Aykut Kocaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aykut Kocaman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık 2012 Pazartesi

Yalnızlık


Burayı pek yalnız bıraktım. Oysa ki, geride kalan 1 ayda hayatımda bir ilk olan Avrupa deplasmanına dair yaşadıklarım, anılarım ve buranın rutinine dair yazacak pek çok şey varken zaman yaratamadım. Sıklıkla yazı girilmeyen bir blog olsa da kara deryalarda bir fenersin bu kadar yalnız kalmayı hak etmiyor sanırım. 1 aylık aradan sonra dönüşü de deplasmanda kaybettiğimiz Galatasaray derbisi ile yapıyorum! Başkaları kazanınca geri geldi demesin, siz beni bilirsiniz..

Öncelikle maç öncesinden gireyim. Derbi öncesi hafta içinde oynanan Türkiye Kupası 5. tur maçlarında Galatasaray'ın kendi evinde 1461 Trabzon'a karşı kaybedip elenmesi rakibin aldığı fiyasko kategorisine giren sonuç nedeniyle beni keyiflendirse de öte yandan kendime has bir inanç olan rakibin bizimle oynayacağı maç öncesi bu şekil bir yenilgisini sevmemem dolayısıyla da beni düşünmeye sevk etti. Kötü düşünceden uzak durmayı tercih edip, oğlum ne garip batıl inançların var dedim ve bunu eşle dostla sohbetlerde paylaşmak haricinde düşünmek istemedim. Biz de aynı turda Göztepe'yi ayarlı bir rotasyon sonucu farklı geçmiş, bu da takım için özellikle düzenli oynamayanlar için iyi bir performans maçı olmuştu.

Deplasman yasağı devam ediyordu. Yönetenler başka türlü çözemiyorlar, yasakla çözdüklerini sanıyorlar! Deplasman yasağının çıktığı ilk günden beri bu yasağa isyan eden tek tribün olan Fenerbahçe tribünü bu uygulamaya karşı muhalif tavrını sürdürdü. Kararı onlar verdiler, biz deplasmanda takımımıza destek olabilme hakkımızın gasp edilmesine isyan ettik!

Maça gelelim. Sonda söylenebilecek şeyi başta söyleyeyim, yazık bir şekilde maçı kaybettik. Galatasaray'ın ev sahibi olma avantajından kaynaklanan bir ağır basabilir ihtimali vardı, o da olmadı. Gayet ortada, kalecilerin akılda kalıcı kurtardığı pozisyonu olmayan, tamamen dengeli bir deplasman oyunu oynadığımız maçı 2-1 kaybettik. Duran toplardan yenilen 2 gol. İlki Bekir'in kafasından kendi kalemize, diğeri baraj ve yer tutma konusunda kararsız kalan Volkan'ın da hata payı ile Selçuk İnan frikiğinden. Öte yandan tek golü Arena'da yine bir sol bek ile bulduk. Hasan Ali, Galatasaray savunmasının kötü uzaklaştırdığı topu sağ ayağıyla çok düzgün bir şutla skor yaptı. Fakat hücum anlamında pek pozisyon üretemediğimiz bir derbiyi geride bıraktığımızı söylemek gerek. Maçı Galatasaray da oynayamadı ama biz de her ne kadar deplasman takımı da olsak oynayamadık. Zaten maçı kazanmaktan değil berabere bitecek bir oyun varken kaybetmekten dem vuruyorum. Maçı kazanabilecek hücum üretkenliğimiz yoktu.

Tam da burada Aykut hocanın sahaya sürdüğü takım sistemi üzerinden bir eleştiri getirmek isterim. Bu sistem aslında uzun yıllar Alex ile oynadığımız sistemde olduğu gibi tek forvetle oynanan sistem. Özellikle sağ ve sol kanatlardan ve biraz da ortadaki üçlüden daha fazla birisinin ortadaki tek forveti beslediği veya desteklediği bir sistem. Ancak ileride merkezde oynayan Sow bu düzende çok yalnız kalıyor. Dün özelinde Kuyt ve Caner ona o yalnızlığını hissettirmeyecek bir düzen içerisinde değillerdi. Aykut hocanın 4-3-3 benzeri (kimisi eski 4-2-3-1 diyor) bu sistemdeki hücum etkisizliğimizi gördüğünü biliyorum. Takımın potansiyeli var ama sanki bu düzen ile hep bir yerde tıkanıyoruz. Bugün sosyal medyada 4-4-2 denemeliyiz derken (aslında şu rakamların bir anlamı yok) tek derdim fişek Sow'un ilerideki yalnızlığının giderilmesiydi. Kurban olduğum hocama diyorum ki Sow'u Kuyt ile çift forvet yapalım, hem rakip savunma biraz daha görev dağılımı peşinde koşsun, hem de kanatlardan yardırabilecek mevcut kadrodaki potansiyel oyuncuları kullanalım. Bu düzende isimleri değiştirerek farklı 11'ler ortaya sürülebilir. Kadro yapımız buna müsait ve daha etkin bir hücum için bunu denemenin bize yarar getireceğini düşünüyorum.

Önümüzde ligin ilk yarısının kapanacağı hafta Kadıköy'de Karabük mücadelesi hatta ondan önce kupa çeyrek final grubunun ilk maçında Sivas mücadelesi var. Bu 2 maçı geçip devre arası aslında çok ta uzun olmayan, kupa maçları ile doldurulmuş arada çalışalım, deneyelim. O yalnızlığı yok edelim! Aykut hocanın futbol aklına güveniyorum.

13 Kasım 2012 Salı

Daha İyi


Geçen sezonun final maçından kalan, muktedirin sebep olduğu ama aralarından bir kişinin bile ceza almadığı, tüm hesabın o gece canını zor kurtaran taraftara kesildiği, hiç hak etmediğimiz ceza bitti! Avrupa kupasında oynanan 4 maç dışında ligde sezonun 11. haftasına gelmişken takımımıza destek olabilmek için nihayet tribünde yer alabildik!

Maça iyi başladık; medyanın limitsiz yalanları arasından çıkardığı Sow'un sakatlığı, yalanın üretildiği tarihten itibaren Sow'un hanesine gol olarak dönmüş durumda. Kuyt'tan aldığı pas ile sol çapraza akan ve akarken zor pozisyonda vuran Sow maçın başında skoru lehimize çevirdi. Ardından hastası olduğum çalışılmış şutlar Orduspor kalesine doğru yönelmeye başladı.

Stoch vurdu direkten döndü, Meireles vurdu üstten az farkla kaçtı, Stoch yine vurdu ama sıyırdı, Mehmet Topal vurdu kaleci son anda kurtardı, Cristian vurdu hem direkten döndü hem direğin yanından az farkla dışarı çıktı ve arada kesin sert ve düzgün şutlar vardı ama aklımda kalanları yazabildim! Fenerbahçe'nin bir maç içine sığabilecek olan ortalamadan daha fazla düzgün ve sert şutu rakip kaleye vurduğunu söylersem abartmamış olurum. Direklerden dönen şutlar demişken de geçen twitter'da Fstats Analiz hesabından atılan bir tivit aynen şöyle diyordu: "Süper Lig'de bu sezon 11. hafta geride kalırken şutları en çok direkten dönen takım Fenerbahçe oldu (8 kez)

Oyunun geneline dönersek, benim açımdan gayet iyi bir performans söz konusu. Sakatların takıma dönmesi, Alex sonrası yeni oyun düzenine adaptasyon ve sahada bu şartları gözeterek gayet iyi bir performans var. Ligde maç öncesi konumda puan olarak üzerimizde bulunan, Galatasaray'ı 2-0 yenmiş ve Cuper ile bir seviye yakalamış Orduspor karşısında kazanırken iyi oyun, rakip kaleyi fazlasıyla tehdit eden şutlar ve kaçan pozisyonlar. Stoch'ta bir kıpırdanma var ki burada Aykut hocanın ısrarı ve onu kazanmak istemesi önemli bir detay. Kötü serinin en sonunda Akhisar deplasmanında yine kötü oynamasına rağmen AEL ve Orduspor maçlarında yeniden oyuna sürmesi önemli, Stoch ta bunun farkında ve daha iyi gözüktü. Sezer'in yeni düzende rotasyonda olması beni çok memnun ediyor, attığı gol çok güzel, Sezer böyle goller atar! Takımın onun sevincini paylaşması da ayrı bir güzel!

Sow değişik bir insan, seviyorum. Aykut hocanın bu tip transferlerini seviyorum. Tam bir fişek! Devamlılığı bizim için büyük kazanç, rakipler için tehdit!

