Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ağustos 2012 Çarşamba

2. Gol?


Zor günlerin içinden geçiyoruz, geçmeye çalışıyoruz. Aslında bu günleri zorlaştıran şeyler var, ben onları sevmiyorum. Beni bilen sizler de bunların neler olduğunu biliyorsunuz. Bu tip dönemlerde en çok ihtiyaç duyulan şey sahada alınan sonuçtur. Kazanırsan üzerine yönelmiş oklar yaylarında gergin halde beklerler, en azından ilk kötü sonuca kadar yaylarından fırlamazlar! Fenerbahçe'nin de sahadan pozitif sonucu çekip alması bu dönemin en gerekli gerçeği!

Dün akşam Moskova'da Şampiyonlar Ligi gruplarına kalabilmek için son engel olan Spartak Moskova karşısına çıktık. Açıkçası ben maç öncesi hislerimde geride kalan 4 resmi maçı düşünerek buradan pozitif bir sonuç ile Kadıköy'e döneceğimizi düşünüyordum. Olmadı, meşhur operasyon sonrası koptuğumuz! ve rakibimiz olan Emenike'nin golüne Kuyt ile karşılık vermemize rağmen canımı sıkan o 2. gole engel olamadık ve Kombarov'un sayısı ile 2-1 kaybettik. Ben çocukken deplasmanda alınan tek farklı gollü yenilgilerin çok ayrı bir önemi vardı ve eğer olursa bu tip yenilgilere çok üzülmez, rövanşa umutla bakardık.

Bugün kağıt üstünde hala deplasmanda atılan golün önemi var lakin ben artık en kötü beraberlik hatta kazanacağımıza dair düşüncelere kapılmaktan mıdır nedir o 2. gole çok bozuldum. Bir kere golün oluşumu da kötü, önceki yazılarda arada vurgu yapmaya çalıştığım "kötü goller yiyoruz"un devamı gibiydi. Kombarov kornerden gelen topa gelişine vuruyor, ayağına oturmasını falan geçtim o topa öyle rahat vurdurmamak veya hiç vurdurmamak gerek! Kombarov'un vurduğu yere en yakındaki adamımız da Kuyt, saygıyla selamlıyorum. İnanılmaz efektif oynuyor, müthiş çalışkan, tam bir working class hero! Buraya sıkıştırmakta sakıncası yok, geçen sezon Liverpool'da 2 gol atması üzerine Muslera da (o penaltının atılmasından rahatsızlık duymadan) 1 gol attı diye müthiş espri yapanlara 5 resmi maçta 5 gol ile adeta biz ayrı dünyaların insanlarıyız diyor.

Beni tedirgin eden skora döneyim. Öncelikle Fenerbahçe ile ilgili hiç kötümser olmadım, kötü giden birşeyler varsa bile bunu eşimle dostumla dertleşerek yaptım, eskiden twitter da yoktu, aramızda hallediyorduk! Şimdi yine kötümser değilim lakin bize yetecek o klasik 1-0'da tur atlıyoruz gerçeğine inanamıyorum. Öyle bir dünya yok gibi geliyor bana, gerçi bir yandan da böyle olmaz denilen durumlarda gerçekleşen şeyler aklıma geliyor. Tur Kadıköy'e kaldığı için ortada gibi de olsa kazanmak zorunluluğumuz gerçeğiyle % 45 - 55 aleyhimize bir durum olduğunu düşünüyorum (isteyen % 40 - 60 veya daha da kötüleştirebilir). Sonuna kadar kovalayacağız!

Son olarak Aykut Kocaman! Dün akşam sahaya çıkardığı ilk 11 ile ilgili bana göre hiçbir sıkıntı yok. Biz bu yollardan çok geçtik, o istenilen ilk 11 her neyse, alınan skor 2-1değil 3-1 olsa o istenen ilk 11 itin pardon yerin dibine sokulacaktı. Hoca Spartak Moskova ile kora kor mücadele olacağını kestirmiş ve doğru oyuncular ile bu mücadeleye ortak olmayı planlamış. Takım bana göre dün akşam kora kor mücadele etti, hücumda kadro yapısı nedeniyle yeteri kadar üretken olamadı ve maalesef hala kolay goller yiyor.

