10 Kasım 2010 Çarşamba

Türkiye Kupası Grup Statüsü


Fenerbahçe dün akşam Türkiye Kupası grup maçlarının ilkinde deplasmanda Ankaragücü'ne 4-2 kaybetti. Tam da burada Federasyon tarafından uygulanan son derece anlamsız grup statüsüne eleştiri getirmenin zamanı diye düşünüyorum; Fenerbahçe kaybetmişken.

Nitekim kupa maçlarının tek maçlı veya bir aşamadan sonra çift maçlı eleme şeklinde oynanmasından yanayım ve olması gerektiğini düşündüğüm bu statü ile dün akşam Fenerbahçe elenirdi. (tabii ki katıldığı ilk turda Ankaragücü ile eşleşmezdi, kadro kurgusu ve konsantrasyon farklı olurdu detaylarını belirtmek gerek) Olayın eleştirisi zaten Fenerbahçe kazandığında veya kaybettiğinde değişecek birşey değil.

Yüzde yüz emin değilim ama futbol takibimde olan hiçbir ülkede kupa maçlarının belli bir aşaması Türkiye'deki gibi grup statüsünde oynanmıyor. Nev-i şahsına münhasır uygulamaların ülkesiyiz!

Grup statüsünün oraya katılma başarısı olan 20 takım için de angarya olduğu o kadar belliyken bu lüzumsuz maçların oynatılmasının karşısında duran sebep çok tanıdık: daha çok para! Ekstra oynatılan maçlar ile elde edilen yayın gelirleri, bu yayınlardaki reklamlar, bahis sektörü için servis edilen daha fazla maç ve bu bahislerden gelen paralar açık seçik ortada.

Bütün bunlar alenen belli iken, Futbol Federasyonu bu son derece anlamsız, sadece belli kesimleri mutlu eden uygulamasından vazgeçerek eski günlerdeki kupa eleme statüsüne dönmelidir.

Kimsenin bu kadar aç gözlü olmaya ve kupanın ruhunu kaybetmesine neden olmaya hakkı yok!

7 Kasım 2010 Pazar

Fenerbahçe 4 - Eskişehirspor 2


Fenerbahçe son dönemde üzerine çok vurgu yaptığımız kağıt üstündeki uygun fikstürüne iyi bir başlangıç yaptı ve Eskişehirspor'u 4-2 yenerek puan tablosunun yukarısındaki Kayserispor ile Bursaspor'un puan kayıpları ile avantajı elinde tutmaya devam ediyor.

Mevcut sakatlar ile sahaya çıkan ilk 11 Lugano - Bilica hariç Bursa deplasmanındaki ile aynıydı. Maça erken golle başlamak önemli detay. Eskişehirspor'dan Pele'nin topu elle düzeltmesi ile kazanılan penaltıyı Alex çok şık bir plase ile ters köşeye gönderdiğinde ben de ters köşeye yattım demeliyim. Karşı kale arkasından herhalde sağa doğru atar dediğim Alex penaltının hakkını ziyadesiyle verdi. Erken gole Eskişehir'in karşılığı ciddi oldu, uzaktan attıkları tehlikeli şutların ardından çok geçmeden golü buldular. Lugano'ya yazının ilerleyen bölümünde ayrıca kızacağım için burada soldan içeri sızıp ortayı yapan Serdar'a karşı müdahale hatasından bahsedip geçiyorum.

Fenerbahçe'nin yenilen gole cevabı çok erken oldu ve çok organize paslaşmaların ardından Gökhan Gönül'ün asistinde Semih'in uzak direk tarafında biraz da uzayarak vurduğu kafa golüyle tekrar öne geçildi. Burada Gökhan'ın asisti öncesi Alex'in onu kaçıran pasınının hakkı teslim edilsin. Golün ardından devre sonuna kadar Fenerbahçe önemli tehlikeler yarattığı Eskişehirspor kalesinde tam devre arasına girmeden Gökhan Gönül'ün muazzam düzgün ve sert şutu ile farkı 2'ye çıkardı.

Tam da burada Lugano konusunu konuşmak isterim. Saha içinde gerginlik yaşamışsın ve sarı kartı görmüşsün. Rakip seni ne kadar tahrik ederse etsin, devre arası olmuş ve senin o gerginliğin üzerine Fenerbahçe skoru 3-1 yapmış; sen sakinleşeceğine soyunma odası koridorunda aynı adamla olayı uzatıp kırmızı kart görüyosun, takımını eksik bırakıyorsun. Bütün bunlar normalde kötüyken bir de zaten daha yeni cezadan dönmüşsün, Bursa deplasmanında 4 sarıyı doldurup oynayamıyosun, döndüğün ilk maçta soyunma odasına giderken kırmızı kart görüyorsun. Bu kadar sorumsuzluk yapmaya kimsenin hakkı yok. Bir kısım taraftar da kendini tatmin edecek diye 2. yarıda Lugano yerine oyuna girip topu ıskaladığı için top her ayağına geldiğinde Bilica'yı yuhlamasın. Kendi futbolcunu maç oynanırken yuhlamayı, ıslıklamayı zaten ömrü hayatımda hiç sevmedim, nefret ettim ama bazı insanlar çok rahatlıyorlar herhalde böyle yaparak. Kızılacak bir adam varsa o Lugano'dur, Bilica'nın yetersiz olması ayrı birşeydir, maçın içinde yuhlamak ayrı birşey ama maalesef sonu gelmeyecek bir vaka gibi.

Maçın 2. yarısına 2 takımın da 10 kişi başlaması herkes için sürpriz olurken bu durum oyuna da etki etti ve tatsız - etkisiz bir oyun çıktı ortaya. Eskişehirspor'un skoru 3-2'ye getirdiği anın taraftarın sırtını dönerek çeşitli manasız hareketlerle eğlenmeye çalıştığı anlara denk gelmesi de artık bana tesadüf olarak gelmiyor. Neyse ki Fenerbahçe'nin 2. golünde imzası olan 3 isim 4. Fenerbahçe golünde de sahneye çıkıp farkı tekrar 2'ye çıkardılar ve maçı da orada kopardılar.

Maçın en parlayan adamı 1 gol - 2 asist ile Gökhan Gönül oldu diye düşünüyorum. Kendisi için de güzel bir istatistik akşamı olarak kayıtlara geçti. Semih'in Niang'ın yokluğunda iyi iş çıkarttığını söylemek gerek. Bursa deplasmanındaki golünden sonra dün akşam Eskişehir'e attığı 2 gol ve bu gollerin anları çok kritik, rakibe ayağa kalkma fırsatı vermeyen cinsten. Mehmet Topuz son dönemdeki iyi performansını yine devam ettirdi, sağ kanatta başladığı oyuna Emre'nin sakatlanması ile orta saha merkezinde devam etti. Mehmet Topuz'un eskiye oranla rakip kaleyi tehdit eden girişimleri olduğunu görüyoruz, bu önemli ve artı bir durum. Dün akşama dair en kötü an Emre'nin sakatlığı sanırım. Oynadığı bölgenin kilit bir yer olması ve orada Fenerbahçe'nin çok alternatifi olmaması sakatlığın uzun sürmesi durumunda baş ağrıtabilir. Emre'ye geçmiş olsun, umarım mümkün olan kısa sürede geri dönebilir. Yobo'ya an itibariyle bravo diyorum ve emin değilim ama bu adam geldiğinden beri sarı kart gördü mü? Sırf bu yüzden bile, Lugano rica ederim biraz sakin.

Fenerbahçe önümüzdeki hafta uygun dediğimiz fikstürün en zorlu ayaklarından birinde Gaziantep deplasmanında, diğeri de süper lige çıktıklarından beri Olimpiyat stadında berabere dahi kalamadığımız İBB olabilir. Üst taraftakilerin birbirleriyle bu kadar çok maçı varken mücadele edip kazanmak gerek ve Fenerbahçe kazandıkça avantajı cebine koyacaktır..

5 Kasım 2010 Cuma

Barcelona Deplasmanında Zafer


Fenerbahçe erkek basketbol takımı dün akşam Euroleague'de Barcelona deplasmanında çok büyük bir işe imza attı, çok büyük bir zafer elde etti. 69-61'lik skorla Barcelona'ya karşı deplasmanda elde edilen bu galibiyet tarihteki yerini alırken Fenerbahçe'ye tutkun olan bizlerin maçın sonunda gözlerinin dolmasını sağladı.

Barcelona karşısındaki mücadele, özellikle muazzam savunma, rakibin gücü karşısında gösterilen direnç alkışı, tebriği, helal olsunu fazlasıyla hak ediyor. Bu Barcelona geçtiğimiz sezonun Euroleague şampiyonu ve sezon başında oynanan hazırlık maçında da NBA'in potansiyel şampiyonluk adaylarından LA Lakers'ı deviren bir takım. Ayrıca evinde Türk takımlarına karşı oynadığı tüm maçları süpürmüş bir takım. Neresinden bakılırsa bakılsın büyük iş!

Dün gece Fenerbahçe bu sezon ulaşmak istediği Final-Four için önemli bir ışık yaktı. Bu büyük zaferin devamı için grupta aynı mücadelenin gösterilmesi, Barcelona deplasman zaferinin yalnız bırakılmaması gerek.

Sırada gelecek hafta çarşamba akşamı Siena maçı var. Bu maçta Barcelona üstüne alınacak bir galibiyet çok güzel olacak. o akşam Sinan Erdem'in fazlasıyla dolması ve desteğin, teşekkürün esirgenmemesi önemli.

Tarihi zaferde emeği geçen herkese teşekkürler, helal olsun!

30 Ekim 2010 Cumartesi

Bursaspor 1 - Fenerbahçe 1


Fenerbahçe için sezonun en iyi oyunlarından, çok iyi mücadele, yakalanan ve verilen pozisyonlar..Maçın skoru 1-1 olunca doğal algı kaybedilen 2 puan şeklinde gözükse de sahadaki oyundan çıkarılması gereken anlamlar daha pozitif olmalı bence.

Maç önü yazısındaki kadro alternatiflerinden daha efektif olacağını düşündüğüm Cristian'ın ortaya dahil olduğu, Mehmet Topuz'un sağ kanatta başladığı ilk 11 tercihi maça giriş ve devam açısından olumlu teshir etti. Buna karşılık Bursaspor orta sahası da 5 kişilik bir ekiple yine kalabalıktı ancak geçen haftaki kalabalık Galatasaray orta sahasına göre daha hücumcuydu.

Maçın ilk yarısında Fenerbahçe'nin oyuna hükmettiğini, Emre, Mehmet Topuz ve Alex'in iyi performansları ile oyunda üstün gözüktüğünü söyleyebilirim. Fenerbahçe erken sayılabilecek dk.da güzel bir organizasyon golüyle de oyununun karşılığını da skora yansıttı. İlk yarıda Bursaspor'un Sercan ile önemli bir tehlikesi dışında Fenerbahçe'nin Bursa kalesine gittiği, topa daha fazla sahip olduğu bir oyun gerçekleşti.

