Trabzonspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Trabzonspor etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Mayıs 2012 Pazartesi
Sonuna Kadar Şampiyonluk Kovalayan Fenerbahçe!
Bu mücadele bizim için o kadar önemli ve gurur duymaya sebep bir mücadele ki siz fırsattan istifade edip Fenerbahçe'yi şikeci diye damgalayanların ve kendini tertemiz ilan edenlerin anlayamayacağı birşey! Biz Fenerbahçe'yi şampiyonlukları için sevmiyoruz ama o şampiyonluklara giden yolda verdiği mücadele için, sporcuların döktüğü ter için, sonuna kadar şampiyonlukları kovaladığı için çok seviyoruz.
Dün akşam Avni Aker deplasmanında, deplasmandan ziyade nefret ortamında, belki kendi takımlarına olan sevgiden daha fazla nefret hissi ile dolu tribünlerden oluşan bir ortamdan sonuna kadar hak ederek, emeğiyle, alınteri ile kazandı Fenerbahçe, hem de puan kaybettiği taktirde kendi evinde Beşiktaş ile oynayan Galatasaray'ın kazanması halinde sezona nokta koyma baskısı altında iken kazandı. Bu o kadar sıradan, kolay bir iş değil!
Maç boyu yaratılan ortamın, tribünlerin, yabancı maddelerin, Trabzonsporlu oyuncuların kasti tekmelerinin arasından çıkmak, takır takır oynayarak, bileğinin hakkıyla kazanmak sadece 1 galibiyet değil, olmamalı. Dün akşam oynanan maç yaklaşık 11 aydır geçen sezonki şampiyonluğun kendi hakları olduğunu, Fenerbahçe'nin şike yaparak şampiyonluklarını çaldığını söyleyen Trabzon camiası için çok ağır bir yutkunma sebebi olmalı.
Fenerbahçe'nin deplasmanda Emre, Bienvenu ve Cristian'ın golleriyle 3-1 kazandığı zafer bu sezon içinde oynanan 4. Trabzonspor maçında elde ettiği 3. galibiyet olarak kayıtlara geçti. Geriye kalan maçın Avni Aker'de normal sezonun 33. haftasında 1-1 berabere bittiğini ve o maçta Fenerbahçe'nin 3 topunun direkten döndüğünü ve yine çok iyi oynadığını hatırlıyoruz. Peki bu ne demek? Yani sen şikecisin, şampiyonluğumu çaldın, şike yapmadan başarılı olamazsın ama böyle bir sezonda beni 3 kez yenmiş, birinde de direklere takılmış olabilirsin mi demek?
Bu ne demek biliyor musunuz? Bu, Fenerbahçe'nin emeğine, alınterine leke süremezsiniz demek. Bu, Fenerbahçe'nin mücadelesine boş yere laf edersen o laf senin boğazına düğüm olur demek, yutkunamazsın demek. Bu, malum operasyonun torpillisi olmana rağmen utanmadan şampiyonluğum çalındı, hakkım yendi diye ağlamanın ne kadar yalan olduğunu fark etmek zorundasın demek.
Benim için Fenerbahçe futbol takımı bu sezon tarihe geçmiştir. Sezon boyu yargısı, emniyeti, medyası ile oluşturulan kamuoyu algısı, kurnaz rakiplerin durumdan istifade etmeleri vb. birçok etkene rağmen şampiyonluğu son maça kadar kovalayan, kupada finale adını yazdıran Fenerbahçe geriye kalan 2 maçın sonucu ne olursa olsun benim gururumdur, onurumdur.
Bu süreçte başımızda olduğu için çok mutlu olduğum Aykut Kocaman'a ve sahada ter döken, emeğine mücadelesi ile sahip çıkan bütün futbolculara şimdiden helal olsun.
17 Nisan 2012 Salı
Onur İçin
Önce play-off dedikleri daha sonra allayıp pullayıp adını Süper Final koydukları endüstriyel futbolun son dayatmasına başladık. Aslında ilk hafta maçlarından ilki olan Beşiktaş-Galatasaray maçı öncesi öyle bir yağmur yağdı ki tabiat ana bile maçı erteleyerek bu sisteme karşı dedik.
Pazar akşamı sahaya ilk olarak biz çıkmış olduk. Trabzonspor karşısında çok iyi mücadele eden, gayet iyi oynayan ve maçı kazanmayı ne kadar istediğini gösteren bir Fenerbahçe vardı. Bir ara 6 puan önde olan biz miyiz onlar mı diye sordum kendime, öyle ki Trabzonspor gol yemeyeyim de 1 puan da iyidir gibi bir görünüme büründü Fenerbahçe'nin bu iştahı karşısında. Maçı çok net hak ederek Cristian (bir de Sow'un golünde asisti var) ve Sow'un golleriyle 2-0 kazandık.
Lakin bir Okul Açık kültürü olan, kendimizi tribünden ifade ediş biçimlerimizden biri olan koreografi çalışmasında yaşanan talihsiz kaza sonucu ÜNİFEB üyesi kardeşimiz Onur yaralandı ve hastaneye kaldırıldı. Bazı arkadaşlarımız hemen hastaneye koştu, maç sonrası hep beraber hastanenin önündeydik. Herkesin kalbi Onur'un iyi olması için ama hüzünlü bir şekilde çarpıyordu. Neyse ki bu yazının yazıldığı sıralarda Onur'un ameliyatı başarılı geçmiş ve Onur'un durumu daha iyiydi hatta bugün yürümüş, bizleri sevindirmişti.
Maçtan günler önce başlayan, sabahlara kadar süren ve içinde yer almadan verilen emeğin kolay anlaşılamayacağı bu çalışmanın böyle bir kaza ile sonuçlanması hepimizi çok üzdü. Koreografinin sonlanmaması üzerine işi dalgaya sürenlere buradan birşey yazacak halim yok lakin bizim için önemli olan Onur'a birşey olmaması ve tekrar aramıza katılacak olmasıdır.
Etiketler:
Fenerbahçe,
Futbol,
Koreografi,
Play-Off,
Trabzonspor,
Tribün
3 Nisan 2012 Salı
Bıçak Mı Kapalı Yoksa Zihinler Mi?
Pazar akşamı Avni Aker'de oldukça gergin bir maça çıktık. Geçen sezonun ortalarından itibaren başlayan gerginlik Temmuz ayının başındaki operasyon ile çok farklı boyutlara gelmiş, hep hakkının yendiğinden bahseden Trabzon sürekli olarak geçen sezonki şampiyonluğun kendilerine ait olduğunu vurgulamıştı. Fenerbahçe ise Temmuz ayında başlatılan ve halen devam eden sürecin 1 numaralı sanığı konumuna getirilmiş ve bu konumundan dolayı büyük bir kitleyi keyifli hale getirmişti. Çünkü o kitle için zaten bütün kötülüklerin sebebi Fenerbahçe idi, başka herşey tertemiz ama Fenerbahçe kirliydi. Yaşanan süreçte bir sorun yok, herşey olması gerektiği gibi ve adalete güven her zamankinden daha fazlaydı.
Böylesi bir sezonun 32 haftası geride kalmışken Fenerbahçe deplasmanda oynayacağı rakibinin 10 puan önünde ve ilk yarıdaki maçı da Kadıköy'de 1-0 kazanmıştı. Durumun tam tersi olması halinde operasyondan memnun olan o kitlenin konuşacaklarını tahmin ediyorsunuz diye konuyu uzatmıyorum.
Fenerbahçe, şampiyonluğunun çalındığını iddia eden takımın şehrine gelmişti. Burada zaten Fenerbahçe'yi hiç sevmezler, kimi sevdiklerini ise biliyoruz. Nedeni Fenerbahçe nefreti mi başka birşey mi buranın konusu değil. Trabzon şehri tamamen birşeye odaklıydı, geçen sezonki şampiyonluk bizim hakkımız ve onu Fenerbahçe şike ile çaldı. Başka hiçbir detay yok, ne yılların şikesi olan Fenerbahçe şampiyon olmasın da kim olursa olsun zihniyeti ne kendilerini inandırdıkları Trabzon her maçını bileğinin hakkıyla kazandı yalanları. Öyle ya medyası, emniyeti, yargısı Fenerbahçe için çarşaf çarşaf şike dosyalarını kamuoyuna sunuyor, Trabzon'a dair neredeyse hiçbir şey yok, Trabzon temiz. O halde zaten sevilmeyen Fenerbahçe artık hileyle şampiyonluklarını çalan Fenerbahçe olmuş bile. Bu durum Trabzonlular için 2 x 2 = 4'ten daha kesin.
Maça bakıyorum, tabi ben tarafım ama Fenerbahçe'nin kötü oynadığı zaman kötü demesini bilirim. Objektif blogger değilim ama görüyorum, işime geleni yazmıyorum. Fenerbahçe pazar akşamı Avni Aker'de gayet iyi oynadı, iyi mücadele etti, biri Cristian'ın golünden önce olmak üzere tam 3 topu direkten döndü ve hücuma çıkarken yapılan bireysel ve basit hatalar zinciri ile kalesinde golü görerek kendisinden esirgenmeyen nefretin çok olduğu deplasmandan 1-1 beraberlik ile Kadıköy'e döndü.
