Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Süper Lig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Aralık 2012 Pazartesi
Yalnızlık
Burayı pek yalnız bıraktım. Oysa ki, geride kalan 1 ayda hayatımda bir ilk olan Avrupa deplasmanına dair yaşadıklarım, anılarım ve buranın rutinine dair yazacak pek çok şey varken zaman yaratamadım. Sıklıkla yazı girilmeyen bir blog olsa da kara deryalarda bir fenersin bu kadar yalnız kalmayı hak etmiyor sanırım. 1 aylık aradan sonra dönüşü de deplasmanda kaybettiğimiz Galatasaray derbisi ile yapıyorum! Başkaları kazanınca geri geldi demesin, siz beni bilirsiniz..
Öncelikle maç öncesinden gireyim. Derbi öncesi hafta içinde oynanan Türkiye Kupası 5. tur maçlarında Galatasaray'ın kendi evinde 1461 Trabzon'a karşı kaybedip elenmesi rakibin aldığı fiyasko kategorisine giren sonuç nedeniyle beni keyiflendirse de öte yandan kendime has bir inanç olan rakibin bizimle oynayacağı maç öncesi bu şekil bir yenilgisini sevmemem dolayısıyla da beni düşünmeye sevk etti. Kötü düşünceden uzak durmayı tercih edip, oğlum ne garip batıl inançların var dedim ve bunu eşle dostla sohbetlerde paylaşmak haricinde düşünmek istemedim. Biz de aynı turda Göztepe'yi ayarlı bir rotasyon sonucu farklı geçmiş, bu da takım için özellikle düzenli oynamayanlar için iyi bir performans maçı olmuştu.
Deplasman yasağı devam ediyordu. Yönetenler başka türlü çözemiyorlar, yasakla çözdüklerini sanıyorlar! Deplasman yasağının çıktığı ilk günden beri bu yasağa isyan eden tek tribün olan Fenerbahçe tribünü bu uygulamaya karşı muhalif tavrını sürdürdü. Kararı onlar verdiler, biz deplasmanda takımımıza destek olabilme hakkımızın gasp edilmesine isyan ettik!
Maça gelelim. Sonda söylenebilecek şeyi başta söyleyeyim, yazık bir şekilde maçı kaybettik. Galatasaray'ın ev sahibi olma avantajından kaynaklanan bir ağır basabilir ihtimali vardı, o da olmadı. Gayet ortada, kalecilerin akılda kalıcı kurtardığı pozisyonu olmayan, tamamen dengeli bir deplasman oyunu oynadığımız maçı 2-1 kaybettik. Duran toplardan yenilen 2 gol. İlki Bekir'in kafasından kendi kalemize, diğeri baraj ve yer tutma konusunda kararsız kalan Volkan'ın da hata payı ile Selçuk İnan frikiğinden. Öte yandan tek golü Arena'da yine bir sol bek ile bulduk. Hasan Ali, Galatasaray savunmasının kötü uzaklaştırdığı topu sağ ayağıyla çok düzgün bir şutla skor yaptı. Fakat hücum anlamında pek pozisyon üretemediğimiz bir derbiyi geride bıraktığımızı söylemek gerek. Maçı Galatasaray da oynayamadı ama biz de her ne kadar deplasman takımı da olsak oynayamadık. Zaten maçı kazanmaktan değil berabere bitecek bir oyun varken kaybetmekten dem vuruyorum. Maçı kazanabilecek hücum üretkenliğimiz yoktu.
Tam da burada Aykut hocanın sahaya sürdüğü takım sistemi üzerinden bir eleştiri getirmek isterim. Bu sistem aslında uzun yıllar Alex ile oynadığımız sistemde olduğu gibi tek forvetle oynanan sistem. Özellikle sağ ve sol kanatlardan ve biraz da ortadaki üçlüden daha fazla birisinin ortadaki tek forveti beslediği veya desteklediği bir sistem. Ancak ileride merkezde oynayan Sow bu düzende çok yalnız kalıyor. Dün özelinde Kuyt ve Caner ona o yalnızlığını hissettirmeyecek bir düzen içerisinde değillerdi. Aykut hocanın 4-3-3 benzeri (kimisi eski 4-2-3-1 diyor) bu sistemdeki hücum etkisizliğimizi gördüğünü biliyorum. Takımın potansiyeli var ama sanki bu düzen ile hep bir yerde tıkanıyoruz. Bugün sosyal medyada 4-4-2 denemeliyiz derken (aslında şu rakamların bir anlamı yok) tek derdim fişek Sow'un ilerideki yalnızlığının giderilmesiydi. Kurban olduğum hocama diyorum ki Sow'u Kuyt ile çift forvet yapalım, hem rakip savunma biraz daha görev dağılımı peşinde koşsun, hem de kanatlardan yardırabilecek mevcut kadrodaki potansiyel oyuncuları kullanalım. Bu düzende isimleri değiştirerek farklı 11'ler ortaya sürülebilir. Kadro yapımız buna müsait ve daha etkin bir hücum için bunu denemenin bize yarar getireceğini düşünüyorum.
Önümüzde ligin ilk yarısının kapanacağı hafta Kadıköy'de Karabük mücadelesi hatta ondan önce kupa çeyrek final grubunun ilk maçında Sivas mücadelesi var. Bu 2 maçı geçip devre arası aslında çok ta uzun olmayan, kupa maçları ile doldurulmuş arada çalışalım, deneyelim. O yalnızlığı yok edelim! Aykut hocanın futbol aklına güveniyorum.
13 Kasım 2012 Salı
Daha İyi
Geçen sezonun final maçından kalan, muktedirin sebep olduğu ama aralarından bir kişinin bile ceza almadığı, tüm hesabın o gece canını zor kurtaran taraftara kesildiği, hiç hak etmediğimiz ceza bitti! Avrupa kupasında oynanan 4 maç dışında ligde sezonun 11. haftasına gelmişken takımımıza destek olabilmek için nihayet tribünde yer alabildik!
Maça iyi başladık; medyanın limitsiz yalanları arasından çıkardığı Sow'un sakatlığı, yalanın üretildiği tarihten itibaren Sow'un hanesine gol olarak dönmüş durumda. Kuyt'tan aldığı pas ile sol çapraza akan ve akarken zor pozisyonda vuran Sow maçın başında skoru lehimize çevirdi. Ardından hastası olduğum çalışılmış şutlar Orduspor kalesine doğru yönelmeye başladı.
Stoch vurdu direkten döndü, Meireles vurdu üstten az farkla kaçtı, Stoch yine vurdu ama sıyırdı, Mehmet Topal vurdu kaleci son anda kurtardı, Cristian vurdu hem direkten döndü hem direğin yanından az farkla dışarı çıktı ve arada kesin sert ve düzgün şutlar vardı ama aklımda kalanları yazabildim! Fenerbahçe'nin bir maç içine sığabilecek olan ortalamadan daha fazla düzgün ve sert şutu rakip kaleye vurduğunu söylersem abartmamış olurum. Direklerden dönen şutlar demişken de geçen twitter'da Fstats Analiz hesabından atılan bir tivit aynen şöyle diyordu: "Süper Lig'de bu sezon 11. hafta geride kalırken şutları en çok direkten dönen takım Fenerbahçe oldu (8 kez)
Oyunun geneline dönersek, benim açımdan gayet iyi bir performans söz konusu. Sakatların takıma dönmesi, Alex sonrası yeni oyun düzenine adaptasyon ve sahada bu şartları gözeterek gayet iyi bir performans var. Ligde maç öncesi konumda puan olarak üzerimizde bulunan, Galatasaray'ı 2-0 yenmiş ve Cuper ile bir seviye yakalamış Orduspor karşısında kazanırken iyi oyun, rakip kaleyi fazlasıyla tehdit eden şutlar ve kaçan pozisyonlar. Stoch'ta bir kıpırdanma var ki burada Aykut hocanın ısrarı ve onu kazanmak istemesi önemli bir detay. Kötü serinin en sonunda Akhisar deplasmanında yine kötü oynamasına rağmen AEL ve Orduspor maçlarında yeniden oyuna sürmesi önemli, Stoch ta bunun farkında ve daha iyi gözüktü. Sezer'in yeni düzende rotasyonda olması beni çok memnun ediyor, attığı gol çok güzel, Sezer böyle goller atar! Takımın onun sevincini paylaşması da ayrı bir güzel!
Sow değişik bir insan, seviyorum. Aykut hocanın bu tip transferlerini seviyorum. Tam bir fişek! Devamlılığı bizim için büyük kazanç, rakipler için tehdit!
Ordu maçını katarak sert bir seriye girdiğimizi not etmiştim son yazıda. Şimdi seri giderek zorlaşıyor, önce Eskişehir deplasmanı, ardından Marsilya deplasmanı (bunun için heyecan!) ve peşinden Kadıköy'de Gençlerbirliği mücadelesi. Devamı var ama burada kestim. Şu pis ve sert seriden minimum kayıpla çıkalım, sonrasına bakar ve konuşuruz.
21 Ekim 2012 Pazar
Milli Maç Arası
Yine iyi gelmeyen kötü bir ara. Sıkıntılı bir dönemden geçerken alınan 2 kritik galibiyet ile milli maç arasına girerken bunun o an için nefes almaya, bir soluklanmaya fırsat vereceğini düşünmüştüm. Hepsi milli takımlarda gelişen fazla sayıda sakatlık ve bunun yaratacağı eksik kalma durumu hesapta yoktu.
Dün akşam Bursa deplasmanına direkt ilk 11 oynayan 5 önemli eksikle çıktık. Sahaya 11 kişi çıkıyorsunuz klişesi yerinde dursun bu sıradan bir sakatlık sayısı değildi. Hatta 5 eksik dedim ilk 11 için, 6. eksik Orhan Şam da sağ bek oynaması açısından Gökhan Gönül'ün yerini dolduramadı. Yine uzun süredir sakatlıklar ile boğuşan Serdar Kesimal aylar sonra ilk 11'de ve söz konusu sağ bek pozisyonunda başladı. Bursa'nın baskılı başladığı maçın başlarında sağdan kesilen ortayı yanında rahatsız eden Bursa hücumcusu yokken pek düzgün bir vuruşla kendi kalemize yolladı. Bu kadar süre oynamadıktan sonra çok moral bozan bir durum.
Fenerbahçe kendi kalesine attığı golün ardından toparladı, Krasic'in sağdan ortasında İbrahim'in markajından sıyrılıp çapraza doğru düzgün bir şekilde kafayı vuran Sow skora dengeyi getirdi. Takım golün moraliyle ilk yarı sonuna kadar öne geçecek baskıyı da kurdu ama başarılı olamadı. 2. devre başında Krasic çıktı Stoch girdi ama pek yarar sağlamadı, Bursa'nın kalemizi tehdit eden pozisyonları oldu, Volkan iyiydi. Kulübede gençler var, erken Stoch hamlesi dışında Aykut hoca beklemeyi tercih etti. Sona doğru Sezer ve Semih girdiler ama süre çok azdı, maç 1-1 bitti.
Hoca da demiş sakatlar, eksikler vs. ama nerede olursa, ne şartta olursa olsun puan kaybı kayıptır. Bursa gibi her zaman zor olan deplasmanlarda bazen tam kadro çıksanız dahi kazanamayabilir hatta sahadan mağlup ayrılabilirsiniz. Şampiyonluk mücadelesi böyle sürüyor. Bazen içeride beklenmedik bir kayıp, bazen zor deplasmanda kayıp veya galibiyet, belki alınan 1 puanlar ile...Geride kalan 8 lig haftasında 3 galibiyet ortalamanın altında, bunu kabul edelim ama ligin gidişatı da enseyi karartmaya gerek yok diyor.
Sırada perşembe akşamı Avrupa Ligi'nde oynanacak AEL Limassol deplasmanı var. Aynı anda oynanacak Mönchengladbach - Marsilya maçını düşününce kazanmanın gruptan çıkmak adına fark yaratacağı bir maç oynayacağız. Ortam zor olacaktır ama aydınlatacak potansiyel ortada. Sakatlardan bazılarının geri döneceğini ve galibiyetle Kadıköy'e dönmeyi umuyorum.
9 Ekim 2012 Salı
Nefes Alarak
Alex ayrılığı depremi ve artçıları devam ederken çıkılan Mönchengladbach deplasman galibiyeti ardından 3 gün sonra Beşiktaş derbisi. Oyun yine iyi, skor gayet iyi, 3-0. Goller Sow (geçen sezon GS'ye attığının biraz daha yumuşağı), Gökhan Gönül (2)
Yeni bir düzen var, daha çok basan ve koşan, rakip savunmanın kafasını karıştıran bir durum var. Böyle bir ortamda bundan daha iyisini yapamazdık ve en iyiyi yaptık! Aksi skorlar ve tam tersi durumda içine sokulacağımız durumu biliyorsunuz. Bunu dışarısı kadar içeriden de yapacaklardı. Ne kadar acı değil mi? Neyse, o fırsatı vermeyen tüm herkes, bu anlık eşiği geçmek konusunda önemli bir iş başardı!
15 günlük milli maç arasına çok moralli girdik. Devamı yine zor, bildiğiniz Fenerbahçe zorluğu! Ancak takım kara deryaları aydınlatacak o ışığı verdi, bunu gördük!
Etiketler:
Beşiktaş,
Fenerbahçe,
Futbol,
Gökhan Gönül,
Moussa Sow,
Süper Lig
8 Nisan 2012 Pazar
Normal Sezonun Sonu
Hayatımıza play-off girince 34 maçlık sezon normal sezon oluverdi. Aslında 2011-2012 sezonu hiç ama hiç normal olmayan bir sezon olarak tarihe geçti. Fenerbahçe için oldukça zor bir sezondu. Dün akşam Kadıköy'de oynadığımız Antalyaspor maçı ile bizim için normal olmayan o normal sezonu tamamladık. Sow ve Bienvenu'nün golleri ile 2-0 kazandık.
Fenerbahçe özellikle sezonun 2. yarısında birer hafta arayla üst üste kaybettiği deplasman maçları dışında genel olarak benim için başarılı bir sezon geçirdi. Kaybettiği kadro gücü ve kendisinin önünde yer alan Galatasaray'ın sorunsuz bir sezonunu görmezden gelenler hariç bunun böyle olduğunu düşünüyorum. Toplamda 68 puanı kazanmış Fenerbahçe için saygı kelimesini hak ettiğini söyleyebilirim ki bu paragrafın girişinde vurguladığım göze çarpan ekstra deplasman kayıpları biraz az olmuş olsa böyle bir sezona 70 küsur puanlar çok iyi derecesinde olacaktı.
Play-off maçları veya allayıp pulladıkları ismi ile süper final de sonuçta bizim için zor sezonun devamı ve o bakımdan kazanılacak maksimum puan hesabı için bir yorum yapmak benim açımdan zor. Fakat kazanılacak her puanın değerini bilmek gerek.
Fenerbahçe her sezon şampiyon olmuyor, olamaz ancak her sezon şampiyon olmasa da şampiyonluğu sonuna kadar kovalıyor. Bu istikrar önemli ve saygıyı hak ediyor.
3 Nisan 2012 Salı
Bıçak Mı Kapalı Yoksa Zihinler Mi?
Pazar akşamı Avni Aker'de oldukça gergin bir maça çıktık. Geçen sezonun ortalarından itibaren başlayan gerginlik Temmuz ayının başındaki operasyon ile çok farklı boyutlara gelmiş, hep hakkının yendiğinden bahseden Trabzon sürekli olarak geçen sezonki şampiyonluğun kendilerine ait olduğunu vurgulamıştı. Fenerbahçe ise Temmuz ayında başlatılan ve halen devam eden sürecin 1 numaralı sanığı konumuna getirilmiş ve bu konumundan dolayı büyük bir kitleyi keyifli hale getirmişti. Çünkü o kitle için zaten bütün kötülüklerin sebebi Fenerbahçe idi, başka herşey tertemiz ama Fenerbahçe kirliydi. Yaşanan süreçte bir sorun yok, herşey olması gerektiği gibi ve adalete güven her zamankinden daha fazlaydı.
Böylesi bir sezonun 32 haftası geride kalmışken Fenerbahçe deplasmanda oynayacağı rakibinin 10 puan önünde ve ilk yarıdaki maçı da Kadıköy'de 1-0 kazanmıştı. Durumun tam tersi olması halinde operasyondan memnun olan o kitlenin konuşacaklarını tahmin ediyorsunuz diye konuyu uzatmıyorum.
Fenerbahçe, şampiyonluğunun çalındığını iddia eden takımın şehrine gelmişti. Burada zaten Fenerbahçe'yi hiç sevmezler, kimi sevdiklerini ise biliyoruz. Nedeni Fenerbahçe nefreti mi başka birşey mi buranın konusu değil. Trabzon şehri tamamen birşeye odaklıydı, geçen sezonki şampiyonluk bizim hakkımız ve onu Fenerbahçe şike ile çaldı. Başka hiçbir detay yok, ne yılların şikesi olan Fenerbahçe şampiyon olmasın da kim olursa olsun zihniyeti ne kendilerini inandırdıkları Trabzon her maçını bileğinin hakkıyla kazandı yalanları. Öyle ya medyası, emniyeti, yargısı Fenerbahçe için çarşaf çarşaf şike dosyalarını kamuoyuna sunuyor, Trabzon'a dair neredeyse hiçbir şey yok, Trabzon temiz. O halde zaten sevilmeyen Fenerbahçe artık hileyle şampiyonluklarını çalan Fenerbahçe olmuş bile. Bu durum Trabzonlular için 2 x 2 = 4'ten daha kesin.
Maça bakıyorum, tabi ben tarafım ama Fenerbahçe'nin kötü oynadığı zaman kötü demesini bilirim. Objektif blogger değilim ama görüyorum, işime geleni yazmıyorum. Fenerbahçe pazar akşamı Avni Aker'de gayet iyi oynadı, iyi mücadele etti, biri Cristian'ın golünden önce olmak üzere tam 3 topu direkten döndü ve hücuma çıkarken yapılan bireysel ve basit hatalar zinciri ile kalesinde golü görerek kendisinden esirgenmeyen nefretin çok olduğu deplasmandan 1-1 beraberlik ile Kadıköy'e döndü.
Maçın içerisinde çeşitli yabancı maddeler Fenerbahçeli oyuncuların üzerine atıldı. Bir de yukarıda vurgulamaya çalıştığım şikeyi yaparsa Fenerbahçe yapar, Trabzon'un işi olmaz o yüzden zekice bir iş olarak düşünülen İstanbul'un plakası olan 34. dakikada temizliğimizi simgeleyen beyaz atletlerimizi atalım eylemi gerçekleşti. Yabancı maddeler Kadıköy'de atılmadığı sürece ve tüm kötülüklerin babası Fenerbahçe'ye atılınca sorun yok, bunu zaten biliyoruz. Ayrıca Trabzon zaten tertemiz, o yüzden beyaz atlet eylemi gayet demokratik bir eylem.
Peki ya Volkan'a atılan bıçak? Onu da gördüm ki Fenerbahçe nefretinden dolayı adını farklı söyleyecek hale gelenler atılan bıçağın kapalı halde olduğunu ve Volkan'ın alıp bıçağı açtığını söylemişler ve buna inanmışlar! Volkan'ın kafasının, sırtının bir yerlerinden rakı şişesi ve bıçak geçiyor ama birinde olay örtbas, cezamızı şampiyon olmasını istediğimiz Trabzon maçında çekeriz, ötekisinde atılan bıçak kapalı, Volkan onu açıp kamuoyunu yanlış yönlendiriyor!
Bizim ömrümüz yetmez bu Fenerbahçe nefretinden dolayı kendinden geçenlerin ve onların bu nefret nedeniyle adlarını inkar edecek hale gelen yaklaşımlarının değiştiğini görmeye. Ondan sonra Fenerbahçe değişik bir camia da dersiniz, hiçbir yerde göremeyeceğiniz tutkuya da, kulübünü sahiplenmeye de şaşırırsınız. Bu Fenerbahçeliler de çok acaip tipler demeye devam edersiniz.
26 Mart 2012 Pazartesi
Kadın ve Çocuklar Yine Kazandı