Ordu maçını katarak sert bir seriye girdiğimizi not etmiştim son yazıda. Şimdi seri giderek zorlaşıyor, önce Eskişehir deplasmanı, ardından Marsilya deplasmanı (bunun için heyecan!) ve peşinden Kadıköy'de Gençlerbirliği mücadelesi. Devamı var ama burada kestim. Şu pis ve sert seriden minimum kayıpla çıkalım, sonrasına bakar ve konuşuruz.

5 Ekim 2012 Cuma

Çok İhtiyaç Varken


Tam zamanında kazandı Fenerbahçe. Karanlıkların içinden aydınlığa doğru bir adım attı. Kolay değildi, geride kalan maçlarda skorlar da oyun da kötüydü. Durum vasat ile kötü arasına sıkışmışken, bunların üstüne herkesi üzen, sonu böyle olmamalıydı dediğimiz Alex ayrılığı ve hatta bunun camia içinde yarattığı kutuplaşma ile çıktık Mönchengladbach deplasmanına. Sırtımızda Alex'in kopuşunun tarifsiz gerginliği ile..

Alex canımız, ciğerimiz, Fenerbahçe efsaneleri arasındaki yerini çoktan aldı. Bu konuda başka bir yazı yazabilir miyim bilemiyorum ama bu son ile çok üzüldüğümü ve Alex'i gelinen bu sonda hatalı bulduğumu söylemek isterim. Aykut hoca'nın önümüzdeki sezondan itibaren Alex'sizliğe kademeli geçiş için kafasındakileri gerçeğe dökemeden böyle bir sona kendi kontrolünün dışında geldiğini düşünüyorum. Hoca'nın bu kendi dışındaki kontrolü tahmin edersiniz: Aziz Yıldırım. Nitekim kıskançlık tiviti, Sivas deplasmanında yüzüne bakmama, hocanın heykel açılışına katılmasına rağmen tavrını değiştirmeyen Alex'e hocanın değil başkanın "yeter artık" dediği aşikar. Üzüldüm, 8,5 sezonun sonu böyle olamazdı, olmamalıydı! Uzatmayayım, çok kırgınım ve hatalı buluyorum. Aziz Yıldırım'ı da öyle. Aykut hoca da Fenerbahçe için art niyetsiz düşündüğü birşeyi yapamadı. Yapamaz, çünkü burası Türkiye. Bakış açısı Alex ayrılınca bakarız, varken hep oynasın, sakat değilse hem de 90 dk, oyundan da çıkmasın!

Neyse maça dönmek gerek, bu yeni düzene alışmak gerek! Kuyt - Sow forvetine fişek diyoruz aramızda. Alex'in olmadığı bu düzende rakip defansların kafasını karıştıracak bu fişek hattı, sürekli yer değiştiriyorlar, rakibi şaşırtıyorlar. Dün maça iyi başlamamıza rağmen 1-0 geriye düştük. İşler bu kadar kötü giderken üstüne deplasmanda mağlup duruma düşmek hiç iyi değildi lakin bu kez tersi oldu ve Fenerbahçe ayaklandı! Cristian'ın frikiği ardından devreye girmeye yakın Meireles'in cetvelle çizdiği düzgünlükte şutu ile skoru lehine çevirmeye başardı. Takım mükemmel değil ama içinde bulunduğu şartlara göre ortalamanın üzerinde iyi bir oyunla kapattı ilk devreyi. Maç öncesi yenilmememiz gerektiğini en az 1 puanla Kadıköy'e dönmek gerektiğini düşünür ve isterken ilk devreye bakıp buradan 3 puanı koparmanın çok önemli olduğunu düşünmeye başlamıştım.

2. yarıya da pas trafiğini iyi kullanarak, topu ayağımızda tutma niyeti ve becerisi ile başladık. Skor 2-1 lehimize iken hücuma çıkışta yapılan hata ve garip bir boş koridor zaafı ile karşı karşıya pozisyonda Volkan çok kritik bir top çıkardı. Bu pozisyonun biraz sonrasında yine ceza sahasında fena bir pozisyon önce Volkan ardından Gökhan Gönül ile savuşturuldu. Bu topların kalesine girmesine izin vermeyen Fenerbahçe Mehmet Topal'ın Caner'i sol arkaya kaçırdığı, Caner'in de güzel ortasına Kuyt'ın tek güzel vuruşu ile skoru 1-3 yaptı. Tam iş bitti, deplasmanda 3 puan geliyor derken Mönchengladbach çok erken bir cevap verdi. Savunma hata yaptı, rakip te kendi hücumunun solundan gelen ortaya tek vuruşla gol yaptı. Yenen bu gol sonrası biraz tedirgin ama nedense günün geneline bakınca görece iyi bir Fenerbahçe'nin verdiği güvenle bakıyordum maça. Bol pasa, ayağa pasa devam ettik. Rakibe baskı kurmaya çalıştık ve kurduk. Hatta bu baskının devamında Gökhan Gönül'ün orta alanda kaptığı topu Krasic-Kuyt ve Cristian sırasıyla Mönchengladbach kalesine 4. kere yolladığımızda dünyalar bizim oldu.

Bu kadar zor ve açıkçası kötü psikoloji ile çıktığımız Almanya deplasmanından 3 puan ve tekrar edeyim görece iyi oyun ve mücadele ile Kadıköy'e dönmek çok büyük ve kritik bir iş! Yazının başında da dediğim gibi karanlıktan aydınlığa bir adım attık ama sadece bir adım! Kaybedince tek bir suçlunun belirlendiği, bu tip kazanımlarda o suçlunun adının pozitif anlamda geçmediği bir yorumlama şekliyle devam ediyoruz hayatımıza. Dinlenmek için pek fazla zaman yok, pazar akşamı Kadıköy'de kadın ve çocukların tribünde olacağı maçta Beşiktaş derbisi var. Skor olumlu olursa 15 günlük milli maç arasına büyük bir soluk alarak gireceğiz lakin olumsuz olursa tek suçlu var, orada sizi bekliyor!

23 Eylül 2012 Pazar

Marsilya'ya Yakalanmak


Tek başına yukarıdaki insanın hatası değil. Onun da hatası var, daha önceden de vardı, bundan sonra da olacaktır. Lakin sorun hep bir yere odaklanmaktan kaynaklı bana göre. Genele bir bakış yok, istenen olmadı mı sadece tek bir kişi hatalı onun da ötesinde suçlu! Sahadaki teknik taktiği yönlendirenin teknik direktör olduğu fakat işi bitirenin veya bitiremeyenin futbolcular olduğu bir oyundan bahsediyoruz.

Futbolu skorlara göre yorumluyor, teknik-taktik hataları buna göre eleştiriyoruz. Bunu Marsilya maçı için söylemediğimin altını çizmek isterim. İlk 11 tercihleri, oyuncu değişiklikleri, maça dair anlık geliştirilen refleksler sonuç iyi olursa tamam, kötü olursa çok fena!

Aykut hoca'nın Marsilya maçında hatalı olduğunu düşünüyorum hani yazıyı okuyanlar çok sevdiğim için hocayı koruduğumu sanıp önyargılı olmasınlar. Benim derdim bu oyunun sadece hocanın kenardan dedikleri ile bitmediği, futbolcunun da bu oyunun müsaadenizle en önemli parçası olduğudur. Hoca Alex'i çıkarıp Cristian'ı oyuna alıyorsa futbolcular yani takım hoca bize kapanın, yarı sahayı geçmeyin mesajı olarak algılamamalı. Hocanın tercihi yanlış ama takımın bu refleksi de yanlış.

Marsilya'ya karşı 2-0'dan 82 ve 90+4 son saniye golleri ile 2-2'ye yakalanmak çok üzücü oldu. Bu beraberinde yorumların da şiddetini getirdi. Yoksa başka bir skor gelişimi ve son 20 dk. geriye yaslanmanın yaşanmadığı bir oyunda Marsilya ile 2-2 berabere kalmanın gayet normal olduğunu düşünüyorum.

Gruptan çıkmaya dair herşey ortada, sıradaki Mönchengladbach ve AEL deplasmanlarından alınacak skorlar önümüzü görmek konusunda belirleyici olacaktır.

26 Ağustos 2012 Pazar

Dertler Bitmez!


Dün akşam ligin 2. haftasında Kadıköy'de Gaziantepspor ile karşılaştık. Cezalı olduğumuz için sadece kadın ve çocukların tribünde olduğu bir başka maç lakin aynı zamanda uzun süredir konuşulan, karşılıklı hataların olduğu ve önlemi yönetimsel düzeyde alınmamış Aykut Kocaman - Alex gerginliğinin maç öncesi kamuoyuna en net yansıdığı bir ortam mevcut.