Maçın içerisinde çeşitli yabancı maddeler Fenerbahçeli oyuncuların üzerine atıldı. Bir de yukarıda vurgulamaya çalıştığım şikeyi yaparsa Fenerbahçe yapar, Trabzon'un işi olmaz o yüzden zekice bir iş olarak düşünülen İstanbul'un plakası olan 34. dakikada temizliğimizi simgeleyen beyaz atletlerimizi atalım eylemi gerçekleşti. Yabancı maddeler Kadıköy'de atılmadığı sürece ve tüm kötülüklerin babası Fenerbahçe'ye atılınca sorun yok, bunu zaten biliyoruz. Ayrıca Trabzon zaten tertemiz, o yüzden beyaz atlet eylemi gayet demokratik bir eylem.
Peki ya Volkan'a atılan bıçak? Onu da gördüm ki Fenerbahçe nefretinden dolayı adını farklı söyleyecek hale gelenler atılan bıçağın kapalı halde olduğunu ve Volkan'ın alıp bıçağı açtığını söylemişler ve buna inanmışlar! Volkan'ın kafasının, sırtının bir yerlerinden rakı şişesi ve bıçak geçiyor ama birinde olay örtbas, cezamızı şampiyon olmasını istediğimiz Trabzon maçında çekeriz, ötekisinde atılan bıçak kapalı, Volkan onu açıp kamuoyunu yanlış yönlendiriyor!
Bizim ömrümüz yetmez bu Fenerbahçe nefretinden dolayı kendinden geçenlerin ve onların bu nefret nedeniyle adlarını inkar edecek hale gelen yaklaşımlarının değiştiğini görmeye. Ondan sonra Fenerbahçe değişik bir camia da dersiniz, hiçbir yerde göremeyeceğiniz tutkuya da, kulübünü sahiplenmeye de şaşırırsınız. Bu Fenerbahçeliler de çok acaip tipler demeye devam edersiniz.
19 Aralık 2011 Pazartesi
Fenerbahçe Söyleyecek Son Sözü

Lakin bu son sözümüz değil, daha söyleyecek sözümüz var. Sakın bitti sanmayın!
Dün akşama dair her Fenerbahçeli'nin içindeki duyguları belki tahmin etmek olası ancak hissetmek çok zordu. Hissetmeniz için Fenerbahçeli olmanız, çok seviyor ve Fenerbahçe'yi yaşıyor olmanız gerek. 3 Temmuz'dan beri her şeyin farkında olmalı, geride kalan sürede dayatılanları, adeta gözünüzün içine bakarak sizinle dalga geçmeye çalışanları bilmeniz gerekli.
Sahada olup biten bu hislerden farklı olabilir mi? Orada emek veren Fenerbahçeli futbolcuların, Aykut Kocaman'ın duygularını bir düşünün. Onlara diyorlar ki sizin geçen sezon tarihe geçen 17 maçlık performansınız hileli, kazandığınız şampiyonluk ta sizin değil başkalarının eseri.
Siz şike ile kazandığınız şampiyonluk nedeniyle Şampiyonlar Ligi'ne gidemezsiniz, yerinize hakkını çaldığınız, tamamen kendi hakkı ile kimseye sırtını dayamadan 82 puan alan Trabzonspor Şampiyonlar Ligi'ne gidecek. Çünkü onlar temiz, aman Fenerbahçe şampiyon olmasın da onlar şampiyon olsun diyenler temiz, sadece Fenerbahçe kirli!
Aykut Kocaman geçen sezon kazanılan 82 puanın üzerine saymaya devam ediyoruz demişti. Fenerbahçe bunca sıkıntıya, kaybettiği kadro gücüne, sakatına-eksiğine, aylardır medyası ve onun zehiri ile oluşturulan kamuoyu algısına rağmen 34 puanla hala zirvede. Aykut hocanın vurgusuna göre 116 puan. Peki ya siz? Sizin sıkıntınız, derdiniz ne? Üzerinize kim geliyor, nelerle boğuşuyor veya kime direniyorsunuz? Bu 21 puan veya 103 puanınızın sebebi ne?
Sizin bahanelerinizi bilemem ama Fenerbahçe'nin son sözünü daha duymadınız.
Bu dün akşam 1-0 kazandığımız veya 16 hafta sonunda oluşan fark kadar değil.
Sabredin, biz çok çok sabrediyoruz!
Etiketler:
Aykut Kocaman,
Fenerbahçe,
Futbol,
Süper Lig,
Trabzonspor
28 Ağustos 2011 Pazar
İşkence Organizasyonu!
3 Temmuz tarihinden beri işkence yapma peşindesiniz! Sizinkisi şike soruşturması falan değil alenen işkence, hem de çok büyük bir kitleye, Fenerbahçe'yi çok sevenlere, günlerdir, her yolu deneyerek! Fakat bu işkencelerinize boyun eğmeyen, direnen Fenerbahçe taraftarı karşınızda dimdik ayakta!
Bir operasyon başlatıyorsunuz ve bunu Türk futbolunu temizlemek adına yaptığınızı iddia ediyorsunuz! Elinizdeki kanıtlarla suçüstü yapmıyor, ligin tescil edilmesini ve hatta ardından genel seçimlerin sonuçlanmasını bekliyorsunuz! Pardon, atlamayayım, 29 Haziran'daki TFF başkanlık seçimini de bekliyorsunuz ve başkanlığa şu sıralar piyonunuz olduğunu gayet iyi anladığımız Mehmet Ali Aydınlar'ı apar topar seçiyorsunuz! Seçim sürecinde Aydınlar'ın nasıl tek aday haline getirildiğine ve kimlerin kendisini desteklediğine girmiyorum, hatırlıyorsunuzdur. Ardından bütün bunlar hallolduktan sonra 3 Temmuz Pazar sabahı düğmeye basıyorsunuz!
Operasyonun ana "suçlu" karakteri Fenerbahçe. Birkaç gün sonra yalandan Beşiktaş ve Trabzonspor kulüpleri de bu operasyona "şüpheli" olarak katılmış süsü veriliyor ki sadece Fenerbahçe'ye odaklanılmıyor, bakın herkesi temizliyoruz diyorsunuz. Hatta o kadar ki operasyon her geçen gün emniyetin ve medyanın empozesiyle sertleşirken 1 ay sonra yalandan Galatasaray'ın 2006 Mayıs'ındaki teşvik primini de araştırıyoruz havası katıyorsunuz. Oyunu o kadar güzel oynuyorsunuz ki Aydınlar'ın gerekirse Galatasaray'ın şampiyonluğunu alırız demeciyle Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı hep bir ağızdan bak Fenerbahçeli "Fenerasyon" başkanı diye hiddetleniyorlar! Şimdilerde insanların ne oldu bu Galatasaray olayı dediğini duyuyor musunuz? Hafıza!
Fenerbahçe taraftarı yargılama sürecindeki - aslında daha mahkeme bile başlamadan - kamuoyuna emniyet desteği ve medya gücü ile dayatılan bu insanlar şüpheli değil suçludur organizasyonuna uyanık kalıyor ve süreç boyunca direnmeye and içiyor fakat bu kör kütük Aziz Yıldırım savunması ve şikeyi sahiplenme olarak algılanırken kazandığı Türkiye Kupası'nı aklanana kadar sözlü! olarak iade eden (kupanın nerede olduğunu bilen varsa lütfen bildirsin) ve taraftarı tarafından aklanında gelin söylemini sunan Beşiktaş ahlaklı duruş sergileyen olarak algılanıyordu! Oysa ki şike yapmış olsun veya yapmamış olsun; hem Beşiktaş hem de Trabzonspor bu operasyonun yalandan belirlenmiş figüranları, dikkati dağıtma amaçlı karakterleriydi. Şike bulunacaksa Fenerbahçe'de bulunacak ve Türk Futbolu temizlenecekti!
Bir operasyon başlatıyorsunuz ve bunu Türk futbolunu temizlemek adına yaptığınızı iddia ediyorsunuz! Elinizdeki kanıtlarla suçüstü yapmıyor, ligin tescil edilmesini ve hatta ardından genel seçimlerin sonuçlanmasını bekliyorsunuz! Pardon, atlamayayım, 29 Haziran'daki TFF başkanlık seçimini de bekliyorsunuz ve başkanlığa şu sıralar piyonunuz olduğunu gayet iyi anladığımız Mehmet Ali Aydınlar'ı apar topar seçiyorsunuz! Seçim sürecinde Aydınlar'ın nasıl tek aday haline getirildiğine ve kimlerin kendisini desteklediğine girmiyorum, hatırlıyorsunuzdur. Ardından bütün bunlar hallolduktan sonra 3 Temmuz Pazar sabahı düğmeye basıyorsunuz!
