Ezeli Rekabet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ezeli Rekabet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Aralık 2012 Pazartesi
Yalnızlık
Burayı pek yalnız bıraktım. Oysa ki, geride kalan 1 ayda hayatımda bir ilk olan Avrupa deplasmanına dair yaşadıklarım, anılarım ve buranın rutinine dair yazacak pek çok şey varken zaman yaratamadım. Sıklıkla yazı girilmeyen bir blog olsa da kara deryalarda bir fenersin bu kadar yalnız kalmayı hak etmiyor sanırım. 1 aylık aradan sonra dönüşü de deplasmanda kaybettiğimiz Galatasaray derbisi ile yapıyorum! Başkaları kazanınca geri geldi demesin, siz beni bilirsiniz..
Öncelikle maç öncesinden gireyim. Derbi öncesi hafta içinde oynanan Türkiye Kupası 5. tur maçlarında Galatasaray'ın kendi evinde 1461 Trabzon'a karşı kaybedip elenmesi rakibin aldığı fiyasko kategorisine giren sonuç nedeniyle beni keyiflendirse de öte yandan kendime has bir inanç olan rakibin bizimle oynayacağı maç öncesi bu şekil bir yenilgisini sevmemem dolayısıyla da beni düşünmeye sevk etti. Kötü düşünceden uzak durmayı tercih edip, oğlum ne garip batıl inançların var dedim ve bunu eşle dostla sohbetlerde paylaşmak haricinde düşünmek istemedim. Biz de aynı turda Göztepe'yi ayarlı bir rotasyon sonucu farklı geçmiş, bu da takım için özellikle düzenli oynamayanlar için iyi bir performans maçı olmuştu.
Deplasman yasağı devam ediyordu. Yönetenler başka türlü çözemiyorlar, yasakla çözdüklerini sanıyorlar! Deplasman yasağının çıktığı ilk günden beri bu yasağa isyan eden tek tribün olan Fenerbahçe tribünü bu uygulamaya karşı muhalif tavrını sürdürdü. Kararı onlar verdiler, biz deplasmanda takımımıza destek olabilme hakkımızın gasp edilmesine isyan ettik!
Maça gelelim. Sonda söylenebilecek şeyi başta söyleyeyim, yazık bir şekilde maçı kaybettik. Galatasaray'ın ev sahibi olma avantajından kaynaklanan bir ağır basabilir ihtimali vardı, o da olmadı. Gayet ortada, kalecilerin akılda kalıcı kurtardığı pozisyonu olmayan, tamamen dengeli bir deplasman oyunu oynadığımız maçı 2-1 kaybettik. Duran toplardan yenilen 2 gol. İlki Bekir'in kafasından kendi kalemize, diğeri baraj ve yer tutma konusunda kararsız kalan Volkan'ın da hata payı ile Selçuk İnan frikiğinden. Öte yandan tek golü Arena'da yine bir sol bek ile bulduk. Hasan Ali, Galatasaray savunmasının kötü uzaklaştırdığı topu sağ ayağıyla çok düzgün bir şutla skor yaptı. Fakat hücum anlamında pek pozisyon üretemediğimiz bir derbiyi geride bıraktığımızı söylemek gerek. Maçı Galatasaray da oynayamadı ama biz de her ne kadar deplasman takımı da olsak oynayamadık. Zaten maçı kazanmaktan değil berabere bitecek bir oyun varken kaybetmekten dem vuruyorum. Maçı kazanabilecek hücum üretkenliğimiz yoktu.