Aykut Kocaman ile Alex arasındaki adını tam olarak koyamadığım ama genel bir ifade ile gerginlik dediğimiz durum konusunda son gelinen durum oldukça can sıkıcı. Taraftar kendi arasında bir tercih yapmak ve adeta zorunlu bir şekilde haklı-haksız durumunu ortaya koymak adına kutuplaşmış durumda. Herkesin bir fikri olacaktır mutlaka ve bu fikirler uyuşmak zorunda değil. Benim de bu konuda fikirlerim var ancak bunlar kendi fikirlerimdir ve kimseye dayatmak gibi bir amacım asla olmayacağı gibi pek tabii mutlak doğruları göstermeyebilir.

Bu gerginliğin öncesi de var diye biliyoruz ama bu denli aleni bir hal alması geride bıraktığımız hafta içi oynanan Şampiyonlar Ligi play-off turu ilk maçında Alex'in Aykut Kocaman tarafından yedek bırakılması ardından sosyal medyayı bana göre çok yanlış kullanması ile oluştu. Bana göre kaptanın Aykut hoca tarafından Spartak Moskova karşısında ilk 11 başlamaması doğru karardı. O maç özelinde doğru olduğunu düşünüyorum. Buraya hemen tekrar iliştirmek isterim ki bu Alex'in geçen sezonun Galatasaray ile oynanan lig finalindeki sakatlığının henüz tam geçmemesi detayı ile ilk 11 başlamadığı maçı ayrı tutarak yedek kulübesinde başladığı 2. maç olarak aklımda (ilk sezon ligdeki Trabzon deplasmanı ve bu son Spartak Moskova deplasmanı dışında sakatlık-ceza durumu yokken Alex hep ilk 11 başladı). Dolayısıyla nadirden de az gerçekleşen bir duruma Alex'in fazla kötümser bir reaksiyonu günümüzün en tehlikeli kitle iletişim mecrası haline gelen twitter üzerinden verdiğini düşünüyorum. Bu benim açımdan kaptanın net yanlışıdır. Aykut hoca'nın Alex'i Gaziantep maçı kadrosuna almamasına birebir etkendir diye düşünüyorum. "Kıskançlık" kelimesi bu gerginlikte hiç ama hiç olmayacak, fazlasıyla yanlış bir argümandır. Üzüldüm halen de üzgünüm durumun bu kelimeye indirgenmesine.


Sonrası dün akşam Gaziantepspor maçında yaşadıklarımız. Maçı yazamıyorum aslında galibiyete çok ihtiyacımızın olduğu ve sonunda 3-0 kazandığımız maçla ilgili bir şeyler karalamak isterdim. Mehmet Topal, Sow ve yine Kuyt'ın golleriyle nefes aldık! Ancak nefes alırken yine dertlendik ve aldığımız o nefes adeta bir efkar nefesi gibi oldu. Maçı 1-0 önde götürdüğümüz sırada dakikalar sanırım 70 civarı, tribünlerden "Aykut söyle, Alex nerede" diye bir tezahürat mı desem tezahürat böyle olmaz da bir slogan başladı ve giderek büyüdü. Fenerbahçe'yi izlemek ve destek vermek için tribüne gelen kadın ve çocukların iyi niyetinden, saflığından yararlanıldığını düşünüyorum. Kendiliğinden gelişen, spontane bir durum olmadığını ve bariz bir art niyetle insanların kullanıldığı fikrindeyim.

Ardından başkan Aziz Yıldırım'ın mikrofonu kapıp bu duruma el atması. Bu da ilk anda doğru gibi gelse de hoşuma gitmedi ama insanların hür iradesi ile bir fikir beyan ettiklerini düşünmediğim için Aziz Yıldırım'ı da düşünerek şaşırmadığımı belirteyim. Keşke olmasaydı ama sloganın gelişimini ve başındaki durumun daha kötü olduğunu düşünüyorum.

Maalesef bir kutuplaşma var. Birisi haklı, ötekisi haksız anketleri yapılıyor ama maalesef buna Fenerbahçe taraftarı ortam hazırlıyor. Medya bu durumu affeder mi? Twitter'da kan gövdeyi götürüyor, benim dediğim doğru, öyle değil böyle olmalıydı derken araya sıkıştırılan hakaretler var. Şurası da açık; Alex hatalı diyen kimse Alex'e hakaret etmiyor, etmesin de zaten ama Aykut Kocaman hatalı diyenler argümanlarına fazlasıyla kötü ifadeler de ekliyor. Bu duruma da fazlasıyla kızgınım ve dertliyim.

Şimdi sırada çarşamba oynanacak Spartak Moskova rövanşı var. Turu geçmeye yetecek skoru alırsak ne ala, aksi durumda dertler bitmez!

22 Ağustos 2012 Çarşamba

2. Gol?


Zor günlerin içinden geçiyoruz, geçmeye çalışıyoruz. Aslında bu günleri zorlaştıran şeyler var, ben onları sevmiyorum. Beni bilen sizler de bunların neler olduğunu biliyorsunuz. Bu tip dönemlerde en çok ihtiyaç duyulan şey sahada alınan sonuçtur. Kazanırsan üzerine yönelmiş oklar yaylarında gergin halde beklerler, en azından ilk kötü sonuca kadar yaylarından fırlamazlar! Fenerbahçe'nin de sahadan pozitif sonucu çekip alması bu dönemin en gerekli gerçeği!

Dün akşam Moskova'da Şampiyonlar Ligi gruplarına kalabilmek için son engel olan Spartak Moskova karşısına çıktık. Açıkçası ben maç öncesi hislerimde geride kalan 4 resmi maçı düşünerek buradan pozitif bir sonuç ile Kadıköy'e döneceğimizi düşünüyordum. Olmadı, meşhur operasyon sonrası koptuğumuz! ve rakibimiz olan Emenike'nin golüne Kuyt ile karşılık vermemize rağmen canımı sıkan o 2. gole engel olamadık ve Kombarov'un sayısı ile 2-1 kaybettik. Ben çocukken deplasmanda alınan tek farklı gollü yenilgilerin çok ayrı bir önemi vardı ve eğer olursa bu tip yenilgilere çok üzülmez, rövanşa umutla bakardık.

Bugün kağıt üstünde hala deplasmanda atılan golün önemi var lakin ben artık en kötü beraberlik hatta kazanacağımıza dair düşüncelere kapılmaktan mıdır nedir o 2. gole çok bozuldum. Bir kere golün oluşumu da kötü, önceki yazılarda arada vurgu yapmaya çalıştığım "kötü goller yiyoruz"un devamı gibiydi. Kombarov kornerden gelen topa gelişine vuruyor, ayağına oturmasını falan geçtim o topa öyle rahat vurdurmamak veya hiç vurdurmamak gerek! Kombarov'un vurduğu yere en yakındaki adamımız da Kuyt, saygıyla selamlıyorum. İnanılmaz efektif oynuyor, müthiş çalışkan, tam bir working class hero! Buraya sıkıştırmakta sakıncası yok, geçen sezon Liverpool'da 2 gol atması üzerine Muslera da (o penaltının atılmasından rahatsızlık duymadan) 1 gol attı diye müthiş espri yapanlara 5 resmi maçta 5 gol ile adeta biz ayrı dünyaların insanlarıyız diyor.

Beni tedirgin eden skora döneyim. Öncelikle Fenerbahçe ile ilgili hiç kötümser olmadım, kötü giden birşeyler varsa bile bunu eşimle dostumla dertleşerek yaptım, eskiden twitter da yoktu, aramızda hallediyorduk! Şimdi yine kötümser değilim lakin bize yetecek o klasik 1-0'da tur atlıyoruz gerçeğine inanamıyorum. Öyle bir dünya yok gibi geliyor bana, gerçi bir yandan da böyle olmaz denilen durumlarda gerçekleşen şeyler aklıma geliyor. Tur Kadıköy'e kaldığı için ortada gibi de olsa kazanmak zorunluluğumuz gerçeğiyle % 45 - 55 aleyhimize bir durum olduğunu düşünüyorum (isteyen % 40 - 60 veya daha da kötüleştirebilir). Sonuna kadar kovalayacağız!

Son olarak Aykut Kocaman! Dün akşam sahaya çıkardığı ilk 11 ile ilgili bana göre hiçbir sıkıntı yok. Biz bu yollardan çok geçtik, o istenilen ilk 11 her neyse, alınan skor 2-1değil 3-1 olsa o istenen ilk 11 itin pardon yerin dibine sokulacaktı. Hoca Spartak Moskova ile kora kor mücadele olacağını kestirmiş ve doğru oyuncular ile bu mücadeleye ortak olmayı planlamış. Takım bana göre dün akşam kora kor mücadele etti, hücumda kadro yapısı nedeniyle yeteri kadar üretken olamadı ve maalesef hala kolay goller yiyor.