Fakat, süreç harika işliyor, arada Aziz Yıldırım ile ilgili ne kadar şikayet edebilecek adam varsa ifadeye çağırılıyor, dosya güçlendiriliyor! Emenike'nin para sayarken görüntüsü, Fenerium torbasında taşınan şike paraları yerlerini başka güçlü delillere bırakıyor ve Federasyon halka bu kadar güçlü deliller sunulurken! ve yargısız infazın kitabı yeniden yazılırken Süper Lig'i aynen başlatacağını ve mahkeme sürecini bekleyeceğini duyuruyordu. Futbol Federasyonu bu açıklamayı yaptığında tarih 15 Ağustos'u gösteriyordu ve 25 Ağustos'ta yapılacak olan Şampiyonlar Ligi grup kuralarına 10 gün süre vardı. Bu süreçte araya play-off sistemini dayattıklarını ve daha fazla dekoder alınmasını talep ettiklerini eklemek gerek! Bunlar hep masum girişimler!
İşkencenin şiddetinin arttığı anlara geldik. Tarih 22 Ağustos 2011, UEFA Başmüfettişi Pierre Cornu İstanbul'a gelip TFF yetkilileri ve soruşturmayı yürüten Savcı Mehmet Berk ile görüşüp süreç hakkında bilgi alıyor (daha sonra kimlerden sadece kim için bilgi aldığını anlayacağız!). Tarih 24 Ağustos 2011, TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar ve yanındaki heyet Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü ziyaret ediyor. Ziyaretinizin sebebi nedir diye soruyorlar ve gelen cevap: seçildikten sonra bir türlü fırsat bulamadık, ancak şimdi! Bu masum ve gecikmiş ziyaretin ardından akşam 18.30 civarında, kura çekimine 24 saat kala Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'ne katılmaktan men ediyorsunuz! Kararın geçen gün bilgilendirilen UEFA'nın telkini ile TFF tarafından verildiğini öğreniyoruz. İşkenceyi yapmak niyetinde olanlar utanmıyorlar, diyorlar ki benim ligimde oynayabilirsin çünkü bana para kazandırıyorsun ancak Avrupa'da oynayamazsın! Bitmiyor birkaç saat sonra yukarıda vurgulamaya çalıştığım bu operasyona yalandan katılmış, şüpheli gibi gösterilen Trabzonspor, Fenerbahçe'nin yerine Şampiyonlar Ligi kurasına ekleniyor! Nasıl ama, müthiş değil mi?
TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar'a bir TV programında soruyorlar, diyorlar ki aynı soruşturmada şüpheli olan Beşiktaş yoluna Avrupa Ligi'nde devam ediyor, cevap: Beşiktaş şike soruşturmasına konu olan Türkiye Kupasını iade etti (tekrarlıyorum, kupa şu anda nerede?) ve UEFA bunu iyi niyet olarak algıladı! Diyorum ya işkence yapmak için and içmişler. Dayanın, direnin! Fakat bitmiyor, soruşturmada yalandan yurtdışı yasağı konan ve tutuksuz yargılanan Trabzonspor Başkanı Sadri Şener'in bu yurtdışı çıkış yasağı hemen ertesi gün kaldırılıyor! Sabredin!
Yazı uzadıkça canım sıkılıyor, belki anlatmak istediğinden sapıyor ama madem bu yazı tarihe not düşecek arada Galatasaray camiasının uzun kollarının UEFA'ya bakın burada şikeciler var ve küme düşmüyorlar ispiyonlamasını yazmak gerek. Blog'ta bir önceki yazı Fenerbahçe'yi sahada devirmeyi deneyin idi ama orada pek olmuyor bari Fransızcamızı kullanalım, boşa gitmesin demiş olabilirler.
Toparlamaya çalışırsak, Fenerbahçe bu son organize karar sonrası, taraftarından, futbolcusundan, teknik heyeti ve yönetimine dek bu ligde oynamayı reddeti ve küme düşme talebinde bulundu. Dedik ki madem bizi Şampiyonlar Ligi'ne katılamayacak kadar suçlu görüyorsunuz, o halde küme düşürün! Madem cezamız belli, onu çekelim! Ama yok olur mu hiç, TFF talebi reddetti ve lig aynen planlandığı gibi başlayacak dedi. Fenerbahçe sezona başlayacak, ve belki şampiyon olacak ama bu şampiyon olduğu sezon suçluluğu ispat edilirse boşa gidecek, sonra küme düşmesi gerekirse düşecek! İşkence son sürat!
Bütün bunlara, oynanan oyunlara ve kurulan tezgahlara direnmek, dayanmak, sabretmek, ayakta kalabilmek ve sağlıklı düşünebilmek çok zor ama hala ayaktayız ve direnmeye devam ediyoruz!
Bu işkencenin sonunu nasıl planladılar bilemiyorum ama kundaktaki bebesinden, şu anda hastanede tedavi olan Lefter'e kadar tüm Fenerbahçelileri tahmin edemeyecekleri kadar kenetlediler!
Fenerbahçe'nin halk olduğunu, halkın takımı olduğunu ya unuttular ya da görmezden geldiler.
Bekleyin, henüz göremediyseniz de göreceksiniz!
TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar'a bir TV programında soruyorlar, diyorlar ki aynı soruşturmada şüpheli olan Beşiktaş yoluna Avrupa Ligi'nde devam ediyor, cevap: Beşiktaş şike soruşturmasına konu olan Türkiye Kupasını iade etti (tekrarlıyorum, kupa şu anda nerede?) ve UEFA bunu iyi niyet olarak algıladı! Diyorum ya işkence yapmak için and içmişler. Dayanın, direnin! Fakat bitmiyor, soruşturmada yalandan yurtdışı yasağı konan ve tutuksuz yargılanan Trabzonspor Başkanı Sadri Şener'in bu yurtdışı çıkış yasağı hemen ertesi gün kaldırılıyor! Sabredin!
Yazı uzadıkça canım sıkılıyor, belki anlatmak istediğinden sapıyor ama madem bu yazı tarihe not düşecek arada Galatasaray camiasının uzun kollarının UEFA'ya bakın burada şikeciler var ve küme düşmüyorlar ispiyonlamasını yazmak gerek. Blog'ta bir önceki yazı Fenerbahçe'yi sahada devirmeyi deneyin idi ama orada pek olmuyor bari Fransızcamızı kullanalım, boşa gitmesin demiş olabilirler.
Toparlamaya çalışırsak, Fenerbahçe bu son organize karar sonrası, taraftarından, futbolcusundan, teknik heyeti ve yönetimine dek bu ligde oynamayı reddeti ve küme düşme talebinde bulundu. Dedik ki madem bizi Şampiyonlar Ligi'ne katılamayacak kadar suçlu görüyorsunuz, o halde küme düşürün! Madem cezamız belli, onu çekelim! Ama yok olur mu hiç, TFF talebi reddetti ve lig aynen planlandığı gibi başlayacak dedi. Fenerbahçe sezona başlayacak, ve belki şampiyon olacak ama bu şampiyon olduğu sezon suçluluğu ispat edilirse boşa gidecek, sonra küme düşmesi gerekirse düşecek! İşkence son sürat!
Bütün bunlara, oynanan oyunlara ve kurulan tezgahlara direnmek, dayanmak, sabretmek, ayakta kalabilmek ve sağlıklı düşünebilmek çok zor ama hala ayaktayız ve direnmeye devam ediyoruz!
Bu işkencenin sonunu nasıl planladılar bilemiyorum ama kundaktaki bebesinden, şu anda hastanede tedavi olan Lefter'e kadar tüm Fenerbahçelileri tahmin edemeyecekleri kadar kenetlediler!
Fenerbahçe'nin halk olduğunu, halkın takımı olduğunu ya unuttular ya da görmezden geldiler.
Bekleyin, henüz göremediyseniz de göreceksiniz!
Etiketler:
Aziz Yıldırım,
Beşiktaş,
Fenerbahçe,
Galatasaray,
Mehmet Ali Aydınlar,
Sadri Şener,
Şampiyonlar Ligi,
Şike Operasyonu,
Trabzonspor,
Türkiye Futbol Federasyonu,
UEFA
25 Mayıs 2011 Çarşamba
2010-2011 Sezonu Şampiyonu Fenerbahçe

Sezonun ilk yarısını son ana kadar mücadele ettiği Trabzonspor'un 9 puan gerisinde tamamlamasına rağmen Türk Futbol Tarihine geçen bir seri ile oynadığı son 18 maçın 17'sini kazanan ve sadece 1 kez berabere kalan Fenerbahçe 82 puanla ikili averaj hesabının dikkate alınmasıyla lig tarihindeki 18. şampiyonluğunu ilan etti.
Ligin 2. yarısında tarihe geçen performansa imza atıp 51 puanın 49'unu kazanmayı başaran Fenerbahçe sezonun 2. yarısında Kadıköy'de oynadığı hiçbir lig maçında gol yemeyerek şampiyonluğun kazanılmasına dair akılda kalan önemli istatistiklere bir başkasını eklemeyi de başardı.