Tam da burada Aykut hocanın sahaya sürdüğü takım sistemi üzerinden bir eleştiri getirmek isterim. Bu sistem aslında uzun yıllar Alex ile oynadığımız sistemde olduğu gibi tek forvetle oynanan sistem. Özellikle sağ ve sol kanatlardan ve biraz da ortadaki üçlüden daha fazla birisinin ortadaki tek forveti beslediği veya desteklediği bir sistem. Ancak ileride merkezde oynayan Sow bu düzende çok yalnız kalıyor. Dün özelinde Kuyt ve Caner ona o yalnızlığını hissettirmeyecek bir düzen içerisinde değillerdi. Aykut hocanın 4-3-3 benzeri (kimisi eski 4-2-3-1 diyor) bu sistemdeki hücum etkisizliğimizi gördüğünü biliyorum. Takımın potansiyeli var ama sanki bu düzen ile hep bir yerde tıkanıyoruz. Bugün sosyal medyada 4-4-2 denemeliyiz derken (aslında şu rakamların bir anlamı yok) tek derdim fişek Sow'un ilerideki yalnızlığının giderilmesiydi. Kurban olduğum hocama diyorum ki Sow'u Kuyt ile çift forvet yapalım, hem rakip savunma biraz daha görev dağılımı peşinde koşsun, hem de kanatlardan yardırabilecek mevcut kadrodaki potansiyel oyuncuları kullanalım. Bu düzende isimleri değiştirerek farklı 11'ler ortaya sürülebilir. Kadro yapımız buna müsait ve daha etkin bir hücum için bunu denemenin bize yarar getireceğini düşünüyorum.
Önümüzde ligin ilk yarısının kapanacağı hafta Kadıköy'de Karabük mücadelesi hatta ondan önce kupa çeyrek final grubunun ilk maçında Sivas mücadelesi var. Bu 2 maçı geçip devre arası aslında çok ta uzun olmayan, kupa maçları ile doldurulmuş arada çalışalım, deneyelim. O yalnızlığı yok edelim! Aykut hocanın futbol aklına güveniyorum.
23 Nisan 2012 Pazartesi
Oturup Düşünmeli
Arena deplasmanında Fenerbahçe için tek ihtimal vardı, o da kazanmak. Galatasaray'ın galibiyetinde ve hatta çıkacak beraberlikte dahi bu sezonun önceden karar verilmiş sonu hazır olacaktı. Fenerbahçe'nin Arena deplasmanında Galatasaray'ı taraftarının önünde devirmesi bu hazır sona karşı çıktı, kafalardaki muhtemel Galatasaray şampiyonluğu için henüz erken anlamına geldi.
Son haftalarda genel olarak formsuzluğuna bağlı olarak eleştirilen ama benim eleştiri çizgisinin ötesinde bulduğum fazla hor görülmeye maruz kalan Ziegler'in Alex'in imza asistlerinden biri ile golü bulması bence Fenerbahçe - Galatasaray derbilerinin Fenerbahçe lehine olan ve Galatasaray'ın çözemediği enterasanlığa çok güzel bir örnekti. Fenerbahçe'yi 1-0 öne geçiren gol Ziegler'in bu sezonki ilk golüydü. Ben gole zaten sevinme potansiyelime Ziegler'in golü atmasıyla daha da mutluluk kattım. Onun adına sevindim.
Maçı takip edenler özellikle 2. yarının Galatasaray'ın baskısıyla geçtiğini, önemli gol pozisyonlarını değerlendiremediklerini, Selçuk İnan'ın frikik golüyle 1-1'i yakaladıktan sonra Volkan'ın müthiş performansını geçemediklerini biliyorlar. Volkan'ın milli maçlarda örgütlü olarak Arena'da küfür yediğini ve dün akşamki performansının şaşırtmaması gerektiğini düşünüyorum. Örgütlü küfüre karşılık rakibin galibiyet veya beraberlik almasını önleyen performans!
Dün akşamki maça dair Galatasaray taraftarı veya objektif yazar-çizer tayfası futbolun adaletinin olmadığından, Galatasaray'ın maçı kazanmayı hak ettiğinden, Fenerbahçe'nin 2. yarıdaki ilk ve tek atağında Stoch (asist için Bienvenu'ye selam!) ile golü bulduğundan bahsedecekler.