Şu aralar biraz acı çekiyoruz ama bu günler de geçecek. Hayatta da böyle değil mi? Bazı doğruları acı çekerek öğreniyoruz. Biz Fenerbahçe'yiz, onu yeneriz, bunu yeneriz ile olmuyor bu işler. Sabredin, takımın başındaki insanın değerini gidince aramayın!

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Kötü


Süper Kupa'yı kötü oynayarak Galatasaray'a kaybettik. Sezona iyi başlayamadığımız bir gerçek. Geride kalan 2 Vaslui ve dün oynanan Galatasaray maçlarında kötü ile vasat arası bir yerlerdeyiz. Zamanla bu pozisyondan kurtulup ileriye doğru bir ivme yakalamamız şart yoksa en az oyun kadar kötü olan taraftar refleksi sonuca ve skora gidilemediğinde can sıkmaktan öteye gidecek gibi duruyor.

Dün akşamki oyunun detayına girmek istemiyorum lakin pek kötü goller yiyoruz. Volkan'ın maçın başında omzundan sakatlanıp yerini Mert'e bırakmasının hemen 2 dk. sonrasında bireysel hata ile gol yeme, Kuyt'a hücum edilirken yapılan faul (veya değil) sonrası tek uzun top ile karşı karşıya pozisyonla gol yeme ve son penaltı pozisyonun olduğu yeri düşününce durum kötü. Tabii ki hatasız oynamak mümkün değil ancak oyuncuların daha dikkatli olmaları gerekli, en azından böyle basit goller yememek için daha dikkatli olmalılar. Aykut hoca'nın bu hataları azaltabilmek için çalışmaları olmalı, teoriyi pratik ile sahaya yansıtmalıyız.

Maçın dışında 3 maç sonunda gelinen nokta Aykut Kocaman'ın getirildiği nokta! Yazının başlığı için seçtiğim "kötü" kelimesi sadece takımın oyunu değil taraftar refleksinin geldiği boyutları ifade etmesi açısından seçildi. Geçen sezon yaşamak zorunda kaldığımız ortamın adeta maskeli bir baloyu andırdığını düşünmeye başladığım tepkileri görüyorum ki bu benim kendi durumumu da iyice açıklamam gereken bir durumu da beraberinde getiriyor. Aykut Kocaman'ı çok seviyorum, oyuncu iken de öyleydi ama şimdi kendini daha çok ifade edebildiği teknik direktörlük pozisyonu olarak çok önemli ve özel bir insan olduğunu düşünüyorum. Fenerbahçe'nin başında olmasından çok mutluyum diye uzayıp giden bir durum. Ancak bunun ardına hemen eklemeliyim; Aykut Kocaman eleştirilemez değil!


Ülkede herkesin üzerine birşey konuşabileceği ve medyanın kötü algıları veya istediği algıyı kolayca yaratabildiği bir alan olan futbolda tabi ki herkes Aykut hocayı eleştirecektir. Sosyal medya hayatımıza girdi gireli eskiden sohbet tadında yapılan yorumlar artık takipçilere veya daha başka kitlelere doğru yapılıyor. Mesela dün Alex ilk 11'de başlamayacak haberi sızdığında veya art niyetli sızdırıldığında bunun bir boyutunu görebildik. Ortalık toz duman, Alex nasıl kesilir, Aykut Kocaman (bu ekseriyetle Aykut hitabı ile) kendini ne sanıyor, Alex oynamaz mı diye zincire bağlayan bir tivit sağanağı! Medyanın kasıtlı kaşıdığı ve yaratacağı gerginlikten besleneceği bir konu Aykut hoca - kaptan canımız ciğerimiz Alex konusu. Aykut hoca teknik direktör olarak geride kalan 2 sezonda Alex'i Perşembe-Pazartesi-Perşembe sıkışıklığındaki 2 PAOK maçı arasına denk gelen Avni Aker deplasmanı hariç hiç ilk 11'den kesmedi. Geçen sezonun son final maçında sakat olduğu için mecburen yedek başladığı maçı biliyorum ve özellikle yazmadım. Demem o ki bu konuda medyaya pek ekmek çıkmadı ama konuyu kaşımak için aportta bekleyecekleri kesin. Dün de kaptan ilk 11'de başladı, takımın geneli gibi iyi oynayamadı, dert değil canı çok sağolsun.

Hadi bu derdi atlattık, bu kez maçı kötü oynayıp 3-2 kaybettik ya yine Aykut! (hocam) bu işi bilmiyor, iyi hoca değil, twitter yıkılıyor, türlü türlü kötü yorumlar bakın eleştiri demiyorum, o eleştiriyi görebilsem tamam diyeceğim ama yok! Çıkarttığı ilk 11'e sallayamıyorlar, sanırım yenilen 3 gole de yapabileceği birşey yok diye bişey bulunamıyor. Bu kez 2-2'yi yakaladığımız ve Engin Baytar'ın atılıp Galatasaray'ın 10 kişi kaldığı bölümde neden oyuncu değişikliği yapmadığı konusu. 10 kişilik Galatasaray'a karşı Sow oyuna neden girmemiş? Volkan'ın sakatlığından dolayı zorunlu olan Mert ve 2-2'nin hemen sonrası kötü oynayan Mehmet Topal yerine Krasic girmiş, Topuz göbeğe geçmiş ve tek değişiklik hakkı kalmıştı.Sow girecek ama kimin yerine girecek belli değil, atış serbest! Kuyt 10 üzerinden 12 oynuyor, adeta yanıyor, çıkmaz. Alex çıksa maçın başına döneceğiz! Galatasaray 10 kişi kalmış, oyundan Alex mi çıkar, kesin takıntısı var denilen esas takıntıya döneceğiz! Bir ihtimal pozisyon benzerliği ile Caner - Stoch olabilir ama senin 90 dk.da maçı bitirebileceğin kesin mi, o son hakkını elinde tutmayasın? Takım kötü, tamam Aykut hoca kötü oynatıyor (o ne demekse artık) ona da tamam da benim eleştiriden anladığım bu değil demek ki! Siz yardırın zaten benim ne bunu engellemek gibi bir gayem var ne de öyle bir gücüm var. Mesela bana göre eleştiri Yobo'nun 1 haftalık idmanla da olsa maç kadrosuna alınmamasıdır. Serdar Kesimal sakatken ve 2 stoperin sahada iken yedek stoperin olmaması eleştirilir. İlk sezonunda Kayseri deplasmanında aynısını yaşamış, orta sahadan Selçuk stopere devşirilmiş ve oradan yediğimiz gollerle maçı kaybetmiştik. Aykut hoca burada muhtemelen aksi durumda Mehmet Topal'ı devşiririm diye düşündü ama bence hataydı, neyse zaten oraya kalmadan kaybettik.

Eleştiri olsun, o eleştiri benim istediğim gibi olacak değil tabi, öyle bir dünya yok! Fakat ben kesinlikle birbirini kötü etkileyen bir kitlenin olduğunu düşünüyorum. 1 kişinin fikri bir anda otomatik bir şekilde 100 kişinin, 1.000 kişinin fikri oluyor. Ardından iş küfür etmeye, aşağılamaya geliyor işte bu kabullenebildiğim birşey değil.

Benim yazdıklarımı bir yerinden itibaren okumayı bırakanlar olacaktır belki tıpkı dünkü maçın ardından Aykut hocanın basın toplantısında dediklerini anlamayanlar, anlamak istemeyenler ve hatta anlamak için çaba sarf etmeyenler olacağı gibi. Aykut hocanın basın toplantısını bir kez daha izleyin, bir kez daha dinleyin!

Ve kabul ediyorum takım kötü ama bu taraftar refleksi ondan daha kötü! Fenerbahçe düzelir ama korkarım ki bu refleksler düzelmez. İşte kötü olan bu!

9 Ağustos 2012 Perşembe

Mutlu ve Umutlu


Öncelikle dün akşamki sonuçtan dolayı çok mutlu olduğumu söyleyeyim. Vaslui elenmesi gereken bir rakipti ancak biliyorsunuz geçen hafta ilk maçta Kadıköy'de alınan 1-1 beraberlik ve hemen peşinden gelen fazla kötümser reaksiyonlar ve olası bir elenme durumunda bunların artabilmesi ile maç öncesinde gerilmiştim. Aykut hoca üzerine yoğunlaşacak tepkileri düşünmüştüm. Herkes bilirkişi olacaktı, hesap soracaktı, bir sürü sevmediğim şey olacaktı ve bunları düşünüp maç öncesi sıkılmıştım.