Bu şampiyonluğa dair kırılma anları ve bazı detayları daha sonra yazmayı düşünüyorum lakin ayırt etmeden çok sevdiğim iki güzel insan Aykut Kocaman ve Alex de Souza adına ayrıca çok mutlu olduğumu ve bu şampiyonluğun kazanılmasındaki büyük payları nedeniyle yüzümün daha da güldüğünü söylemek isterim.

Fenerbahçe'nin şampiyonluğu tüm sevenlerine kutlu olsun.
Not: Şubat ayının sonlarında blogda paylaştığım enteresan detayın gerçekleşmesi de önümüzdeki sezon için karamsarlık yapmasın; tam tersine bunu kırmak için mücadele edelim..
9 Mayıs 2011 Pazartesi
Karabük Deplasmanı

Şampiyonluk mücadelesinde bir hafta daha geride kaldı fakat bitime iki hafta kala değişen birşey yok. Fenerbahçe Karabük deplasmanında 1-0 kazanırken, Trabzon İzmir'de Buca'yı 2-1 yenerek son iki haftaya puan eşitliğinde ikili averaj farkıyla girdiler.
Fenerbahçe'nin fikstüründe kalan en zor maç konusundaki ağırlıklı fikir Karabük deplasmanını işaret ediyordu lakin Fenerbahçe'nin her maçı çok zor! Fenerbahçe'ye İnönü zor, Seyrantepe zor, Kadıköy'de Bursa zor, Antep zor, Karabük deplasmanı zor, gelecek hafta Kadıköy'deki Ankaragücü maçı zor. Peki ya bu maçlar Trabzon'a zor değil mi?
Psikolojik faktörlerin hep Fenerbahçe aleyhine olması hatta bazen bu psikolojik faktörleri geçip alenen somut örneklerin (bürokratik soslu Trabzon'un şampiyon olmasını istiyoruz beyanları vb.) göz önünde olması eşit olması gereken şampiyonluk yarışı üzerine düşünmeyi gerektiriyor. Emenike oynamadığı için komplo teorileri üretenler, Buca'nın yelkenleri suya indirmiş kadrosunu ve farklı pozisyonlarda oynatılan oyuncuları hakkında konuşmak istemiyorlar. Selçuk Karabük'te kırmızı kart görmeliydi diyen birisi bir hafta önce Trabzon-Antep maçında ceza sahası dışında olup faul olmayan pozisyonda olan penaltı + kırmızı kart için doğru karardı diyebiliyor. Bu örneklerin bildiğiniz üzere sonu yok. Zihinler oldukça geniş ve yaratıcı, herkes tertemiz onuruyla mücadele ederken; Fenerbahçe günahlarına her gün bir yenisini ekliyor!
Neyse futbola dönmeye çalışırsak Karabük deplasmanı beklendiği gibi zor oldu. Özellikle ilk yarıda etkili ataklar geliştirdiler, Fenerbahçe kalesinde tehlikeler yarattılar ve buna karşın birkaç pozisyon dışında Fenerbahçe rakip kaleyi fazla zorlayamadı. Özetle Karabük gayet konsantre ve iyi mücadele ederken Fenerbahçe istediği baskıyı kuramadı diyebiliriz. Maçların ilk yarıları bittiğinde Trabzon Buca karşısında 1-0 öndeyken Karabük'te ise gol yoktu. Stres Fenerbahçe'den tarafta, gergin bir bekleyiş hakimdi. Maçın 2. yarısında daha etkili oynayan ve şampiyonluk için aradığı golü Lugano ile bulan Fenerbahçe Karabük deplasmanından bir önemli 3 puan daha çıkartarak son 16 lig maçındaki 15. galibiyetini elde etti. Fenerbahçe'de inanılmaz bir mücadele ortaya koyan, sayısız kritik kademenin ve müdahalenin sahibi Gökhan Gönül Fenerbahçe'nin en iyisiydi. Zaten kişisel fikrim Gökhan Gönül'ün şu anda bu ligin en iyi yerli oyuncusu olduğu şeklinde.
Maça dair akılda kalan görüntülerden biri olarak Karabük kalecisi Tomiç'in 90+ da kullanılan kornerde kaleyi bırakıp Fenerbahçe ceza sahasına gelmesini not etmek gerek. Belki atacağı gol ve Karabük'e kazandıracağı 1 puan onun için çok önemliydi? Olabilir diyelim, geçelim. Karabük yedek kalecisi Bülent Ataman'ın beğenmediği hakem kararının ardından sahaya attığı ayakkabısından ise hiç söz etmeye gerek yok, 2 hafta sonra da gerekirse Trabzon maçında atar, bunu da geçelim.
Fenerbahçe'nin 2 hafta daha sabretmesi, dayanması gerek. Bu hafta Ankaragücü maçı da Karabük maçından farklı olmayabilir. Sakin olmak, sahadaki mücadeleyi bırakmadan sonuna kadar şampiyonluk için savaşmak gerek.
Herkes tribünde ve sahada dişini biraz daha sıksın.
Etiketler:
Fenerbahçe,
Futbol,
Gökhan Gönül,
Karabük,
Süper Lig,
Trabzonspor
5 Mayıs 2011 Perşembe
5 Mayıs 1996

Yine tarihi bir gün, Fenerbahçe için unutulmaz maçlardan biri.
Bu kez biraz daha yakın bir tarih. 5 Mayıs 1996 tarihinde Fenerbahçe ile Trabzonspor yine bir şampiyonluk mücadelesindeler ve 32. haftada Avni Aker Stadında karşılaşıyorlar. Trabzonspor, maç öncesinde Fenerbahçe'nin 1 puan önünde lider ve maça çok hızlı girip; devreyi de Abdullah'ın golüyle 1-0 önde kapatıyor.
İkinci yarının başlarında, 55. dakikada Oğuz'un frikik golüyle skor 1-1 oluyor. Trabzonspor kendisine beraberlik yetmesine rağmen saldırdıkça saldırıyor fakat golü bulamıyor. O güne dair akıllarda kalan sis ise Avni Aker üzerine iyiden iyiye çöküyordu.
Maçın 83. dakikasında sol kanattan Erol Bulut'un ortasında arka direkte sislerin ardından Aykut çıkıyor ve Trabzonspor ağlarını sarsıyordu. Fenerbahçe Avni Aker'de 2-1 kazanarak lig tarihi boyunca en uzun süre beklediği (6 yıl) şampiyonluğa çok yaklaşıyor ve 5 Mayıs 1996 günü Fenerbahçe tarihinin unutulmazları arasına giriyordu.
O tarihin üzerinden 15 yıl geçti ama o güne etki eden karakterler yine aynı camiaların şampiyonluk yarışı için karşı karşıyalar. Şenol Güneş yine Trabzonspor Teknik Direktörü, Fenerbahçe'nin galibiyet golünü atan ve 5 Mayıs 1996'yı unutulmaz yapanlardan Aykut Kocaman ise artık Fenerbahçe Teknik Direktörü.
2 Mayıs 2011 Pazartesi
İnandık Size

Lig yarışında bir hafta daha geride kaldı ve biz şampiyonluğa inanmaya devam ediyoruz..Sabırla, büyük mücadeleyle, son ana kadar direnerek, sahada ve tribünde inanarak..
Sezonun 2. yarısından itibaren başlayan ve bugüne kadar taşınan - eğer şampiyonlukla taçlanırsa tarihi bir istatistik olarak kayıtlara geçecek - galibiyetler serisiyle son 3 haftaya girerken şampiyonluğa kim ulaşırın cevabı net değil ama Fenerbahçe 2'li averajı elinde bulundurmasıyla karar verici pozisyonda. Ayrıca sözkonusu 2'li averaj sezon sonunda Fenerbahçe ve Trabzonspor arasında puan eşitliği olması durumunda çok kritik bir detaya sahip ve o kritik detayı da Fenerinbahçesi blogu hatırlatmış. Bana göre çok değerli ve hatırlanması gereken bir an! O gün Fenerbahçe 3-2 kaybettiğinde üzerinde çok durulmayan o an 3 hafta sonrası için vakur bir şekilde beklemekte!
Dün ise bizim beklediğimiz günlerin en önemlilerinden biri olan 1 Mayıs'tı ve sabahın erken saatlerinde yola çıkıp; işçinin-emekçinin-hayat kavgası verenlerin yanında Taksim Meydanına doğru yürüdük. Vamos Bien bu güzel ve değerli günde 1 Mayıs'a katılan diğer tribün gruplarının aksine Taksim'e yine toplu halde gelmeyi tercih etmedi ve önceden olduğu gibi Kazancı Yokuşu başındaki trafik ışıklarında toplandı. Meydan yine çok kalabalık ve çok güzel. Şarkılar, türküler hep bir ağızdan coşkuyla..Kara deryalarda bir fenersin ve haklıyız, kazanacağız diyerek Taksim'den Kadıköy'e bir başka heyecana ve umuda doğru..
Umudu Kadıköy'e taşıyan bizler Stoch'un daha maçın hemen başında İBB ağlarını bulan golüyle inancımızı arttırırken, tam devre biterken Alex'in son dönemde alışkanlık haline getirdiği bir başka güzel kafa golüyle şampiyonluk için daha da hırslanıyor ve tribünde özellikle 2. yarıda futbolcuların mücadelesine ortak oluyorduk.