Açıkçası ben bu yaşıma kadar o kadar çok ve enteresan Galatasaray galibiyeti gördüm ki önce bir ondan bahsedelim. Fenerbahçe, Galatasaray'ı ilk kez böyle yenmiyor, son kez de yenmeyecek. İyi oynayıp sahada ezerek yendiği gibi, hiç aklınıza gelmeyecek futbolcunun gol attığı maçta da yendi. Galatasaraylı önce oturup düşünmeli ve Fenerbahçe'ye neden bu kadar çok yeniliyoruz diye kendine sormalı? Kadıköy'de 1999'dan beri kazanamazken devletin yaptığı son model sıfır km. stadında oynanan 3 maçın 2'sini neden Fenerbahçe kazandı diye kendi arasında konuşmalı.
Henüz sezon bitmedi ve Fenerbahçe şampiyon olmadı ancak dün akşam Arena'da kazanarak Galatasaray'a tedirginliğin ne demek olduğunu bir kez daha hatırlattı. Böyle bir sezonda şampiyon olamasa bile son ana kadar şampiyonluk için mücadele edeceğini sevenine ama daha çok sevmeyenine gösterdi.
19 Mart 2012 Pazartesi
Bu Kez Olmadı?

9 puan geride başladığımız derbi aslında çok fazla tahmin edilmeyen bir şekilde başladı. Fenerbahçe kazanmak zorundaydı ama 10 ve 15. dakikalarda üst üste gollerle öne geçeceğini kim nereden tahmin edebilirdi. Üstelik bu goller öyle tıngır mıngır kaleye giden, savunmaya çarpıp yön değiştiren cinsten goller de değildi. Fenerbahçe'nin 5 dakika ara ile gelen Sow ve Alex golleri gayet fantastik gollerdi.
Goller öyle güzel ve sürklase ediciydi ki Galatasaray'ın yediği goller ile performansının dahi kötü etkileneceğini düşünmüştüm. Fakat devrenin devamında takımın durağanlaşması ve devre bitmeden gelen Elmander golü ile Galatasaray'ın farkı bire indirmesi geriye kalan sürede olacakların da habercisi gibiydi.
Burada Beşiktaş maçında olduğu gibi takımın güdüsel bir sebebi olduğunu düşündüğüm tek farkı korumaya yönelik geriye çekilmesi tekrarladı. Bu adeta otomatik bir refleks olan geriye yaslanma benim görüşüme göre Aykut hocanın konuşması ve böyle yapalım demesi üzerine değil. Kaldı ki Beşiktaş maçının oynandığı haftaya bakınca 9 puan geride çıkılan Galatasaray maçında o var olduğunu düşündüğüm otomatik refleks burada daha ciddi sebebe sahipti. Öndeyim ve bir şekilde bunu koruyup farkı 6 puana indirmeliyim.
Fakat Aykut hocanın bu refleksi bozmaması üzerine konuşabiliriz. Mesela bence kötü gününde olan Stoch'un çıkması gayet normal iken yerine Dia girebilirdi, Selçuk değil. Bu değişiklik takımın bahsettiğim kendi kendine yarattığı o koruma güdüsünü tamam devam edin, bu tarzı onaylıyorum şeklinde algılanır. Selçuk hamlesi Galatasaray orta sahasına karşı düşen Fenerbahçe orta sahasını toparlama fikri de olabilir ama bunun devamında gelişen takım düzeni ve Alex'in de oyundan çıkması öyle olmadığını gösterdi.
Nitekim skoru koruma güdüsü de Aykut hocanın daha defansif (hücum düzenini de bozan) kurgusu da işlemedi ve Galatasaray kendisine yeten golü bularak Kadıköy'den 2-2'yi çıkardı. Hatta son saniyede o makus talihlerini de kırabilirlerdi.
Bütün bunların sonunda Aykut hocayı gereğinden fazla eleştirmekten yana olmadığımı, yukarıda yazdığım kendime göre teknik-taktik eleştirilerin konuşulması gerektiğini ama daha fazlasının benim tarzım olmadığını söylemem beni bilen ve burayı okuyanlar için çok şaşırtıcı olmayacaktır.