Galatasaray derbisi ardından payımıza düşen! 2 maç cezayı kadın ve çocuk taraftarlarımız ile geçmesini başardık. Önce hafta içinde Türkiye Kupası 4. tur eşleşmesinde Samsunspor'u 3-0 ardından cumartesi günü ligde son dönem belirgin bir ivme yakalayan Bursaspor'u 1-0 ile geçtik.
Alex ustalara saygı kuşağına direkt girecek goller atmaya devam ediyor. Kupada Samsunspor ağlarına gönderdiği şık golün devamını Bursaspor'a karşı getirdi. Maçı kazandıran gol bir önceki hafta Galatasaray ağlarını sarsan, Muslera'nın 40 kere vursalar böyle gol olmaz dediği golün tıpkısının aynısıydı.
Bursaspor maçında kadınları ve kardeşlerimizi tribüne uğurlayıp maçı yoğurtçu parkı'nda radyodan dinledik. Onların biraz öteden gelen hemen hemen her aksiyondaki heyecanlanma sesi beni hep duygulandırıyor. Fenerbahçe atağında da, rakip üzerimize geldiğinde de değişik bir hisse kapılıyorum. Annem tribünde, arkadaşlarım tribünde biliyorum ki kalpler Fenerbahçe için, en hızlısından atıyor.
Kadın ve çocukların adına ceza denilen bir maçı daha Fenerbahçe'yi 40 küsur bin taraftar olarak tribünden desteklemeleri de bu uygulamanın devamını önümüzdeki sezonlar getirirler mi diye sormama sebep oluyor. Hayır bu Fenerbahçeliler de ne garip bir bağ ile takımlarına tutkunlar canım, diğer takımlarda neden bu kadar kalabalık olmuyor, ne yapsak acaba?
Neyse, ben Fenerbahçe'nin halkın takımı olduğunu gösteren kadın ve çocuk taraftarlara bir kez daha teşekkür ve selam ederim. Devamının gelip gelmeyeceği meçhul olan bu ceza uygulamasında 3 galibiyet ve 1 beraberlik ile yüzdeleri gayet iyi.
19 Mart 2012 Pazartesi
Bu Kez Olmadı?

