16 Şubat 2011 Çarşamba

Neşeli Günler


Eski günlerdeki gibi radyodan dinlediğim, tribünde olamadığım maçta Fenerbahçe Kayserispor'u Niang ve Lugano'nun golleriyle 2-0 yenerek ilk yarının son maçı olan Sivasspor maçıyla beraber üstüste 5. lig maçından da galibiyetle ayrıldı. Şampiyonluk mücadelesindeki inadını sürdürmekte..

İzleyemediğim ve radyodan dinlediğim maç hakkında fazlaca ahkam kesecek değilim ama gidişat üzerine, sezon ortasından bugün gelinen pozisyon ve aradaki pozitif değişimler üzerine notlar düşmek isterim.

Öncelikle görmeye gerek yok, takım fazlasıyla mücadele etmeye devam ediyor. Kayserispor maçı da bu mücadelenin son örneği ve kulaklıktan duyduğum ses bile bunu anlamaya yetecek seviyede. Kadıköy'de 2 hafta önce kazanılan Trabzonspor maçına benzer bir mücadele Kayserispor maçında da verildi ve bu öyle bir mücadele ki aslında ligde bugüne kadarki performansı ile olağan tehlikeli rakip konumunda olan Kayserispor da Trabzonspor gibi etkisiz hale geldi, oyunu veya skoru dengeleyebilmek için herhangi bir seçenek üretemediler.

Burada mücadele kadar Fenerbahçe'nin fazlasıyla dikkat çeken savunma performansı da önemli bir etken. Sezonun ilk yarısında fazla ve kolay gol yiyen Fenerbahçe'nin şu 5 maçlık serisinde yediği gol sayısı sadece 1. Verilen ekstra mücadele gibi savunmanın geliştirilmesi Fenerbahçe'nin yakaladığı bu önemli seride önde gelen etkenlerden. Hücumda sorun yaşamayan hatta lig ortalamasının üstünde gol atabilen Fenerbahçe'nin savunma performansını bu seviyelerde tutması şampiyonluk yarışında en büyük avantajı.

Diğer yandan takımın maçlar dışındaki bütünlüğü, yönetimin maçlar öncesi h.içi organize ettiği toplu yemekler, Fenerbahçeli eski sporcuların takıma ziyareti, taraftarın takıma sürekli ve yoğun desteği de sezonun 2. yarısında önemli bir ivme yakalayan Fenerbahçe'nin arka planda ama bu olumlu gidişata etki eden faktörleri.

Nereden nereye denilecek bir durum değişikliğ yaşanmakta. Sezon ortasına denk getirilen Türkiye Kupası maçlarında önce Kadıköy'de Buca ardından dibe vurulan Yeni Malatya yenilgileri sonrasındaki yorumlara ve tepkilere bakıp şu an gelinen noktaya bakınca atıp tutmanın ne kadar kolay olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Yeni Malatya maçı sonrası maksimum keyif alanlar için şu sıralar işkence, web sitesine burası Fenerbahçe manşeti atıp terbiyesizlik yapanlar için de yutkunma zamanları.

Kötü günde ortalığı birbirine katma derdinde ve başarıya endeksli olmayan, kalbi sarı lacivert renkler ve sadece Fenerbahçe için atan bizler için de neşeli günler hakim.

9 Şubat 2011 Çarşamba

Alex Daha Buralarda


Evet Alex geldiğinde hiç kimse bu kadar iz bırakabileceğini tahmin etmiyordu hatta burun kıvıranlar vardı yetmedi oynadığı sezonlar ilerledikçe sürekli muadili sanılan oyuncular için bir kıyas oldu. Kimleri paketledi, kimleri içi bomboş konuşmalara itti, kimleri yutkunmaya mecbur etti..

Kaptanlık ona çok yakıştı, bütün Fenerbahçelilerin tek bir ağızdan dilediği lig tarihindeki 3.000. Fenerbahçe golüne imza attı, şampiyonluklar kazandı, kaybetti ama belki de hepsinden önemlisi bu kadar yetenekli ve skora etki edebilmesinin yanına çok güzel bir insan olduğunu da Türkiye'de futbolla ilgili herkese gösterebildi. Öyle ki rakipler bile ondan kötü bir şekilde bahsetmediler veya bahsedemediler. 7 yıl boyunca böyle bir imkan vermedi Alex ve hep oyununa konsantre oldu.

