17 Aralık 2012 Pazartesi
Yalnızlık
Burayı pek yalnız bıraktım. Oysa ki, geride kalan 1 ayda hayatımda bir ilk olan Avrupa deplasmanına dair yaşadıklarım, anılarım ve buranın rutinine dair yazacak pek çok şey varken zaman yaratamadım. Sıklıkla yazı girilmeyen bir blog olsa da kara deryalarda bir fenersin bu kadar yalnız kalmayı hak etmiyor sanırım. 1 aylık aradan sonra dönüşü de deplasmanda kaybettiğimiz Galatasaray derbisi ile yapıyorum! Başkaları kazanınca geri geldi demesin, siz beni bilirsiniz..
Öncelikle maç öncesinden gireyim. Derbi öncesi hafta içinde oynanan Türkiye Kupası 5. tur maçlarında Galatasaray'ın kendi evinde 1461 Trabzon'a karşı kaybedip elenmesi rakibin aldığı fiyasko kategorisine giren sonuç nedeniyle beni keyiflendirse de öte yandan kendime has bir inanç olan rakibin bizimle oynayacağı maç öncesi bu şekil bir yenilgisini sevmemem dolayısıyla da beni düşünmeye sevk etti. Kötü düşünceden uzak durmayı tercih edip, oğlum ne garip batıl inançların var dedim ve bunu eşle dostla sohbetlerde paylaşmak haricinde düşünmek istemedim. Biz de aynı turda Göztepe'yi ayarlı bir rotasyon sonucu farklı geçmiş, bu da takım için özellikle düzenli oynamayanlar için iyi bir performans maçı olmuştu.
Deplasman yasağı devam ediyordu. Yönetenler başka türlü çözemiyorlar, yasakla çözdüklerini sanıyorlar! Deplasman yasağının çıktığı ilk günden beri bu yasağa isyan eden tek tribün olan Fenerbahçe tribünü bu uygulamaya karşı muhalif tavrını sürdürdü. Kararı onlar verdiler, biz deplasmanda takımımıza destek olabilme hakkımızın gasp edilmesine isyan ettik!
Maça gelelim. Sonda söylenebilecek şeyi başta söyleyeyim, yazık bir şekilde maçı kaybettik. Galatasaray'ın ev sahibi olma avantajından kaynaklanan bir ağır basabilir ihtimali vardı, o da olmadı. Gayet ortada, kalecilerin akılda kalıcı kurtardığı pozisyonu olmayan, tamamen dengeli bir deplasman oyunu oynadığımız maçı 2-1 kaybettik. Duran toplardan yenilen 2 gol. İlki Bekir'in kafasından kendi kalemize, diğeri baraj ve yer tutma konusunda kararsız kalan Volkan'ın da hata payı ile Selçuk İnan frikiğinden. Öte yandan tek golü Arena'da yine bir sol bek ile bulduk. Hasan Ali, Galatasaray savunmasının kötü uzaklaştırdığı topu sağ ayağıyla çok düzgün bir şutla skor yaptı. Fakat hücum anlamında pek pozisyon üretemediğimiz bir derbiyi geride bıraktığımızı söylemek gerek. Maçı Galatasaray da oynayamadı ama biz de her ne kadar deplasman takımı da olsak oynayamadık. Zaten maçı kazanmaktan değil berabere bitecek bir oyun varken kaybetmekten dem vuruyorum. Maçı kazanabilecek hücum üretkenliğimiz yoktu.
Tam da burada Aykut hocanın sahaya sürdüğü takım sistemi üzerinden bir eleştiri getirmek isterim. Bu sistem aslında uzun yıllar Alex ile oynadığımız sistemde olduğu gibi tek forvetle oynanan sistem. Özellikle sağ ve sol kanatlardan ve biraz da ortadaki üçlüden daha fazla birisinin ortadaki tek forveti beslediği veya desteklediği bir sistem. Ancak ileride merkezde oynayan Sow bu düzende çok yalnız kalıyor. Dün özelinde Kuyt ve Caner ona o yalnızlığını hissettirmeyecek bir düzen içerisinde değillerdi. Aykut hocanın 4-3-3 benzeri (kimisi eski 4-2-3-1 diyor) bu sistemdeki hücum etkisizliğimizi gördüğünü biliyorum. Takımın potansiyeli var ama sanki bu düzen ile hep bir yerde tıkanıyoruz. Bugün sosyal medyada 4-4-2 denemeliyiz derken (aslında şu rakamların bir anlamı yok) tek derdim fişek Sow'un ilerideki yalnızlığının giderilmesiydi. Kurban olduğum hocama diyorum ki Sow'u Kuyt ile çift forvet yapalım, hem rakip savunma biraz daha görev dağılımı peşinde koşsun, hem de kanatlardan yardırabilecek mevcut kadrodaki potansiyel oyuncuları kullanalım. Bu düzende isimleri değiştirerek farklı 11'ler ortaya sürülebilir. Kadro yapımız buna müsait ve daha etkin bir hücum için bunu denemenin bize yarar getireceğini düşünüyorum.
Önümüzde ligin ilk yarısının kapanacağı hafta Kadıköy'de Karabük mücadelesi hatta ondan önce kupa çeyrek final grubunun ilk maçında Sivas mücadelesi var. Bu 2 maçı geçip devre arası aslında çok ta uzun olmayan, kupa maçları ile doldurulmuş arada çalışalım, deneyelim. O yalnızlığı yok edelim! Aykut hocanın futbol aklına güveniyorum.