Şu aralar biraz acı çekiyoruz ama bu günler de geçecek. Hayatta da böyle değil mi? Bazı doğruları acı çekerek öğreniyoruz. Biz Fenerbahçe'yiz, onu yeneriz, bunu yeneriz ile olmuyor bu işler. Sabredin, takımın başındaki insanın değerini gidince aramayın!

9 Ağustos 2012 Perşembe

Mutlu ve Umutlu


Öncelikle dün akşamki sonuçtan dolayı çok mutlu olduğumu söyleyeyim. Vaslui elenmesi gereken bir rakipti ancak biliyorsunuz geçen hafta ilk maçta Kadıköy'de alınan 1-1 beraberlik ve hemen peşinden gelen fazla kötümser reaksiyonlar ve olası bir elenme durumunda bunların artabilmesi ile maç öncesinde gerilmiştim. Aykut hoca üzerine yoğunlaşacak tepkileri düşünmüştüm. Herkes bilirkişi olacaktı, hesap soracaktı, bir sürü sevmediğim şey olacaktı ve bunları düşünüp maç öncesi sıkılmıştım.

Ancak Fenerbahçe kendi sahasında bilmem kaç maçtır yenilmeyen Vaslui'yi Caner, Kuyt (2) ve Sow'un güzel golleriyle 1-4 yenerek Şampiyonlar Ligi play-off turuna kaldı. Yukarıda saydığım kötümser ihtimaller ilk kötü sonuçta ortaya çıkmak üzere rafa kalktı! 1 hafta önce kötü oynayan Fenerbahçe dün akşam daha iyi oynarken geçen hafta yanlış ilk 11 tercih eden Aykut hoca bu kez bana göre doğru 11'i sahaya sürdü. Maça iyi başladık, tur için kilit golü erken bulduk, Vaslui'nin hızlı cevabına engel olamadık, maçın içinde gel-gitler yaşadık ama geçen haftaya göre daha iyiydik. 2. yarının başında Volkan'ın penaltıyı kurtarması ardından Kuyt'ın kale direklerinin birleştiği noktaya yakın yerdeki örümcek ağlarını alan muhteşem golü ile turu kaptık.

Kuyt çok önemli bir isim. Yıldız olup sahada bununla ilgili en ufak bir ister şımarıklık deyin ister kapris deyin görmediğiniz çok güzel bir adam. Aykut hocanın transferdeki bu ince ayarını sevdiğimi daha önce çok söyledim, olsun bir daha söyleyeyim. Sow'un maçın bitiriş golünü atması da çok güzel oldu tıpkı golün kendisi kadar. Onun Fenerbahçe kadrosunda olmasının ne kadar önemli olduğunu hatırlamak, hatırlatmak açısından değerliydi.

Vaslui'yi elemek Avrupa'da minimum Aralık ayına kadar yola devam etmek demekti. Şampiyonlar Ligi'nde tek başına yer alıp pastadan gelecek parayı kasaya atmayı hesaplayan ezeli rakibe henüz değil demekti. Farkındayız bir sonraki tur olan play-off turunda rakipler zorlu ve Şampiyonlar Ligi gruplarına kalabilmek kolay değil. Ezeli rakip yine aportta bekleyecek ama biz de pes etmeyeceğiz, istediğimiz olmazsa da Avrupa Ligi gruplarında devam edeceğiz.

Bitirirken de eğer bu yazıyı okuyorsanız hemen bundan 2 önceki Sezon Başı yazısına ve özellikle son paragrafa bir daha bakın diye rica edeyim. Enseyi hemen karartmayın!

2 Ağustos 2012 Perşembe

Sezon Başı


Sezona dün akşam oynanan Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme maçı ile resmen başlamış olduk. Rakip Romanya'dan Vaslui. Kura çekimindeki muhtemel rakipler süzülene kadar neredeyse ismi ile karşılaştığımız bir takım değil. Dolayısıyla Fenerbahçe için rakibin elenmesi gerekliliği baskısını otomatik cebe atan bir durum. Elemeliyiz tabii ki lakin yine sezon başı gibi bir gerçekle karşı karşıyayız!