İkinci yarıda iki takım da önemli pozisyonlar üretti, Bursaspor Sercan ile karşı karşıya tadında pozisyonlarda Volkan'ı geçemezken, Fenerbahçe Semih, Mehmet Topuz ve Emre'nin girişimlerinde topu çizgiden içeri sokamadı. Maçın kesinlikle güzel mücadeleye sahne olduğundan ve takip edenlere keyif verdiğinden bahsedebiliriz. Bursaspor da Fenerbahçe de kendi pencerelerinden maçı kazanamadıkları için üzgün olabilir ama diğer taraftan kaybetmenin daha kötü olduğunu düşünmek gerek özellikle gayet iyi oynasa da, mağlubiyeti haketmese de Fenerbahçe böyle düşünmeli.

Fikstürün kağıt üstündeki en zor kısmı geride kaldı ve şampiyonluk yarışında yukarıda olanların aralarında oynayacakları oldukça maç varken Fenerbahçe'nin o kağıt üstündeki avantajı gerçeğe dönüştürmesi gerek. Sezonun ilk yarısı bitene dek oynanacak 7 haftada yapılacak minimum kayıp Fenerbahçe adına çok önemli.

28 Ekim 2010 Perşembe

Bursaspor Deplasmanı


Fenerbahçe yarın akşam Bursapor deplasmanında kritik bir maça çıkacak. Geçen sezonun son haftasında şampiyonluğu kaybeden ile kazananın mücadelesinde Bursaspor'un o kazandığı şampiyonluğun rüzgarı ile yeni sezona başladığını söyleyebiliriz. Sezonun geride kalan 9 haftasında 1'i hükmen olmak üzere 7 galibiyet ve 2 beraberlik alarak şu ana kadarki periyotta önde kaçışlarını sürdürüyorlar.

Maç öncesi Fenerbahçe'nin geçen haftasonu oynadığı Galatasaray derbisinden sakatlıklar ve kart cezası nedeniyle hasarlı çıktığını, Niang - Dia ve Lugano'nun bu nedenlerle Bursaspor karşısında oynayamacaklarını biliyoruz. Halihazırda sakat olan Selçuk ve Özer ile de kadrodaki eksik oyuncu durumu ortada.

Bursaspor karşısında sahaya çıkacak ilk 11 konusunda Lugano / Bilica ve Niang / Semih değişiklikleri çok olası olduğu için orta saha kurgusu açısından 2 değişik alternatif var;

Bunlardan biri son haftaların sürekli ilk 11 başlayanı Dia'nın yokluğunda sağ kanatta Kazım'ın başlaması, Mehmet Topuz & Emre orta saha göbeği ve Stoch sol kanat şekli

Diğeri de son haftalarda gerek formu gerek kontenjanda sıkıştırması nedeniyle oynamayan Cristian'ın Emre ile orta saha merkezi paylaşması, Mehmet Topuz'un sağ kanada geçmesi, Stoch sol kanatta başlama şekli

Bu alternatiflerden orta sahada daha dirençli olmak ve geçen haftasonu Galatasaray'a karşı yaşanan problemleri azaltmak adına 2. kadro alternatifinin daha işlevsel olacağını düşünüyorum. Buna karşılık Bursaspor'un da orta sahasını nasıl kuracağı burada önemli olacaktır nitekim savunma konusunda oldukça titiz gözüküyorlar ve sezon başından beri yedikleri gol sayısı oldukça az (4) ancak diğer tarafta 9 maçta 24 gol atan bir Fenerbahçe var. Oldukça az gol yiyen ile çok gol atanın karşılaşmasında terazinin denge ağırlığını bozacak etken orta saha olabilir.

Maç öncesi Bursaspor lehine olan 6 puanlık fark düşünüldüğünde herkes kendi penceresinden maça farklı anlamlar yükleyecektir lakin Fenerbahçe geride kalan 9 haftalık zor fikstürünün ardından Bursaspor deplasmanından kazanarak çıkarsa her zaman kağıt üstünde vurgusu yaptığım fikstür avantajını lig yarışında lehine çevirecek şansa sahip olacaktır. Dikkatli bakıldığında yarışta yukarı zorlayan takımların birbirleriyle yapacakları maç sayısı hiç te az değil.

ama bütün bunlar kağıt üstünde ve sahaya çıkıp mücadele etmek gerek.

25 Ekim 2010 Pazartesi

Fenerbahçe - Galatasaray Derbi Notları


Fenerbahçe'nin 10 sezona taşıdığı üst üste kazanma serisi dün akşam son buldu. Manşetlerin fazlasıyla bu ifade üzerinden olduğunu görüyoruz, gayet normal. Ancak ezeli rekabet çerçevesinde Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı kendi sahasında 10 sezon üstüste yenmesi de normal olmamalı, sıradan bakılmamalı veya karşı yakadan bakıldığında da Galatasaray'ın 10 sezon içinde berabere bile kalamadan her maçı kaybetmesi de normal karşılanmamalı. Böyle bir serinin de günün birinde biteceğini herkesin bildiğini tahmin ederek, Fenerbahçe'nin tarihteki yerini alan bu serisine de hak vermek gerektiğini düşünmekteyim.

Maça doğru yönelirsek Galatasaray'ın maç öncesi içinde bulunduğu durumu biraz daha deşerek (Rijkaard'ın gönderilmesi ve maça 2 gün kala Hagi'nin göreve getirilmesi) yıllar içinde gelişen derby öncesi durumları tersine çevirmek istediğini yazmıştım. Stratejik bir hamle. Karşılaşma öncesi acı çekenin maçta önceki maç /maçlara göre iyi performansı. Psikolojik faktör diyebileceğimiz bu önemli etkenin maça oranı tartışılsa bile etki ettiğini gördük. Bir kez daha maç öncesi maksimum sorunlu olanın sahada önceki maçlara göre olan pozitif oyunu görülürken, daha iyi durumda olanın önceki iyi işlerine yakınlaşamadığı bir durum oldu.

Dün akşamki maça çok yakın tarihli bir örnek olarak ve teknik direktör değişikliği hariç favorinin açık ara Fenerbahçe olduğu, Galatasaray'ın sorunlar yaşadığı 2007-2008 Türkiye Kupası çeyrek final ilk maçı verilebilir. Maç öncesi yaratılan ortamda (burada herkesin belli oranda payı var)yine Fenerbahçe farklı kazanacak, Galatasaray perişan olacaktı ancak maç aynı skorla 0-0 bitmişti.

Bu işin psikolojik faktörler kısmı bir tarafa sahadaki teknik - taktik tercihlerin de maça etkisinden bahsedebiliriz. Galatasaray'da farklı bir görevde de olsa daha uzun süredir işin içinde olan Tugay'ın Hagi'yi yönlendirdiğini ve Galatasaray'ın sahaya çıkardığı kadro kurgusunda rol oynadığını düşünüyorum. Galatasaray'ın orta sahada - Fenerbahçe'nin Emre & Mehmet Topuz merkezli kurgusunu düşünerek - kalabalık bir dizilişle maça başlaması sezon başından beri burada olup Fenerbahçe'yi izleyebilen Tugay'ın fikri olabilir ve de kendileri açısından maçtaki artıları bu orta saha üstünlükleri oldu demek yanlış olmaz. Buna karşılık orta sahada tam anlamıyla 2 kanat oyuncusuna sahip Fenerbahçe'de Dia ve Stoch'un rakip tarafından kilitlenmesi ve orta saha yardımını yapamamaları Fenerbahçe'nin oyununu bozan en önemli nedenlerden. Kalabalık Galatasaray orta sahası içinde Alex'e de hareket şansı tanınmayınca Fenerbahçe geçtiğimiz haftalarda bahsettiğimiz hücum potansiyelini neredeyse hiç gösteremedi. Maçta akılda kalan pozisyonlara da Galatasaray girdi ve gole yaklaştı. Özellikle ilk yarım saat içinde buldukları 3 önemli fırsatta çizgide Gökhan Gönül ve şutları karşılayan Volkan geri düşmeyi önlediler. Fenerbahçe'nin ise ikinci yarının başında Stoch'un kanadından geldiği ama kaleyi bulmayan tehlike yaratma çabaları oldu.

Fenerbahçe savunmasında Yobo'nun gerçekten çok iyi oynadığının altını çizmek gerek. Ben özetini dahi izlemediğim ve tek görme şansım olan kale arkasından görebildiğimle bunu çok iddialı söyleyebilirim. Yobo, Pino'nun veya Galatasaray'ın daha fazla hasar vermesini dün geceki performansıyla bariz önledi demekte sakınca görmüyorum.

Aykut Kocaman'ın sahaya sürdüğü ilk 11 mevcut şartlar düşünüldüğünde benim açımdan beklenen kadroydu. Bu kadro tercihine çok fazla hücumcu diyenler olacaktır, doğru net kanat oyuncuları olan Dia ve Stoch'un hücumları savunmalarına göre fazla ağır basıyor. Geçmiş blog yazılarından bir veya ikisinde de aynı anda Dia-Stoch-Alex-Niang ile oynamak kolay değil tadında birşeyler yazmaya çalışmıştım. Bu çıkan kadroya tek alternatif haftalardır oynamayan Cristian'ın Emre'nin yanında başlaması ve Dia ya da Stoch'tan birini kesip sağ kanada Mehmet Topuz'un konması olabilirdi. Bunun da yine istenildiği gibi gitmeyen maçta Aykut Kocaman'a nasıl döneceğini tahmin ediyorum.

Sonuç olarak Fenerbahçe'nin 10 sezon üstüste maç kazanma serisi bu maç ile bitti. Galatasaray'ın kazanamama serisi 11 sezon olarak devam ediyor. Başka bir maç önü ortamı olsaydı maçın Fenerbahçe adına daha pozitif geçeceğini iddia edebilirdim nitekim saha içine dair üretilen fikirler ve sahada gösterilen performanslar ne kadar önemli olsa da herşey sahada bitmiyor.

Sonuçta lig yarışı devam ediyor ve Cuma akşamı Bursa deplasmanında yine önemli ve zor bir maç sırada..

23 Ekim 2010 Cumartesi

Fenerbahçe - Galatasaray Derbisi Öncesi


Derbi maç öncesi saha dışına dair haberlerin bu kadar gündemi oluşturduğu bir ortam yakın dönemde yaşanmamıştı. Derbiler öncesi takımların performansa dayalı sıkıntıları olabilir; daha önce de bunun örneklerini biliriz ve takımlardan birinin diğerine göre favori olduğu maçları veya dengede olan maçları çok gördük, yaşadık. Ancak durum biraz daha farklı ve belki Galatasaray yönetiminin haftanın genelinde gördüğümüz aksiyonları bilinçli olarak yaptığını söyleyebiliriz.