13 Ağustos 2012 Pazartesi
Kötü
Süper Kupa'yı kötü oynayarak Galatasaray'a kaybettik. Sezona iyi başlayamadığımız bir gerçek. Geride kalan 2 Vaslui ve dün oynanan Galatasaray maçlarında kötü ile vasat arası bir yerlerdeyiz. Zamanla bu pozisyondan kurtulup ileriye doğru bir ivme yakalamamız şart yoksa en az oyun kadar kötü olan taraftar refleksi sonuca ve skora gidilemediğinde can sıkmaktan öteye gidecek gibi duruyor.
Dün akşamki oyunun detayına girmek istemiyorum lakin pek kötü goller yiyoruz. Volkan'ın maçın başında omzundan sakatlanıp yerini Mert'e bırakmasının hemen 2 dk. sonrasında bireysel hata ile gol yeme, Kuyt'a hücum edilirken yapılan faul (veya değil) sonrası tek uzun top ile karşı karşıya pozisyonla gol yeme ve son penaltı pozisyonun olduğu yeri düşününce durum kötü. Tabii ki hatasız oynamak mümkün değil ancak oyuncuların daha dikkatli olmaları gerekli, en azından böyle basit goller yememek için daha dikkatli olmalılar. Aykut hoca'nın bu hataları azaltabilmek için çalışmaları olmalı, teoriyi pratik ile sahaya yansıtmalıyız.
Maçın dışında 3 maç sonunda gelinen nokta Aykut Kocaman'ın getirildiği nokta! Yazının başlığı için seçtiğim "kötü" kelimesi sadece takımın oyunu değil taraftar refleksinin geldiği boyutları ifade etmesi açısından seçildi. Geçen sezon yaşamak zorunda kaldığımız ortamın adeta maskeli bir baloyu andırdığını düşünmeye başladığım tepkileri görüyorum ki bu benim kendi durumumu da iyice açıklamam gereken bir durumu da beraberinde getiriyor. Aykut Kocaman'ı çok seviyorum, oyuncu iken de öyleydi ama şimdi kendini daha çok ifade edebildiği teknik direktörlük pozisyonu olarak çok önemli ve özel bir insan olduğunu düşünüyorum. Fenerbahçe'nin başında olmasından çok mutluyum diye uzayıp giden bir durum. Ancak bunun ardına hemen eklemeliyim; Aykut Kocaman eleştirilemez değil!
Ülkede herkesin üzerine birşey konuşabileceği ve medyanın kötü algıları veya istediği algıyı kolayca yaratabildiği bir alan olan futbolda tabi ki herkes Aykut hocayı eleştirecektir. Sosyal medya hayatımıza girdi gireli eskiden sohbet tadında yapılan yorumlar artık takipçilere veya daha başka kitlelere doğru yapılıyor. Mesela dün Alex ilk 11'de başlamayacak haberi sızdığında veya art niyetli sızdırıldığında bunun bir boyutunu görebildik. Ortalık toz duman, Alex nasıl kesilir, Aykut Kocaman (bu ekseriyetle Aykut hitabı ile) kendini ne sanıyor, Alex oynamaz mı diye zincire bağlayan bir tivit sağanağı! Medyanın kasıtlı kaşıdığı ve yaratacağı gerginlikten besleneceği bir konu Aykut hoca - kaptan canımız ciğerimiz Alex konusu. Aykut hoca teknik direktör olarak geride kalan 2 sezonda Alex'i Perşembe-Pazartesi-Perşembe sıkışıklığındaki 2 PAOK maçı arasına denk gelen Avni Aker deplasmanı hariç hiç ilk 11'den kesmedi. Geçen sezonun son final maçında sakat olduğu için mecburen yedek başladığı maçı biliyorum ve özellikle yazmadım. Demem o ki bu konuda medyaya pek ekmek çıkmadı ama konuyu kaşımak için aportta bekleyecekleri kesin. Dün de kaptan ilk 11'de başladı, takımın geneli gibi iyi oynayamadı, dert değil canı çok sağolsun.
Hadi bu derdi atlattık, bu kez maçı kötü oynayıp 3-2 kaybettik ya yine Aykut! (hocam) bu işi bilmiyor, iyi hoca değil, twitter yıkılıyor, türlü türlü kötü yorumlar bakın eleştiri demiyorum, o eleştiriyi görebilsem tamam diyeceğim ama yok! Çıkarttığı ilk 11'e sallayamıyorlar, sanırım yenilen 3 gole de yapabileceği birşey yok diye bişey bulunamıyor. Bu kez 2-2'yi yakaladığımız ve Engin Baytar'ın atılıp Galatasaray'ın 10 kişi kaldığı bölümde neden oyuncu değişikliği yapmadığı konusu. 10 kişilik Galatasaray'a karşı Sow oyuna neden girmemiş? Volkan'ın sakatlığından dolayı zorunlu olan Mert ve 2-2'nin hemen sonrası kötü oynayan Mehmet Topal yerine Krasic girmiş, Topuz göbeğe geçmiş ve tek değişiklik hakkı kalmıştı.Sow girecek ama kimin yerine girecek belli değil, atış serbest! Kuyt 10 üzerinden 12 oynuyor, adeta yanıyor, çıkmaz. Alex çıksa maçın başına döneceğiz! Galatasaray 10 kişi kalmış, oyundan Alex mi çıkar, kesin takıntısı var denilen esas takıntıya döneceğiz! Bir ihtimal pozisyon benzerliği ile Caner - Stoch olabilir ama senin 90 dk.da maçı bitirebileceğin kesin mi, o son hakkını elinde tutmayasın? Takım kötü, tamam Aykut hoca kötü oynatıyor (o ne demekse artık) ona da tamam da benim eleştiriden anladığım bu değil demek ki! Siz yardırın zaten benim ne bunu engellemek gibi bir gayem var ne de öyle bir gücüm var. Mesela bana göre eleştiri Yobo'nun 1 haftalık idmanla da olsa maç kadrosuna alınmamasıdır. Serdar Kesimal sakatken ve 2 stoperin sahada iken yedek stoperin olmaması eleştirilir. İlk sezonunda Kayseri deplasmanında aynısını yaşamış, orta sahadan Selçuk stopere devşirilmiş ve oradan yediğimiz gollerle maçı kaybetmiştik. Aykut hoca burada muhtemelen aksi durumda Mehmet Topal'ı devşiririm diye düşündü ama bence hataydı, neyse zaten oraya kalmadan kaybettik.