Ancak Fenerbahçe kendi sahasında bilmem kaç maçtır yenilmeyen Vaslui'yi Caner, Kuyt (2) ve Sow'un güzel golleriyle 1-4 yenerek Şampiyonlar Ligi play-off turuna kaldı. Yukarıda saydığım kötümser ihtimaller ilk kötü sonuçta ortaya çıkmak üzere rafa kalktı! 1 hafta önce kötü oynayan Fenerbahçe dün akşam daha iyi oynarken geçen hafta yanlış ilk 11 tercih eden Aykut hoca bu kez bana göre doğru 11'i sahaya sürdü. Maça iyi başladık, tur için kilit golü erken bulduk, Vaslui'nin hızlı cevabına engel olamadık, maçın içinde gel-gitler yaşadık ama geçen haftaya göre daha iyiydik. 2. yarının başında Volkan'ın penaltıyı kurtarması ardından Kuyt'ın kale direklerinin birleştiği noktaya yakın yerdeki örümcek ağlarını alan muhteşem golü ile turu kaptık.

Kuyt çok önemli bir isim. Yıldız olup sahada bununla ilgili en ufak bir ister şımarıklık deyin ister kapris deyin görmediğiniz çok güzel bir adam. Aykut hocanın transferdeki bu ince ayarını sevdiğimi daha önce çok söyledim, olsun bir daha söyleyeyim. Sow'un maçın bitiriş golünü atması da çok güzel oldu tıpkı golün kendisi kadar. Onun Fenerbahçe kadrosunda olmasının ne kadar önemli olduğunu hatırlamak, hatırlatmak açısından değerliydi.

Vaslui'yi elemek Avrupa'da minimum Aralık ayına kadar yola devam etmek demekti. Şampiyonlar Ligi'nde tek başına yer alıp pastadan gelecek parayı kasaya atmayı hesaplayan ezeli rakibe henüz değil demekti. Farkındayız bir sonraki tur olan play-off turunda rakipler zorlu ve Şampiyonlar Ligi gruplarına kalabilmek kolay değil. Ezeli rakip yine aportta bekleyecek ama biz de pes etmeyeceğiz, istediğimiz olmazsa da Avrupa Ligi gruplarında devam edeceğiz.

Bitirirken de eğer bu yazıyı okuyorsanız hemen bundan 2 önceki Sezon Başı yazısına ve özellikle son paragrafa bir daha bakın diye rica edeyim. Enseyi hemen karartmayın!

3 Ağustos 2012 Cuma

Krasic Transferi


Güzel transfer, önemli transfer. 2 sezon önce de Aykut hoca'nın istediği, o zaman Juventus ve İtalya Serie A'nın ağır basması nedeniyle olmayan ancak yine bugün öneminden birşey kaybetmemiş bir transfer. Bir taşla ikiden fazla kuşu vuran bir transfer Krasic transferi. Kuyt ve Mehmet Topuz'un birden fazla bölgede oynayabilme özelliklerini tetikleyen bir transfer. Benim açımdan Mehmet Topuz'un orta sahaya alınmış yeni bir oyuncu olmasına neden olan bir transfer.

Milos Krasic şöyledir, böyledir, şu özelliğine bayılacaksınız diyecek halim yok lakin Krasic transferinin uzun vadeli bir Aykut Kocaman transferi olduğunu, özellikle ayrılık vaktinde çok üzüleceğimiz Alex'in olmadığı önümüzdeki sezon bu transferin değerinin ortaya çıkacağını söylemek isterim. Zamanı gelince belki dönüp buraya bakar ve gülümseriz.

Bir de bu transferin taraftar etkileri açısından bir paragraf açmak gerekirse, taraftarda oluşan ve beni son birkaç gündür rahatsız eden "Krasic tamam güzel transfer de orta saha merkeze adam lazımdı, Vaslui serisi başlamadan alsaydık, çok geç kaldık!" serzenişlerine kurban gitmemeli bu transfer. Bizim oturduğumuz yerden düşündüğümüz gibi veya menajerlik oyunundaki gibi olmuyor transfer işleri ve "parayı bastır adamı al" düşüncesi ile hiç alakası olmayan çok güzel bir hocamız var. Günü kurtarmanın değil planlı transferin, uzun vadeli kadro yapılarının ve yapılan transferin kapsadığı en ince detaya kadar düşünmenin doğru olduğu bir bakış açısı. Aykut hocayı çok sevmenin detaylarından sadece bir tanesi.

Milos Krasic hoş geldi, rüzgar sevenlerin gözü aydın!

2 Ağustos 2012 Perşembe

Sezon Başı


Sezona dün akşam oynanan Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme maçı ile resmen başlamış olduk. Rakip Romanya'dan Vaslui. Kura çekimindeki muhtemel rakipler süzülene kadar neredeyse ismi ile karşılaştığımız bir takım değil. Dolayısıyla Fenerbahçe için rakibin elenmesi gerekliliği baskısını otomatik cebe atan bir durum. Elemeliyiz tabii ki lakin yine sezon başı gibi bir gerçekle karşı karşıyayız!

Sezon başı resmi maçlarına fırtına gibi, hadi abartmayayım yeterince iyi giren takım sayısı çok fazla değil sanırım. Diğer takımları bırakıp Fenerbahçe için konuşayım, açıkçası pek hatırlamıyorum. Sezon başındaki ağır fiziksel yükleme temelli antrenmanların etkisi olsa gerek sezon başındaki maçlar tatsız geçiyor, araya sıkıştırdığın gol veya gollerle kazanırsan ne ala ama onun dışında sevimsiz bir durum var gerçekten.

Dün akşam da Fenerbahçe oldukça kötü oynayarak Kadıköy'de istediği sonucu alamadı; 75'te yediği gole maçın bitimine kısa süre kala Bekir'in kafası ile karşılık verince 1-1 ile yetinmek zorunda kaldı. Bilemeyiz tabi ama Kadıköy'de yenen gol tura mal olabileceği gibi Bekir'in son dakikada attığı gol turu geçme konusunda kritik olabilir. Bunu önümüzdeki çarşamba akşamı göreceğiz.

Takım kötü dedik, bunun sezon başı kötülüğü olmasını umuyorum ve öyle düşünüyorum. Aykut hoca da ilk 11'deki Semih tercihi ile yanlış yaptı diye not düşelim, bunun sezon başı gibi bir etkene bağlı olmadığını biliyoruz. Semih fazlasıyla geriye gitmiş durumda ve maalesef koca ilk yarıyı boşa geçen bir zaman gibi görebiliriz. Aykut hoca daha sonraki oyuncu değişiklikleri ile bana göre olması gerekeni yaptı ama takım üretemedi, etkili olamadı. Rövanşta iyi bir diziliş ve mutlaka daha iyi oynamalıyız. Gol veya gollere ihtiyaç olacak.

Bir de kimseye akıl verecek değilim ve bunu da emin olun hiç sevmem ama hocaya ve futbolculara tepki için fazla acelecilik olduğunu düşünüyorum. Büyük kitleler içinde tabii ki tek tip reaksiyon görebilmek imkansız ancak sezon başındayız diye noktalıyorum.

3 Haziran 2012 Pazar

Dirk Kuyt Transferi


Transferi duyar duymaz aklıma gelen ilk cümle "tam bir Aykut hoca transferi" oldu. Güzel transfer olmasının içine herkes kendine göre değişik kriterler ekleyebilir ama benim için Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'nin hoca olarak dümenine geçtiğinden beri getirmek istediği ve uyguladığı transfer politikası önemli ve bundan oldukça mutluyum.

Bildiğiniz üzere hoca bize aç oyuncu lazım diyerek önemli bir transfer yolu açmıştı. Buraya kimlerin girdiğini ve yer aldığını biliyorsunuz. Onun dışında ise profesyonel ve ismi futbolla ilgilenenler için bilindik, süperstar yıldız sınıfında olmayan ancak takıma yarar sağlayacak kadar iyi transferler oldu. Dirk Kuyt bu sınıfta iyi bir transfer ve daha golcü özellikte olmasına rağmen Niang ta bu sınıftaydı. Marsilya ve Liverpool gibi takımlarda uzun süre istikrarlı oynama, bariz katkı verme ve mücadeleci iyi profesyoneller..Alex apayrı bir örnek olsa bile bu sınıfa gireceklerden..istikrarlı, takıma katkısı çok fazla ve takım için elinden gelen mücadeleyi sonuna kadar veren profesyonel yıldız isimler..