Geçen sezonun başında göreve getirdikleri Frank Rijkaard ile yollarını derbi öncesi hafta içi ayırırken hafta boyunca Fatih Terim'e dönen bakışlar kendisinin teklifi kabul etmemesi ve nihayetinde maça 2 gün kala teknik direktörlük görevine Gheorge Hagi getirilmesi ile son buldu.

Derby öncesi oldukça hareketli günler geçiren Galatasaray'ın Kadıköy'e gelirken yaşadığı ruh hali bir kenara içinde bulundukları durumu da biraz da bilerek, seçerek kendileri yaratmış fikrindeyim. Fenerbahçe - Galatasaray ezeli rekabetinin yıllar boyunca maç önü sıkıntı çekeni bariz ağırlıkla Fenerbahçe olmuştur ve bundan emin olamayız fakat Galatasaray yönetiminin tercihleri bu durumu terse çevirerek bir denemede bulunma ihtimali benim gözümde.

Maça bakacak olursak 10 sezon üstüste kaybeden Galatasaray'ın maça 2 gün kala göreve getirilen teknik direktör ile 11. mağlubiyeti alması, takımların son dönem performansları da göz önüne alınarak çok enteresan birşey olmaz. Galatasaray cephesi bu bakımdan rahat olacaktır. Fenerbahçe ise son dönem yakaladığı hatırı sayılır ivme ile ve rakibin son dönem kötü durumu ile fazla favori olarak gösterilmesinin sıkıntısını minimuma indirmek için maça çok iyi konsantre olmalı. Maç öncesi Fenerbahçe cephesinden yapılan açıklamalar bu fazla favori olma durumuna dair negatif havayı dağıtmak için önemli ve yerindeydi.

Galatasaray'ın sahaya nasıl bir taktikle çıkacağı veya eldeki kadroyu nasıl kullanacağı Hagi'nin yardımcısı olarak göreve getirilen Tugay'a ne kadar kulak vereceğine bağlı. Açıkçası son dönem oynadıkları sistemde ani bir değişikliğe gitmelerini pek beklemiyorum. Yukarıda yazdığım gibi Kadıköy'de sürekli maç kaybedilen sezonun 10'dan 11'e geçmiş olması arasında bir fark yok. Galatasaray cephesi zaten kötüyüz, teknik direktör yeni göreve geldi gibi durumlarla rahat olup; kazanırsak şu ortamda büyük iş yaptık gibi bir durumda olacaklar.

Fenerbahçe'nin maça dair yapması gereken dışarıda konuşulanlara kulakları tıkaması, biliyorum zor ama 10 sezondur kazanma serisini düşünmemesi ve mevcut yakaladığı güvenle oynaması gerek. Son oynanan Konyaspor maçında sakatlığı sebebiyle oynayamayan Alex'in iyileşip idmanlarda yer aldığını biliyoruz. Aykut Kocaman'ın Alex'i tekrar kullanması halinde bile son maçta olduğu gibi sol bekte Caner'in oynaması ile kontenjanda problem olmaz. Mehmet Topuz ve Emre'den oluşan orta saha merkezine kanatlarda oynayan Dia ve Stoch'un da desteğiyle potansiyel hücum gücünün yanına mücadelesini ekleyerek kendine avantaj sağlayabilir.

İster Galatasaray yönetiminin tercih etmiş olduğunu düşündüğüm kaos stratejisi, ister 10 sezonluk galibiyet serisi ve takımların buna bağlı ruh halleri olsun ama güzel mücadele, güzel derbi olsun.

Bu derbi mücadelesi maç önü ve sonuyla kitleri çok konuşturan bir ezeli rekabet ancak ligde bu maçtan sonra oynanacak 25 hafta daha olduğu unutulmasın.

başarılar Fenerbahçe

19 Ekim 2010 Salı

Güzel Haftasonu 2


Fenerbahçe Konya deplasmanında kazanarak önüne gelen fırsatı geri çevirmedi ve 8. haftayı güzel kapattı.

Ligde yarışılan rakiplerin aynı anda bu kadar puan kaybettiği hafta kazanmak kısa zamanda avantaj sağladığı gibi pek rastlanır bir durum da değildir. Ancak bu durum üstüste 2 hafta aynı şekilde tekrar etti. Aynı takımlar aynı sayıda puanı kaybederken Fenerbahçe'nin de içinde olduğu üst tarafı zorlayan takımlardan Trabzon ve Kayseri yine kazandılar ve avantaj sağladılar.

Sezona giriş açısından düşünüldüğünde Beşiktaş maçı sonrası seri galibiyetlere ihtiyaç vardı ve Fenerbahçe'nin önünde bulunan fikstüre bakıp 3 maçlık galibiyet serisinin olabileceğini düşünmüştük. bu dönem istenen ve tahmin edildiği gibi gayet başarılı geçerken yukarıda bahsedilen rakiplerin peşpeşe kayıpları ile de pozitif bir hava oluştu.

Dün akşam oynanan Konya maçında Fenerbahçe'nin yine hücum potansiyelini sahada açıkça gösterdiğini söyleyebilirim. Aykut Kocaman takımının hızlı oynamasına çok önem veriyor ve ifadelerinde hız & sürat kelimelerini görmek mümkün. Bu doğrultuda da sahada "uyumayan" ve eskiye göre hızlanan bir Fenerbahçe'yi gördüğümüzü söyleyebilirim. Haftalar ilerledikçe hücumdaki o hareketli ve hızlı oyunun ödülünü fazlasıyla gol atarak alan Fenerbahçe dün Konya maçında bulduğu 4 gol ile ligdeki toplam gol sayısını 24'e, maç başına gol ortalamasını da tam olarak 3'e çıkartmış durumda. güzel istatistik olduğu çok açık ancak savunma tarafında fazla gol yenildiğine veya fazla pozisyon verildiğine dair kontra eleştiriler gelebilir. Doğru, yenilen gol sayısı da 11 ve dün de Konya'ya karşı verilmiş bariz fırsatlar var. Fakat bunun aslında birbirine bağlı olduğu düşünülmeli, hem muazzam hücum edeceksin hem savunmada hiç açık vermeyeceksin. Kolay değil, düşünmek gerek.

Fenerbahçe Konya deplasmanından 3 puanla dönerken, Özer'i kaybetti. Alex'in yokluğunda onun pozisyonunda maça başlayan Özer rakibin sert müdahalesi ile daha önceden sakatlık yaşadığı sol ayağından sakatlandı ve oyundan çıkmak zorunda kaldı. ilk gelen haberler pek net değil gibi, önce kırık ardından tarak kemiğinde çatlak dendi. Fakat sakatlığının önceden problem yaşadığı yerden olması üzücü, umarım kısa sürede geri dönebilir. Özer'e geçmiş olsun..

Şimdi önümüzdeki hafta Kadıköy'de Galatasaray derby'si var ve ezeli rakip an itibariyle oldukça sıkıntılı günler geçirmekte. Galatasaray'ın bu durumu, Fenerbahçe'nin son yakaladığı ivme ve maçın Kadıköy'de olması göz önünde bulundurularak kamuoyunda oluşacak ortamı tahmin edebiliyorum. Bu maça dair bir maç önü yazısı yazmak niyetindeyim ancak özetle tüm Fenerbahçelilere şimdilik sakin olalım çağrısında bulunmak isterim..

18 Ekim 2010 Pazartesi

11 Aykut


dün çubuklu forma aldım.

bence pahalı. kulübe katkı vs. den başka birşeyler de var zaten.

eskiden göğsünde reklam olurdu sadece, sonra kollara eklediler ve artık sırtında da reklam var!

ama çocukluktan beri çok sevmişim o formayı. dizaynı küçük ayrıntılarla her sezon biraz değiştirilse bile o çubuklu forma her Fenerbahçeli için tektir. en çok onu sever, ona sahip çıkarız.

dün yine içimden geldi ve gidip o çok sevdiğim sarı-lacivert çubuklu formayı aldım.

sırtına 11 numara yazılsın istedim,
adına da Aykut.

15 Ekim 2010 Cuma

Blog Tasarım Değişikliği


blog yazmak güzel şey, seviyorum. okumayı, takip etmeyi de aynı şekilde. düzenli yazmak ve her zaman üzerine düşülen konu (lar) hakkında iyi bir içerik sağlamak kolay değil ancak bireye sınırsız bir kendini ifade etme alanı sunduğu çok net. bunu yaparken de çok fazla teknik bilgiye sahip olma şartı yok. benim gibi web dizayn vs. bazı kelimelere bile uzak olan bir adam için blog sayfasını hazırlamak servis edilen hazır hizmetler sayesinde zor olmadı.

blogu kurarken basit bir şablon tercih etmiş, yazıları geniş alana yayan bir şekil seçmiştim. yukarıda bahsettiğim hazır hizmetlerden şablon tasarımcısı içinde gezinirken şu an gördüğünüz yeni şablon hoşuma gitti. belki çok şart değildi ama içimden geldi.

Kara Deryalarda Bir Fenersin blogu 24 Mayıs 2010'dan beri yayında, yaklaşık 4,5 ay olmuş. bir ara heves edip ancak kısa sürede bıraktığım blog yazma işinden sonra düzenli hale gelen blog yazmak için gayet kısa bir süre. ancak amatörce yaptığım bu işi sevdiğimi söylemeliyim.

kara deryaların aydınlanması için yazmaya devam..

9 Ekim 2010 Cumartesi

Sen Türksün Almanyalı!


Maçın üzerinden yine 24 saatten fazla bir süre geçtikten sonra yazmaya giriştim ama sorun değil sanırım nitekim maç öncesi kafamızın şişmesine sebep olan medya ve onun kamuoyunda yarattığı psikolojik baskı da neredeyse bitmiş denilebilir!

Ligin 7. haftası tamamlanır tamamlanmaz tüm dikkatlerin ve dolayısıyla anlamlı-anlamsız türlü haberlerin Almanya - Türkiye maçına çevrildiği bir ortama girmiş olduk. medyanın kendine hedef seçtiği esas aktör beklendiği üzere Mesut Özil oldu. yardımcı rol içinse Almanya'da yetişip Türkiye milli formasını giymeyi seçen oyuncuların en kariyerlisi Hamit Altıntop belirlenmiş gibiydi.

Önce Mesut'a gitti mikrofonlar, dediler ki Türkiye'ye gol atarsan ne yaparsın? muazzam soru gerçekten, yıllardır bunun cevabını öğrenmek istiyorduk hep birlikte. ve dün gece öğrendik.