İBB karşısında 2-0 kazanarak sezonun 2. yarısında oynadığı 14 maçta 13. galibiyetini alan Fenerbahçe bu çok değerli performansın yanına ligin 15. haftasında 2-1 kazandığı Karabük maçından beri Kadıköy'de gol yememe istatistiğini de eklemiş durumda (üstüste 8 maç). Yukarıda şampiyonluk ile taçlanırsa tarihi bir istatistik olarak kayıtlara geçecek dediğim bu büyük performans her ne olursa olsun büyük alkışı hak etmiştir ve her durumda hakkı teslim edilmelidir.
Maçın tamamında bir kez daha çok iyi mücadele eden, önemli pozisyonlar yaratan ve "inandık size" koreografi çalışmasının içinin boş olmadığını gösteren futbolcuların çok yorulduğunu biliyorum ve hatta görüyorum. İnandık size görüntüsünün ortaya çıkmasında nasıl tek tek kartonların dizilmesi için bir emek varsa sahada da öyle bir emek var..
O büyük güne kadar 3 hafta daha sabretmek, direnmek, dayanmak gerek..
Mücadeleye devam..
28 Şubat 2011 Pazartesi
6. Hafta

Fenerbahçe sezonun 2. yarısında başladığı çıkışını Kadıköy'de Kasımpaşa'yı 2-0 mağlup ederek sürdürdü. Bu galibiyet 2. yarıda yakalanan serinin içindeki en durgun galibiyet olarak dikkati çekti. Fakat takımın İnönü deplasmanında alınan Beşiktaş galibiyeti sonrası bu tip durgun bir galibiyete hakkının olduğunu düşünüyorum. 17'de 17 diye birşey yok bu hayatta tıpkı her maçı sürklase eden bir oyun olamayacağı gibi..
Fenerbahçe Kasımpaşa'yı geçerken kaptan Alex bu ülkede performansıyla, oyuna etki edebilme gücüyle, sahadaki varlığının rakipler için her an tehdit olmasıyla eşsiz olduğunu bir kez daha gösterdi. O, bu ülkede sahne almış en büyük futbolcu, isteyen itiraz edebilir, karşı çıkabilir vs. ama gösterdiği performansın bana göre muadili yok!
Kasımpaşa maçının kritik anlarından biri de Volkan'ın Fenerbahçe 1-0 öndeyken kurtardığı penaltı oldu. Geçen haftaki Beşiktaş maçında Almeida ile karşı karşıya kurtardığı pozisyon sonrası bu penaltı kurtarışı da Volkan'ın hanesine yazılan dikkate değer artılardan.
Fenerbahçe şampiyonluk mücadelesini son derece sağlam adımlarla sürdürürken rakiplerden Trabzonspor'un Kayserispor ile 3-3 berabere kalarak Avni Aker'de "bir kez daha" puan kaybetmesi Fenerbahçe ile Trabzonspor'un puanlarının artık eşit olmasına neden oldu ve 2'li averaj avantajı cebinde olan Fenerbahçe'nin gol fazlasıyla lider olması aklıma biraz geçmişe gidip 2003-04 sezonunu getirdi.
Fenerbahçe Kasımpaşa'yı geçerken kaptan Alex bu ülkede performansıyla, oyuna etki edebilme gücüyle, sahadaki varlığının rakipler için her an tehdit olmasıyla eşsiz olduğunu bir kez daha gösterdi. O, bu ülkede sahne almış en büyük futbolcu, isteyen itiraz edebilir, karşı çıkabilir vs. ama gösterdiği performansın bana göre muadili yok!
Kasımpaşa maçının kritik anlarından biri de Volkan'ın Fenerbahçe 1-0 öndeyken kurtardığı penaltı oldu. Geçen haftaki Beşiktaş maçında Almeida ile karşı karşıya kurtardığı pozisyon sonrası bu penaltı kurtarışı da Volkan'ın hanesine yazılan dikkate değer artılardan.
Fenerbahçe şampiyonluk mücadelesini son derece sağlam adımlarla sürdürürken rakiplerden Trabzonspor'un Kayserispor ile 3-3 berabere kalarak Avni Aker'de "bir kez daha" puan kaybetmesi Fenerbahçe ile Trabzonspor'un puanlarının artık eşit olmasına neden oldu ve 2'li averaj avantajı cebinde olan Fenerbahçe'nin gol fazlasıyla lider olması aklıma biraz geçmişe gidip 2003-04 sezonunu getirdi.
Fenerbahçe 2003-04 sezonunda ilk yarıyı tekrarı oynanacak olan Rizespor maçı sonucu belli olmadan Beşiktaş'ın 11 puan gerisinde tamamlamış ve sezonun 2. yarısındaki çıkışı ve Beşiktaş'ın puan kayıpları sonrası liderliği tıpkı bu sezon olduğu gibi 6. haftada kazanmıştı. Beşiktaş deplasmanda Kocaelispor'a kaybederken Fenerbahçe Kadıköy'de Galatasaray'ı 2-1 yendiği hafta liderlik koltuğu el değiştirmiş; sezon sonunda mutlu sona Fenerbahçe ulaşmıştı. Bu sezonun da ilk haftası hariç puan tablosunda geriden gelip 6. haftada alınan liderliğin de bu açıdan dikkat çektiğini söylemek gerek.
Ligin bitimine 11 hafta kala yarışın sonunu kestirebilmek güç fakat geçen sezonun son haftasında şampiyonluğu kaybeden Fenerbahçe, kazanan Bursaspor ve buna etki eden Trabzonspor'un hemen ertesi sezon şampiyonluk yarışında başabaş olmalarının manidar olduğunu vurgulamak gerek.
25 Şubat 2011 Cuma
Enteresan Bir Detay

Dediğim gibi bu sadece bir detay ve sonunda bize gerçekleşeceğine dair bir kesinlik vermemekte ama dikkatimi çekmişken ve şu anki durum da bunu yazmak için olanak vermişken paylaşmak istedim.
Şöyle ki;
Eski adıyla Cumhurbaşkanlığı Kupası olan ve bir süre ara verilip Futbol Federasyonu tarafından 2006-07 sezonu başı itibariyle Süper Kupa ismi ile tekrar düzenlenen organizasyonda Süper Kupa finalini oynamaya hak kazanan takımlar devam eden sezonda ligi şampiyon tamamlayamıyorlar. Ligde şampiyon olan takım Süper Kupa finalini oynayan takımlardan başka bir takım oluyor.
Bu durum sırasıyla,
2006-07 Süper Kupa Finali Galatasaray - Beşiktaş (Şampiyon Fenerbahçe)
2007-08 Süper Kupa Finali Fenerbahçe - Beşiktaş (Şampiyon Galatasaray)
2008-09 Süper Kupa Finali Galatasaray - Kayserispor (Şampiyon Beşiktaş)
2009-10 Süper Kupa Finali Beşiktaş - Fenerbahçe (Şampiyon Bursaspor)
olarak gerçekleşti ve Süper Kupayı kazanan da kaybeden de devam eden sezonu şampiyon tamamlayamadı.
2010-11 sezonun başında Süper Kupa Finali oynayan Bursaspor ile Trabzonspor 22 haftası geride kalan Spor Toto Süper Lig'de Fenerbahçe ile birlikte şampiyonluğun en ciddi adayları konumundalar. Süper Kupa finalini oynayan bu iki takımdan geriye kalan en önemli şampiyonluk adayı ise Fenerbahçe.
Sadece dikkatimi çeken ve yazının başında da belirttiğim gibi gerçekleşmesi adına tarafımıza bir kesinlik sunmayan ancak bize sadece enteresan bir detay olarak yansıyan bu durumu not olarak paylaşmada ve blogun arşivinde durmasında bir sakınca yok.
2010-11 Süper Kupa Finali Bursaspor - Trabzonspor (Şampiyon ?)
Etiketler:
Bursaspor,
Fenerbahçe,
Futbol,
Süper Kupa,
Trabzonspor
7 Şubat 2011 Pazartesi
Manisa'dan Mesaj Var!

Blog yazmak meşakkatli iş gerçekten. Sıcağı sıcağına yazmak isterken bunu bazen yapamamak pek olmasını istediğim birşey değil ama hayat koşturmaca ile devam etmekte ve herşeyi aynı anda yapmak mümkün değil. Neyse bu geç yazma konusunda duyduğum sıkıntıya vurgu yaptıktan sonra h.sonuna dair, Fenerbahçe ve futbol üzerine notları düşmek isterim.
Fener Manisa deplasmanında kazanalı neredeyse 48 saat olacak ve artık bununla ilgili onlarca yazı okumuşsunuzdur hatta rakiplerin puan kayıpları vs. derken ligdeki tablonun yepyeni görüntüsü üzerine de kendi lehine aleyhinden daha fazla hata yapılanların utanma duygusundan yoksun düzenledikleri basın toplantıları üzerine de.