Sezon başı resmi maçlarına fırtına gibi, hadi abartmayayım yeterince iyi giren takım sayısı çok fazla değil sanırım. Diğer takımları bırakıp Fenerbahçe için konuşayım, açıkçası pek hatırlamıyorum. Sezon başındaki ağır fiziksel yükleme temelli antrenmanların etkisi olsa gerek sezon başındaki maçlar tatsız geçiyor, araya sıkıştırdığın gol veya gollerle kazanırsan ne ala ama onun dışında sevimsiz bir durum var gerçekten.

Dün akşam da Fenerbahçe oldukça kötü oynayarak Kadıköy'de istediği sonucu alamadı; 75'te yediği gole maçın bitimine kısa süre kala Bekir'in kafası ile karşılık verince 1-1 ile yetinmek zorunda kaldı. Bilemeyiz tabi ama Kadıköy'de yenen gol tura mal olabileceği gibi Bekir'in son dakikada attığı gol turu geçme konusunda kritik olabilir. Bunu önümüzdeki çarşamba akşamı göreceğiz.

Takım kötü dedik, bunun sezon başı kötülüğü olmasını umuyorum ve öyle düşünüyorum. Aykut hoca da ilk 11'deki Semih tercihi ile yanlış yaptı diye not düşelim, bunun sezon başı gibi bir etkene bağlı olmadığını biliyoruz. Semih fazlasıyla geriye gitmiş durumda ve maalesef koca ilk yarıyı boşa geçen bir zaman gibi görebiliriz. Aykut hoca daha sonraki oyuncu değişiklikleri ile bana göre olması gerekeni yaptı ama takım üretemedi, etkili olamadı. Rövanşta iyi bir diziliş ve mutlaka daha iyi oynamalıyız. Gol veya gollere ihtiyaç olacak.

Bir de kimseye akıl verecek değilim ve bunu da emin olun hiç sevmem ama hocaya ve futbolculara tepki için fazla acelecilik olduğunu düşünüyorum. Büyük kitleler içinde tabii ki tek tip reaksiyon görebilmek imkansız ancak sezon başındayız diye noktalıyorum.

28 Ağustos 2011 Pazar

İşkence Organizasyonu!


3 Temmuz tarihinden beri işkence yapma peşindesiniz! Sizinkisi şike soruşturması falan değil alenen işkence, hem de çok büyük bir kitleye, Fenerbahçe'yi çok sevenlere, günlerdir, her yolu deneyerek! Fakat bu işkencelerinize boyun eğmeyen, direnen Fenerbahçe taraftarı karşınızda dimdik ayakta!

Bir operasyon başlatıyorsunuz ve bunu Türk futbolunu temizlemek adına yaptığınızı iddia ediyorsunuz! Elinizdeki kanıtlarla suçüstü yapmıyor, ligin tescil edilmesini ve hatta ardından genel seçimlerin sonuçlanmasını bekliyorsunuz! Pardon, atlamayayım, 29 Haziran'daki TFF başkanlık seçimini de bekliyorsunuz ve başkanlığa şu sıralar piyonunuz olduğunu gayet iyi anladığımız Mehmet Ali Aydınlar'ı apar topar seçiyorsunuz! Seçim sürecinde Aydınlar'ın nasıl tek aday haline getirildiğine ve kimlerin kendisini desteklediğine girmiyorum, hatırlıyorsunuzdur. Ardından bütün bunlar hallolduktan sonra 3 Temmuz Pazar sabahı düğmeye basıyorsunuz!

Operasyonun ana "suçlu" karakteri Fenerbahçe. Birkaç gün sonra yalandan Beşiktaş ve Trabzonspor kulüpleri de bu operasyona "şüpheli" olarak katılmış süsü veriliyor ki sadece Fenerbahçe'ye odaklanılmıyor, bakın herkesi temizliyoruz diyorsunuz. Hatta o kadar ki operasyon her geçen gün emniyetin ve medyanın empozesiyle sertleşirken 1 ay sonra yalandan Galatasaray'ın 2006 Mayıs'ındaki teşvik primini de araştırıyoruz havası katıyorsunuz. Oyunu o kadar güzel oynuyorsunuz ki Aydınlar'ın gerekirse Galatasaray'ın şampiyonluğunu alırız demeciyle Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı hep bir ağızdan bak Fenerbahçeli "Fenerasyon" başkanı diye hiddetleniyorlar! Şimdilerde insanların ne oldu bu Galatasaray olayı dediğini duyuyor musunuz? Hafıza!