Daha sonra Hamit Altıntop'a çevrildi kameralar, ona Mesut'u sordular..Hamit Mesut'un kararına saygı duyuyorum ama desteklemiyorum dedi. Hamit sözlerini bitirirken şöyle diyordu: "Ne olursa olsun literatürde kök denilen bir kelime vardır. Her zaman insan köklerine dönecektir."

medyanın istediği olmuştu.

bütün bu konuşulanlar benim canımı sıkmış, açıkçası baymıştı. bir an önce cuma akşamı 21.45 olsun da santrayı görelim, maç başlasın derdine düşmüştüm. ve maç başladı, Almanya istediği gibi oynadı, Türkiye ise seyretti. tertemiz bir skorla maçı hakederek kaybetti.

geriye ise türlü türlü ahkam kesenler kaldı..
onlara sınır yok ama dinleyen çok!

4 Ekim 2010 Pazartesi

Güzel Haftasonu


Gençlerbirliği maçının tekniğine-taktiğine girmekten yana değilim zaten maçın üzerinden 24 saatten fazla bir zaman geçmiş durumda ve de aşağı yukarı belli olan birşey: tribünden dahil olduğun maçın analizini detaylı yapmak pek kolay değil veya çok sağlıklı olmuyor..

genel hatlarıyla Fenerbahçe'nin farklı Kasımpaşa galibiyeti üzerine daha da dengeli bir oyunla ve net bir skorla maçın içinde çok fazla sıkılmadan kazandığı bir maç oldu Gençlerbirliği maçı. ilave olarak sezonun ilk seri galibiyeti oldu. önceki yazıda da vurgu yapmaya çalıştığım üzere olumsuz sezon başlangıcının ardından seri galibiyetlere başlamaya müsait bir 3 maçlık döneme girmişti Fenerbahçe. bunu şu ana kadar lehine çevirmiş durumda. skor bulmada halen sorun yok ve bu kez ligin ilk haftasındaki Antalyaspor maçı ardından kalede gole izin verilmeyen 2. bir maç oldu. savunmanın rakip hücumlara şans vermediği her maç umutlu olabiliriz. lakin Fenerbahçe muazzam bir gol ortalaması ile oynamaya devam ediyor. 7 maçta 20 gol gayet iyi. hakkı teslim edilsin.

Niang konusu hepimiz için mutluluk verici. tartışmasız son dönemdeki en iyi tek forvet performansı. şu ana kadarki istatistiği (ilk Antalyaspor maçında yeni geldiği için oynamamıştı) 6 maçta 7 gol ile taraf olan bizler bir kenara rakiplerin de eyvallah'ını alıyordur diye düşünüyorum..dün akşam her 3 golde de direkt etkisi var. zaten birini atması dışında 2.sinde gole direkt etki etmesi (bu 2. gol ucuz bir kendi kalesine gol değil, Niang'ın ısrarla o topun kaleye girmesi için rakibi sersemletmesi) ve 3. golde Gökhan Gönül'e attığı sıradan olmayan kontra pası. bu arada bu 3.golde Niang'ın pasını topun hızından kesmeyen ve önüne muazzam düzgün alıp zaman kaybetmeyen Gökhan Gönül'e tebrikler. benim fazlasıyla hoşuma gitti. tekrar izlenmesinde fayda var.

Selçuğun sakatlığı çok şanssız oldu. performansı konusunda ben dahil büyük kitleyi memnun edemez ancak Fenerbahçe'nin mevcut kadrosunda alternatifin en az olduğu defansif / merkez orta sahada oynayan Selçuğun sakatlığı sorun yaratabilir (yabancı kontenjanı, Cristian'ın performansı vs.) çözüm için Emre'nin yanına Mehmet Topuz mu yoksa tekrar Cristian'a dönüp yabancı kontenjanında sıkışmak mı? Aykut hocanın bu konudaki hamlesini göreceğiz. Selçuğa geçmiş olsun..

yazının başlığına dönerek yazıyı sonlandırırsak 7. hafta maç sonuçlarının Fenerbahçe penceresinden hep istenen şekilde gerçekleşmesi ve Fenerbahçe açısından güzel bir haftasonu olarak kayıtlara geçtiği şeklinde. sezonun girişinde alınan olumsuz sonuçların ardından güneşin yüzünü gösterdiği bir dönem yaşıyoruz. ancak yol daha çok uzun..

serinin Konya deplasmanında devam etmesi dileğiyle..

28 Eylül 2010 Salı

Kasımpaşa 2 - Fenerbahçe 6


Fenerbahçe için Ali Sami Yen stadı özelinde farklı anlamı olan maç skor olarak ta farklı bitti. dün akşam Ali Sami Yen stadı'nda - önümüzdeki dönem ekstra bir değişiklik olmadığı taktirde - son maçına çıktı Fenerbahçe. yıllar boyu ezeli rakibi Galatasaray ile şehir içi deplasmanına burada çıkmış Fenerbahçe için stada veda idi Kasımpaşa maçı. ve sanki vedaya uygun şekilde fazlasıyla gol gördü ASY kaleleri. bir de tribünlerin boş koltuklarının bu gollere ağırlıkla şahit olmasına sebep olanlar için buraya yazı yazmak istemiyorum! aşağı yukarı tahmin edilebilir..

maç öncesine dönüp bakarsak, 6. haftanın kapanış maçında şampiyonluk için yarışılan rakiplerin aldığı sonuçlar ve puan tablosunda oluşan durum bu maçı kazanmanın mecburiyetten daha fazlasına işaret ederken artık bir galibiyet serisine de başlamanın gerekliliğini ciddi anlamda hissettiriyordu. Fenerbahçe sert fikstürün kağıt üstünde biraz yumuşadığı bir 3 haftalık döneme girdi diyebiliriz. Kasımpaşa maçı ardından Kadıköy'de Gençlerbirliği ve ardından Konya deplasmanı ile bir seri yakalamak ve bunun sonucunda özgüven kazanmak, düzeltemediğimiz o psikolojiyi iyileştirmek adına çok önemli. bu serinin ardından da Kadıköy'de Galatasaray ve ardından Bursa deplasmanı var zaten.

ben kendi adıma Kasımpaşa'nın ligin dibine demir atmış durumda olması, Yılmaz Vural'ın Fenerbahçe maçlarındaki performansı ve takımın geride kalan sürede aldığı skorlar nedeniyle problemli bir süreçten geçmesini göz önünde bulundurarak bu maça temkinli bakmıştım. maçın hemen başında gelen Kasımpaşa golü ile "bu gole rağmen en ufak endişe duymadım" diyenlerden değildim o saniyelerde. bu yenilen golün üzerinden çok geçmeden Ersen Martin'in yaptırdığı anlamsız penaltı ile kendimize geldik. yenilen gole erken cevap her zaman iyidir. ve üstüne çok geçmeden Emre'nin şık golü ve Niang'ın fırsatçılığı ile maç bir anda rahatladı derken hemen 1 dk. sonra Kasımpaşa bir gol daha buldu. bence burada biraz durmak ve Fenerbahçe'nin çok kolay gol yediğine sıkı vurgu yapmak gerek. dün akşam Fenerbahçe savunması Bilica başta olmak üzere Lugano ile birlikte rakibin içeri sızması karşısında hiç birşey yapamadılar ve Fenerbahçe ligde geride kalan 6 haftada 10 gol yemiş durumda. neredeyse maç başına 2'ye yakın bir ortalama ve savunmanın daha sıkı hale gelmesi önümüzdeki haftaların en elzem konusu durumunda.

savunma sıkıntısı dünkü Kasımpaşa maçı özelinde öyle sinyal verdi ki maçın 2. yarısının başında Aykut Kocaman gollerde bariz hatası olan Bilica ve sezon başından beri form tutamayan Andre Santos'u kenara çekip yerlerine Yobo ve Caner'i oyuna sürdü. belki Yobo ilk 11'de maça başlayabilirdi ancak sebebi sakatlıktan yeni çıkması ve Bilica'yı psikolojik olarak bozmamak olabilir (Beşiktaş maçında Yobo yoktu oynadın, geri geldi hemen kesik yedin psikolojisi) ama oynayacak durumda yedekler arasında Yobo varsa Aykut hoca onunla başlayabilirdi diye düşünüyorum. tabi ki Kayseri'de 55 dk. ve dünkü 45 dk. ile Yobo'nun performansı üzerine şöyle veya böyle demek olmaz ama Bilica'nın bende yarattığı etki yetersiz oluşu.

savunmayı yererken Fenerbahçe'nin hücumunu ve potansiyelini övmek gerek. 6 maçta atılan 17 gol maç başına neredeyse 3 gol ortalama demek. tabi ki çok klasik olan "bu Kasımpaşa'ya 6 atsan ne olur" yorumları yapılır ancak 6 gole, sayıya takılmadan belki oyunculara bakmak, ilerisi için pozitif düşünmek gerek. bir kere Alex ile oynanan tek forvet pozisyonunda son transfer edilen 2 yabancı forvet Kezman ve Güiza ile yaşanan hayal kırıklığı ortada. bu zor pozisyona uyum sağlayabilecek, o yalnız rolü goller ile süsleyecek bir oyuncu aradı Fenerbahçe. ve şu ana kadarki performansı ile son tercih Niang ile mutlu olmalı. 5 lig maçında attığı 6 golden de öte saha içindeki görüntüsü ile biz seni arıyorduk dedirtiyor. burada Niang'ın iyi ve ihtiyaç duyulan forvet olması dışında bana göre şöyle de bir şansı var: Dia ve Stoch

Aykut Kocaman'ın bu planlı ve doğru transfer tercihleri Niang'ın bu gollerinin süreceğine işaret. kanatlardan oldukça efektif gelen Fenerbahçe merkezde sürekli hareket halinde olan ve doğru yerde pas bekleyen Niang'ı besledikçe "bu Kasımpaşa'ya 6 golü herkes atar" cümlesi gol sayısı ve rakip ismi değişerek devam edebilir. an itibariyle özellikle Beşiktaş maçıyla başlayan Aykut hocanın Dia tercihi verimini almış gözükmekte ve Dia giderek etkili olmaya başlamakta diyebilirim. Stoch ile Dia'nın aynı anda kanatların her ikisinde birlikte birer koz olarak çıkmaması için 6 yabancı sınırı üzerinde konuşulurken savunması iyi olmayan bu 2 oyuncuyla ve bir de Alex'in sahada oluşu ile zaaf yaşanabileceği de konuşulabilir bana göre. Dia ve Stoch aynı anda tabi ki oynayabilir ama bence bu 2 genç oyuncuya savunma öğretmek te gerekecektir. Alex dün akşam olduğu gibi maç içindeki performansından bağımsız rakip için her an çok büyük tehdittir ve tartışmasız çok önemli bir hücum silahıdır. değerini - katkısını tartışanlarla polemiğe girilmemesi gereken büyük oyuncudur. ancak Alex'in olduğu, forvette Niang ve kanatlarda aynı anda Dia & Stoch'un olduğu oyunu oynamak ta kolay değildir. bunu düşünmek gerek. orta sahada rakibe kaybetmemeyi bilmek gerek.

farklı skor güzel ama yenilen gollere dikkat etmeli. sonuç olarak, 6-2 kazanılan Kasımpaşa maçı Fenerbahçe için bir seriye başlangıç olmalı. ancak aynı zamanda da savunmasına dair problemlerin düzeltilmesi için de can sıkıcı bir ev ödevini yapmakla yükümlü.