9 puan geride başladığımız derbi aslında çok fazla tahmin edilmeyen bir şekilde başladı. Fenerbahçe kazanmak zorundaydı ama 10 ve 15. dakikalarda üst üste gollerle öne geçeceğini kim nereden tahmin edebilirdi. Üstelik bu goller öyle tıngır mıngır kaleye giden, savunmaya çarpıp yön değiştiren cinsten goller de değildi. Fenerbahçe'nin 5 dakika ara ile gelen Sow ve Alex golleri gayet fantastik gollerdi.
Goller öyle güzel ve sürklase ediciydi ki Galatasaray'ın yediği goller ile performansının dahi kötü etkileneceğini düşünmüştüm. Fakat devrenin devamında takımın durağanlaşması ve devre bitmeden gelen Elmander golü ile Galatasaray'ın farkı bire indirmesi geriye kalan sürede olacakların da habercisi gibiydi.
Burada Beşiktaş maçında olduğu gibi takımın güdüsel bir sebebi olduğunu düşündüğüm tek farkı korumaya yönelik geriye çekilmesi tekrarladı. Bu adeta otomatik bir refleks olan geriye yaslanma benim görüşüme göre Aykut hocanın konuşması ve böyle yapalım demesi üzerine değil. Kaldı ki Beşiktaş maçının oynandığı haftaya bakınca 9 puan geride çıkılan Galatasaray maçında o var olduğunu düşündüğüm otomatik refleks burada daha ciddi sebebe sahipti. Öndeyim ve bir şekilde bunu koruyup farkı 6 puana indirmeliyim.
Fakat Aykut hocanın bu refleksi bozmaması üzerine konuşabiliriz. Mesela bence kötü gününde olan Stoch'un çıkması gayet normal iken yerine Dia girebilirdi, Selçuk değil. Bu değişiklik takımın bahsettiğim kendi kendine yarattığı o koruma güdüsünü tamam devam edin, bu tarzı onaylıyorum şeklinde algılanır. Selçuk hamlesi Galatasaray orta sahasına karşı düşen Fenerbahçe orta sahasını toparlama fikri de olabilir ama bunun devamında gelişen takım düzeni ve Alex'in de oyundan çıkması öyle olmadığını gösterdi.
Nitekim skoru koruma güdüsü de Aykut hocanın daha defansif (hücum düzenini de bozan) kurgusu da işlemedi ve Galatasaray kendisine yeten golü bularak Kadıköy'den 2-2'yi çıkardı. Hatta son saniyede o makus talihlerini de kırabilirlerdi.
Bütün bunların sonunda Aykut hocayı gereğinden fazla eleştirmekten yana olmadığımı, yukarıda yazdığım kendime göre teknik-taktik eleştirilerin konuşulması gerektiğini ama daha fazlasının benim tarzım olmadığını söylemem beni bilen ve burayı okuyanlar için çok şaşırtıcı olmayacaktır.
Herhalde çok büyük bir kitlenin de normal bir sezon geçirmediğimizi, Galatasaray'ın ise iyi olan takımını bir kenarda tutarak gayet normal, sorunsuz bir sezon geçirdiğini düşündüğünü varsayıyorum. Bu sezonun devamında gelinen durum benim için şaşırtıcı değil ve bir dönemden itibaren düşündüğüm şekilde devam ediyor. Fenerbahçe'nin geldiği yer ise benim için saygıyı hak ediyor.
Sonuçta tarihin geneline bakıldığında normal sezon içerisinde (play-off'un dayatılması ile bu ifadeyi kullanmak zorunda kaldım) Fenerbahçe, Galatasaray'ı en az 1 kez yener, bu kez yenemedi. Bunun da böyle bir sezona denk gelmesi enteresan.
Adeta kaybetmiş gibi üzüldüğümüz maç 2-2 berabere bitti. Tarih boyunca ezeli rekabette hep daha fazla kazanan Fenerbahçe bu kez kazanamadı. Fakat sadece biz değil, onlar da biliyor ki Fenerbahçe yine kazanacak, daha çok kazanacak!
11 Mart 2012 Pazar
Sonuna Kadar!