Fenerbahçe taraftarı yargılama sürecindeki - aslında daha mahkeme bile başlamadan - kamuoyuna emniyet desteği ve medya gücü ile dayatılan bu insanlar şüpheli değil suçludur organizasyonuna uyanık kalıyor ve süreç boyunca direnmeye and içiyor fakat bu kör kütük Aziz Yıldırım savunması ve şikeyi sahiplenme olarak algılanırken kazandığı Türkiye Kupası'nı aklanana kadar sözlü! olarak iade eden (kupanın nerede olduğunu bilen varsa lütfen bildirsin) ve taraftarı tarafından aklanında gelin söylemini sunan Beşiktaş ahlaklı duruş sergileyen olarak algılanıyordu! Oysa ki şike yapmış olsun veya yapmamış olsun; hem Beşiktaş hem de Trabzonspor bu operasyonun yalandan belirlenmiş figüranları, dikkati dağıtma amaçlı karakterleriydi. Şike bulunacaksa Fenerbahçe'de bulunacak ve Türk Futbolu temizlenecekti!

Fakat, süreç harika işliyor, arada Aziz Yıldırım ile ilgili ne kadar şikayet edebilecek adam varsa ifadeye çağırılıyor, dosya güçlendiriliyor! Emenike'nin para sayarken görüntüsü, Fenerium torbasında taşınan şike paraları yerlerini başka güçlü delillere bırakıyor ve Federasyon halka bu kadar güçlü deliller sunulurken! ve yargısız infazın kitabı yeniden yazılırken Süper Lig'i aynen başlatacağını ve mahkeme sürecini bekleyeceğini duyuruyordu. Futbol Federasyonu bu açıklamayı yaptığında tarih 15 Ağustos'u gösteriyordu ve 25 Ağustos'ta yapılacak olan Şampiyonlar Ligi grup kuralarına 10 gün süre vardı. Bu süreçte araya play-off sistemini dayattıklarını ve daha fazla dekoder alınmasını talep ettiklerini eklemek gerek! Bunlar hep masum girişimler!


İşkencenin şiddetinin arttığı anlara geldik. Tarih 22 Ağustos 2011, UEFA Başmüfettişi Pierre Cornu İstanbul'a gelip TFF yetkilileri ve soruşturmayı yürüten Savcı Mehmet Berk ile görüşüp süreç hakkında bilgi alıyor (daha sonra kimlerden sadece kim için bilgi aldığını anlayacağız!). Tarih 24 Ağustos 2011, TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar ve yanındaki heyet Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü ziyaret ediyor. Ziyaretinizin sebebi nedir diye soruyorlar ve gelen cevap: seçildikten sonra bir türlü fırsat bulamadık, ancak şimdi! Bu masum ve gecikmiş ziyaretin ardından akşam 18.30 civarında, kura çekimine 24 saat kala Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan men ediyorsunuz! Kararın geçen gün bilgilendirilen UEFA'nın telkini ile TFF tarafından verildiğini öğreniyoruz. İşkenceyi yapmak niyetinde olanlar utanmıyorlar, diyorlar ki benim ligimde oynayabilirsin çünkü bana para kazandırıyorsun ancak Avrupa'da oynayamazsın! Bitmiyor birkaç saat sonra yukarıda vurgulamaya çalıştığım bu operasyona yalandan katılmış, şüpheli gibi gösterilen Trabzonspor, Fenerbahçe'nin yerine Şampiyonlar Ligi kurasına ekleniyor! Nasıl ama, müthiş değil mi?

TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar'a bir TV programında soruyorlar, diyorlar ki aynı soruşturmada şüpheli olan Beşiktaş yoluna Avrupa Ligi'nde devam ediyor, cevap: Beşiktaş şike soruşturmasına konu olan Türkiye Kupasını iade etti (tekrarlıyorum, kupa şu anda nerede?) ve UEFA bunu iyi niyet olarak algıladı! Diyorum ya işkence yapmak için and içmişler. Dayanın, direnin! Fakat bitmiyor, soruşturmada yalandan yurtdışı yasağı konan ve tutuksuz yargılanan Trabzonspor Başkanı Sadri Şener'in bu yurtdışı çıkış yasağı hemen ertesi gün kaldırılıyor! Sabredin!