Dirk Kuyt ta bilinen Liverpool kariyeri, milli takımda üstlendiği roller ile herkes tarafından bilinen ama görevini yerine getirmek için sonuna kadar mücadele eden bir futbolcu. Kanat forvet oynaması güzel bir alternatif ve takımın hücum kombinasyonlarında avantaj yaratacaktır.

Transferi her açıdan değerlendirdiğimizde çok başarılı gözüküyor ve bunun için Aykut hocaya teşekkür etmeli, belli bir süreye yayılan Brezilya ağırlıklı transfer politikasını bambaşka bir yöne ve çizgiye getirdiği için mutlu olmalıyız, en azından ben bu durumdan gayet mutluyum.

Dirk Kuyt'a Fenerbahçe forması altında başarılar diliyorum..

19 Mayıs 2012 Cumartesi

Alex'in Ellerinde Yükseldi


Fenerbahçe tarihinin en sıkıntılı, doğal değil kurgulanmış zorluklara karşı ayakta kalmaya çalıştığı, futbolcusunun, Aykut Kocaman'ın ve taraftarının sorumluluk aldığı here alanda ortaya koyduğu mücadelesi ve direnişi ile hatırlanacak ve asla unutulmayacak sezonunu 29 yıldır alamadığımız Türkiye Kupası'nı kazanarak kapattık.

Fazlasıyla güzel bir oyun ve öyle güzel atılmış goller ile geldi ki o özlediğimiz kupa tartışılmayacak şekilde Fenerbahçe'nin hakkıydı. 4-0'lık Bursaspor galibiyetinde kendi attığı güzel golün dışındaki Caner, Cristian ve Semih gollerinde asistleri yapan Alex bir kez daha Fenerbahçe forması ile ölümsüzleşti, adını Fenerbahçe tarihinde bir kez daha anmak üzere 16 Mayıs 2012 kupa finaline kazıdı. Türkiye Kupası o'nun ellerinde yükselince çok daha güzel gözüktü, çok daha anlamlı oldu.

Kupa finalinden 4 gün önce lig finalini de oynamayı başaran, ezeli rakibi ile berabere kaldığı için sezon boyu gösterdiği büyük direnişi taçlandırmanın kapısından dönen Fenerbahçe futbol takımı kağıt üstünde herkesin moral bozukluğu kriterini öne sürdüğü kupa finalinde bunu tamamen bertaraf ederek, tartışmasız güzel bir oyun, mücadele ve çok güzel goller ile kupayı kazanmayı başardı. Bu kupa sıradan, her zaman bildiğimiz bir sezonda kazanılsa da önemli olurdu ama böyle bir sezonda Fenerbahçe müzesine getirilmesi ve sezonun bu özlenen kupa ile kapatılması apayrı bir saygıyı hak ediyor. Herkesin de bu onuru ve gururu bizlere yaşatan futbolculara ve Aykut Kocaman'a minnet duyması, emeklerini alkışlaması ve bizleri tarihimizin en zor sezonunda gururlandırdıkları için hakkını teslim etmesi gerek.

Türkiye Kupasının Fenerbahçe'yi tutmayanlar, sevmeyenler açısından en büyük önemi kupayı Fenerbahçe'nin uzun süredir alamamasıydı. Maaşları çift ikramiye şeklinde yatsa durumdan bu kadar mutlu olmayacak insanların da Bursasapor'un kupayı alması durumunda yaratıcı, zeki espriler hazırlığında olduğu ama 4-0 sonrası hayatlarında yeni bir dönem başladığını söyleyebiliriz.

Onlar maksimum mutluluğu Fenerbahçe'nin başarısızlığı üzerinden yaşamanın yollarını yine arayacaklardır fakat böyle bir sezonun sonunda bizler o kadar mutluyuz ve onurluyuz ki sanırsınız hem şampiyon olduk hem de kupa hasretine son verdik. Evet doğru okudunuz, geride kalan bu tarihi sezonda gösterilen mücadele ve gelinen noktadan dolayı o kadar mutlu ve onurluyuz.

Emeği geçenlere sonsuz teşekkürler...

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Sonuna Kadar Şampiyonluk Kovalayan Fenerbahçe!


Bu mücadele bizim için o kadar önemli ve gurur duymaya sebep bir mücadele ki siz fırsattan istifade edip Fenerbahçe'yi şikeci diye damgalayanların ve kendini tertemiz ilan edenlerin anlayamayacağı birşey! Biz Fenerbahçe'yi şampiyonlukları için sevmiyoruz ama o şampiyonluklara giden yolda verdiği mücadele için, sporcuların döktüğü ter için, sonuna kadar şampiyonlukları kovaladığı için çok seviyoruz.

Dün akşam Avni Aker deplasmanında, deplasmandan ziyade nefret ortamında, belki kendi takımlarına olan sevgiden daha fazla nefret hissi ile dolu tribünlerden oluşan bir ortamdan sonuna kadar hak ederek, emeğiyle, alınteri ile kazandı Fenerbahçe, hem de puan kaybettiği taktirde kendi evinde Beşiktaş ile oynayan Galatasaray'ın kazanması halinde sezona nokta koyma baskısı altında iken kazandı. Bu o kadar sıradan, kolay bir iş değil!

Maç boyu yaratılan ortamın, tribünlerin, yabancı maddelerin, Trabzonsporlu oyuncuların kasti tekmelerinin arasından çıkmak, takır takır oynayarak, bileğinin hakkıyla kazanmak sadece 1 galibiyet değil, olmamalı. Dün akşam oynanan maç yaklaşık 11 aydır geçen sezonki şampiyonluğun kendi hakları olduğunu, Fenerbahçe'nin şike yaparak şampiyonluklarını çaldığını söyleyen Trabzon camiası için çok ağır bir yutkunma sebebi olmalı.

Fenerbahçe'nin deplasmanda Emre, Bienvenu ve Cristian'ın golleriyle 3-1 kazandığı zafer bu sezon içinde oynanan 4. Trabzonspor maçında elde ettiği 3. galibiyet olarak kayıtlara geçti. Geriye kalan maçın Avni Aker'de normal sezonun 33. haftasında 1-1 berabere bittiğini ve o maçta Fenerbahçe'nin 3 topunun direkten döndüğünü ve yine çok iyi oynadığını hatırlıyoruz. Peki bu ne demek? Yani sen şikecisin, şampiyonluğumu çaldın, şike yapmadan başarılı olamazsın ama böyle bir sezonda beni 3 kez yenmiş, birinde de direklere takılmış olabilirsin mi demek?

Bu ne demek biliyor musunuz? Bu, Fenerbahçe'nin emeğine, alınterine leke süremezsiniz demek. Bu, Fenerbahçe'nin mücadelesine boş yere laf edersen o laf senin boğazına düğüm olur demek, yutkunamazsın demek. Bu, malum operasyonun torpillisi olmana rağmen utanmadan şampiyonluğum çalındı, hakkım yendi diye ağlamanın ne kadar yalan olduğunu fark etmek zorundasın demek.

Benim için Fenerbahçe futbol takımı bu sezon tarihe geçmiştir. Sezon boyu yargısı, emniyeti, medyası ile oluşturulan kamuoyu algısı, kurnaz rakiplerin durumdan istifade etmeleri vb. birçok etkene rağmen şampiyonluğu son maça kadar kovalayan, kupada finale adını yazdıran Fenerbahçe geriye kalan 2 maçın sonucu ne olursa olsun benim gururumdur, onurumdur.

Bu süreçte başımızda olduğu için çok mutlu olduğum Aykut Kocaman'a ve sahada ter döken, emeğine mücadelesi ile sahip çıkan bütün futbolculara şimdiden helal olsun.

19 Mart 2012 Pazartesi

Bu Kez Olmadı?


9 puan geride başladığımız derbi aslında çok fazla tahmin edilmeyen bir şekilde başladı. Fenerbahçe kazanmak zorundaydı ama 10 ve 15. dakikalarda üst üste gollerle öne geçeceğini kim nereden tahmin edebilirdi. Üstelik bu goller öyle tıngır mıngır kaleye giden, savunmaya çarpıp yön değiştiren cinsten goller de değildi. Fenerbahçe'nin 5 dakika ara ile gelen Sow ve Alex golleri gayet fantastik gollerdi.

Goller öyle güzel ve sürklase ediciydi ki Galatasaray'ın yediği goller ile performansının dahi kötü etkileneceğini düşünmüştüm. Fakat devrenin devamında takımın durağanlaşması ve devre bitmeden gelen Elmander golü ile Galatasaray'ın farkı bire indirmesi geriye kalan sürede olacakların da habercisi gibiydi.