Bugün Fenerbahçe ile olan sözleşmesini 2 yıl daha uzattı. Aslında büyük kaptan ile taraftarın kalbindeki sözleşmesi sonsuza dek ama onu 2 sezon daha Fenerbahçe forması ile izleyebilmek çok güzel ve değerli.

Fakat burası Türkiye olduğu için şimdi futbolun ekabirleri çıkıp 34 yaşında sözleşme uzatmaya dair yorumlarda bulunmak isteyebilirler. Buyurun atış serbest, 7 yıldır da serbestti zaten.

Cevabı sahada
ve üzgünüm Alex daha buralarda..

7 Şubat 2011 Pazartesi

Manisa'dan Mesaj Var!


Blog yazmak meşakkatli iş gerçekten. Sıcağı sıcağına yazmak isterken bunu bazen yapamamak pek olmasını istediğim birşey değil ama hayat koşturmaca ile devam etmekte ve herşeyi aynı anda yapmak mümkün değil. Neyse bu geç yazma konusunda duyduğum sıkıntıya vurgu yaptıktan sonra h.sonuna dair, Fenerbahçe ve futbol üzerine notları düşmek isterim.

Fener Manisa deplasmanında kazanalı neredeyse 48 saat olacak ve artık bununla ilgili onlarca yazı okumuşsunuzdur hatta rakiplerin puan kayıpları vs. derken ligdeki tablonun yepyeni görüntüsü üzerine de kendi lehine aleyhinden daha fazla hata yapılanların utanma duygusundan yoksun düzenledikleri basın toplantıları üzerine de.

Benim h.sonuna dair gördüğüm Fenerbahçe'nin sezonun 2. yarısında yakaladığı iyi serinin rakiplerde yarattığı tedirginlik. Bu kiminin oyununa kiminin konuşmalarına etki yapıyor. Trabzon'un elleri ayaklarına dolanmış vaziyette ve devre arasında lehlerine olan hatırı sayılır puan farkının bu kadar kısa sürede erimesine engel olamamaları ve buna çözüm üretememeleri eleştirilerin yönünü psikolojilerini iyi idare edemedikleri konusuna çevirmekte.

Bursa ise kimsenin etki etmediği apayrı ve özel bir alandaymışcasına gerilimden ve polemiklerden uzak bir ortamda, adeta sessiz-sakin maçlarını kazanarak psikolojik faktörlerin daha şimdiden çok zorlandığı lig yarışında avantajlarını kullanmaktalar. Skoru lehlerine çevirmekte zorlandıkları Sivas maçında da bitime çok az bir süre kala attıkları golle kritik bir galibiyet aldılar ama dediğim gibi insanların gözlerinin üzerlerinde fazla olmamasının avantajı çok net. Polemiklerin yönü onlara doğru değil ve bundan yararlanmaktalar.

Fenerbahçe ise Trabzon galibiyetinin ardından hep problem yaşadığı Manisa'da, birçok insanın puan kaybını muhtemel gördüğü yerde, formda Manisa'yı yenerek önemli bir mesaj verdi. Yıllardır futbol takip eden bizler biliriz ki bazı maçlar vardır şampiyonluk için mesaj veren türden, kazandığınız zaman rakiplerin rahatsız olduğu maçlardır onlar. İşte Fenerbahçe'nin Manisa'daki galibiyeti bu mesajı fazlasıyla içermekteydi. Hatta önemli detaylarla birlikte. Mesela Fenerbahçe maçların 60. dk.sından sonra oyundan düşüyor eleştirilerini çok duyduk bu sezon içerisinde. Manisa'da 1-0 geriye düşüldüğünde dk. 54'tü ve Fenerbahçe'nin ayaklanıp skoru terse çevirdiği goller 60. dk.dan sonra geldi.