Herhalde çok büyük bir kitlenin de normal bir sezon geçirmediğimizi, Galatasaray'ın ise iyi olan takımını bir kenarda tutarak gayet normal, sorunsuz bir sezon geçirdiğini düşündüğünü varsayıyorum. Bu sezonun devamında gelinen durum benim için şaşırtıcı değil ve bir dönemden itibaren düşündüğüm şekilde devam ediyor. Fenerbahçe'nin geldiği yer ise benim için saygıyı hak ediyor.
Sonuçta tarihin geneline bakıldığında normal sezon içerisinde (play-off'un dayatılması ile bu ifadeyi kullanmak zorunda kaldım) Fenerbahçe, Galatasaray'ı en az 1 kez yener, bu kez yenemedi. Bunun da böyle bir sezona denk gelmesi enteresan.
Adeta kaybetmiş gibi üzüldüğümüz maç 2-2 berabere bitti. Tarih boyunca ezeli rekabette hep daha fazla kazanan Fenerbahçe bu kez kazanamadı. Fakat sadece biz değil, onlar da biliyor ki Fenerbahçe yine kazanacak, daha çok kazanacak!
7 Aralık 2011 Çarşamba
Fenerbahçe Yalnız Değil!
Bu akşam Galatasaray maçı var. Arena'da deplasmandayız. Bu kez yönetenlerin daha kolay yönetebilmek adına getirdiği yasak ile deplasmanda oynayacak takımın taraftarı kendine ayrılan yere alınmayacak!
Çok eskiye gitmeye gerek yok, geçen sezon Arena'nın açılış derbisinde, 18 Mart'ta oradaydık. Normalde olması gerektiği gibi! Fenerbahçe'ye ses verdik, mücadelesine ortak olduk.
Bu kez Fenerbahçe'yi orada yalnızlığa ittiler. Fenerbahçe için, Fenerbahçe lehine bir ses çıkmayacak orada! Dışarıda milyonlar, kimisi tv, kimisi radyo başında, bazısı özgür, bazısı özgürlüğünden mahrum! Hepsinin ortak bir heyecanı var ve aslında yıllar boyu ezeli rekabette üstün geldikleri Galatasaray maçına bu kez başka bir gözle bakıyorlar.
Fenerbahçe'nin golü veya golleri tarih boyunca Galatasaray ağlarına giren gollerden çok farklı olacak. Fenerbahçe kaybederse canı her zamankinden çok sağ olacak, kazanırsa sıradan bir Galatasaray galibiyeti olmayacak. Belki de berabere bitecek ama Fenerbahçe'nin 5 aydır verdiği mücadele bitmeyecek!
Geçen sezon Arena'da olanlardan biriyim ve o geceyi ömrümün sonuna dek unutabilmem mümkün değil! Alex'in son dakikalarda gelen maçı kazandıran golündeki sevincimi de, onun deplasman tribünündeki bizlere verdiği selamı da unutamam!
Bu akşam fiziken orada yokuz ama Fenerbahçe formasıyla sahada mücadele edecek futbolcuların kalbinin içindeyiz!
Kazanırsak hep beraber kazanacağız, kaybedersek hep beraber!
Etiketler:
Alex de Souza,
Deplasman,
Ezeli Rekabet,
Fenerbahçe,
Futbol,
Galatasaray,
Tribün,
Yasak
23 Ağustos 2011 Salı
Fenerbahçe'yi Sahada Devirmeyi Deneyin
Fırsatçılık çok hoş bir şey değil. Fenerbahçe sahada olmalı, rakipler de güçleri varsa Fenerbahçe’yi geçebilmeli.
Böyle diyor Fenerbahçe sevdamın çocukluk kahramanı.
Sizler ise bunun üzerine küfürler ediyor, kendinizi kaybediyorsunuz!
Kendi temiz geçmişinize fazlasıyla güvenerek Fenerbahçe şikeci, küme düşmeli derken ve bunu büyük abi'ye şikayet ederken herşey normal! Aykut Kocaman sıkıntıyı yüzünüze vurunca anormal!