Eleştiri olsun, o eleştiri benim istediğim gibi olacak değil tabi, öyle bir dünya yok! Fakat ben kesinlikle birbirini kötü etkileyen bir kitlenin olduğunu düşünüyorum. 1 kişinin fikri bir anda otomatik bir şekilde 100 kişinin, 1.000 kişinin fikri oluyor. Ardından iş küfür etmeye, aşağılamaya geliyor işte bu kabullenebildiğim birşey değil.
Benim yazdıklarımı bir yerinden itibaren okumayı bırakanlar olacaktır belki tıpkı dünkü maçın ardından Aykut hocanın basın toplantısında dediklerini anlamayanlar, anlamak istemeyenler ve hatta anlamak için çaba sarf etmeyenler olacağı gibi. Aykut hocanın basın toplantısını bir kez daha izleyin, bir kez daha dinleyin!
Ve kabul ediyorum takım kötü ama bu taraftar refleksi ondan daha kötü! Fenerbahçe düzelir ama korkarım ki bu refleksler düzelmez. İşte kötü olan bu!
13 Mayıs 2012 Pazar
Zalimlere ve Zulme Karşı
Öncelikle Fenerbahçe futbol takımı oyuncularına, Aykut Kocaman ve teknik ekibe, sezon boyu takım içinde görev almış ve emek sarf etmiş bütün bireylere sonuna kadar helal olsun. Onların dün akşam Galatasaray'a karşı gösterdiği çaba ve hatta sezonun bu final ile sonuçlanmasına giden yoldaki mücadeleleri benim onurumdur, gururumdur.
Daha önce defalarca yazdığım gibi böyle bir sezonu, dış etkenleri görmezden gelerek normal bir sezonmuş gibi değerlendirmek ancak Fenerbahçe algısı ve dolayısıyla onun yarattığı körlük ile açıklanabilir. Dolayısıyla şampiyonluğum çalındı diye bütün sezon ağlayan operasyon torpillilerinin, büyüğüm diye geçinen ezeli rakiplerin sezonu ne zaman kapattıklarını, operasyonun tamamen dışında ve bu işlere tarihinde hiç bulaşmamış bir camia havasındaki esas ezeli rakibin de dün akşam öncesine kadar - bu şartlara rağmen - tedirginliği tam içlerinde nasıl hissettiklerini tarihe not edelim.
Maçı derinlemesine değerlendirecek halim yok ama Fenerbahçe'nin elinden geleni yaptığını, böylesine bir sezonu şampiyon olarak taçlandırmak için tek yol olan galibiyet için mücadele ettiğini ve maçın sonunda Galatasaray'a yarayan beraberlik ile çok fazla üzüldüğümü söylersem yalan söylemiş olacağımı belirteyim. Ayrıca Fenerbahçe şampiyonluğu bir kez daha son haftada kaybetti yanlış algısını veya art niyetli yorumlarını düzeltmek gerek. Dün akşamki final ne 2006 ne de 2010 Mayıs'ı ile aynıydı hatta alakası yoktu. O sezonlarda Fenerbahçe hem son haftaya lider girmişti hem de kendisi puan kaybedecek, 2. sıradaki rakipleri de kendi maçlarını kazanacaklardı. Dün akşam Galatasaray zaten son maç öncesi 1 puan öndeydi ve beraberlik kendisine yetiyordu. Dolayısıyla bu şekilde son maçta şampiyonluk kaçmaz.
Dediğim gibi dün akşamki 0-0'lık sonucun ardından üzülmedim ve sahadaki mücadeleye dair en ufak bir sıkıntım yok. Fenerbahçe için çok önemli bir güç olan Alex'in sakat olduğunu ve neden bu kadar geç girdiğini de gördüm, demek ki Aykut hoca onu son barut olarak düşünmüş. Bienvenu'yü çok seviyorum ve oyuna ilk 11 başlamasını ama öyle olmayınca bile biraz daha erken girmesini isterdim. Ancak bu oyun enteresan bir oyun, öyle ki Alex kenarda oyuna girmek için hazırlanırken Dia 2. sarıdan kırmızı kartı gördü ve topu faulsüz çalmışken Cüneyt Çakır'ın faul düdüğüne isyan ederken. Sonuçta Fenerbahçe 3 ihtimalden kendisine yarayan tek ihtimal olan galibiyeti çıkaramadı ama biz taraftarlar için gurur duyulacak mücadeleyi gösterdi.