Önümüzdeki hafta oynanacak Galatasaray derbisi öncesi puan kaybı yaşamadan, sakatlık vermeden ve hatta objektif blogger ile liseli medyanın en büyük polemik konusu olan kart cezasına yakalanmadan kazanılması gereken bir maçtı Ankaragücü deplasmanı.
Birkaç hafta önce küme düşmesi kesinleşmiş, genç oyuncuları ile ligin sonunu getirmeye çalışan Ankaragücü karşısında Sow ve Mehmet Topuz'un golleriyle 2-0 kazandık, maç içinde sakat vermedik ve polemik konusu kart cezasına yakalanmadık.
Maçı yoğurtçu parkında arkadaşlarımla beraber radyodan dinledim. Hava soğuktu ama Fenerbahçe ile ısındık. Gecenin karanlığında Fenerbahçe'nin görüntüsüne değil ama sesine sarıldık.
Ve artık önümüzdeki haftayı bekliyoruz. Kazanmak için sahada ve tribünde sonuna kadar mücadele edeceğiz. Böyle zor bir sezonda havlu atmamanın, şampiyonluğu sonuna kadar kovalamanın değerini hem bileceğiz hem de herkeslere göstereceğiz.
4 Mart 2012 Pazar
Ne Yaptın Öyle Çocuk!