20 Eylül 2010 Pazartesi

Fenerbahçe 1 - Beşiktaş 1


Fenerbahçe - Beşiktaş derbisi ev sahibi Fenerbahçe için sırtında biriken yükü biraz olsun atıp yolunda daha rahat ilerlemek için kazanmanın şart olduğu bir maç haline gelmiş; deplasmana gelen Beşiktaş için ise sezona başlangıçları itibariyle arkadan esen doğal rüzgarı biraz daha şiddetlendirme, belki Fenerbahçe'ye karşı kazanarak rakibe ağır bir darbe vurabileceği bir ortam yaratmıştı. maçın sonucu Fenerbahçe için yetersiz, Beşiktaş için ise son kertede beraberlik sayısını bulmaları açısından ve özellikle ilk yarıda Fenerbahçe'nin mutlak pozisyonları değerlendirememesi nedeniyle yeterli ve iyi gözükmekte..

biraz detaya girersek Fenerbahçe'nin maça başlayan ilk 11'nde Aykut Kocaman'ın 6 yabancı sınırından dolayı zorlandığı ve Andre Santos / Caner tercihini Andre Santos'tan yana kullanması nedeniyle Dia ve Stoch arasında kaldığını söyleyebiliriz. diğer yabancı haklarının daha değişmez isimlerden oluştuğunu düşünürsek sol bekte Caner veya stoperde Bekir başlamadıkça 6 yabancı sınırı tercihte köşeye sıkıştırıyor. yabancı sınırının Aykut hocanın tercihinde zorlama yaptığı detayı bir kenara çıkan ilk 11'in üzerine ekstra bir eleştiri getirmeyi kendi adıma mantıklı bulmuyorum. diğer taraftan Schuster ilk 11'nde 4 yabancı kullanırken ileride Nobre sağ tarafta Nihat tercihleri dikkat çekiyor, Necip yerine bu tip derbiler için daha tecrübeli olduğunu düşündüğü Aurelio tercihi şaşırtıcı olmuyordu. Quaresma sağ kanatta, Nihat sol tarafta başladılar. bu belki ilk anda Gökhan Gönül - Mehmet Topuz üzerine değil Andre Santos - Dia üzerine hücum etmenin efektif olabilme ihtimalindendi.

maça Beşiktaş daha etkili başladı, sonuçta ofsayt olan ancak İsmail'in kapıp Quaresma'nın direkte patlayan topu ve ardından Guti'nin Nobre'yi araya kaçırdığı aksiyonlar ilk bölümde gerçekleşti. Fenerbahçe ilk yarının ortalarına doğru Beşiktaş kalesinde tehlikeler yaratmaya başladı ve sanırım bu Ekrem'in sakatlandığı anlara denk geldi. Beşiktaş ceza sahasında oluşan karambolde topu önünde bulan Niang kaleyi görüverdi ve tam da bu dk. dan sonra Fenerbahçe 1-0 öne geçmenin rüzgarıyla Beşiktaş kalesine yüklenmeye ve çok önemli pozisyonlar bulmaya başladı. maçı tribünde izlerken aklımda kalan Gökhan Gönül'ün kafa vuruşu, Niang ve Alex'in atamadıkları idi. sonradan özetlerden yakaladığım, maç heyecanında unuttuğum Dia'nın arkaya sarkarak kaçırdığı bir pozisyon daha. Beşiktaş savunması üzerine bu kadar gitmiş ve net pozisyonlara girmişken bunları gole çevirememek maçın 2. yarısının da psikolojik tarafını ister istemez etkiledi.

2. yarıya sakatlanan Emre yerine Özer'i alan Aykut hoca Mehmet Topuz'u Selçuğun yanına göbeğe çekerken Özer onun bıraktığı sağ tarafa geçiyordu. işte tam da burada 1-0'ı koruma psikolojisinin yanına Beşiktaş'ın Guti - Ernst - Aurelio'dan oluşan orta saha merkezinin Emre çıktıktan sonraki Fenerbahçe orta sahasına kurduğu üstünlüğü söylemek gerek. Emre çıkmasa da sorun yaşanabilecek bu eşleşmede durum onun çıkması ardından daha da kötüleşti. oyunu Beşiktaş'ın oynamasına müsade eden ancak kalesinde pozisyon vermeyen Fenerbahçe maçın son 10 dk.sına girilirken Özer'in arkaya kaçırdığı pozisyonda Dia ile yine golü bulamayınca sanırım artık bu maça dair gol kaçırma hakkını doldurmuştu! ve en ciddi tehlikelerini az sonraki penaltı öncesi savuşturan Fenerbahçe kalesi - burada Volkan'ın önce Quaresma ardından Bobo'nun vuruşlarını peşpeşe çıkartması çok iyiydi - maçın bitimine 5 dk. kala düştü. yine Guti'nin ara pasında aslında bariz bir şekilde sağ çapraza giden topta Volkan'ın bana göre yanlış çıkışı ve Bobo'nun bu çıkışı değerlendirmesiyle penaltıya maruz kalındı. Volkan'ın çıkışı hatalı diye düşünüyorum nitekim sağ çapraza açılan Bobo'nun topu düzeltip kaleye yönelmesinde zaman kaybedeceği aşikardı.

maçın içindeki değişikliklere dönersek Beşiktaş Ekrem'in sakatlığında mecburi değişiklikte ters ayaklı İbrahim Üzülmez'i sağbeke aldı, devre bitmeden bir mecburi değişikliği de kalede Hakan'ın sakatlanması ardından Cenk ile yaptılar. dolayısıyla Schuster'in 2. yarıda değişiklik için tek hakkı kalmıştı ve onu 72. dk'da Aurelio - Bobo değişikliği ile kullandı. ancak Beşiktaş'ın orta saha üstünlüğü bu dk.dan sonra da düşmedi. Fenerbahçe de mecburi sakatlık değişikliğini yukarıda da yazıldığı üzere Emre / Özer ile kullandı. son 15 dk.da Aykut hoca 1-0'ı koruma, orta sahada rakibe verilen üstünlüğü dengeleme adına Alex - Cristian değişikliği yaptı. ve maç 1-1 olduktan sonra son dk.larda Gökhan Ünal'ı oyuna aldı. burada düşünülmesi olası ama gerçekleşmeyen bir tercih; Fenerbahçe'nin ters ayakta kalarak sağbek oynayan İbrahim Üzülmez kanadından rakibi zorlamayı denemesi olabilirdi. bunu düşünerek Aykut hoca sol kanada Stoch'u alabilirdi ancak bunun için de Alex - Cristian değişikliğinin olmaması gerekiyordu. Aykut hoca Beşiktaş'ın sağ kanadına yüklenmek yerine ortada güçlenmeyi tercih etti.

sonuç itibariyle maç içindeki dinamikler göz önüne alınınca ve de takımların mevcut psikolojileri düşünülünce son dk.larda beraberlik golü yemek Fenerbahçe için yıkım olurken Beşiktaş içinse oldukça pozitif olduğunu söylemek gerek. Fenerbahçe'nin zor fikstürü iyi geçirmediği ortada ve takımın ayaklanması için Kasımpaşa maçıyla beraber seri galibiyetlere ihtiyacı var.

ve sanki şans ta bizden yana değil?

18 Eylül 2010 Cumartesi

Nur İçinde Yat Naci Ağabey


Anlatacak çok hikayen vardı, dinleyemedik, belki hata ettik. Sevgili Canarino bizden şanslı ve Naci Barlas'ın anılarını çok güzel derlemiş ve sunmuş.

Vefatını üzüntü ile öğrendik ve Fenerbahçe'nin geçmişinden anlattığın bu kısa ama çok değerli hikaye ile bir kez daha ağladık!

nur içinde yat Naci ağabey..


Naci Barlas from okul açık on Vimeo.


17 Eylül 2010 Cuma

Şırnak'tan Gelen Sesi Duyun


Geçtiğimiz günlerde, Dünya Basketbol Şampiyonası'nın hemen ardından sevgili Barış Gerçeker NTVSpor'a güzel bir değerlendirme yazısı hazırladı ve bu yazının ardından Şırnak'ın İdil ilçesinin Okçu köyü İlköğretim Okulu'nda öğretmenlik yapan Sn. Murat Çavdar'dan çok samimi ve değerli bir okuyucu mektubu ulaştı Barış Gerçeker'e.

Öğretmenin istediği çok ekstra bir assist değil, bu samimi istek karşısında harekete geçmek ve bu sese kulak vermek çok zor olmasa gerek? oradaki çocukların basketbolu sevmeleri, basketbol oynamaktan keyif almaları yıllardır korku içerisinde yetişen bu çocuklar için çok önemli.

Şırnak'tan gelen bu sesi duyun lütfen..

12 Eylül 2010 Pazar

Yazmak Kolay Değil?


Fenerbahçe ligin 4. haftasında çıktığı Kayserispor deplasmanında pek kötü bir oyun sonunda 2-0 kaybetti. keşke bu kadar kısa bir cümle ile durumu özetleme imkanı olsa ama durum görüntü itibariyle ve sırf dün akşamki performansa baktığınız zaman öyle değil.

işlerin Fenerbahçe adına iyi gitmediğini gösteren başka bir cümle kurgulamak gerek ama ben o cümleyi nasıl kuracağımı bilemiyorum. Sezona önce Şampiyonlar Ligi ön elemesi ardından Avrupa Ligi play-off turunda veda ederek giren Fenerbahçe için ligi tadında götürmek seçeneğinden başka birşey yoktu ancak zor fikstürün hep en kötü neticesine mahkum bir durum var. Fenerbahçe çıktığı tüm zor denilen maçları kaybetti tıpkı dün olduğu gibi. burada berabere dahi kalınamaması detayı da önemli nitekim sadece dün akşamki Kayserispor maçında oyun gerçekten 0-0'a sıkışmış ve de öyle bitecek gibi devam ederken bile üzerine soru sormak gereken Selçuğun stopere geçişi ardından 2 peşpeşe gol ile kaybetmek kaybetmenin de kötü versiyonlarından.