Burada Beşiktaş maçında olduğu gibi takımın güdüsel bir sebebi olduğunu düşündüğüm tek farkı korumaya yönelik geriye çekilmesi tekrarladı. Bu adeta otomatik bir refleks olan geriye yaslanma benim görüşüme göre Aykut hocanın konuşması ve böyle yapalım demesi üzerine değil. Kaldı ki Beşiktaş maçının oynandığı haftaya bakınca 9 puan geride çıkılan Galatasaray maçında o var olduğunu düşündüğüm otomatik refleks burada daha ciddi sebebe sahipti. Öndeyim ve bir şekilde bunu koruyup farkı 6 puana indirmeliyim.

Fakat Aykut hocanın bu refleksi bozmaması üzerine konuşabiliriz. Mesela bence kötü gününde olan Stoch'un çıkması gayet normal iken yerine Dia girebilirdi, Selçuk değil. Bu değişiklik takımın bahsettiğim kendi kendine yarattığı o koruma güdüsünü tamam devam edin, bu tarzı onaylıyorum şeklinde algılanır. Selçuk hamlesi Galatasaray orta sahasına karşı düşen Fenerbahçe orta sahasını toparlama fikri de olabilir ama bunun devamında gelişen takım düzeni ve Alex'in de oyundan çıkması öyle olmadığını gösterdi.

Nitekim skoru koruma güdüsü de Aykut hocanın daha defansif (hücum düzenini de bozan) kurgusu da işlemedi ve Galatasaray kendisine yeten golü bularak Kadıköy'den 2-2'yi çıkardı. Hatta son saniyede o makus talihlerini de kırabilirlerdi.

Bütün bunların sonunda Aykut hocayı gereğinden fazla eleştirmekten yana olmadığımı, yukarıda yazdığım kendime göre teknik-taktik eleştirilerin konuşulması gerektiğini ama daha fazlasının benim tarzım olmadığını söylemem beni bilen ve burayı okuyanlar için çok şaşırtıcı olmayacaktır.

Herhalde çok büyük bir kitlenin de normal bir sezon geçirmediğimizi, Galatasaray'ın ise iyi olan takımını bir kenarda tutarak gayet normal, sorunsuz bir sezon geçirdiğini düşündüğünü varsayıyorum. Bu sezonun devamında gelinen durum benim için şaşırtıcı değil ve bir dönemden itibaren düşündüğüm şekilde devam ediyor. Fenerbahçe'nin geldiği yer ise benim için saygıyı hak ediyor.

Sonuçta tarihin geneline bakıldığında normal sezon içerisinde (play-off'un dayatılması ile bu ifadeyi kullanmak zorunda kaldım) Fenerbahçe, Galatasaray'ı en az 1 kez yener, bu kez yenemedi. Bunun da böyle bir sezona denk gelmesi enteresan.

Adeta kaybetmiş gibi üzüldüğümüz maç 2-2 berabere bitti. Tarih boyunca ezeli rekabette hep daha fazla kazanan Fenerbahçe bu kez kazanamadı. Fakat sadece biz değil, onlar da biliyor ki Fenerbahçe yine kazanacak, daha çok kazanacak!

13 Mart 2012 Salı

Aykut Hoca ve Mutluluk


Bana hitap açısından Aykut hocam çok daha içten geliyor, o yüzden Aykut Kocaman ismi bir efsanedir ve öyle kalacaktır ama ben bu yazıda ona Aykut hoca(m) diye seslenmek istiyorum.

Bugün Aykut hoca ile devam eden sözleşmenin 3 sezon daha uzatılmasının mutluluğunu yaşıyorum. Geçen sezonun başında Fenerbahçe teknik direktörlüğü görevine geldiğinde nasıl mutlu olduysam, bugün Fenerbahçe'nin teknik direktörü olarak görev süresinin 3 sezon daha uzamış olmasına daha çok mutlu oluyorum.

3 sezon daha beraber sevinmek, bazen üzülmek ama Aykut hoca ile birlikte mücadele etmek. Benim için önemli olan, değerli olan budur. O'nun Fenerbahçe teknik direktörü olarak temsiliyeti, yansıttığı karakter Fenerbahçe'nin ta kendisidir.

Çocukken attığı gollere sevinen ben artık onun saha kenarından yönlendirdiği Fenerbahçe'nin mücadelesine umut bağlıyorum, umutlanıyorum ve diyorum ki Aykut hoca ile gidilecek yol benim için umut yoludur.

Onun yukarıdaki fotoğrafa yansımış mutluluğu da artık milyonlarca Fenerbahçelinin mutluluğudur.

4 Mart 2012 Pazar

Ne Yaptın Öyle Çocuk!


Kadıköy'de bazen iyi bazen kötü oyun performansları ama sonuç olarak uzun süren bir kazanma istikrarı var. Fenerbahçe son dönemde kendisi için büyük sorun olan deplasman kayıplarını bir şekilde Kadıköy'deki o kazanma istikrarı ile örtüyor. Ligde söz konusu deplasman performansı handikapı ile puan farkı açılmış durumda ama takım dün akşam ligin bu sezon dikkat çeken takımlarından Gençlerbirliği karşısında adeta patladı, güzel oyun ve çok güzel gollerle 6-1 kazanarak pes etmeyeceğiz dedi.

Stoch için tabii ki ayrı bir paragraf veya paragraflar açmalıyım. Daha önceki yazılarda bu sezon bu çocuğun yırttığını, artık Fenerbahçe'nin sahadaki en önemli kozlarından biri olduğunu, Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'ye genç ve çok potansiyelli bir oyuncu kazandırdığını söyledik. Böyle genç, başarıya aç ve kendini göstermek isteyen potansiyeli olan gençleri ve onları arayıp tarayıp Fenerbahçe'nin transfer politikasının bir parçası yapan Aykut Kocaman'ı çok seviyoruz.

Stoch'un gollerinin hepsi belli bir mesafeden, çok güzel ve düzgün vuruşlar sonrası gelen goller. Fakat dün akşam Gençlerbirliği ağlarına yolladığı ilk gol Fenerbahçe forması ile attığı en güzel gol olarak kayıtlara geçti.

Nasıl bir gol attı, nasıl bir zamanlama, nasıl bir estetik, top kaleye doğru nasıl süzüldü ve ağlarla buluştu anlatabilmek ne mümkün! Tribünde hepimiz birbirimize sevinç içinde sarılırken aslında Stoch bu golü nasıl attı şaşkınlığındaydık.

Bu çocuk böyle oynadıkça ve bu kadar olağanüstü goller attıkça biz çok seviniyoruz ya bir de Stoch Galatasaray'da diye resmi web sitesi girişine transfer haberi verenler nasıl daralıyordur bir düşünün?

O an var ya işte, o anı durduramazsınız!

13 Şubat 2012 Pazartesi

Sırtımda Taşırım


Dün akşam Karabük deplasmanında son dönem engel olamadığımız kötü deplasman performansına devam ederek 2-1 kaybettik. Kötü oyun ve kötü mücadele vardı. Futbolda sizin dışınızda oyuna etki eden şartları ve bunların oyunun galibini belirleme ihtimalini bir kenarda tutarak hep dediğimi tekrar ediyorum: oynanan oyun ve mücadele rakipten daha iyi olsa zaten Fenerbahçe büyük ihtimal kazanır. Tabii ki bazen kötü oynadığınız zaman da kazanabiliyorsunuz.

Neyse, başlığa geri dönüyorum ve daha önce söylediğimi sahada alınan skordan bağımsız tekrar ediyorum:

Aykut hocam, seni gücüm bitene kadar sırtımda taşırım.

Ve bilirim ki gücümün bittiği yerde de benim gibi seni taşıyacak bir arkadaşım hep vardır.

27 Ocak 2012 Cuma

Moussa Sow Transferi


Öncelikle içinde bulunduğumuz süreç, geleceğe dair belirsizlik ve hepimizin bildiği şartları düşününce bu transferi gerçekleştirmek önemli birşey diye söze girmek isterim. Moussa Sow'u ne doktorlar, ne mühendisler istedi ama onu Fenerbahçe aldı gibi birşey demek istemediğimi tahmin ediyorsunuz diye varsayıyorum.