Kadıköy'de bazen iyi bazen kötü oyun performansları ama sonuç olarak uzun süren bir kazanma istikrarı var. Fenerbahçe son dönemde kendisi için büyük sorun olan deplasman kayıplarını bir şekilde Kadıköy'deki o kazanma istikrarı ile örtüyor. Ligde söz konusu deplasman performansı handikapı ile puan farkı açılmış durumda ama takım dün akşam ligin bu sezon dikkat çeken takımlarından Gençlerbirliği karşısında adeta patladı, güzel oyun ve çok güzel gollerle 6-1 kazanarak pes etmeyeceğiz dedi.
Stoch için tabii ki ayrı bir paragraf veya paragraflar açmalıyım. Daha önceki yazılarda bu sezon bu çocuğun yırttığını, artık Fenerbahçe'nin sahadaki en önemli kozlarından biri olduğunu, Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'ye genç ve çok potansiyelli bir oyuncu kazandırdığını söyledik. Böyle genç, başarıya aç ve kendini göstermek isteyen potansiyeli olan gençleri ve onları arayıp tarayıp Fenerbahçe'nin transfer politikasının bir parçası yapan Aykut Kocaman'ı çok seviyoruz.
Stoch'un gollerinin hepsi belli bir mesafeden, çok güzel ve düzgün vuruşlar sonrası gelen goller. Fakat dün akşam Gençlerbirliği ağlarına yolladığı ilk gol Fenerbahçe forması ile attığı en güzel gol olarak kayıtlara geçti.
Bu çocuk böyle oynadıkça ve bu kadar olağanüstü goller attıkça biz çok seviniyoruz ya bir de Stoch Galatasaray'da diye resmi web sitesi girişine transfer haberi verenler nasıl daralıyordur bir düşünün?
O an var ya işte, o anı durduramazsınız!

19 Şubat 2012 Pazar
Fenerbahçe Halktır, Halk Yenilmez!

Biz bu sevgiyi yaşıyoruz, her an içindeyiz, biliyoruz. Siz bilmek istemiyor, görmezden gelerek kabul etmemeyi ve bahaneler üretmeyi tercih ediyorsunuz. Fenerbahçe'nin halkın takımı olduğunu, halk dediğimiz o büyük kitlenin çok farklı yaşam biçimine sahip; sosyal, ekonomik, politik ve hatta inanç açısından ayrı ayrı insanlar tarafından ne kadar çok sevildiğini söylüyoruz.
Dün akşam "seyircisiz" ceza nedeniyle oynadığımız Sivasspor maçına 40.000'e yakın Fenerbahçe taraftarı kadın ve çocuk koşarak, büyük bir heyecanla Kadıköy'e geldiler. Kimileri ilk kez Fenerbahçe'yi tribünden görüyordu, kimileri Manisa maçından sonra ikinci kez, kimileri de zaten hep tribündeler ve Fenerbahçe sevdalarını yaşıyorlar.
Dün akşam büyük bir geri dönüşü, önce sevinmeyi sonra geri düşmeyi ve maçın 2. yarısında gelen 3 gol ile kazanmanın mutluluğunu yaşadılar. Alex'in maçı 2-2'ye getiren, adeta meşalenin fitilini ateşleyen o müthiş golünü yerinde gördüler, o müthiş gole yerinde sevindiler. Annem oradaydı, diğer anneler, kız kardeşlerimiz, küçük kardeşlerimiz..
Fenerbahçe geriye düştüğü an hiç homurdanmadılar, bildikleri tezahüratları söylediler, söylemeye çalıştılar ve geri dönüş galibiyetine çok sevindiler, hepimiz çok sevindik.
Fenerbahçe'nin bir kez daha halkın takımı olduğunu gösterdiler. 40.000'e yakın Fenerbahçeli kadın ve çocuk Fenerbahçe için heyecanlandılar, Fenerbahçe ile mutlu oldular.
Kadınıyla, çocuğuyla ve erkeğiyle halk, Fenerbahçe'sini çok ama çok seviyor. Fenerbahçe de gücünü halktan alıyor, bazen sendeliyor, zor günler geçiriyor ama yıkılmıyor, yenilmiyor!
13 Şubat 2012 Pazartesi
Sırtımda Taşırım