Benim h.sonuna dair gördüğüm Fenerbahçe'nin sezonun 2. yarısında yakaladığı iyi serinin rakiplerde yarattığı tedirginlik. Bu kiminin oyununa kiminin konuşmalarına etki yapıyor. Trabzon'un elleri ayaklarına dolanmış vaziyette ve devre arasında lehlerine olan hatırı sayılır puan farkının bu kadar kısa sürede erimesine engel olamamaları ve buna çözüm üretememeleri eleştirilerin yönünü psikolojilerini iyi idare edemedikleri konusuna çevirmekte.
Bursa ise kimsenin etki etmediği apayrı ve özel bir alandaymışcasına gerilimden ve polemiklerden uzak bir ortamda, adeta sessiz-sakin maçlarını kazanarak psikolojik faktörlerin daha şimdiden çok zorlandığı lig yarışında avantajlarını kullanmaktalar. Skoru lehlerine çevirmekte zorlandıkları Sivas maçında da bitime çok az bir süre kala attıkları golle kritik bir galibiyet aldılar ama dediğim gibi insanların gözlerinin üzerlerinde fazla olmamasının avantajı çok net. Polemiklerin yönü onlara doğru değil ve bundan yararlanmaktalar.
Fenerbahçe ise Trabzon galibiyetinin ardından hep problem yaşadığı Manisa'da, birçok insanın puan kaybını muhtemel gördüğü yerde, formda Manisa'yı yenerek önemli bir mesaj verdi. Yıllardır futbol takip eden bizler biliriz ki bazı maçlar vardır şampiyonluk için mesaj veren türden, kazandığınız zaman rakiplerin rahatsız olduğu maçlardır onlar. İşte Fenerbahçe'nin Manisa'daki galibiyeti bu mesajı fazlasıyla içermekteydi. Hatta önemli detaylarla birlikte. Mesela Fenerbahçe maçların 60. dk.sından sonra oyundan düşüyor eleştirilerini çok duyduk bu sezon içerisinde. Manisa'da 1-0 geriye düşüldüğünde dk. 54'tü ve Fenerbahçe'nin ayaklanıp skoru terse çevirdiği goller 60. dk.dan sonra geldi.
Puan farkının 3 hafta içerisinde hem de Fenerbahçe'nin zor fikstür serisinden geçerken bu kadar kapanması çok olumlu ancak zor fikstür Kayseri ve İnönü'deki Beşiktaş maçlarıyla devam etmekte. Bu hafta Kayseri maçında alınacak galibiyet Eskişehir'e giden Bursa ve Sivas'a giden Trabzon'un maçlarını da düşünerek önümüzdeki hafta İnönü'de "kazanmak zorunda olmak" baskısını ortadan kaldıracaktır ki o maçın normal bir maç olmayacağı dün Beşiktaş yönetiminin kasıtlı ve pişkin basın toplantısıyla belli oldu.
Fakat şunu açıkça söylemek gerek ki devre arasında kupada kaybedilen Yeni Malatya maçı takıma ciddi bir tokat olmuş ve elde kalan tek hedef olan lig şampiyonluğu için adeta negatif bir ateşleyici!
Ayrıca gayet iyi bir ivme yakalayan Fenerbahçe'nin bir kez daha şampiyonluk yarışından kopmaması da dikkat çekilmesi gereken bir ayrıntı bana göre. Kaybeder veya kazanır onu şimdiden bilemeyiz ama takımın mesajı net: sonuna kadar mücadele!
Kesilmeden devam etmesi dileğiyle..
Fener Manisa deplasmanında kazanalı neredeyse 48 saat olacak ve artık bununla ilgili onlarca yazı okumuşsunuzdur hatta rakiplerin puan kayıpları vs. derken ligdeki tablonun yepyeni görüntüsü üzerine de kendi lehine aleyhinden daha fazla hata yapılanların utanma duygusundan yoksun düzenledikleri basın toplantıları üzerine de.
Benim h.sonuna dair gördüğüm Fenerbahçe'nin sezonun 2. yarısında yakaladığı iyi serinin rakiplerde yarattığı tedirginlik. Bu kiminin oyununa kiminin konuşmalarına etki yapıyor. Trabzon'un elleri ayaklarına dolanmış vaziyette ve devre arasında lehlerine olan hatırı sayılır puan farkının bu kadar kısa sürede erimesine engel olamamaları ve buna çözüm üretememeleri eleştirilerin yönünü psikolojilerini iyi idare edemedikleri konusuna çevirmekte.
Bursa ise kimsenin etki etmediği apayrı ve özel bir alandaymışcasına gerilimden ve polemiklerden uzak bir ortamda, adeta sessiz-sakin maçlarını kazanarak psikolojik faktörlerin daha şimdiden çok zorlandığı lig yarışında avantajlarını kullanmaktalar. Skoru lehlerine çevirmekte zorlandıkları Sivas maçında da bitime çok az bir süre kala attıkları golle kritik bir galibiyet aldılar ama dediğim gibi insanların gözlerinin üzerlerinde fazla olmamasının avantajı çok net. Polemiklerin yönü onlara doğru değil ve bundan yararlanmaktalar.
Fenerbahçe ise Trabzon galibiyetinin ardından hep problem yaşadığı Manisa'da, birçok insanın puan kaybını muhtemel gördüğü yerde, formda Manisa'yı yenerek önemli bir mesaj verdi. Yıllardır futbol takip eden bizler biliriz ki bazı maçlar vardır şampiyonluk için mesaj veren türden, kazandığınız zaman rakiplerin rahatsız olduğu maçlardır onlar. İşte Fenerbahçe'nin Manisa'daki galibiyeti bu mesajı fazlasıyla içermekteydi. Hatta önemli detaylarla birlikte. Mesela Fenerbahçe maçların 60. dk.sından sonra oyundan düşüyor eleştirilerini çok duyduk bu sezon içerisinde. Manisa'da 1-0 geriye düşüldüğünde dk. 54'tü ve Fenerbahçe'nin ayaklanıp skoru terse çevirdiği goller 60. dk.dan sonra geldi.
Puan farkının 3 hafta içerisinde hem de Fenerbahçe'nin zor fikstür serisinden geçerken bu kadar kapanması çok olumlu ancak zor fikstür Kayseri ve İnönü'deki Beşiktaş maçlarıyla devam etmekte. Bu hafta Kayseri maçında alınacak galibiyet Eskişehir'e giden Bursa ve Sivas'a giden Trabzon'un maçlarını da düşünerek önümüzdeki hafta İnönü'de "kazanmak zorunda olmak" baskısını ortadan kaldıracaktır ki o maçın normal bir maç olmayacağı dün Beşiktaş yönetiminin kasıtlı ve pişkin basın toplantısıyla belli oldu.
Fakat şunu açıkça söylemek gerek ki devre arasında kupada kaybedilen Yeni Malatya maçı takıma ciddi bir tokat olmuş ve elde kalan tek hedef olan lig şampiyonluğu için adeta negatif bir ateşleyici!
Ayrıca gayet iyi bir ivme yakalayan Fenerbahçe'nin bir kez daha şampiyonluk yarışından kopmaması da dikkat çekilmesi gereken bir ayrıntı bana göre. Kaybeder veya kazanır onu şimdiden bilemeyiz ama takımın mesajı net: sonuna kadar mücadele!
Kesilmeden devam etmesi dileğiyle..
Etiketler:
Bursaspor,
Fenerbahçe,
Futbol,
Süper Lig,
Trabzonspor
31 Ocak 2011 Pazartesi
Sezona Yeniden Başlıyoruz

Ligde sezonun ilk yarısının bittiği anda görünen resim Trabzonspor'un 42 puan ile ortalamanın üzerinde puan aldığı ve en yakın takipçileri olan Bursaspor'a 5, Fenerbahçe'ye ise 9 puan mesafe koyduğu bir görüntüyü ortaya koymuştu. Bu görüntünün uzun soluklu lig yarışı için pek te fena sayılmayan bir avantaj olduğu aşikar. Hatta bazıları için bu avantaj Trabzonspor'un şampiyonluğuna kadar gidebilen türden.
Sezonun 2. yarısına evinde puan kaybı ile başlayan lider Trabzonspor ile Antalya deplasmanında çok etkili oynamasa da kazanmasını bilen Fenerbahçe fikstürün kendilerini erken karşılaştırması ile final maçına değil ama Fenerbahçe açısından karar verici nitelikte bir maça çıktılar.
Kadıköy'de Trabzonspor'a kaybetmek onarılması güç bir yara almaya sebep olacaktı Fenerbahçe için. Maçın karar verici niteliği aslında ligde oynanacak 15 hafta daha olması ve bu şampiyonluk yarışına tutunmak için Fenerbahçe'nin kazanma zorunluluğu.
Geçen sezonun Türkiye Kupası finali ve hemen ardından ligin son haftasında Kadıköy'de alınan beraberlik ile şampiyonluğun kaybedilmesi perde arkasındaki ciddi motivasyon faktörleriydi. Buna ek olarak kazanmanın şampiyonluk yarışına ciddi ortak olmak, yarışı yeniden başlatmak ve rakibe ensendeyim mesajı vermek gibi anlamları vardı. Bütün bunlar takımın hatta taraftarın maça hazırlanmasında etkili oldular.