Puan farkının 3 hafta içerisinde hem de Fenerbahçe'nin zor fikstür serisinden geçerken bu kadar kapanması çok olumlu ancak zor fikstür Kayseri ve İnönü'deki Beşiktaş maçlarıyla devam etmekte. Bu hafta Kayseri maçında alınacak galibiyet Eskişehir'e giden Bursa ve Sivas'a giden Trabzon'un maçlarını da düşünerek önümüzdeki hafta İnönü'de "kazanmak zorunda olmak" baskısını ortadan kaldıracaktır ki o maçın normal bir maç olmayacağı dün Beşiktaş yönetiminin kasıtlı ve pişkin basın toplantısıyla belli oldu.

Fakat şunu açıkça söylemek gerek ki devre arasında kupada kaybedilen Yeni Malatya maçı takıma ciddi bir tokat olmuş ve elde kalan tek hedef olan lig şampiyonluğu için adeta negatif bir ateşleyici!

Ayrıca gayet iyi bir ivme yakalayan Fenerbahçe'nin bir kez daha şampiyonluk yarışından kopmaması da dikkat çekilmesi gereken bir ayrıntı bana göre. Kaybeder veya kazanır onu şimdiden bilemeyiz ama takımın mesajı net: sonuna kadar mücadele!

Kesilmeden devam etmesi dileğiyle..

4 Şubat 2011 Cuma

Fenerbahçe Çeyrek Finalde


Fenerbahçe kadın basketbol takımı Euroleague'de çeyrek finalde! Grup aşaması sonrası eşleştiği ezeli rakibi Galatasaray'ı 2. maçta da farklı bir skorla, 73-51 yenerek adını çeyrek finale yazdıran basketbolcularımız grup maçları boyunca sürdürdüğü yenilgisiz serisini Galatasaray'a karşı da devam ettirdi. Rakibini süpürerek turnuvada final-four'a sadece bir adım uzaklıkta olan Fenerbahçe aslında şu görüntüsüyle o hedefe bir adımdan daha yakın.

Serinin 2 maçında da rakibini yanına yaklaştırmayan Fenerbahçe sezon ortasında yaşadığı önemli sorunlara rağmen koç Ratgeber yönetiminde rotasından sapmamış görüntüsü ile mücadelesini bozmadan devam ettiren ve yıllar içinde o hep kapısından dönülen final-four'u ne kadar istediğini göstermekte..

Eşleşmenin başında daha farklı beklentisi olan Galatasaray için geride kalan maçların eziyet olduğunu ve Taurasi & Taylor kayıplarından bekledikleri gibi yararlanamadıklarını gördük.

Ezeli rakibi eleyerek Avrupa'da yola devam etmenin keyfi büyük.
Bu durumun oluşmasında mücadelelerini en üst seviyede gösteren Fenerbahçeli basketbolculara tebrikler ve teşekkürler.

Çok iyi gidiyorsunuz, az kaldı..

1 Şubat 2011 Salı

Yine Fenerbahçe - Bu Kez Avrupa'da


Öncelikle kendimi eleştirerek başlamalıyım. Fenerbahçe kadın basketbol takımına haksızlık ediyorum ve çok başarılı sürdürdükleri sezonda onlara çok az atıfta bulunuyorum. Onlara haksızlık ettiğimi bilerek ve en azından bunu kendi yüzüme vurarak başlıyorum yazıya.

Grup maçlarını yenilgisiz tamamlayan Fenerbahçe ve beklentilerin altında performans göstererek 4. olan Galatasaray çapraz eşleşmesinde, Fenerbahçe bu akşam Kadıköy Caferağa'da oynanan Kadınlar Euroleague 2. tur ilk maçında ezeli rakibini 77-58'lik skorla yine yenerek seride 1-0 öne geçti.