Tam da burada yazıyı başka bir yöne çevirmek gerektiğini düşünüyorum. Cüneyt Çakır'ın 5 dk. uzatmasının ardından çaldığı düdük ile Galatasaraylı futbolcular sahanın ortasında sevinirken, Fenerbahçeli futbolcular üzüntüden yere çökmüş veya gözyaşlarına hakim olamıyordu ve biz taraftarlar takımımızı bağrımıza basmak için tribüne çağırmaya hazırlanıyorduk. Demek istediğimi ve olayları yerinde yaşayan biri olarak doğru olanı en başta söylemek istiyorum. Dün akşam Okul Açık tribünü sağ alt kısmında polis ile taraftar arasında başlayan ve polisin kışkırttığı olaylar işin başlangıç noktası oldu. Kimse çıkıp Fenerbahçe taraftarı Galatasaraylı futbolculara saldırmak için sahaya daldı, şampiyonluk gelmedi diye olaylar çıktı şeklinde ahkam kesmesin, kesiyorsa da şeref yoksunu olduğunu kabul etsin.
Okul Açık sağ alt kısmında başlayan kıvılcım polisin her zamanki tutumu ile giderek büyüdü, önce alt tribünde engelli taraftarın olduğu ve çevresine biber gazı sıkıldı daha sonra takdirini pek objektif kamuoyuna bıraktığım bulunduğumuz üst tribüne gaz bombası atıldı. Kadınlar, kızlar, ufacık bebelerin ortasına gelen ve Okul Açık üst katını vuran bu biber gazı mücadelenin nerelere vardığını gösteriyor olmalı. Daha geçen hafta Çağlayan'da tam ortamıza düşen gaz bombaları bu kez Fenerbahçe için ses verdiğimiz tribünün ortasına atıldı. Bu nasıl bir kindir, nasıl bir nefrettir ve neyin rövanşıdır, ne şekilde alınmak istenmektedir? Ufacık bebelerin korkuları, gözyaşları, anne-babalarına sarılmalarının karşılığı, sebebi nedir? Fenerbahçe ve sarı-lacivert renklerin bu denli ötekileştirildiği, ayrıştırıldığı ve şiddete maruz kaldığı olaylara ne demeliyiz? Devletin polisinin terör gerçeğini kabul etmeniz mi yoksa bir avuç kendini bilmezin sebep olduğu olaylar deyip işin içinden kurtulmanız mı?
Peki tribüne gaz bombaları atılırken sokakta durum nasıldı? Herkes Fenerbahçesi ile gurur duyup, hüznünü ve takımın sezon geneline yaydığı mücadelesinin gururunu eşiyle dostuyla paylaşıp evlerine gidebildi mi? Hayır. Sokakta yine korku ve gözyaşlarıyla babasına sarılmış çocuklar, kendine güvenli ve biber gazından uzakta bir yer arayan binlerce insan saatlerce şiddetin ortasından kaçamadı. Emniyeti şiddet ile sağlamayı görev edinenler ise dünyanın en kahpe silahlarından biri olan gaz bombalarını düşünmeden insanların üzerine attılar.
Biz Fenerbahçe'nin şampiyonluk yolundaki mücadelesi ile gurur duyuyoruz. Bu sezon Fenerbahçe'nin mücadelesi futbolcuları ile, Aykut Kocaman'ı ile, taraftarı ile çok geniş bir alanda gerçekleşti. Bu sezon başka bir sezon ve bu sezonun geneline yayılan taraftar bilinci ve gelinen bu son noktadaki olayların taraftarın hafızasında nasıl yer ettiği bana göre çok önemli. Halkın takımı olan Fenerbahçe'nin taraftarının yaşadığı zulümlere ve bunlara sebep olan zalimlere karşı düşünceleri de hissettikleri de artık nettir.
Şampiyonluklar gelir geçer ama yaşatılan bu zulme sebep olanlar unutulmaz, hafızalardan silinmez!
23 Nisan 2012 Pazartesi
Oturup Düşünmeli
Arena deplasmanında Fenerbahçe için tek ihtimal vardı, o da kazanmak. Galatasaray'ın galibiyetinde ve hatta çıkacak beraberlikte dahi bu sezonun önceden karar verilmiş sonu hazır olacaktı. Fenerbahçe'nin Arena deplasmanında Galatasaray'ı taraftarının önünde devirmesi bu hazır sona karşı çıktı, kafalardaki muhtemel Galatasaray şampiyonluğu için henüz erken anlamına geldi.
Son haftalarda genel olarak formsuzluğuna bağlı olarak eleştirilen ama benim eleştiri çizgisinin ötesinde bulduğum fazla hor görülmeye maruz kalan Ziegler'in Alex'in imza asistlerinden biri ile golü bulması bence Fenerbahçe - Galatasaray derbilerinin Fenerbahçe lehine olan ve Galatasaray'ın çözemediği enterasanlığa çok güzel bir örnekti. Fenerbahçe'yi 1-0 öne geçiren gol Ziegler'in bu sezonki ilk golüydü. Ben gole zaten sevinme potansiyelime Ziegler'in golü atmasıyla daha da mutluluk kattım. Onun adına sevindim.
Maçı takip edenler özellikle 2. yarının Galatasaray'ın baskısıyla geçtiğini, önemli gol pozisyonlarını değerlendiremediklerini, Selçuk İnan'ın frikik golüyle 1-1'i yakaladıktan sonra Volkan'ın müthiş performansını geçemediklerini biliyorlar. Volkan'ın milli maçlarda örgütlü olarak Arena'da küfür yediğini ve dün akşamki performansının şaşırtmaması gerektiğini düşünüyorum. Örgütlü küfüre karşılık rakibin galibiyet veya beraberlik almasını önleyen performans!