Yazı uzadıkça canım sıkılıyor, belki anlatmak istediğinden sapıyor ama madem bu yazı tarihe not düşecek arada Galatasaray camiasının uzun kollarının UEFA'ya bakın burada şikeciler var ve küme düşmüyorlar ispiyonlamasını yazmak gerek. Blog'ta bir önceki yazı Fenerbahçe'yi sahada devirmeyi deneyin idi ama orada pek olmuyor bari Fransızcamızı kullanalım, boşa gitmesin demiş olabilirler.

Toparlamaya çalışırsak, Fenerbahçe bu son organize karar sonrası, taraftarından, futbolcusundan, teknik heyeti ve yönetimine dek bu ligde oynamayı reddeti ve küme düşme talebinde bulundu. Dedik ki madem bizi Şampiyonlar Ligi'ne katılamayacak kadar suçlu görüyorsunuz, o halde küme düşürün! Madem cezamız belli, onu çekelim! Ama yok olur mu hiç, TFF talebi reddetti ve lig aynen planlandığı gibi başlayacak dedi. Fenerbahçe sezona başlayacak, ve belki şampiyon olacak ama bu şampiyon olduğu sezon suçluluğu ispat edilirse boşa gidecek, sonra küme düşmesi gerekirse düşecek! İşkence son sürat!

Bütün bunlara, oynanan oyunlara ve kurulan tezgahlara direnmek, dayanmak, sabretmek, ayakta kalabilmek ve sağlıklı düşünebilmek çok zor ama hala ayaktayız ve direnmeye devam ediyoruz!

Bu işkencenin sonunu nasıl planladılar bilemiyorum ama kundaktaki bebesinden, şu anda hastanede tedavi olan Lefter'e kadar tüm Fenerbahçelileri tahmin edemeyecekleri kadar kenetlediler!

Fenerbahçe'nin halk olduğunu, halkın takımı olduğunu ya unuttular ya da görmezden geldiler.

Bekleyin, henüz göremediyseniz de göreceksiniz!

5 Ağustos 2010 Perşembe

Üzerine Bir Bardak Soğuk Fener Su İçelim!


Tesadüf bu ya, dün Young Boys rövanşı öncesi Fenerbahçe Spor Kulübü resmi sitesinden yeni kulüp ürünü "Fenerbahçe Su" tanıtımını yaptı. Aziz Yıldırım döneminde oldukça ve oldukça genişleyen ürün yelpazesinin son halkası Fenerbahçe Su!

bu yeni "ürün"tanıtımının hemen ardından ise Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi 3. ön elemesinde 2-2'lik ilk maçın rövanşına çıktı Kadıköy'de. taraftarın bir diğer son hafta travması ardından takımı aynı yerde tekrar görmek için tribünlere geldiği, maç öncesi ilk maçtaki kötü oyuna rağmen akıllara getirilmeyen elenme riski ve bir şekilde turu geçeriz hisleri..hepsini geçtim, herşeye rağmen değişmeyen gerçek: hasretinle yandı gönlüm!

fakat sahadaki sonuç bir kez daha hayalkırıklığı ve etkisi doğal olarak üzüntü. belki bunlardan ayrı olarak vurgu yapmak gereği olan tepkilerin sinirlenme boyutunda ve direkt olarak yönetim bazlı olması. taraftarın Young Boys'a elenmenin üzerine soğuk bir Fener Su içmesini beklemek başkalarının yapacağı bir iş olmalı, Fenerbahçe yönetiminin değil. bazı şeyleri aradan kısa bir süre geçtikten sonra tekrar yaşamak zorundayız sanki: son hafta şampiyonluk kaybetmek - yaz sezonunda maksimum vakit kaybedilen aynı adamlara kitlenmek - transferi sezon başladıktan sonraya kadar netleştirememek - Şampiyonlar Ligi hedefini bu süreçteki hatalar ile kaybetmek.

Futbola bu kadar ilgi duyan, onunla ilgili gerçekleri bilen biri olarak, futbolun bir parçası olan transferin basite indirgenmemesi gerektiğini, belli ciddi araştırmalar ardından pazarlıklar ve bir disiplin içerisinde halledilmesi gerektiğini biliyorum ama Fenerbahçe yönetiminin bunları yapmak için oldukça zamanı vardı. artık transfer aceleye gelmez sözünün burada dengesiz bir hal aldığı çok acı bir gerçek.