Gücünüzü mektuplara değil, sahadaki mücadeleye verin!
Rekabet ortada, tarih ortada..
Bizden kurtulmanın yolu bu kadar ucuz olmamalı?
7 Haziran 2011 Salı
Yolu Yarıladık

Erkekler Basketbol Ligi play-off final serisinde yolları kesişen Fenerbahçe ile Galatasaray 26 yıl sonra şampiyonluk için mücadele ediyorlar. Ligde karşılıklı birer galibiyetin alındığı seri 0-0 başladı ve bildiğiniz üzere şampiyon olmak için 4 kez kazanmak gerek. Ben bloga bu yazıyı yazana kadar seride 2 maç geride kaldı.
Final serisine ligi lider tamamlayan Fenerbahçe ev sahibi avantajını elinde bulundurarak başladı ve Sinan Erdem Spor Salonu'nda oynanan 2 maçı da farklı skorlarla kazanarak şampiyonluğa giden yolu yarıladı.
Serinin 4 Haziran Cumartesi akşamı oynanan ilk maçını 81-59, dün akşam oynanan 2. maçını ise 95-74 kazanan Fenerbahçe, Galatasaray karşısında 2-0 öne geçmesinin yanı sıra 2 maçta da sırasıyla yakaladığı 22 ve 21 sayılık farklarla da rakibinin şampiyonluk hevesini kıran mesajlar verdi.
Seri şimdi Galatasaray'ın ev sahibi konumunda olacağı Abdi İpekçi Spor Salonu'nda devam edecek. Galatasaray taraftar baskısıyla serinin 3-0 yerine 2-1 olması için elinden geleni ardına koymayacaktır. Fenerbahçe sakin olmalı, potansiyel gücü dış etkenlere rağmen sahaya yansıtmalı. Sonuçta serinin iyice Fenerbahçe'den tarafa kırılması Abdi İpekçi'de alınacak bir deplasman galibiyetine bağlı ve bu galibiyet oradaki ilk maçta gelirse bu Galatasaray'ın havlu atması demek, hatta biraz ileri giderek Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı geçip 5. şampiyonluğuna ulaşması demek.
Futbol, erkek/kadın voleybol, kadın basketbol şampiyonlukları ardından büyük başarının tamamlanması için şimdilik beklemedeyim.
Az kaldı..
3 Mayıs 2011 Salı
3 Mayıs 1989

Tarihte bugün, 22 yıl önce Fenerbahçe - Galatasaray ezeli rekabetinin unutulmaz maçlarının ilk sıralarında yer alan ve belki de en akılda kalan maçlarından biri oynandı.
3 Mayıs 1989 tarihinde Ali Sami Yen Stadında oynanan Türkiye Kupası çeyrek final rövanş maçının ilk yarısını Galatasaray 3-0 önde kapatmış ve devre arasına yakaladığı bu net farkın keyfi ve rahatlığı içinde girmişti. O tarihte 10 yaşında olan ben gündüz oynanan maçın ilk yarısı bittiğinde okuldan yeni çıkmış ve Galatasaraylı arkadaşlarım tarafından eve dalga geçilerek gönderilmiştim.
Eve geldiğimde Aykut Kocaman'ın o fizik kurallarını zorlayan yukarıda fotoğrafını gördüğünüz golü Galatasaray kalesini sarsmış ardından Şeytan Rıdvan'ın asistlerinde Hasan Vezir'in hat-trick'i ile Türk futbol tarihinin en unutulmaz ve en büyük geri dönüşlerinden birine şahit olmanın mutluluğunu çocukça yaşamıştım.
Fenerbahçe ilk yarısını 3-0 yenik kapattığı maçı ikinci yarıda bulduğu gollerle çevirip 3-4 kazanmıştı. Ertesi gün okula gittiğimde Galatasaraylı arkadaşlarıma sessizce bakmıştım, birşey söylemeden o gururu sessizce ve çocukça yaşayarak..
3 Mayıs 1989 tarihini hafızama bu şekilde kazıyanlara selam olsun!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