Dün akşamki maça dair Galatasaray taraftarı veya objektif yazar-çizer tayfası futbolun adaletinin olmadığından, Galatasaray'ın maçı kazanmayı hak ettiğinden, Fenerbahçe'nin 2. yarıdaki ilk ve tek atağında Stoch (asist için Bienvenu'ye selam!) ile golü bulduğundan bahsedecekler.
Açıkçası ben bu yaşıma kadar o kadar çok ve enteresan Galatasaray galibiyeti gördüm ki önce bir ondan bahsedelim. Fenerbahçe, Galatasaray'ı ilk kez böyle yenmiyor, son kez de yenmeyecek. İyi oynayıp sahada ezerek yendiği gibi, hiç aklınıza gelmeyecek futbolcunun gol attığı maçta da yendi. Galatasaraylı önce oturup düşünmeli ve Fenerbahçe'ye neden bu kadar çok yeniliyoruz diye kendine sormalı? Kadıköy'de 1999'dan beri kazanamazken devletin yaptığı son model sıfır km. stadında oynanan 3 maçın 2'sini neden Fenerbahçe kazandı diye kendi arasında konuşmalı.
Henüz sezon bitmedi ve Fenerbahçe şampiyon olmadı ancak dün akşam Arena'da kazanarak Galatasaray'a tedirginliğin ne demek olduğunu bir kez daha hatırlattı. Böyle bir sezonda şampiyon olamasa bile son ana kadar şampiyonluk için mücadele edeceğini sevenine ama daha çok sevmeyenine gösterdi.
20 Nisan 2012 Cuma
Şampiyon Yine Fenerbahçe
Fenerbahçe kadın basketbol takımı -buradaki takım gerçekten takım gibi takım- play-off finalinde Galatasaray'ı 3-1 ile geçerek üst üste 7., toplamda 10. şampiyonluğuna ulaştı.
Fenerbahçe'nin şampiyonluk serisini bitirmek ve artık Galatasaray'ın şampiyonluğunu görmek üzere yapılan yatırımlar, adeta bir kumpas sonucu gerçekleşen Taurasi hamlesi dahi bu seriyi bitirmeye yetmedi.
Girişte vurgu yaptığım takım olmayı rakibine seri boyunca hep gösteren, şampiyonluğu getiren son maçta son 6 dk. 10+ sayı handikapını kapayıp, 10 sayı fark ile Galatasaray'ı taraftarının önünde deviren takım şampiyonluğu fazlasıyla haketti.
Taurasi önce dopingçiydi, sonra bir yanlışlık olmuş kusura bakmayın fiyaskosu derken kumpasın sonucu ile dünyanın en iyi kadın basketbolcusu Galatasaray'da! Dopingçi iken bir anda oldu mu senin en büyük gururun!
Neyse neticede değişen birşey yok, şampiyon yine Fenerbahçe!
19 Mart 2012 Pazartesi
Bu Kez Olmadı?

9 puan geride başladığımız derbi aslında çok fazla tahmin edilmeyen bir şekilde başladı. Fenerbahçe kazanmak zorundaydı ama 10 ve 15. dakikalarda üst üste gollerle öne geçeceğini kim nereden tahmin edebilirdi. Üstelik bu goller öyle tıngır mıngır kaleye giden, savunmaya çarpıp yön değiştiren cinsten goller de değildi. Fenerbahçe'nin 5 dakika ara ile gelen Sow ve Alex golleri gayet fantastik gollerdi.
7 Aralık 2011 Çarşamba
Fenerbahçe Yalnız Değil!
28 Ağustos 2011 Pazar
İşkence Organizasyonu!
Bir operasyon başlatıyorsunuz ve bunu Türk futbolunu temizlemek adına yaptığınızı iddia ediyorsunuz! Elinizdeki kanıtlarla suçüstü yapmıyor, ligin tescil edilmesini ve hatta ardından genel seçimlerin sonuçlanmasını bekliyorsunuz! Pardon, atlamayayım, 29 Haziran'daki TFF başkanlık seçimini de bekliyorsunuz ve başkanlığa şu sıralar piyonunuz olduğunu gayet iyi anladığımız Mehmet Ali Aydınlar'ı apar topar seçiyorsunuz! Seçim sürecinde Aydınlar'ın nasıl tek aday haline getirildiğine ve kimlerin kendisini desteklediğine girmiyorum, hatırlıyorsunuzdur. Ardından bütün bunlar hallolduktan sonra 3 Temmuz Pazar sabahı düğmeye basıyorsunuz!
TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar'a bir TV programında soruyorlar, diyorlar ki aynı soruşturmada şüpheli olan Beşiktaş yoluna Avrupa Ligi'nde devam ediyor, cevap: Beşiktaş şike soruşturmasına konu olan Türkiye Kupasını iade etti (tekrarlıyorum, kupa şu anda nerede?) ve UEFA bunu iyi niyet olarak algıladı! Diyorum ya işkence yapmak için and içmişler. Dayanın, direnin! Fakat bitmiyor, soruşturmada yalandan yurtdışı yasağı konan ve tutuksuz yargılanan Trabzonspor Başkanı Sadri Şener'in bu yurtdışı çıkış yasağı hemen ertesi gün kaldırılıyor! Sabredin!