Aykut Kocaman'ı insan olarak sevmek, onu Fenerbahçe'nin başında görmek ve ne olursa olsun görevine kısa değil uzun süre devam etmesini istemek konusunda içimden geçenleri söyledim, söylerim veya söyleyeceğim. bu apayrı bir konu, başarıya hızlıca ulaşma endeksli Fenerbahçe camiasında da pek zor bir konu. konu dağılmasın ancak Aykut hocaya Kayserispor deplasmanına giden 19 kişi içinde neden Lugano ve Yobo dışında yedek stoper olmadığını sormam gerek sanırım. kesinlikle cevabını bilmiyorum ama Bekir veya İlhan Eker'den biri ya da ikisinin de sakatlığı yoksa neden kafilede olmadığını öğrenmek gerek. Bilica'nın ikinci (+) kontenjana takılıp giremediği 18 kişilik kadroda yedek kulübesinde hem Semih hem Gökhan Ünal olması anlamsız değil mi? hani Alex ile başlanan tek forvet düzeninde maç içindeki duruma göre çift forvete geçilse bile fazla gereksiz bir forvet yedek opsiyonu.

maçın kaybedilmesini tek bir etkene bağlamayı seven bir bakış açım yoktur ancak Fenerbahçe'ye geldiğinden beri stoper oynamamış defansif orta saha Selçuğun özellikle ilk Kayseri golünde golü atan Santana ile ters yönlere giden pozisyon hatası ardından 2. golde ofsayt hatası dikkati buraya çekiyor. bana göre bu bariz tercih hatası dışında Aykut hocanın maça başlayan ilk 11 tercihinde sorun yok. devre arasında Alex'in çıkması üzerine konuşmak isteyenler de olabilir ama bence bu da çok olası ve belki alışmak gereken bir tercih. Fenerbahçe 2. yarı itibariyle 4-3-3 gibi oynamaya çalıştı ancak ister 4-2-3-1 ister de geçiş yapılmak istenen 4-3-3 sahada biraz iyi oynayan oyuncular ile olur. Fakat oyunun neredeyse tamamında çok kötü performans ortaya koyan oyuncuların da bu performansları Aykut hocanın stopersiz Kayseri'ye gelişi kadar sorgulanmalı. tek tek bu böyle diğeri şöyle dememe gerek yok bence.

Avrupa'ya yıllar sonra çok erken veda edişin ardından ligin ilk 4 haftasında 2 galibiyet - 2 mağlubiyet ve zor denilen her maçın kaybedilmesi. sırada istim üstündeki Beşiktaş ile Kadıköy'de oynanacak derby. ne kadar zor ve problemli bir süreç değil mi? derby'nin klasik anlamı dışında ne kadar çok şöyle olursa böyle olur anlamı yüklenecek bir maç. an itibariyle de ne diyeceğimi pek bilemiyorum. yazının başlığında vurguladığım gibi yazmak kolay değil.

Kolay gelsin herkese..

1 Eylül 2010 Çarşamba

Joseph Yobo Transferi


Fenerbahçe'de 6+2+2 yabancı kontenjanının sonuncu hakkı olan yabancı transferi resmi transfer süresinin dolmasına 1 gün kala Everton'ın Nijeryalı stoperi Joseph Yobo ile dolduruldu. bu transferin pozisyonu önceki yazılarda vurgulamaya çalıştığım üzere savunmanın ortasında Bilica'dan daha iyi bir oyuncunun bulunabileceği ve hatta bulunması gerektiği açısından oldukça önemli bence. konuyu dağıtmadan şunu da eklemek gerek; uzun süredir satılması için görüşülen ancak an itibariyle satılamayan Güiza nedeniyle stoper pozisyonu gibi orta sahada defansif pozisyona da takviye yapılabilirdi. Yobo transferi ve Güiza nedeniyle Fenerbahçe şu anda 10 yabancı hakkını da kullanmakta.

Yobo'ya dönecek olursak; 6 Eylül 1980 doğumlu futbolcu kariyerine Michellin Port-Harcourt'ta başlamış ve 1998 yılında Standard Liege'e transfer olmuş. Standard Liege formasını 3 sezonda 46 kez giymiş ve ardından Marsilya'ya transfer olmuş. Ancak Yobo Marsilya'nın formasını giymeden İspanya'ya Tenerife'ye kiralanmış ve buradaki kısa serüvenin ardından Marsilya'ya dönmüş. 2002 yazında Japonya / G.Kore ortaklığında düzenlenen Dünya Kupası grup maçlarında Nijerya ile 3 kez sahaya çıkıp boy gösteren (toplamda 69 kez milli forma giymiş) Yobo 2002 yılından bugüne dek formasını giyeceği Everton tarafından transfer edilmiş. Yobo'nun istikrarı adına önemli bir detay: 2002'den bugüne kadar 8 yıl boyunca Premiership'te Everton formasını istikrarlı bir şekilde giyerek tam 220 resmi maça çıkmış.

Yobo'nun Fenerbahçe savunmasına Premiership'te sürekli ve uzun yıllar boyunca istikrarlı forma giymesi, güçlü fiziği (1.88 m.) ve dolayısıyla hava hakimiyeti ile ekstra güç katacağı aşikar. blog yazılarında vurguladığım "Bilica'dan daha iyi bir stoper alınabilir / alınmalı" cümlelerinin karşılığını bulabileceğimizi düşündüğüm Yobo Everton forması ile çok sıklıkla denenmese de ihtiyaç durumunda savunmanın önünde defansif orta saha da oynayabiliyor. Yobo'nun Bilica'da eksik gördüğümüz özellikleri maçın içinde daha dengeli bir oyun sergileyerek gidereceğini ve Lugano ile daha sıkı bir savunma göbeği oluşturacağını düşünüyorum.

transferin gelişimine de değinmek gerek. Aykut hoca PAOK serisi sonunda savunmaya takviye vurgusunu arttırmıştı ancak bugün öğlen saatlerinden sonra İngiliz basınından görene kadar sanırım kimse Yobo ismini telaffuz etmiyordu. transferin kiralık olması detayını da atlamamak gerek nitekim Yobo'nun Everton ile sözleşmesi 2014 yazında sona erecek.

bir de şans bu ya, Emre Belözoğlu ile Yobo'nun yolları Fenerbahçe öncesi Emre Newcastle'da oynarken kesişmiş, herkesin bildiği gibi saha içindeki ırkçı söylemler suçlamasının aktörleri de bu iki isim olmuştu. ardından yapılan mahkeme soruşturması ile Emre Belözoğlu aklanmıştı. ilginç detay hakkaten. Samandıra'da bunun üzerine muhabbet edeceklerdir sanırım.

yazıyı bitirirken -yorum yapmadan- sadece dikkat çekmesi açısından Aykut Kocaman'ın transferlerini ve oyuncuların ülkelerini yazmak istiyorum;

Miroslav Stoch - Slovakya
Issiar Dia - Fransa doğumlu Senegal
Mamadou Niang - Senegal
Joseph Yobo - Nijerya

ve daha sağlam bir Fenerbahçe savunması için Yobo'ya başarılar..

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Fenerbahçe 4 - Manisaspor 2


Fenerbahçe Perşembe gecesi 120 dk. sonunda PAOK'a kaybedilen turun ardından taraftarın olmadığı son cezalı iç saha maçında Manisaspor'a karşı galip gelmek zorundaydı. psikolojik olarak yıkıcı bir sürecin içinden geçildiği aşikar. bu sezon 2002-2003 sezonundan bu yana arada katılamadığımız bir Avrupa kupaları sezonu dışında en erken veda edilen sezon olarak kayıtlara geçti.

elde kalan en önemli hedef her zaman olduğu gibi lig şampiyonluğu ve bunun için kazanmaya başlamak şart. Kadıköy'deki son cezalı maç olan Manisaspor maçına çıkan ilk 11'de Aykut hocanın dikkat çeken tercihleri vardı. sezona bariz formsuz giren Andre Santos 6 yabancı kuralı ve aslında formsuzluk sebebiyle yerini Caner'e bırakmış, sakatlığı bulunan Gökhan Gönül'ün yerinde ise herkesin Bekir oynar standart refleksini yanıltan A2 takımından yükselen 18 yaşındaki Okan vardı. Aykut hocanın bu tercihleri dışında son PAOK maçına çıkılan düzen ve oyuncular aynıydı.

maçın ilk yarısında çok fazla gol pozisyonunun olmadığını söyleyebilirim. Emre'nin sağ kanada uzun top attığı ve Okan'ın bu uzun topa durdurmadan yaptığı ortaya Alex'in kalecinin hatasını affetmediği vuruş için söylenecek bir detay: Alex'in hücumcu orta saha mı yoksa forvet mi sorusuna aslında ikisinin arasında oyunu ortadan yönlendiren ancak fırsat kollayıcı bir forvet tipi olduğunu söylemek gerek. attığı gol buna süper bir örnekti.

maçın 2. yarısına golle başlayan Manisaspor attığı golün ardından da etkili pozisyonlara girdi ancak kalede şansını iyi kullanan ve giderek güven veren Mert'i geçemedi. Manisaspor'un golünde Isaac'e kafayı vurduran Lugano duran toptan attığı golle Fenerbahçe'yi tekrar öne geçirdi. burada bana göre önemli bir detay Niang'ın ceza sahasına yakın çevrede takıma belirgin duran top kazandırdığı. topu aldıktan sonra dönüşlerde veya topla dripling halinde bir şekilde rakip savunma kendisine faul yapıyor. nitekim 2. golün duran top faulünü de Niang böyle aldı. ve ardından da peşpeşe 2 golle Fenerbahçe kariyerindeki ilk golleri atmayı başardı. attığı ilk gol gayet şık bir kafa vuruşu. bu kafaya ortayı yapanın da Okan olduğunu söylemek, ortanın da adrese olduğunu vurgulamak gerek. ardından Caner'in assistindeki soğuk kanlı vuruşu da güzeldi. son sezonlarda Fenerbahçe'nin belki de en sıkıntı duyduğu tek forvet pozisyonu için uygun bir isim Niang (Marsilya'da oynadıkları 4-3-3 düzeninden buna alışık) ve önümüzdeki dönem adaptasyon ile daha da efektif olacaktır.

Okan için bir paragraf açmak gerek. Fenerbahçe'nin kamuoyundaki algısı genç yetenekleri harcamak, başka klüpte parlamış yetenekleri köreltmek üzerinedir maalesef. Okan altyapıdan yetişip A takıma kazandırılmış ve dün gece itibariyle uzun yola çıkmış bir genç yetenek. hani Gökhan Gönül'e bişey olursa yerine kimi koyarız sorusunun cevabı için oldukça umut dolu bir cevap. Aykut hocanın vurgu yaptığı "bize aç oyuncu lazım" önemli cümlesinin en aç oyuncularından Okan. dünkü performansı ile hepimizin yüzünü güldürdü. yolunun Fenerbahçe'de uzun olması, başarılarının artması en büyük dileğim. maç sonunda Aykut hocanın şu sözleri de kendisini neden bu kadar sevdiğimin bir detayı aslında: "Şimdi el birliği ile Okan'ın ne şahane şeyler yaptığını söyleyeceğiz. Ondan sonra Okan'ı aşağı çekmek için her şeyi yapacağız. Okan'ın yolu açık olsun, çok sevindim. Okan'ı oynatma kararını verirken Gökhan Gönül'ün yokluğunda kurguyu bozmayalım, oranın bir oyuncusu devam etsin, hataları bizim sevapları onun olsun."