Ancak bütün bu faktörler bir tarafa, iş sahada bitiyor pek tabii. Dün akşam Fenerbahçeli futbolcular da sahada basmadık yer bırakmayarak adeta Trabzonspor'a oynama şansı vermediler. Maç boyunca daha çok kazanmak istediklerini göstermenin dışında lig yarışında takımın geleceği açısından karar verici bu maçta o karara kendilerinin ortak olduklarını net bir tavırla vurguladılar.
Kornerden Lugano'nun kafasıyla gelen golün hemen ardından maçın adeta özetini sergileyen Niang'ın attığı 2. gol baskı ile topun çalınması, ani atağa çıkışı, paslaşması ve bitirilişi ile çok güzel. Maçın kısa özeti tam olarak budur bence. Fenerbahçe'nin 2. golü maça dair birçok anlamı içermektedir.
Şimdi oynanacak olan 15 hafta için sezona ufak farklar ile de olsa yeniden başladığımızı söylemek yanlış olmaz. Devre arasındaki puan farklarının 2 haftalık kısa sürede Fenerbahçe lehine bu kadar kapanması olabilecek en iyi senaryolardan birisiydi. Artık yeniden başladığını düşündüğüm sezonda minimum puan kaybı ile Fenerbahçe'nin zirve için inadını göstermeye devam etmesi gerek.
Fikstürün zorlu bölümü halen devam etmekte..Manisa deplasmanında dün akşam ortaya konan mücadelenin sürmesi ve bu mücadeleyi görmek hepimiz için çok önemli.
Futbolda her zaman kazanamazsınız ama hep mücadele etmek zorundasınızdır.
Mücadeleye devam, Fener geliyor!
23 Ocak 2011 Pazar
Antalya'da Kritik Galibiyet

Fenerbahçe sezonun ilk yarısını lider Trabzonspor'un 9 puan gerisinde tamamlarken henüz Türkiye Kupası'nda Buca ve Yeni Malatya mağlubiyetleri gerçekleşmemişti. Alınan bu mağlubiyetler ile kupadan gruptan çıkamadan elenmenin baskısı ligin 2. yarısı öncesi fazlasıyla hakim haldeydi. Sezon başında Avrupa kupalarına ön elemelerde veda etmenin üstüne Türkiye kupasından bu şekilde elenmek ve geriye kalan tek hedef olan lig şampiyonluğu için liderin 9 puan gerisinde olmak hatta arada bulunan 2. sıradaki Bursaspor'un da 4 puan gerisinde olmak Fenerbahçe'nin psikolojisini göstermesi açısından yeterince tatsız veriler olarak karşımızda.
Bütün bu yaşanan sıkıntıların ışığında sezonun 2. yarısına sert fikstürle başlayacak Fenerbahçe için geçilmesi gereken ilk ayak Antalya deplasmanı. Aynı gün maçın başlamasına yaklaşık 1 saat kala sonuçlanan maçta Trabzonspor'un kendi sahasında Ankaragücü ile 1-1 berabere kalarak puan kaybetmesi zor geçeceği tahmin edilebilen Antalya deplasmanı öncesi ufak bir heyecan yarattı. Antalya deplasmanı ardından gelecek maçın Kadıköy'de Trabzonspor ile olması aleyhte olan puan farkını kısa sürede eritmek için bir fırsat, kullanılması durumunda şampiyonluk yarışında yorumların renginin değişmesi için bir etken. Fakat bunların olabilmesi için öncelikle Antalya'yı yenebilmek gerekiyordu.
Maça başlayan ilk 11'leri gördüğümüzde Aykut Kocaman'ın sezonun ilk yarısında denemediği bir hamleyi sahada uygulama niyetinde olduğunu gördük. Semih ve Niang aynı anda başlıyorlar fakat Niang oyun düzeninde sol kanatta görev alıyordu. Niang'ın Marsilya'dan pek yabancı olmadığı kanat forvet oynama hamlesinin kötü bir fikir olmadığını söyleyebilirim. Önümüzdeki haftalarda bu tercihin sürdürülüp sürdürülmeyeceğinden emin değilim ancak Stoch / Dia ikilisinin bir türlü istikrar yakalayamadığı düşünülünce elde bir alternatif. Fakat rakiplerin hücümcu sağ kanatları karşısında yine de düşünülmesi gereken bir durum olmalı. Dün akşam ligde uzun aradan sonra sol bekte Andre Santos'un ilk 11 başlaması Caner'den alınamayan verim ve Aykut hoca ile arasındaki seviyor/sevmiyor gerginliğinin sol bulma ihtimali açısından pozitif değerlendirilebilir.
Bütün bu yaşanan sıkıntıların ışığında sezonun 2. yarısına sert fikstürle başlayacak Fenerbahçe için geçilmesi gereken ilk ayak Antalya deplasmanı. Aynı gün maçın başlamasına yaklaşık 1 saat kala sonuçlanan maçta Trabzonspor'un kendi sahasında Ankaragücü ile 1-1 berabere kalarak puan kaybetmesi zor geçeceği tahmin edilebilen Antalya deplasmanı öncesi ufak bir heyecan yarattı. Antalya deplasmanı ardından gelecek maçın Kadıköy'de Trabzonspor ile olması aleyhte olan puan farkını kısa sürede eritmek için bir fırsat, kullanılması durumunda şampiyonluk yarışında yorumların renginin değişmesi için bir etken. Fakat bunların olabilmesi için öncelikle Antalya'yı yenebilmek gerekiyordu.
Maça başlayan ilk 11'leri gördüğümüzde Aykut Kocaman'ın sezonun ilk yarısında denemediği bir hamleyi sahada uygulama niyetinde olduğunu gördük. Semih ve Niang aynı anda başlıyorlar fakat Niang oyun düzeninde sol kanatta görev alıyordu. Niang'ın Marsilya'dan pek yabancı olmadığı kanat forvet oynama hamlesinin kötü bir fikir olmadığını söyleyebilirim. Önümüzdeki haftalarda bu tercihin sürdürülüp sürdürülmeyeceğinden emin değilim ancak Stoch / Dia ikilisinin bir türlü istikrar yakalayamadığı düşünülünce elde bir alternatif. Fakat rakiplerin hücümcu sağ kanatları karşısında yine de düşünülmesi gereken bir durum olmalı. Dün akşam ligde uzun aradan sonra sol bekte Andre Santos'un ilk 11 başlaması Caner'den alınamayan verim ve Aykut hoca ile arasındaki seviyor/sevmiyor gerginliğinin sol bulma ihtimali açısından pozitif değerlendirilebilir.
Maçın genelinin iki taraf için de dengede gittiğini söyleyebiliriz. Kalecilerin fazlasıyla öne çıktığı pozisyonların olmadığı, tehlikelerin genelde kale yakınından geçtiği bir maç oldu. Maçı Fenerbahçe'nin 1-0 kazanmasına neden olan golün Gökhan Gönül'ün fazlasıyla şık aşırtması ile gelmesi gecenin en güzel anıydı. Orta saha çizgisinde kendi alanından sürüklemeye başladığı top ile Antalya ceza sahasının dışına kadar gelip; rakibin de bir türlü uzaklaştıramaması sonucunda kariyerinin en güzel gollerinden birini attığını söyleyebiliriz. Belki de en güzelini..
Fenerbahçe'nin sezonun ilk yarısında yaşadığı en büyük sıkıntısı fazla sayıda ve kolay goller yemesiydi. Takım dün akşam Antalya'da buna belirli anlarda tehlikeler yaşansa da izin vermeyerek, Gökhan Gönül'ün o güzel golüne de sahip çıkarak kazanmasını bildi ve Trabzonspor'un evinde puan kaybettiği hafta Antalya'da çok kritik bir galibiyet aldı.
Oyunun genelinden ve maçın sonlarına doğru farkın 2'ye çıkmaması nedeniyle skoru korumanın verdiği gerginlikten rahatsız olanlar vardır muhtemelen ancak yazının başındaki kötü psikolojinin de önemli etken olduğu unutulmasın ve Fenerbahçe'nin 3-5 atmaktan ziyade "kazanmaya" ihtiyacının olduğu dikkate alınsın demek isterim.
Önümüzdeki hafta Kadıköy'de oynanacak Trabzonspor maçı da sıkılarak ta olsa acı çekerek te olsa kazanmanın şart olduğu bir maç. Sonuçta "kazanmak" çok önemli ve lig yarışındaki puan handikapının kısa sürede erimesi için Fenerbahçe'nin mücadele edip eninde sonunda kazanmayı bilmesi gerek.