Yazı uzadıkça canım sıkılıyor, belki anlatmak istediğinden sapıyor ama madem bu yazı tarihe not düşecek arada Galatasaray camiasının uzun kollarının UEFA'ya bakın burada şikeciler var ve küme düşmüyorlar ispiyonlamasını yazmak gerek. Blog'ta bir önceki yazı Fenerbahçe'yi sahada devirmeyi deneyin idi ama orada pek olmuyor bari Fransızcamızı kullanalım, boşa gitmesin demiş olabilirler.
Toparlamaya çalışırsak, Fenerbahçe bu son organize karar sonrası, taraftarından, futbolcusundan, teknik heyeti ve yönetimine dek bu ligde oynamayı reddeti ve küme düşme talebinde bulundu. Dedik ki madem bizi Şampiyonlar Ligi'ne katılamayacak kadar suçlu görüyorsunuz, o halde küme düşürün! Madem cezamız belli, onu çekelim! Ama yok olur mu hiç, TFF talebi reddetti ve lig aynen planlandığı gibi başlayacak dedi. Fenerbahçe sezona başlayacak, ve belki şampiyon olacak ama bu şampiyon olduğu sezon suçluluğu ispat edilirse boşa gidecek, sonra küme düşmesi gerekirse düşecek! İşkence son sürat!
Bütün bunlara, oynanan oyunlara ve kurulan tezgahlara direnmek, dayanmak, sabretmek, ayakta kalabilmek ve sağlıklı düşünebilmek çok zor ama hala ayaktayız ve direnmeye devam ediyoruz!
Bu işkencenin sonunu nasıl planladılar bilemiyorum ama kundaktaki bebesinden, şu anda hastanede tedavi olan Lefter'e kadar tüm Fenerbahçelileri tahmin edemeyecekleri kadar kenetlediler!
Fenerbahçe'nin halk olduğunu, halkın takımı olduğunu ya unuttular ya da görmezden geldiler.
Bekleyin, henüz göremediyseniz de göreceksiniz!
23 Ağustos 2011 Salı
Fenerbahçe'yi Sahada Devirmeyi Deneyin
Fırsatçılık çok hoş bir şey değil. Fenerbahçe sahada olmalı, rakipler de güçleri varsa Fenerbahçe’yi geçebilmeli.
Böyle diyor Fenerbahçe sevdamın çocukluk kahramanı.
Sizler ise bunun üzerine küfürler ediyor, kendinizi kaybediyorsunuz!
Kendi temiz geçmişinize fazlasıyla güvenerek Fenerbahçe şikeci, küme düşmeli derken ve bunu büyük abi'ye şikayet ederken herşey normal! Aykut Kocaman sıkıntıyı yüzünüze vurunca anormal!
Gücünüzü mektuplara değil, sahadaki mücadeleye verin!
Rekabet ortada, tarih ortada..
Bizden kurtulmanın yolu bu kadar ucuz olmamalı?
5 Ağustos 2011 Cuma
Siz Bizi Salak Mı Sanıyorsunuz?

2 Ağustos 2011 Salı
Beyaz!

Ezeli rakipler Galatasaray ve Beşiktaş dergilerinin Ağustos ayı kapaklarını yukarıdaki gibi beyaz yapmış. Ne tesadüf değil mi? İçinde bulunduğumuz sürece gönderme ve kendini bu süreç karşısında tertemiz yani beyaz görmek!
Galatasaray dergi kapağının beyaz olması konusunda şöyle demiş:"Galatasaray Dergisi'nin yeni sezonunun ilk sayısı, Galatasaray Profesyonel Futbol Takımı'nın 2011-12 sezonu başında açtığı beyaz sayfanın ruhuna uygun olarak sade beyaz kapakla çıkıyor''
Ben inanmadım ama inanmak isteyen inanabilir pek tabii. Daha önceki senelerde açılmayan beyaz sayfa bu sezon başında açılmış, enteresan?
Beşiktaş ise duruş sergilemek adına Türkiye Kupası iadesi, tribünlerinden aklanın da gelin çağrısı ve bir yandan kulübün resmi kanalından ilgili kişilerin suçsuzluklarına inanıyoruz ifadeleri ile karmaşık davranışlar sergilerken dergisinin kapağını beyaz yapmış. Geride kalan dönemdeki davranışlarına bakılırsa kafaları karışık olmalı?
Neyse, bu beyaz sayfaları dergi kapağına taşıma kollektif hareketini Fenerbahçe'ye bağlayıp; kötü düşüncelere yönelmeyelim..
Sonuçta herkes yeni beyaz sayfalarını açmak niyetinde!
18 Haziran 2011 Cumartesi
5'te 5 Yaptığınız Zaman Konuşalım

15 Haziran 2011 Çarşamba
Konsantrasyon

13 Haziran 2011 Pazartesi
Şampiyonluk Bir Adım Uzakta

Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanan Erkekler Basketbol Ligi play-off final mücadelesi devam ediyor. Bloga bir önce yazdığım yazı üzerinden 2 maç daha geçti. Maçlar Galatasaray'ın ev sahibi konumunda olduğu Abdi İpekçi Spor Salonu'nda oynandı.
7 Haziran 2011 Salı
Yolu Yarıladık

Erkekler Basketbol Ligi play-off final serisinde yolları kesişen Fenerbahçe ile Galatasaray 26 yıl sonra şampiyonluk için mücadele ediyorlar. Ligde karşılıklı birer galibiyetin alındığı seri 0-0 başladı ve bildiğiniz üzere şampiyon olmak için 4 kez kazanmak gerek. Ben bloga bu yazıyı yazana kadar seride 2 maç geride kaldı.