Fenerbahçe için bu maçı kazanmak şarttı ve şimdi milli maç arası. ardından zorlu Kayserispor deplasmanı ve Kadıköy'de Beşiktaş derbisi.

ve belki 1 Eylül tarihi dolmadan savunmaya bir takviye..

25 Ağustos 2010 Çarşamba

PAOK Maçı Öncesi


PAOK rövanşı için 24 saatten az bir süre kaldı ve bu maç geride kalan süreçte alınan skorlar itibariyle Fenerbahçe için stresle dönülen keskin bir viraj halini aldı. negatif sonuçta ciddi kamuoyu baskısının oluşacağı belli iken, pozitif sonuç ise soluk aldıran kocaman bir nefes tadında olacak.

ilk maçta deplasmanda alınan 1-0'lık mağlubiyet eleme maçlarının yakın skorlu olup en kötü olanından. rövanşta ev sahibinin çok erken ekstra fark yapamadıkça her dakika stresi ve baskıyı üzerinde hissedeceği bir skor 1-0. deplasmana gelen takım için ise atacağı 1 golün oldukça değerli hale gelebileceği türden. bu yüzden Fenerbahçe ilk maçta yaklaşık yarım saat 10 kişi oynayan PAOK karşısında en azından 1 gol yapamamanın sıkıntısıyla başlamak zorunda, gol veya goller ararken kalesinde gole izin vermemek durumunda.

bugün maç öncesi yapılan basın toplantısında Aykut Kocaman PAOK rövanşı için pazartesi akşamı Trabzon deplasmanına çıkardığı kadrodan biraz daha farklı bir kadro ile maça başlayacağını söyledi. Aykut hocanın kafasından geçenleri bilemem ama yarın akşam Alex ve Stoch'un ilk 11'de başlayacağını tahmin ediyorum. Trabzonspor maçından hafif sakatlığı olan Semih'in olmadığı Niang'ın önde tek başlayacağı eski bildiğimiz düzen olması muhtemel. ilk PAOK maçında cezalı olan Bilica'nın da hafif bir sakatlığı var ancak oynayabilir. yine son anda ilk maçın kadrosundan çıkan Emre'nin de başlayacağı dolayısıyla ilk maça göre biraz farklı bir rotasyonun olacağı belli.

PAOK ilk maçta son yarım saati 10 kişi oynadığı bölümde gayet organize bir savunma yapıp; Fenerbahçe'ye aradan veya kenarlardan sızacak boşluklar vermemişti. yarınki rövanşta da bunu yapabilirler. burada devreye duran toplar veya mesafeli şutlar girebilir. ayrıca Fenerbahçe'nin acele hücumlarla kendini panikletecek bir ortama sokmaması gerek. sonuçta gol atmak kadar yememek te önemli olacak ve hücumda kaş yapayım derken savunmada göz çıkarmamak gerek diye düşünüyorum. ilk maç skoru aleyhte olmasına rağmen erken atılacak bir gol takımı da taraftarı da pozitif etkiler ama erken gol gelmiyorsa da gerginliği iyi ayarlamak gerek. bu hem Aykut hoca, hem sahada futbolcular hem de tribünde taraftarlar için farklı oranlarda da olsa geçerli.

zor bir gecenin bizi beklediğini biliyoruz ancak sen;

kara deryalarda bir fenersin
senin ışığınla yürüyoruz
biz bu karanlık yolun sonunda
doğacak güneşi görüyoruz

24 Ağustos 2010 Salı

Trabzonspor 3 - Fenerbahçe 2


Trabzon deplasmanları her zaman zor olur ve bu sezon herkes için daha da zor olacağı şimdiden belli. tarihten gelen ve hala akıllardan çıkmayan o meşhur Avni Aker deplasmanında 5 Mayıs 1996'da alınan galibiyet ve ardından gelen her Trabzon - Fenerbahçe maçına yüklenen intikam anlamları..

bunların eşliğinde Fenerbahçe ligin 2. haftasında Trabzon deplasmanına çıkarken geride bıraktığı 4 resmi maçtaki skorların genel anlamda kötü olması nedeniyle çevre baskısını da sırtına yüklemişti. maç öncesi kadrolar geldiğinde Trabzonsporlular daha tahmin ettikleri ilk 11'i görürken Fenerbahçeliler Aykut hocanın Alex ve Stoch'u kenarda tutan, Semih ve Niang'ın çift forvet başladığı düzene şaşırdılar. burada Aykut hocanın yapmak istediğini anlıyorum veya anladığımı sanıyorum: Semih ve Niang Trabzon savunmasına önde basacak, orta saha göbeğinde de Emre ve Cristian rakibi ısıracak, takım Avni Aker deplasmanı için daha dirençli olacak ancak kağıt üstünde yıllardır oynayamadığımız çift forvet düzeninde olunacak.

bence bu tercih gayet kabul edilebilir ve Aykut hocanın aldığı karara saygı duyulmalı. Ancak sol önde Stoch yerine Özer tercihi tartışılabilir. yeteneklerini çok iyi bulduğum, topla haşır neşirliğini sevdiğim Özer'in yeri orası değil. bu tercihte de Aykut hocanın bir ihtimal çift forvet düzenine top iletme organizasyonunda Özer'i kullanmak istemesi fikri olmuş olabilir. yalnız soldan içeri katederek oynayan Özer Fenerbahçe sol kanadında zaten pek formda olmayan Andre Santos ile beraber Fenerbahçe'nin bu kanattan problem yaşamasına da neden oldu. yenilen 2.golün buradan şekillendiğini gördük.

Fenerbahçe için konuşulması gereken önemli bir detay da dün gece yenilen kolay goller. ilk golde Mehmet Topuz'un ters kafa vuruşu hemen 1 dk. ardından Yattara'nın arkaya kaçırılması ve Glowacki'nin ceza sahası içinde rahatça alt köşeye vurduğu kafa savunma açısından daha dikkatli olunması gereken türden gollerdi. Fenerbahçe'nin savunmasının da dün gece kalede Mert hariç - ki bence zaman içinde Fenerbahçe'nin Türk futboluna kazandıracağı bir başka kaleci olacak - geçen sezon ile aynı olduğunu söylemeli. Ancak geride kalan 5 resmi maçta da sakatlık veya cezalar nedeniyle sürekli değişen bir savunma kurgusunu da söylemek gerek. özetle Fenerbahçe'nin daha zor gol yer hale gelmesi gerektiğini düşünüyorum.

maçın geneline baktığımızda da Fenerbahçe'nin çok kötü oynamadığını, kolay gollere engel olamadığını ancak diğer yandan Trabzonsporun kazanacak seviyede bir oyunu sergilediğini söyleyebilirim. karşılıklı kaçan ve girilen bol pozisyonlar mevcut. maçın 2. yarısının başında Trabzonspor maçı koparabilirdi de Fenerbahçe maçı 3-3'e getirebilirdi de. herkesin maçı izlerken keyif aldığını sanıyorum, bana göre güzel maç oldu.

Aykut hocanın dün geceki tercihleri zaten hevesli kesim tarafından tartışılacaktır. tartışılabilir zaten sahada kazanan skorları almadıkça bu olur, gayet doğal. sonuçta oynanan 5 resmi maçta alınan 1 Antalyaspor galibiyeti mevcut ancak Aykut hoca kararsız kalmak yerine bazı kararlar alıyor ve onları uyguluyor. sahada kazandıkça kendine daha geniş bir alan yaratabilir, yerli yersiz eleştiri oklarına kalkanı geniş tutabilir ama öyle bir eşikteyiz ki perşembe gecesi PAOK rövanşı var ve ilk maçtaki alınan 1-0 çok ters bir skor. Fenerbahçe ve Aykut hoca için turu geçmek çok önemli bir hale geldi. Trabzonspor maçının telafisi için alternatif bol ancak Avrupa'ya tümden bu kadar erken veda kötü olur ki hakkaten zor bir rövanş olacak.

yazıyı dün gece Avni Aker'de ilk 11 başlayan ve gollerde hiç hatası olmadığını, gelecek potansiyeli gördüğüm Mert'e selam ederek bitiriyorum. penaltıyı kurtararak ışığı yaktın Mert, gelecek için sana güveniyoruz.

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Tatil


Blog yazarları arasında bir adettir; yıllık izne, tatile veya seyahate çıkan blog yazmaya bir süre ara vereceğini belirtir. tabii ben cumartesi günü yola çıkmadan bunu yapamadım ve ardından geldiğim yerde kırık dökük bir bağlantı ile yazmaya çalışmaktayım. aslında biraz yaşlı bir laptop ve kaldığım yerin internet bağlantısı nedeniyle biraz kasarak ta olsa yazmak mümkün ama ben yokum diyeyim, siz öyle bilin..

bu arada ne oldu?

en son yazıda yönetime girişmiş, geciken forvet transferine ne diyeceğimi bilememiştim. daha çantamı odaya yerleştirip akşam yemeğine oturmuştum ki günlerdir adını andığımız Niang transferi sonuçlandırıldı! Niang için buradan detaylı analiz yazmak pek sağlıklı değil ama Pierre v. Hooijdonk'tan beri bir türlü dikişi tutmayan forvet için Niang'ın en azından biraz çare olmasını umuyorum. aslında Pvh'den beri dikiş tutmadı dedim ancak Nobre'den sonra demek gerek belki - buradan başka bir yazı konusu çıktı aslında bir anda: Alex'in muazzam performansı boyunca Nobre hariç dikiş tutmayan tek forvet pozisyonu -

dün akşam da lig tv olan bir yer bulup Antalyaspor maçını izledim. maç detayına buradan girmeden bir önceki yazıda ifade ettiğim kötü de oynasak kazanmalıyız şartını bu kez gayet iyi bir oyun ilavesiyle gerçekleştirdiğimizi söyleyebilirim. pas organizasyonunun çok başarılı olduğu, güzel gollerin atıldığı, yarım saatte Antalyaspor'un fişinin çekildiği bir maç oldu. Young Boys ardından oluşan baskının biraz kırılması adına iyi performans. ancak sahada Fenerbahçe için bu kadar olumlu şey varken ve de 2 gol - 1 asist ile oldukça parlamışken Semih'in Alex'in çıkması ardından kaptanlık pazubandını takmamak için diretmesi ve Emre'ye zorla vermek istemesi üzücü görüntülerdi. yine birileri için malzeme boldu ve sanki o malzemeyi vermezsek olmazdı!

neyse, maçı izlerken bir ara Semih ile Niang'ın beraber oynama ihtimalini düşündüm ancak Alex varken bu tercih sanırım pek çok rakibe karşı yapılabilecek birşey değil.