Yönetimi bu seviyede eleştirirken 2 Young Boys maçında sahaya çıkan Fenerbahçeli futbolcuların da an itibariyle iyi olmadıkları ve bu mevcut durumdan çıkmak için zamanı iyi kullanmaları gerektiğini belirtmek gerek. konu başarısızlık ve Fenerbahçe olunca buradan ekmek yiyen çok olur tıpkı başarısızlık yerine başarı olduğundaki gibi. şimdi en nihayetinde Fenerbahçe için bu seviyede elenmek kötü bir sonuç fakat diğer yandan Young Boys'un 2 maç sonunda turu geçmeyi çok net hak ettiği de gerçek. Fenerbahçe'nin bu sıkıntılı başlayan sezonda hazır kıta bekleyen felaket senaryolarını hızlıca bertaraf edecek oyun olmasa bile saha skorlarına ihtiyacı var. Aykut hocanın maç sonu basın toplantısında kullandığı ifadelerin yine doğru ve önemli olduğunu düşünüyorum. Fenerbahçe'nin birikmiş sorunları olduğunu, görevde olduğu sürede de bunlarla yüzleşmek ve çözmek zorunda olduğunu söylemesi önemli.

Ancak transferin bu kadar uzun bir sürede sonlandırılamaması, aynı adamlara kilitlenip vakit kaybedilmesi, nasıl olsa Young Boys'u geçeriz daha zaman var hallederiz mantığında olunması ardından Fenerbahçe yönetimi piyasaya sürdüğü suyu bence kendi içmelidir.

29 Temmuz 2010 Perşembe

Young Boys 2 - Fenerbahçe 2


Fenerbahçe yeni sezonun ilk resmi maçında, Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme karşılaşmasında Young Boys deplasmanından 2-2'lik bir skorla Kadıköy'e geri dönüyor. maçın detayına ve yansımaları üzerinden konuşmaya girmeden kısa bir maç özeti cümlesi şöyle benim açımdan: Fenerbahçe'nin oyunu kötü, alınan skor buna göre gayet iyi.

Young Boys karşısında maça başlayan Fenerbahçe ilk 11'nde belirli eksiklerden söz etmek mümkün, bunu bahane olarak değil detay olarak yazdığımı da belirtmek isterim. Aykut hocanın hazırlık maçlarında defansın ortasında sürekli oynattığı İlhan Eker de son antremanda sakatlanmış ve defans kurgusu Gökhan Gönül - Lugano'suzluğun yanında hazırlık maçlarında sürekli denenen Bilica - İlhan Eker tertibinde bile değil, Önder sağbekte, Bekir ise İlhan'ın muhtemel başlayacağı yerdeydi. maçın ilk anlarından itibaren Young Boys etkisi ve tehlikelerini hissettik. fakat golü bulan taraf güzel paslaşmalar sonrası Fenerbahçe oldu. Young Boys'un İsviçre ligindeki maçlarının ne kadar gollü olduğunu biliyoruz onlar da zaten oynadıkları oyunun doğal karşılığının bu olduğunu maçın tamamında izleyenlere hissettirdiler. yedikleri gol sonrası kalemizi yoklamaya devam ettiler ve golü buldular. Fenerbahçe açısından kötü bir goldü, rakip 6 pasın içinden çok rahat bir kafa vuruşuyla golü buldu. ilk yarının devamında da Young Boys gerçekten kötü goller kaçırdı, hele bir pozisyonda arkaya kaçan adamın plasesinin direkten dönmesi ve dönen topa vuruşun boş kale yerine alakasız bir yere gitmesi en fena olanıydı. buralardan gol çıkaramayan Young Boys 2. organize gelen Fenerbahçe atağında kalesinde golü gördü. Stoch maçın içinde parlayan güzel performansını bu güzel golle süsledi. ardından çok geçmeden Kazım'ın değişmeyeceğini ispatladığı anlamsız hareketi sonrası 2. sarı ile kırmızı kartı görmesi ve devreye 10 kişi kalarak oynanan oyuna göre güzel skorla giriş.

