığını anlayacağız!). Tarih 24 Ağustos 2011, TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar ve yanındaki heyet Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü ziyaret ediyor. Ziyaretinizin sebebi nedir diye soruyorlar ve gelen cevap: seçildikten sonra bir türlü fırsat bulamadık, ancak şimdi! Bu masum ve gecikmiş ziyaretin ardından akşam 18.30 civarında, kura çekimine 24 saat kala Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan men ediyorsunuz! Kararın geçen gün bilgilendirilen UEFA'nın telkini ile TFF tarafından verildiğini öğreniyoruz. İşkenceyi yapmak niyetinde olanlar utanmıyorlar, diyorlar ki benim ligimde oynayabilirsin çünkü bana para kazandırıyorsun ancak Avrupa'da oynayamazsın! Bitmiyor birkaç saat sonra yukarıda vurgulamaya çalıştığım bu operasyona yalandan katılmış, şüpheli gibi gösterilen Trabzonspor, Fenerbahçe'nin yerine Şampiyonlar Ligi kurasına ekleniyor! Nasıl ama, müthiş değil mi?

TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar'a bir TV programında soruyorlar, diyorlar ki aynı soruşturmada şüpheli olan Beşiktaş yoluna Avrupa Ligi'nde devam ediyor, cevap: Beşiktaş şike soruşturmasına konu olan Türkiye Kupasını iade etti (tekrarlıyorum, kupa şu anda nerede?) ve UEFA bunu iyi niyet olarak algıladı! Diyorum ya işkence yapmak için and içmişler. Dayanın, direnin! Fakat bitmiyor, soruşturmada yalandan yurtdışı yasağı konan ve tutuksuz yargılanan Trabzonspor Başkanı Sadri Şener'in bu yurtdışı çıkış yasağı hemen ertesi gün kaldırılıyor! Sabredin!

Yazı uzadıkça canım sıkılıyor, belki anlatmak istediğinden sapıyor ama madem bu yazı tarihe not düşecek arada Galatasaray camiasının uzun kollarının UEFA'ya bakın burada şikeciler var ve küme düşmüyorlar ispiyonlamasını yazmak gerek. Blog'ta bir önceki yazı Fenerbahçe'yi sahada devirmeyi deneyin idi ama orada pek olmuyor bari Fransızcamızı kullanalım, boşa gitmesin demiş olabilirler.

Toparlamaya çalışırsak, Fenerbahçe bu son organize karar sonrası, taraftarından, futbolcusundan, teknik heyeti ve yönetimine dek bu ligde oynamayı reddeti ve küme düşme talebinde bulundu. Dedik ki madem bizi Şampiyonlar Ligi'ne katılamayacak kadar suçlu görüyorsunuz, o halde küme düşürün! Madem cezamız belli, onu çekelim! Ama yok olur mu hiç, TFF talebi reddetti ve lig aynen planlandığı gibi başlayacak dedi. Fenerbahçe sezona başlayacak, ve belki şampiyon olacak ama bu şampiyon olduğu sezon suçluluğu ispat edilirse boşa gidecek, sonra küme düşmesi gerekirse düşecek! İşkence son sürat!

Bütün bunlara, oynanan oyunlara ve kurulan tezgahlara direnmek, dayanmak, sabretmek, ayakta kalabilmek ve sağlıklı düşünebilmek çok zor ama hala ayaktayız ve direnmeye devam ediyoruz!

Bu işkencenin sonunu nasıl planladılar bilemiyorum ama kundaktaki bebesinden, şu anda hastanede tedavi olan Lefter'e kadar tüm Fenerbahçelileri tahmin edemeyecekleri kadar kenetlediler!

Fenerbahçe'nin halk olduğunu, halkın takımı olduğunu ya unuttular ya da görmezden geldiler.

Bekleyin, henüz göremediyseniz de göreceksiniz!

10 Kasım 2010 Çarşamba

Türkiye Kupası Grup Statüsü


Fenerbahçe dün akşam Türkiye Kupası grup maçlarının ilkinde deplasmanda Ankaragücü'ne 4-2 kaybetti. Tam da burada Federasyon tarafından uygulanan son derece anlamsız grup statüsüne eleştiri getirmenin zamanı diye düşünüyorum; Fenerbahçe kaybetmişken.

Nitekim kupa maçlarının tek maçlı veya bir aşamadan sonra çift maçlı eleme şeklinde oynanmasından yanayım ve olması gerektiğini düşündüğüm bu statü ile dün akşam Fenerbahçe elenirdi. (tabii ki katıldığı ilk turda Ankaragücü ile eşleşmezdi, kadro kurgusu ve konsantrasyon farklı olurdu detaylarını belirtmek gerek) Olayın eleştirisi zaten Fenerbahçe kazandığında veya kaybettiğinde değişecek birşey değil.

Yüzde yüz emin değilim ama futbol takibimde olan hiçbir ülkede kupa maçlarının belli bir aşaması Türkiye'deki gibi grup statüsünde oynanmıyor. Nev-i şahsına münhasır uygulamaların ülkesiyiz!

Grup statüsünün oraya katılma başarısı olan 20 takım için de angarya olduğu o kadar belliyken bu lüzumsuz maçların oynatılmasının karşısında duran sebep çok tanıdık: daha çok para! Ekstra oynatılan maçlar ile elde edilen yayın gelirleri, bu yayınlardaki reklamlar, bahis sektörü için servis edilen daha fazla maç ve bu bahislerden gelen paralar açık seçik ortada.

Bütün bunlar alenen belli iken, Futbol Federasyonu bu son derece anlamsız, sadece belli kesimleri mutlu eden uygulamasından vazgeçerek eski günlerdeki kupa eleme statüsüne dönmelidir.

Kimsenin bu kadar aç gözlü olmaya ve kupanın ruhunu kaybetmesine neden olmaya hakkı yok!