Fenerbahçe şikeci damgası vurulduğu, her hafta rakı masalarına meze yapıldığı ama etinden-sütünden yararlanıldığı bu sezonun 22 haftasını Semih ve Bienvenu (sayı ile 2) forvet hattı ile geride bıraktı. Forvetlerin form durumu, sonuca giden yetersizliklerini tekrarlamadan bu süreci lig performansı açısından gayet başarılı geçtiğini düşündüğümü söyledim. Bu sezon tekniğe-taktiğe girmiyorum ama Fenerbahçe'nin mücadelesinin bir ayağının sahada olduğunu düşünüyorum ve eğer bir transfer yapılacaksa bu forvet pozisyonu için olmalıydı.

Moussa Sow tam bir Aykut Kocaman transferi. Hocanın transferdeki Fransa radarını hepimiz biliyoruz. Oyun tarzlarını, mücadeleci yapılarını, hız, genç yaş, kendini gösterme hevesi diğer tabirle aç oyuncu profili kriterlerini sıklıkla burada arıyor. Bazılarınız seviyor, bazılarınız sıkıldı ama aç oyuncu için sürekli tekrar ettiğim tam ekmek kavurma-kaşar tabiri var. Stoch ve Dia transfer edildiğinde transfer ücreti yerine tam ekmek arası kavurma-kaşar'a talim çocuklar demiştim. Yaşı küçük ve kendini göstermeye çabalayacak potansiyel yetenekler için kullandığım bu tabir bu sezon Bienvenu ile devam etti.

Moussa Sow'un da bu tam ekmek kavurma-kaşar ekolünden olduğunu düşünüyorum. Bienvenu de tam ekmek, Sow da tam ekmek nasıl oluyor bu iş diyorsanız burada ekmeğe biraz daha geniş açılı bakmanızı rica edeceğim. Rennes'de kendini biraz göstererek Lille'e transfer olan ve burada 25 gol ile Ligue 1 gol krallığını kapan Sow'un kariyerinin gelişime açık olduğunu, Ligue 1 gol kralı oldum, işim bitti demeyeceğini ve dolayısıyla halen aç olduğunu biliyoruz.

1986 doğumlu Sow'un Fenerbahçe'nin eksik olduğu forvet hattına güç katacağını ve Fenerbahçe'nin mücadelesine destek olacağını düşünüyorum. Fakat şunu söylemek gerek; Sow Niang değil. Niang buraya gelirken Marsilya'da başardıkları ve yanında getirdiği tecrübesi vardı. Sow ondan 7 yaş küçük, Ligue 1 gol krallığını kapmış ve kendini daha ileri taşıyacak potansiyele sahip. Aykut Kocaman'ın oyununda etkili olması gayet muhtemel ve hocanın istediği özelliklere sahip bir oyuncu profili.

Benim açımdan gol başına bir tam ekmek kavurma-kaşar teklifi geçerli.

Fenerbahçe yolu açık olsun..

17 Ocak 2012 Salı

90+5!


Acımız çok taze ama hep derler ya hayat devam ediyor? Fenerbahçe de o hayata ve mücadelesine devam etmeye çalışıyor. 20. haftanın son karşılaşmasında Manisa deplasmanına çokça hüzün ve sırtından hiç eksilmeyen sorunlarla çıktı Fenerbahçe. Kaptanı ve yakın tarihin efsanesi Alex'ten yoksundu. Forvet sayısı, onların formu ve onların tüm iyi niyetine rağmen yeterliliklerini de kötü şartlara eklemeliyiz.

Buna rağmen Fenerbahçe, Manisa deplasmanında çok önemli pozisyonlara girdi ve çok ciddi gol fırsatlarından yararlanamadı. Caner'in 55'te Stoch ile yarattığı organizasyon sonunda cetvel ile çizerek hakettiği golü buldu, üstüne çok önemli pozisyonları kaçırmaya devam etti ve hemen ardından hiç haketmediği golü kalesinde gördü. O ana kadar radyodan dinlediğim maçta bu gol Manisa'nın ilk ciddi pozisyonuydu. 1-1'den sonra girilen pozisyonlar paylaşıldı ve maçın sonuna gelindi.

Futbol netice oyunu diyecekler ahkam hazırlıklarına, sevmeyenimiz ellerini ovuşturmaya başlamıştı. Fakat 90+5'te maçın önemli isimlerinden Caner'in aldığı faul ve oradan gelen serbest vuruşta Cristian'ın arkaya doğru doldurduğu top Yiğit İncedemir'in kafasına çarpıp ağlarla buluşmasın mı?

Bizlerde yine o eşsiz sevinç, diğer taraftaki durumu ise varın siz tahmin edin..

Fenerbahçe futbol takımı ve hocası Aykut Kocaman alkışın kralını hak ediyor!

Semih + Bienvenu forvet hattıyla 20 hafta ve bugün son 10 dk. Recep Niyaz'ın oyuna girdiği bu Fenerbahçe takımına herkes saygı duysun.

Aşağıdaki gol sevincine de ben kurban olayım.

10 Ocak 2012 Salı

Ayakta Kalmaya Çalışmak


Kötü başladık, Gaziantepspor önce pis kaçırdı sonra attı. Devreye 0-1 mağlup girerken rakip te 10 kişi kaldı. İkinci yarıda da çok etkin değildik, sevmeyenimiz kalan dakikaları ince ince hesaplarken önce 76'da Ziegler'in pasında Stoch ile 1-1 yaptık. Sevmeyenimiz daha tühh bee az kalmıştı diyemeden 77'de Alex'in pasında Cristian uzak kale ağlarını gördü, 2-1 öne geçtik. Fenerbahçe'yi sevmeyenin hesabı 2 dakikada bozulurken 90+da yine Alex'in pasında Mehmet Topuz fişi çekti, 3-1 kazandık.

Yukarıdaki paragraf içinde biz tribünde, takım sahada sevinirken diğer tarafta Fenerbahçe yine puan kaybetsin heveslisi kitle hayal kırıklığına uğruyordu. Bunlar işin doğası gereği güzel, seviyoruz vs. ama bu sezon tekniğe-taktiğe girmeyen ben olası gidişat hakkında 1-2 bişey demek isterim.

Öncelikle Fenerbahçe futbol takımının her bireyi mücadele ettikleri bu sezon için büyük alkışı hak ediyorlar. Kötü oynayan futbolcu alkışlanır mı demeyin, konu bu değil. Onları en çok biz; tribünde, sokakta, memleketin veya dünyanın bir yerlerinde Fenerbahçe için heyecanlanan taraftarı anlıyor. Başka da kimse anlamaz, anlamayacak ta zaten!

Takım geçen sezon şampiyon olan kadroya göre belirgin güç kaybetti gibi tek tek isimleri sayarak bilinen ama aslında çok önemli olan detayı yazmak yerine Aykut Kocaman'ın sezon başlarında katıldığı bir TV programında söylediği ve bugünlerde etkisini çok açıkça gördüğümüz ifadesine dikkat çekmek gerek.

Aykut Kocaman takımın üzerine atılan lekelere karşı alın terini savunan futbolcuların motivasyonu ile ilgili bir soruya "bu tip bir motivasyon bir yere kadar bizi ayakta tutar, daha sonra bundan güç alamayız, doğal olarak futbolcularda bu motivasyon düşecektir" gibi bir cevap vermişti.

Aykut hocanın sezon başında dediği maalesef doğru ve onun takımını yaşanan bütün bu sürecin dışında hiçbir şey olmamış gibi maçlara hazırlaması gerçekten çok zor. Ve Aykut hocanın varlığı, şu süreçte başımızda oluşu bu kötü ortamda çok büyük huzur veriyor.

Takımın geride kalan 19 haftada belki de kariyerinin en formsuz sezonunu geçiren Semih ve kapasitesi sınırlı Bienvenu forvet hattı ile uzun süre liderlik koltuğunda ve halen 2.lik pozisyonunda olması gerçekten önemli diye düşünüyorum. Lakin hiç istemesek te normal sezonun devamında mevcut kadro sendeleyebilir. Takım her geçen hafta ayakta kalmak için mücadele ederken, rakiplerinin mental anlamda bir sıkıntı yaşamaması da saha içine yansıyan önemli handikaplardan.

Fakat kimse Fenerbahçe kadrosunun 2 forveti varmış, onlardan biri çok formsuzmuş, ötekisi çok garibanmış, başkanı ve yöneticileri 6 aydır ve daha da fazlası özgürlüğünden uzakmış, medya her gün-her hafta kamuoyuna zehirli yayınlar yaparmış, bu ülkede adalet var, hukuk var ama gerçekten bazılarına yokmuş demeyecek.

Fenerbahçe dışındakiler için hayat gayet yolunda, Fenerbahçe ise ayakta kalmaya çalışıyor..

Taraftarı ona hep omuz verecek,
Bu zor günler geçecek..