Dün akşam Karabük deplasmanında son dönem engel olamadığımız kötü deplasman performansına devam ederek 2-1 kaybettik. Kötü oyun ve kötü mücadele vardı. Futbolda sizin dışınızda oyuna etki eden şartları ve bunların oyunun galibini belirleme ihtimalini bir kenarda tutarak hep dediğimi tekrar ediyorum: oynanan oyun ve mücadele rakipten daha iyi olsa zaten Fenerbahçe büyük ihtimal kazanır. Tabii ki bazen kötü oynadığınız zaman da kazanabiliyorsunuz.
Neyse, başlığa geri dönüyorum ve daha önce söylediğimi sahada alınan skordan bağımsız tekrar ediyorum:
Aykut hocam, seni gücüm bitene kadar sırtımda taşırım.
Ve bilirim ki gücümün bittiği yerde de benim gibi seni taşıyacak bir arkadaşım hep vardır.
Etiketler:
Aykut Kocaman,
Fenerbahçe,
Futbol,
Karabük,
Süper Lig
6 Şubat 2012 Pazartesi
Derbi Algısı

Maç öncesi Beşiktaş'ın eksikleri ve bunların çok önemli isimler olduğu konuşuldu. Beşiktaş Kadıköy'e çok eksik geliyordu ama diğer taraftan Fenerbahçe'nin içinden geçtiği dönem ve takımın gel-gitli maç performansı ve hatta 3 gün önce Samsun deplasmanında 3-1 mağlup olması yok sayılmış gibiydi. Müthiş formda, tam kadro Fenerbahçe bu eksik Beşiktaş'ı yenmeli hatta rahat yenmeli ama Beşiktaş bu kadar eksiğe rağmen Kadıköy'den çıkarsa büyük iş! Maç öncesi oluşan algı bu yöndeydi.
Maçın başında Alex'in kornerinde Gökhan Gönül'ün arkaya sektirdiği topu Yobo'nun tavana asmasıyla 1-0 öne geçen Fenerbahçe maçın 90. dk.sına kadar kendi skorunu arttıramadı ve ilk yarı Beşiktaş kontraları, 2. yarı ise sürenin geçmesi ve skorun halen 1-0 ilerlemesine bağlı olarak skoru tutma güdüsü ile geçti. Tam da burada Beşiktaş'ın Fenerbahçe kalesine yüklenmesine ve neredeyse daha iyi oynayan taraf ilan edilmesine tanıklık ettik!
Fenerbahçe dün çok iyi oynamadı ama "eksik" Beşiktaş'a karşı 1-0'ı arttıramadı ve süre ilerledikçe psikolojik olarak skoru korumaya geçti ve dolayısıyla Beşiktaş'ın kalesine gelmesine olanak tanıdı. Bu oyun şekli ve derbinin maç öncesi yaratılan algısı ile Fenerbahçe kötü oynayıp kazanan tarafmış gibi ilan edildi veya ben çok alınganlık yapıp öyle anladım.
Maçtan önce sakatlıkları bulunan ama derbiye ilk 11 başlayan Gökhan Gönül ve Emre'nin oyunu tamamlayamamaları arada kaynadı. Fazla dakika bulamayan Orhan Şam ve uzun süredir sakatlık nedeniyle oynamayan Selçuk'un sakatlanan Gökhan ve Emre'nin yerlerini kapatma çabaları gibi detaylar önemsizdi.
Nihayetinde maç 1-0 bitecek mi yoksa Beşiktaş golü bulacak mı derken ayağının tozuyla maça çıktı tabirinin tam karşılığı olan Moussa Sow'un Beşiktaş filelerini görmesiyle Fenerbahçe eksik Beşiktaş'ı 2-0 yenmesini bildi.
Benim ve arkadaşlarım içinse Beşiktaş galibiyetinin mutluluğu bir tarafa tribünde beraber ter döktüğümüz kardeşlerimizle beraber yaptığımız "Haklıyız Kazanacağız" pankartının tribünleri selamlaması çok önemli ve değerliydi.
Etiketler:
Beşiktaş,
Fenerbahçe,
Futbol,
Moussa Sow,
Süper Lig
3 Şubat 2012 Cuma
Gel-Git

Samsun deplasmanında kötü oynadı Fenerbahçe, kötü mücadele etti. Stoch'un golü ile maçın başında 1-0 öne geçtiği mücadeleyi 3-1 kaybetti. Ligin 24. haftası sonunda 4. mağlubiyetini aldı.
Son dönemde yazdığım yazılarda takımın bugüne kadar ligi sürece rağmen iyi götürdüğünü lakin haftalar ilerledikçe ayakta kalmak adına sorunlar yaşadığını ve istikrarsız bir oyun / mücadele girdabına girdiğini vurgulamak istedim. Bu durumdan kurtulmanın da sezon sonuna kadar kolay olmadığını, yaşanan süreçten bağımsız bir saha performansı görmek kolay değil diye düşündüğümü söyledim.
Dünkü Samsun maçına dair yakın çevreme, eşe-dosta puan kaybı yaşayabiliriz diyordum. Açıkçası bu yukarıda saydığım nedenler, Samsun'un ligdeki durumu vs. gözeterek 2 puanlık bir kayıptı ama biraz daha fazlası oldu. Saha içindeki yanlışları burada yazacak değilim ama zaten mağlubiyete sahada yaptığınız yanlışlarla gidiyorsunuz ve çok büyük acaiplikler olmadığı takdirde rakipten iyi oynar, daha iyi mücadele ederseniz galibiyete ulaşırsınız.
Maç sonunda sosyal medyanın gözbebeği twitter'da yine farklı tepkiler vardı. Takımın kötü mücadelesi ön plandaydı. Ben Fenerbahçe kazanınca seviniyor, kaybettiğinde üzülüyorum ve tabii futbol adına doğru veya yanlışları eşimle-dostumla paylaşıyorum. Daha fazlasını pek tercih etmedim. Kötü mücadeleye fazla tepki verenler ile eleştireni burada ayrı tutuyorum. Arada bir fark var.
Dediğim gibi Fenerbahçe zaten Samsun'dan daha iyi oynar ve mücadele ederse, ekstra etkenler olmadıkça o maçı kazanır ancak takımın yaşadığı gel-gitler bunun gerçekleşmesine engel.
Zor sezon oynuyoruz, kolay değil.
30 Ocak 2012 Pazartesi
#1000 Galibiyet