3 Mayıs 2011 Salı
3 Mayıs 1989

Tarihte bugün, 22 yıl önce Fenerbahçe - Galatasaray ezeli rekabetinin unutulmaz maçlarının ilk sıralarında yer alan ve belki de en akılda kalan maçlarından biri oynandı.
3 Mayıs 1989 tarihinde Ali Sami Yen Stadında oynanan Türkiye Kupası çeyrek final rövanş maçının ilk yarısını Galatasaray 3-0 önde kapatmış ve devre arasına yakaladığı bu net farkın keyfi ve rahatlığı içinde girmişti. O tarihte 10 yaşında olan ben gündüz oynanan maçın ilk yarısı bittiğinde okuldan yeni çıkmış ve Galatasaraylı arkadaşlarım tarafından eve dalga geçilerek gönderilmiştim.
Eve geldiğimde Aykut Kocaman'ın o fizik kurallarını zorlayan yukarıda fotoğrafını gördüğünüz golü Galatasaray kalesini sarsmış ardından Şeytan Rıdvan'ın asistlerinde Hasan Vezir'in hat-trick'i ile Türk futbol tarihinin en unutulmaz ve en büyük geri dönüşlerinden birine şahit olmanın mutluluğunu çocukça yaşamıştım.
Fenerbahçe ilk yarısını 3-0 yenik kapattığı maçı ikinci yarıda bulduğu gollerle çevirip 3-4 kazanmıştı. Ertesi gün okula gittiğimde Galatasaraylı arkadaşlarıma sessizce bakmıştım, birşey söylemeden o gururu sessizce ve çocukça yaşayarak..
3 Mayıs 1989 tarihini hafızama bu şekilde kazıyanlara selam olsun!
17 Ocak 2011 Pazartesi
TT Arena: Peşkeş-Rant-Çıkar ve Beklenen Son!

Spordan, siyasetten açıkçası her kesimden farklı tepkiler, yorumlar, görüşler var açılışa dair ve hatta stadın yapımına dair.
Galatasaray'ın 1990'lı yılların sonundan beri proje olarak farklı zamanlarda öne sürdüğü fakat sonuçlandıramadığı stad projeleri olduğunu biliyoruz. Galatasaray yönetimlerinin bir türlü başlayamadığı Ali Sami Yen'in yerinde yapılması planlanan stad işi yıllar içinde artık yerinde yapılamayacağı anlaşılınca bambaşka bir yerden bir el uzandı!
Devletin elleri yine en iyi yaptığı işlerden birinde, peşkeş ve rant için hazırdı. Galatasaray yönetimi içinse sorun yoktu, artık çok eskiyen ve kullanımında sorunlar yaşadıkları ve yerine bir türlü yenisini yapmayı beceremedikleri için yepyeni, daha çok koltuk kapasitesine sahip ve modern bir stad için biraz bekleyebilirlerdi. Ekstra yapmaları gereken birşey yoktu, sadece daha değerli olduğunu sürekli vurguladıkları Mecidiyeköy'den çıkmak durumundaydılar! Camia da bu senaryonun gayet normal olduğunu kanıksamış, Ali Sami Yen karşılığında bir nevi ödün vererek! yeni stadlarına geçtiklerine fazlasıyla inanır ve bu tezi savunur haldeydi.
Durumun özeti: alan memnun, veren memnun!
Fakat stadın açılışı ile ilgili süreç sanki işin içine konsantre olmuş peşkeş-rant-çıkar durumlarının kaçınılmaz bir sonu gibi sürekli sorunlar ile dolu. Stadın yapımını ilk üstlenenin işi bitiremeden çekilmesi, mahkeme süreçleri, türlü aksaklıklar, sürekli büyük abilerin iteklemeleri ama planlanandan daha geç bir iş bitirme. Bu süreçte en çok üzüldüğüm, diğer bütün isyan ettiklerimden daha fazla isyan ettiğim rantın, çıkarın olduğu bu statta ekmek parası için alın teri ile çalışan işçilerin hayatlarını kaybetmesi oldu. Sonunda birileri daha fazla kazanacak, nemalanacak ve refaha kavuşacak diye hayatlarını kaybettiler. Adlarını belirli bir kesim dışında anma niyetinde olan yok, yazık..

Ve açılış günü..Galatasaray Spor Kulübü TT Arena için satabildikleri kombineler dışında açılış maçı olan Ajax maçına bilet bastırmıyor ve kombinelerden geri kalanı davetiye. Yapılan işin karşılığı olarak devletin çeşitli kademelerindeki büyük abilere hürmet! Neyse, esasa gelmek gerekirse, başlangıç kısmını televizyonda canlı yayında yakaladığım ve o anda gülmeye başladığım TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar fitili ateşliyor ve Galatasaray taraftarı protestolara başlıyor. Aslında Erdoğan Bayraktar'ın söyledikleri acı ama gerçek! Fakat söyledikleri bir birikimin sonucu olsa da yeri yanlış ve kendisinin yazının başlığındaki peşkeşin, rantın ve çıkarın bir parçası olduğunu unutmaması gerek! Protestoların giderek artması ve Başbakan'ın ve peşindekilerin de stadı terk etmesi ile açılış muazzam bir hal alıyor!