Etiketler:
Fenerbahçe,
Futbol,
Gökhan Gönül,
Süper Lig,
Trabzonspor
24 Ağustos 2010 Salı
Trabzonspor 3 - Fenerbahçe 2

Trabzon deplasmanları her zaman zor olur ve bu sezon herkes için daha da zor olacağı şimdiden belli. tarihten gelen ve hala akıllardan çıkmayan o meşhur Avni Aker deplasmanında 5 Mayıs 1996'da alınan galibiyet ve ardından gelen her Trabzon - Fenerbahçe maçına yüklenen intikam anlamları..
bunların eşliğinde Fenerbahçe ligin 2. haftasında Trabzon deplasmanına çıkarken geride bıraktığı 4 resmi maçtaki skorların genel anlamda kötü olması nedeniyle çevre baskısını da sırtına yüklemişti. maç öncesi kadrolar geldiğinde Trabzonsporlular daha tahmin ettikleri ilk 11'i görürken Fenerbahçeliler Aykut hocanın Alex ve Stoch'u kenarda tutan, Semih ve Niang'ın çift forvet başladığı düzene şaşırdılar. burada Aykut hocanın yapmak istediğini anlıyorum veya anladığımı sanıyorum: Semih ve Niang Trabzon savunmasına önde basacak, orta saha göbeğinde de Emre ve Cristian rakibi ısıracak, takım Avni Aker deplasmanı için daha dirençli olacak ancak kağıt üstünde yıllardır oynayamadığımız çift forvet düzeninde olunacak.
bence bu tercih gayet kabul edilebilir ve Aykut hocanın aldığı karara saygı duyulmalı. Ancak sol önde Stoch yerine Özer tercihi tartışılabilir. yeteneklerini çok iyi bulduğum, topla haşır neşirliğini sevdiğim Özer'in yeri orası değil. bu tercihte de Aykut hocanın bir ihtimal çift forvet düzenine top iletme organizasyonunda Özer'i kullanmak istemesi fikri olmuş olabilir. yalnız soldan içeri katederek oynayan Özer Fenerbahçe sol kanadında zaten pek formda olmayan Andre Santos ile beraber Fenerbahçe'nin bu kanattan problem yaşamasına da neden oldu. yenilen 2.golün buradan şekillendiğini gördük.
Fenerbahçe için konuşulması gereken önemli bir detay da dün gece yenilen kolay goller. ilk golde Mehmet Topuz'un ters kafa vuruşu hemen 1 dk. ardından Yattara'nın arkaya kaçırılması ve Glowacki'nin ceza sahası içinde rahatça alt köşeye vurduğu kafa savunma açısından daha dikkatli olunması gereken türden gollerdi. Fenerbahçe'nin savunmasının da dün gece kalede Mert hariç - ki bence zaman içinde Fenerbahçe'nin Türk futboluna kazandıracağı bir başka kaleci olacak - geçen sezon ile aynı olduğunu söylemeli. Ancak geride kalan 5 resmi maçta da sakatlık veya cezalar nedeniyle sürekli değişen bir savunma kurgusunu da söylemek gerek. özetle Fenerbahçe'nin daha zor gol yer hale gelmesi gerektiğini düşünüyorum.
maçın geneline baktığımızda da Fenerbahçe'nin çok kötü oynamadığını, kolay gollere engel olamadığını ancak diğer yandan Trabzonsporun kazanacak seviyede bir oyunu sergilediğini söyleyebilirim. karşılıklı kaçan ve girilen bol pozisyonlar mevcut. maçın 2. yarısının başında Trabzonspor maçı koparabilirdi de Fenerbahçe maçı 3-3'e getirebilirdi de. herkesin maçı izlerken keyif aldığını sanıyorum, bana göre güzel maç oldu.
Aykut hocanın dün geceki tercihleri zaten hevesli kesim tarafından tartışılacaktır. tartışılabilir zaten sahada kazanan skorları almadıkça bu olur, gayet doğal. sonuçta oynanan 5 resmi maçta alınan 1 Antalyaspor galibiyeti mevcut ancak Aykut hoca kararsız kalmak yerine bazı kararlar alıyor ve onları uyguluyor. sahada kazandıkça kendine daha geniş bir alan yaratabilir, yerli yersiz eleştiri oklarına kalkanı geniş tutabilir ama öyle bir eşikteyiz ki perşembe gecesi PAOK rövanşı var ve ilk maçtaki alınan 1-0 çok ters bir skor. Fenerbahçe ve Aykut hoca için turu geçmek çok önemli bir hale geldi. Trabzonspor maçının telafisi için alternatif bol ancak Avrupa'ya tümden bu kadar erken veda kötü olur ki hakkaten zor bir rövanş olacak.
yazıyı dün gece Avni Aker'de ilk 11 başlayan ve gollerde hiç hatası olmadığını, gelecek potansiyeli gördüğüm Mert'e selam ederek bitiriyorum. penaltıyı kurtararak ışığı yaktın Mert, gelecek için sana güveniyoruz.
bunların eşliğinde Fenerbahçe ligin 2. haftasında Trabzon deplasmanına çıkarken geride bıraktığı 4 resmi maçtaki skorların genel anlamda kötü olması nedeniyle çevre baskısını da sırtına yüklemişti. maç öncesi kadrolar geldiğinde Trabzonsporlular daha tahmin ettikleri ilk 11'i görürken Fenerbahçeliler Aykut hocanın Alex ve Stoch'u kenarda tutan, Semih ve Niang'ın çift forvet başladığı düzene şaşırdılar. burada Aykut hocanın yapmak istediğini anlıyorum veya anladığımı sanıyorum: Semih ve Niang Trabzon savunmasına önde basacak, orta saha göbeğinde de Emre ve Cristian rakibi ısıracak, takım Avni Aker deplasmanı için daha dirençli olacak ancak kağıt üstünde yıllardır oynayamadığımız çift forvet düzeninde olunacak.
bence bu tercih gayet kabul edilebilir ve Aykut hocanın aldığı karara saygı duyulmalı. Ancak sol önde Stoch yerine Özer tercihi tartışılabilir. yeteneklerini çok iyi bulduğum, topla haşır neşirliğini sevdiğim Özer'in yeri orası değil. bu tercihte de Aykut hocanın bir ihtimal çift forvet düzenine top iletme organizasyonunda Özer'i kullanmak istemesi fikri olmuş olabilir. yalnız soldan içeri katederek oynayan Özer Fenerbahçe sol kanadında zaten pek formda olmayan Andre Santos ile beraber Fenerbahçe'nin bu kanattan problem yaşamasına da neden oldu. yenilen 2.golün buradan şekillendiğini gördük.
Fenerbahçe için konuşulması gereken önemli bir detay da dün gece yenilen kolay goller. ilk golde Mehmet Topuz'un ters kafa vuruşu hemen 1 dk. ardından Yattara'nın arkaya kaçırılması ve Glowacki'nin ceza sahası içinde rahatça alt köşeye vurduğu kafa savunma açısından daha dikkatli olunması gereken türden gollerdi. Fenerbahçe'nin savunmasının da dün gece kalede Mert hariç - ki bence zaman içinde Fenerbahçe'nin Türk futboluna kazandıracağı bir başka kaleci olacak - geçen sezon ile aynı olduğunu söylemeli. Ancak geride kalan 5 resmi maçta da sakatlık veya cezalar nedeniyle sürekli değişen bir savunma kurgusunu da söylemek gerek. özetle Fenerbahçe'nin daha zor gol yer hale gelmesi gerektiğini düşünüyorum.
maçın geneline baktığımızda da Fenerbahçe'nin çok kötü oynamadığını, kolay gollere engel olamadığını ancak diğer yandan Trabzonsporun kazanacak seviyede bir oyunu sergilediğini söyleyebilirim. karşılıklı kaçan ve girilen bol pozisyonlar mevcut. maçın 2. yarısının başında Trabzonspor maçı koparabilirdi de Fenerbahçe maçı 3-3'e getirebilirdi de. herkesin maçı izlerken keyif aldığını sanıyorum, bana göre güzel maç oldu.
Aykut hocanın dün geceki tercihleri zaten hevesli kesim tarafından tartışılacaktır. tartışılabilir zaten sahada kazanan skorları almadıkça bu olur, gayet doğal. sonuçta oynanan 5 resmi maçta alınan 1 Antalyaspor galibiyeti mevcut ancak Aykut hoca kararsız kalmak yerine bazı kararlar alıyor ve onları uyguluyor. sahada kazandıkça kendine daha geniş bir alan yaratabilir, yerli yersiz eleştiri oklarına kalkanı geniş tutabilir ama öyle bir eşikteyiz ki perşembe gecesi PAOK rövanşı var ve ilk maçtaki alınan 1-0 çok ters bir skor. Fenerbahçe ve Aykut hoca için turu geçmek çok önemli bir hale geldi. Trabzonspor maçının telafisi için alternatif bol ancak Avrupa'ya tümden bu kadar erken veda kötü olur ki hakkaten zor bir rövanş olacak.
yazıyı dün gece Avni Aker'de ilk 11 başlayan ve gollerde hiç hatası olmadığını, gelecek potansiyeli gördüğüm Mert'e selam ederek bitiriyorum. penaltıyı kurtararak ışığı yaktın Mert, gelecek için sana güveniyoruz.
Etiketler:
Fenerbahçe,
Mert Günok,
Süper Lig,
Trabzonspor
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