Bienvenu üzerine yapışan o kötü algıya rağmen dün ligdeki 6. golünü kaydetti. Çalışkan ve gayretliydi, elinden geleni yaptı. Stoch ise Fenerbahçe forması ile artık oldu dediğimiz oyununa müthiş goller eklemeye devam ediyor. Bu kez solundan sağına çektiği şekilde değil fakat yine ceza sahası dışından rakibi de oldukça uzaklara göndererek sol ayağıyla ve yine kalenin en ulaşılmaz yerine nişanladı. Aykut hocanın güzel transferlerinden, geleceği parlak ve böyle devam ederse de kapımızı çalmaya başlarlar.
Takımın bir hafta öyle, diğer hafta böyle hatta maçın içinde gelip-giden oyununu yaşanan sürecin belirsizliğine bağlıyorum. Düşününce çok mantıksız değil aslında. Tüm bu süreç o kadar dengesiz ki takım da sanırım buna fazla direnç gösteremiyor lakin sürekli tekrar ettiğim gibi 23 hafta sonunda lig istatistikleri oldukça iyi ve alkışı hak ediyor. Sezonun geri kalanında zor da olsa bu gel-gitli oyunu biraz daha istikrara çekmek herkesin isteği ama dediğim gibi sahadaki mücadeleyi sürecin dışında tutmak pek kolay değil.
Bitirmeden de hep sevdiğim, gol atan futbolcunun sevincini tribün ile, taraftar ile paylaşmasını yazayım. Dün akşam Bienvenu attığı gol sonrası kale arkasındaki taraftara koştu ve yine o sevdiğim görüntü ortaya çıktı. Futbolun ve onunla ilintili tribünün en güzel görüntülerinden..
Elemanı da ayrıca seviyorum ama çok itip kakıyorsunuz! Herşeyi bu kadar kolay harcamayın, merak etmeyin hayatınızdan birşey eksilmez!

26 Ocak 2012 Perşembe
Zor

Fenerbahçe ligdeki 3. mağlubiyetini 22. haftada Olimpiyat Stadı'nda İBB karşısında aldı. Takımın lig istatistikleri göz ardı edilemeyecek süreç ve şartlar nedeniyle bana göre hala gayet iyi.
Geri kalan maçları yine kazanacağız, bazen yenileceğiz fakat bu sezonu oynamak zor hem de çok zor.
Yukarıdaki fotoğraf önemlidir ve belki biraz derinlemesine bakmak gerekir..
22 Ocak 2012 Pazar
Forvetsiz!

Şike soruşturmasında şike var diyoruz. En başından beri dönen dolaplara, hasıraltı edilenlere dikkat çekiyoruz. En büyük şikenin "Fenerbahçe şampiyon olmasın da kim olursa (o anda rakibi kimse o) olsun düşüncesi ve sahaya yansıyan karakteridir diyoruz. Geçen sezon kazandığımız şampiyonluk bileğimizin hakkıyla, alın terimizle kazandığımız şampiyonluktur, o şampiyonluğu kimseye vermeyiz diyoruz. 58. madde değişmesin, küme düşme kalkmasın konusunda ısrar ediyoruz, geri adım atmıyoruz.
Bunlar olurken para akışının kesilmemesi için süper lig devam ediyor ve maçlar oynuyoruz! Geçen yazıda vurgu yaptığım gibi Semih + Bienvenu forvet hattıyla buralara geldik ve de gayet iyi geldik, bu önemli birşey demiştim. Dün akşam ise Kayserispor karşısına ise kağıt üstünde forvet oyuncusu olmadan çıktık. Alex en önde, biraz arkasında sağında-solunda serbest ama sola meyilli ters ayak Stoch, biraz Caner ve Mehmet Topuz destekli kurgu ancak aralarında forvet yok gördüğünüz üzere..
Bu forvetsiz düzen ile maçı 3-0 yapabildik ve kopardık, kazandık. Son imzayı Bienvenu attı, maç 4-0 bitti. Ben tarafım, Fenerbahçe'den yanayım ama objektif olanlar! da burada önemli bir mücadele ve başarı olduğunu görüyorlardır diye umuyorum. Onlar objektif olduğu için Fenerbahçe'nin 21 hafta sonunda, tüm yaşanan sürece rağmen, forvet hattındaki zayıflık veya formsuzluğa rağmen bulunduğu yeri takdir ediyorlardır belki?
Takım her hafta ayakta kalmaya çalışırken, dışarıda Fenerbahçe üzerinden pazarlıklar dönerken ve biz bu ligde oynadığımız her maça boynumuzda ilmek ile çıkarken, dün akşam da Kayserispor maçına forvetsiz çıktık!
Fenerbahçe'yi seversiniz, sevmezsiniz veya nefret edersiniz ama şartları bir düşünün isterseniz.
Karanlık bir yolun içinde ilerliyoruz,
Fakat o yolun sonunda doğacak güneşi hep hayal ediyor ve görüyoruz..
17 Ocak 2012 Salı
90+5!

Acımız çok taze ama hep derler ya hayat devam ediyor? Fenerbahçe de o hayata ve mücadelesine devam etmeye çalışıyor. 20. haftanın son karşılaşmasında Manisa deplasmanına çokça hüzün ve sırtından hiç eksilmeyen sorunlarla çıktı Fenerbahçe. Kaptanı ve yakın tarihin efsanesi Alex'ten yoksundu. Forvet sayısı, onların formu ve onların tüm iyi niyetine rağmen yeterliliklerini de kötü şartlara eklemeliyiz.
Buna rağmen Fenerbahçe, Manisa deplasmanında çok önemli pozisyonlara girdi ve çok ciddi gol fırsatlarından yararlanamadı. Caner'in 55'te Stoch ile yarattığı organizasyon sonunda cetvel ile çizerek hakettiği golü buldu, üstüne çok önemli pozisyonları kaçırmaya devam etti ve hemen ardından hiç haketmediği golü kalesinde gördü. O ana kadar radyodan dinlediğim maçta bu gol Manisa'nın ilk ciddi pozisyonuydu. 1-1'den sonra girilen pozisyonlar paylaşıldı ve maçın sonuna gelindi.
Futbol netice oyunu diyecekler ahkam hazırlıklarına, sevmeyenimiz ellerini ovuşturmaya başlamıştı. Fakat 90+5'te maçın önemli isimlerinden Caner'in aldığı faul ve oradan gelen serbest vuruşta Cristian'ın arkaya doğru doldurduğu top Yiğit İncedemir'in kafasına çarpıp ağlarla buluşmasın mı?
Bizlerde yine o eşsiz sevinç, diğer taraftaki durumu ise varın siz tahmin edin..
Fenerbahçe futbol takımı ve hocası Aykut Kocaman alkışın kralını hak ediyor!
Semih + Bienvenu forvet hattıyla 20 hafta ve bugün son 10 dk. Recep Niyaz'ın oyuna girdiği bu Fenerbahçe takımına herkes saygı duysun.
Aşağıdaki gol sevincine de ben kurban olayım.
10 Ocak 2012 Salı
Ayakta Kalmaya Çalışmak