Şimdi bütün bu olanlar, bu stada dair devletin ve karşısında Galatasaray'ın karşılıklı çıkar ilişkilerinde kendilerine bir şekilde getiri sağladığı gerçeğini değiştiremez, değiştirmemeli. Galatasaray taraftarının Başbakan ve hükümete yaptığı protesto Ali Sami Yen'den TT Arena'ya geçişlerini meşrulaştırmıyor. Tıpkı Başbakan'ın veya TOKİ Başkanının rant, peşkeş uğruna yaptıkları işleri yok sayamayacağım gibi. Burada milyonları bünyesinde barındıran camialarda herkesin aynı fikirde olmaması detayını da gözeterek genel konuştuğumu da belirtmeliyim. Bu yaşananlardan en başından beri rahatsız olan Galatasaraylılar olduğunu da tahmin ediyorum. Fakat Galatasaray taraftarı boyun eğmedi, protestosunu yaptı, işte budur tadında yorumlara katılmıyorum. Bütün bunlar beni kandırmaya yetmiyor. Protesto eden insanların yeni stada geçiş için daha önceki döneme dair yaşanan bu oyunlara ses çıkarmadığını düşünüyorum yine aradaki farklı düşünenlere saygı duyarak.
TT Arena açılışında yaşananlar aslında bütün bu oyunların, karşılıklı çıkarın, rantın ve peşkeşin doğal bir sonucu olarak tezahür etti! Bu kadar pisliğin içinden çıkan protesto seslerini de, bu protestolara karşılık rollere girip stadı terk edenleri de fazlasıyla samimiyetsiz buluyorum.
Türk futboluna hayırlı, yiyenlere de afiyet olsun!
28 Aralık 2010 Salı
Bir Avuç Kendini Bilmez!

25 Ekim 2010 Pazartesi
Fenerbahçe - Galatasaray Derbi Notları

Sonuçta lig yarışı devam ediyor ve Cuma akşamı Bursa deplasmanında yine önemli ve zor bir maç sırada..
23 Ekim 2010 Cumartesi
Fenerbahçe - Galatasaray Derbisi Öncesi

Geçen sezonun başında göreve getirdikleri Frank Rijkaard ile yollarını derbi öncesi hafta içi ayırırken hafta boyunca Fatih Terim'e dönen bakışlar kendisinin teklifi kabul etmemesi ve nihayetinde maça 2 gün kala teknik direktörlük görevine Gheorge Hagi getirilmesi ile son buldu.
Derby öncesi oldukça hareketli günler geçiren Galatasaray'ın Kadıköy'e gelirken yaşadığı ruh hali bir kenara içinde bulundukları durumu da biraz da bilerek, seçerek kendileri yaratmış fikrindeyim. Fenerbahçe - Galatasaray ezeli rekabetinin yıllar boyunca maç önü sıkıntı çekeni bariz ağırlıkla Fenerbahçe olmuştur ve bundan emin olamayız fakat Galatasaray yönetiminin tercihleri bu durumu terse çevirerek bir denemede bulunma ihtimali benim gözümde.
Maça bakacak olursak 10 sezon üstüste kaybeden Galatasaray'ın maça 2 gün kala göreve getirilen teknik direktör ile 11. mağlubiyeti alması, takımların son dönem performansları da göz önüne alınarak çok enteresan birşey olmaz. Galatasaray cephesi bu bakımdan rahat olacaktır. Fenerbahçe ise son dönem yakaladığı hatırı sayılır ivme ile ve rakibin son dönem kötü durumu ile fazla favori olarak gösterilmesinin sıkıntısını minimuma indirmek için maça çok iyi konsantre olmalı. Maç öncesi Fenerbahçe cephesinden yapılan açıklamalar bu fazla favori olma durumuna dair negatif havayı dağıtmak için önemli ve yerindeydi.
Galatasaray'ın sahaya nasıl bir taktikle çıkacağı veya eldeki kadroyu nasıl kullanacağı Hagi'nin yardımcısı olarak göreve getirilen Tugay'a ne kadar kulak vereceğine bağlı. Açıkçası son dönem oynadıkları sistemde ani bir değişikliğe gitmelerini pek beklemiyorum. Yukarıda yazdığım gibi Kadıköy'de sürekli maç kaybedilen sezonun 10'dan 11'e geçmiş olması arasında bir fark yok. Galatasaray cephesi zaten kötüyüz, teknik direktör yeni göreve geldi gibi durumlarla rahat olup; kazanırsak şu ortamda büyük iş yaptık gibi bir durumda olacaklar.
Fenerbahçe'nin maça dair yapması gereken dışarıda konuşulanlara kulakları tıkaması, biliyorum zor ama 10 sezondur kazanma serisini düşünmemesi ve mevcut yakaladığı güvenle oynaması gerek. Son oynanan Konyaspor maçında sakatlığı sebebiyle oynayamayan Alex'in iyileşip idmanlarda yer aldığını biliyoruz. Aykut Kocaman'ın Alex'i tekrar kullanması halinde bile son maçta olduğu gibi sol bekte Caner'in oynaması ile kontenjanda problem olmaz. Mehmet Topuz ve Emre'den oluşan orta saha merkezine kanatlarda oynayan Dia ve Stoch'un da desteğiyle potansiyel hücum gücünün yanına mücadelesini ekleyerek kendine avantaj sağlayabilir.
İster Galatasaray yönetiminin tercih etmiş olduğunu düşündüğüm kaos stratejisi, ister 10 sezonluk galibiyet serisi ve takımların buna bağlı ruh halleri olsun ama güzel mücadele, güzel derbi olsun.
Bu derbi mücadelesi maç önü ve sonuyla kitleri çok konuşturan bir ezeli rekabet ancak ligde bu maçtan sonra oynanacak 25 hafta daha olduğu unutulmasın.
başarılar Fenerbahçe