Perşembe akşamı PAOK ardından ligde Trabzon deplasmanları bir önceki Zor Seri başlıklı yazının önemli maçlarındandı. şimdi buralardan alınacak iyi skorlar güven açısından önemli ağırlığa sahip. bu arada aklıma gelmişken PAOK deplasmanında savunmada Bilica ve Bekir'in sarı kart, orta sahada Stoch'un kırmızı kart cezalısı olduğunu söylemek gerek. ayrıca kalede Volkan'ın sakatlığı PAOK maçında oynamasına engel olabilir. kale ve savunmada aynı anda bu kadar eksik pek iyi değil. dikkat etmek gerek..

14 Ağustos 2010 Cumartesi

Zor Seri


Ligde yeni sezon başlamak üzere ve Fenerbahçe sezona gayet sert bir seri ile giriyor. geride kalan sürede Şampiyonlar Ligi 3. ön elemede Young Boys'a kaybedilen tur, bundan daha uzun süremeyeceğine iddiaya girilebilecek forvet transferi süreci ve üzülerek izlemek zorunda kaldığım Aykut Kocaman - Alex polemikleri..Fenerbahçe için yeterince genişletilebilecek, deşilebilecek, diğer taraftan kiminin pek fazla yararlanabileceği sorunlar..

ligin son haftasında bir kez daha kaybedilen şampiyonluktan sonra Kadıköy'deki ilk resmi maça yine geçmişe sünger çekip başka umutlar yükleyen taraftar için bir başka travmaydı Young Boys'a elenmek. Şampiyonlar Ligi hedefinin bu kadar erken bitmesi ile baskıyı üzerinde hisseden Fenerbahçe için lige başlangıcın pek bir sert olduğunu söylemek gerek.

geçen sezonun son maçındaki olaylardan dolayı alınan 2 maç seyircisiz ceza nedeniyle ilk hafta Antalyaspor, 3. haftada ise Manisaspor ile oynayacak Fenerbahçe 2. hafta Trabzon ve 4. haftada Kayseri deplasmanlarına çıkacak. bu 2 deplasman da ligin en çetin deplasmanlarından. bu 4 haftalık periyodun sonunda ise Kadıköy'e dönüyoruz ve taraftarın müdahil olacağı ilk lig maçı bu sezon transfere fazla yüklenen ve olağan popüler olan Beşiktaş ile. bence ve birçok kişi için yeterince sert bir başlangıç. ve bu arada Young Boys'a kaybettikten sonra geçilen Avrupa Ligi play-off turunda eşleşilen PAOK ile oynanacak maçlar. Young Boys'a elenerek baskıyı üzerine çeken Fenerbahçe için bundan daha kötü bir sınama serisi fikstür olamaz gibi.

bu alenen zor görünen seri boyunca öncelik oynanan futbola bakmaksızın alınacak galibiyetler. kötü futbol vs. futbolun ekabirleri tarafından zaten ister istemez sabahlara kadar konuşulabilir ama sahadan kazanarak çıkmak Fenerbahçe için baskıyı kırmak için çok önemli. eksikler-sakatlar, takıma yeni katılanların performansı ne olursa olsun o sahadan kazanarak çıkmak gerek.

ama bir yandan sahada bunlar olmalı derken yönetimin bu ekstra rahat tavırlarının artık can sıkmaktan öte birşey olduğunu, taraftarın sabrının muazzam bir şekilde sınandığını izliyoruz, görüyoruz ve maalesef bizzat yaşıyoruz. UEFA'ya play-off turu için bildirilen takım kadrosu listesine dahi yetişmeyen bir forvet transferi var. ama umut tükenmez! PAOK maçından önceki gün saat 00.00'a kadar yerel federasyonun da izin vermesiyle 1 futbolcu ismini bildirme hakkımız var. haklarımızı sonuna kadar kullanalım! aman tabi bu arada transferde bu kadar yavaşken eski yöneticinin polemiklerine en hızlısından cevap verelim, hiç geç kalmayalım. gerçekten sıkıldık biz. artık yeter!

bütün bu manasız ve sinir bozucu yönetim aksiyonlarına ve tabi üzerimizdeki negatif ortama rağmen kazanmayı, galip çıkmayı bekliyorum.

kısa dönem için gayet zor seri,
hakkından gelmek gerek..

6 Ağustos 2010 Cuma

PAOK


rotamızı mecburen çevirdiğimiz UEFA Avrupa Ligi'nde gruplar öncesi play-off turu kuraları bugün öğlen çekildi ve rakip Yunanistan'dan PAOK oldu. kura öncesi ayrıştırılan gruplara göre Fenerbahçe'nin seri başı olarak karşısına aldığı 6 rakip vardı ve bu muhtemel rakipler arasından bence bu tur için en sert olanını çektik. PAOK ta tıpkı Fenerbahçe gibi Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turunda elendi ve yoluna Avrupa Ligi'nde devam ediyor. Biz Young Boys'a kaybederken onlar Ajax'a deplasman golü ile kılpayı elendiler (1-1 / 3-3).

kuranın bu seviyedeki tur için sert olduğunu destekleyen pek çok etken var: bir kere sıfırdan duyulmamış Yunan amatör takımı çıksa bile Yunan - Türk eşleşmesinden dolayı milliyetçi duygularla yaratılan gergin bir ortam olur ki burada PAOK'un Yunan ligindeki konumu ve taraftarının tellere tırmanan cinsten bir çizgide olması bu detaydaki problemi büyütüyor (2002-2003 sezonunda UEFA kupası ilk turunda eşleşilen Panathinaikos maçında Kadıköy'de açılan since 1453 de akıllardadır doğal olarak).

geçen sene normal sezonu Yunanistan liginin klasikleri olan Panathinaikos ve Olympiakos'un ardından 3. sırada bitirdiler ve Yunanistan'da sezon sonu oynanan play-offlar'da sıralarını 2. yaptılar (burada Olympiakos'u içeride - dışarıda yendiklerini söyleyelim). Yunan liginin ağırlığı tartışılabilir ancak PAOK bu ligde belli bir istikrara sahip olmuş bir takım. taraftarı tellere tırmanır dedik yani oldukça ateşli türden. maçlarını 27,800 kişi kapasiteli Toumba Stadında oynuyorlar ve renkleri siyah-beyaz.

eşleşmenin ilk maçı Selanik'te oynanacak ve bizim için oldukça zor bir ortam yaratacaklarını söylemek sıradan bir cümle olacaktır. açıkçası bu tip bir eşleşmenin futbol maçından başka oyuna etki eden dinamikleri olacağı belli. sezona sıkıntılı başlayan Fenerbahçe için geçmesi hiç kolay olmayan bir engel. ancak Fenerbahçe'nin de bir potansiyeli var ve o potansiyel henüz ortaya çıkmadı bence. yukarıda yazılan tüm zorluklara rağmen tur ortada.

ve o turu kapmak için mücadele edeceğiz..

5 Ağustos 2010 Perşembe

Üzerine Bir Bardak Soğuk Fener Su İçelim!


Tesadüf bu ya, dün Young Boys rövanşı öncesi Fenerbahçe Spor Kulübü resmi sitesinden yeni kulüp ürünü "Fenerbahçe Su" tanıtımını yaptı. Aziz Yıldırım döneminde oldukça ve oldukça genişleyen ürün yelpazesinin son halkası Fenerbahçe Su!

bu yeni "ürün"tanıtımının hemen ardından ise Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi 3. ön elemesinde 2-2'lik ilk maçın rövanşına çıktı Kadıköy'de. taraftarın bir diğer son hafta travması ardından takımı aynı yerde tekrar görmek için tribünlere geldiği, maç öncesi ilk maçtaki kötü oyuna rağmen akıllara getirilmeyen elenme riski ve bir şekilde turu geçeriz hisleri..hepsini geçtim, herşeye rağmen değişmeyen gerçek: hasretinle yandı gönlüm!

fakat sahadaki sonuç bir kez daha hayalkırıklığı ve etkisi doğal olarak üzüntü. belki bunlardan ayrı olarak vurgu yapmak gereği olan tepkilerin sinirlenme boyutunda ve direkt olarak yönetim bazlı olması. taraftarın Young Boys'a elenmenin üzerine soğuk bir Fener Su içmesini beklemek başkalarının yapacağı bir iş olmalı, Fenerbahçe yönetiminin değil. bazı şeyleri aradan kısa bir süre geçtikten sonra tekrar yaşamak zorundayız sanki: son hafta şampiyonluk kaybetmek - yaz sezonunda maksimum vakit kaybedilen aynı adamlara kitlenmek - transferi sezon başladıktan sonraya kadar netleştirememek - Şampiyonlar Ligi hedefini bu süreçteki hatalar ile kaybetmek.

Futbola bu kadar ilgi duyan, onunla ilgili gerçekleri bilen biri olarak, futbolun bir parçası olan transferin basite indirgenmemesi gerektiğini, belli ciddi araştırmalar ardından pazarlıklar ve bir disiplin içerisinde halledilmesi gerektiğini biliyorum ama Fenerbahçe yönetiminin bunları yapmak için oldukça zamanı vardı. artık transfer aceleye gelmez sözünün burada dengesiz bir hal aldığı çok acı bir gerçek.

Yönetimi bu seviyede eleştirirken 2 Young Boys maçında sahaya çıkan Fenerbahçeli futbolcuların da an itibariyle iyi olmadıkları ve bu mevcut durumdan çıkmak için zamanı iyi kullanmaları gerektiğini belirtmek gerek. konu başarısızlık ve Fenerbahçe olunca buradan ekmek yiyen çok olur tıpkı başarısızlık yerine başarı olduğundaki gibi. şimdi en nihayetinde Fenerbahçe için bu seviyede elenmek kötü bir sonuç fakat diğer yandan Young Boys'un 2 maç sonunda turu geçmeyi çok net hak ettiği de gerçek. Fenerbahçe'nin bu sıkıntılı başlayan sezonda hazır kıta bekleyen felaket senaryolarını hızlıca bertaraf edecek oyun olmasa bile saha skorlarına ihtiyacı var. Aykut hocanın maç sonu basın toplantısında kullandığı ifadelerin yine doğru ve önemli olduğunu düşünüyorum. Fenerbahçe'nin birikmiş sorunları olduğunu, görevde olduğu sürede de bunlarla yüzleşmek ve çözmek zorunda olduğunu söylemesi önemli.

Ancak transferin bu kadar uzun bir sürede sonlandırılamaması, aynı adamlara kilitlenip vakit kaybedilmesi, nasıl olsa Young Boys'u geçeriz daha zaman var hallederiz mantığında olunması ardından Fenerbahçe yönetimi piyasaya sürdüğü suyu bence kendi içmelidir.