Kötü başladık, Gaziantepspor önce pis kaçırdı sonra attı. Devreye 0-1 mağlup girerken rakip te 10 kişi kaldı. İkinci yarıda da çok etkin değildik, sevmeyenimiz kalan dakikaları ince ince hesaplarken önce 76'da Ziegler'in pasında Stoch ile 1-1 yaptık. Sevmeyenimiz daha tühh bee az kalmıştı diyemeden 77'de Alex'in pasında Cristian uzak kale ağlarını gördü, 2-1 öne geçtik. Fenerbahçe'yi sevmeyenin hesabı 2 dakikada bozulurken 90+da yine Alex'in pasında Mehmet Topuz fişi çekti, 3-1 kazandık.
Yukarıdaki paragraf içinde biz tribünde, takım sahada sevinirken diğer tarafta Fenerbahçe yine puan kaybetsin heveslisi kitle hayal kırıklığına uğruyordu. Bunlar işin doğası gereği güzel, seviyoruz vs. ama bu sezon tekniğe-taktiğe girmeyen ben olası gidişat hakkında 1-2 bişey demek isterim.
Öncelikle Fenerbahçe futbol takımının her bireyi mücadele ettikleri bu sezon için büyük alkışı hak ediyorlar. Kötü oynayan futbolcu alkışlanır mı demeyin, konu bu değil. Onları en çok biz; tribünde, sokakta, memleketin veya dünyanın bir yerlerinde Fenerbahçe için heyecanlanan taraftarı anlıyor. Başka da kimse anlamaz, anlamayacak ta zaten!
Takım geçen sezon şampiyon olan kadroya göre belirgin güç kaybetti gibi tek tek isimleri sayarak bilinen ama aslında çok önemli olan detayı yazmak yerine Aykut Kocaman'ın sezon başlarında katıldığı bir TV programında söylediği ve bugünlerde etkisini çok açıkça gördüğümüz ifadesine dikkat çekmek gerek.
Aykut Kocaman takımın üzerine atılan lekelere karşı alın terini savunan futbolcuların motivasyonu ile ilgili bir soruya "bu tip bir motivasyon bir yere kadar bizi ayakta tutar, daha sonra bundan güç alamayız, doğal olarak futbolcularda bu motivasyon düşecektir" gibi bir cevap vermişti.
Aykut hocanın sezon başında dediği maalesef doğru ve onun takımını yaşanan bütün bu sürecin dışında hiçbir şey olmamış gibi maçlara hazırlaması gerçekten çok zor. Ve Aykut hocanın varlığı, şu süreçte başımızda oluşu bu kötü ortamda çok büyük huzur veriyor.
Takımın geride kalan 19 haftada belki de kariyerinin en formsuz sezonunu geçiren Semih ve kapasitesi sınırlı Bienvenu forvet hattı ile uzun süre liderlik koltuğunda ve halen 2.lik pozisyonunda olması gerçekten önemli diye düşünüyorum. Lakin hiç istemesek te normal sezonun devamında mevcut kadro sendeleyebilir. Takım her geçen hafta ayakta kalmak için mücadele ederken, rakiplerinin mental anlamda bir sıkıntı yaşamaması da saha içine yansıyan önemli handikaplardan.
Fakat kimse Fenerbahçe kadrosunun 2 forveti varmış, onlardan biri çok formsuzmuş, ötekisi çok garibanmış, başkanı ve yöneticileri 6 aydır ve daha da fazlası özgürlüğünden uzakmış, medya her gün-her hafta kamuoyuna zehirli yayınlar yaparmış, bu ülkede adalet var, hukuk var ama gerçekten bazılarına yokmuş demeyecek.
Fenerbahçe dışındakiler için hayat gayet yolunda, Fenerbahçe ise ayakta kalmaya çalışıyor..
Taraftarı ona hep omuz verecek,
Bu zor günler geçecek..
4 Ocak 2012 Çarşamba
Fenerbahçe Birleştirir

Yine bir hafta içi maçı ve santrası 18.00'de yapılan deplasman! Rakip temiz futbol adına bilinen lokomotif büyüklerinin kuyruğuna takılmış ve onlar gibi temiz futbol arayıcısı olan Orduspor. Maçı Antalya deplasmanında olduğu gibi mesai bitiminde yolda radyodan dinledim ve arkadaşlarımla beraber dekodere boyun eğmemeye çabaladım. Maç Stancu ve Emre'nin karşılıklı golleri ile 1-1 berabere bitti. Biraz üzüldüm ama yine içime döndüm, seviyorum Fenerbahçe'yi dedim, hüznü ile umutsuz anlarda bile..
Adına genel olarak sosyal medya denen çağımızın en popüler iletişim ve kendini ifade etme mecralarından twitter'a dönüp baktım. Fenerbahçe taraftarı keskin bir biçimde fikir ayrılığında..Puan kaybı nedeniyle veya kötü mücadele verildiğini düşünüp futbolculara kademeli artış şeklinde eleştiri / hüküm verme / küfür etme tepkisi koyanlar ve bunların aksine içinde bulunduğumuz sezonu, yaşananları / dayatılanları düşünüp sahadaki görüntü kötü de olsa ağzından kötü söz, eleştiri çıkmayan ve ilk saydığım grup ile mücadele verenler var. Üzüldüm.
İşte mücadele önemli kelime ama o mücadele yanlış yerde yapılıyor bana göre..Kimse kimseyi benim yaklaşımım doğrudur, sen yanlış yapıyorsun, futbolcu / teknik direktör kötü performans gösterdiyse eleştirilir veya tam tersi eleştirilemez diye zorlamasın. Bireyler hür iradeleri, düşünceleri ile var. Düşünsenize milyonları kapsayan bir kitleden bahsediyoruz ve tek tip düşünce veya yaklaşım olamaz, olmasın da zaten lakin bu sezon Fenerbahçe için daha çok uzun. Ve bir Ordu deplasmanı beraberliğinde bu karşıt fikir mücadelesinde enerjiyi boşa harcarsanız önümüzdeki haftalarda enerji kalmaz.
Benim tavsiyem enerjinizi ve hırsınızı "Fenerbahçe şampiyon olmasın da kim olursa olsun yaa" veya "temiz futbol, temiz lig" istiyoruz diyenlere saklayın. Bunlara ek daha çok enerji ve hırs saklama ifadesi de var biliyorsunuz.
Yeter ki hiç aklınızdan çıkarmayın;
Fenerbahçe umuttur, iyi günde de kötü günde de..
Onun sevgisi taraftarını birleştirir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