2. yarıda 10 kişi kalma nedeniyle daha kapanan bir Fenerbahçe ama bir yerden sonra yine tehlikeli Young Boys atakları, Volkan'ın çıkardığı, direkten dönen şut vs. ve sonlara doğru bir penaltı golüyle 2-2'ye gelen oyun. normal bir Avrupa maçı için deplasmanda alınan 2-2 lik skor her zaman iyidir ancak bu 2-2 konusunda şanslı olduğumuzu söylemeliyiz.

maçın ardından medyadan yansıyan reaksiyonlar çok bilindik! onlar Fenerbahçe'nin biraz kötü veya biraz iyi olmasından her zaman nemalandılar, bundan sonra da nemalanacaklardır. burada önemli olan Fenerbahçe'nin çıktığı ilk resmi maçta ortaya iyi bir performans koyamadığı ama bu performans sonrası gelecekle ilgili çok büyük negatif çığırtkanlıkların da yapılmaması, negatif ortam yaratanların niyetlerinin bilinmesi gerektiğidir. yazının başında bahane olarak değil ama detay olarak söz etme gereği hissettiğim takımın önemli eksiklerinin hatta tamamlanamayan transferin olduğu ortada.

Young Boys ilk maçından çıkartabileceğimiz bazı satırlar: daha sezonun en başında olduğumuzu unutmadan Fenerbahçe'nin bu olmadığını bilmek, takımda eksikler olduğunda onların yedeği dediğimiz oyuncuların kafalarda soru işareti yaratması, Stoch transferinin çok doğru bir hamle olduğu ve kendisiyle ilgili önümüzdeki dönemde de güzel şeyler söyleyebileceğimiz, Kazım'ın değişmeyeceğini ispatlaması ve üzerine düşmenin bir yarar getirmeyeceği hissi. ve kişisel fikrime göre pek olası gözükmese de Bilica'dan daha iyi bir stoper bakmanın gerekliliği, Bilica'nın + kontenjan olarak kullanılması. Forvet transferi kadar bunun da önemli olduğunu düşünüyorum. nitekim 10 kişiyle kapandığında daha iyi gözüken ancak açık alanda kötü yakalanan bir Bilica var ve Fenerbahçe şartlar zorlamadıkça kapanmayacak.

neyse bu konuda Aykut hocanın bir hamlesi olacak mı emin değilim ancak Fenerbahçe'nin dünden daha iyi olacağı, Young Boys'un da öyle çok kötü bir takım olmadığını söylemek gerek.

şimdilik en çok ihtiyacımız olan şey, zaman

16 Temmuz 2010 Cuma

Young Boys

bugün öğle saatlerinde çekilen kura sonucu Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turundaki rakibi İsviçre'den Young Boys oldu. Şampiyonlar liginde geçen sezon uygulanmaya başlanan şampiyon takımlar ile şampiyon olmadan lige katılmaya çalışan takımlar arasındaki ayrıştırma ile bugünkü muhtemel rakipler arasında İskoçya'dan Celtic'in de olduğunu söylemek gerek. muhtemel 5 rakipten biri olan Celtic bu aşamadaki tur için gereksiz sert bir eşleşme olurdu. diğer ihtimaller Romanya'dan son dönem ŞL gruplarında entersan işlere imza atan Unirea Urziceni, Yunanistan'dan PAOK ve Belçika'dan Gent takımlarıydı. Young Boys Gent ile birlikte tercih edilen takımdı. ilk maç deplasmanda, rövanş Kadıköy'de. bu aşamadaki tur için kağıt üstünde iyi kura.

Young Boys ile ilgili kısa bilgiler şöyle;

renkleri: sarı - siyah
stadları: 32.000 kapasiteli Stade de Suisse (stad Euro 2008 için inşa edilenlerden)
teknik direktörleri: Bosnalı Vladimir Petkoviç

geçen sezon İsviçre Ligini Basel'in ardından 2. sırada tamamlayan Young boys son 2 sezon ligin gol kralı olan kadrosundaki en iyi golcüsü Seydou Doumbia'yı CSKA Moskova'ya sattı.

ayrıca geçen sezon Avrupa Ligi 3. ön eleme turunda Athletic Bilbao'ya deplasman golü farkıyla elendiklerini söyleyebiliriz (0-1, 2-1).

Fenerbahçe'nin önünde geçmesi gereken play-off turunu da düşününce Young Boys'u saf dışı bırakması gerek.
yolumuz uzun olsun..