Sezonun başında yola çıkılan kadroda bilinen sıkıntılar ve hatalar nedeniyle ciddi değişiklik yaşayan Fenerbahçe, sözkonusu bu sezon ortası değişimlerinden hiç zarar görmemişçesine gösterdiği mücadelesi ile çok büyük alkışı hakediyor. Birsel ve Nevriye'nin sürüklediği mücadeleci ruh takıma yeni katılan yabancılar için de çok olumlu etken. Kenardan Ratgeber'in teknik-taktik tecrübesi ve rakibin önemli silahlarına karşı üretilen tercihler ilerisi için de umut verici. Sezon ortası yaşanan sorunlar nedeniyle bir ara endişelendiğimiz o güzel seri için umutlar bozulmadan korunmalı.

Cuma akşamı Galatasaray'ın ev sahibi olduğu Abdi İpekçi'deki maçta da herkes bu takıma güvensin. Deplasmandır, rahatsız ederler, bozmaya çalışırlar ama bilirler ki karşılarında yine Fenerbahçe var!

31 Ocak 2011 Pazartesi

Sezona Yeniden Başlıyoruz


Ligde sezonun ilk yarısının bittiği anda görünen resim Trabzonspor'un 42 puan ile ortalamanın üzerinde puan aldığı ve en yakın takipçileri olan Bursaspor'a 5, Fenerbahçe'ye ise 9 puan mesafe koyduğu bir görüntüyü ortaya koymuştu. Bu görüntünün uzun soluklu lig yarışı için pek te fena sayılmayan bir avantaj olduğu aşikar. Hatta bazıları için bu avantaj Trabzonspor'un şampiyonluğuna kadar gidebilen türden.

Sezonun 2. yarısına evinde puan kaybı ile başlayan lider Trabzonspor ile Antalya deplasmanında çok etkili oynamasa da kazanmasını bilen Fenerbahçe fikstürün kendilerini erken karşılaştırması ile final maçına değil ama Fenerbahçe açısından karar verici nitelikte bir maça çıktılar.

Kadıköy'de Trabzonspor'a kaybetmek onarılması güç bir yara almaya sebep olacaktı Fenerbahçe için. Maçın karar verici niteliği aslında ligde oynanacak 15 hafta daha olması ve bu şampiyonluk yarışına tutunmak için Fenerbahçe'nin kazanma zorunluluğu.

Geçen sezonun Türkiye Kupası finali ve hemen ardından ligin son haftasında Kadıköy'de alınan beraberlik ile şampiyonluğun kaybedilmesi perde arkasındaki ciddi motivasyon faktörleriydi. Buna ek olarak kazanmanın şampiyonluk yarışına ciddi ortak olmak, yarışı yeniden başlatmak ve rakibe ensendeyim mesajı vermek gibi anlamları vardı. Bütün bunlar takımın hatta taraftarın maça hazırlanmasında etkili oldular.

Ancak bütün bu faktörler bir tarafa, iş sahada bitiyor pek tabii. Dün akşam Fenerbahçeli futbolcular da sahada basmadık yer bırakmayarak adeta Trabzonspor'a oynama şansı vermediler. Maç boyunca daha çok kazanmak istediklerini göstermenin dışında lig yarışında takımın geleceği açısından karar verici bu maçta o karara kendilerinin ortak olduklarını net bir tavırla vurguladılar.

Kornerden Lugano'nun kafasıyla gelen golün hemen ardından maçın adeta özetini sergileyen Niang'ın attığı 2. gol baskı ile topun çalınması, ani atağa çıkışı, paslaşması ve bitirilişi ile çok güzel. Maçın kısa özeti tam olarak budur bence. Fenerbahçe'nin 2. golü maça dair birçok anlamı içermektedir.

Şimdi oynanacak olan 15 hafta için sezona ufak farklar ile de olsa yeniden başladığımızı söylemek yanlış olmaz. Devre arasındaki puan farklarının 2 haftalık kısa sürede Fenerbahçe lehine bu kadar kapanması olabilecek en iyi senaryolardan birisiydi. Artık yeniden başladığını düşündüğüm sezonda minimum puan kaybı ile Fenerbahçe'nin zirve için inadını göstermeye devam etmesi gerek.

Fikstürün zorlu bölümü halen devam etmekte..Manisa deplasmanında dün akşam ortaya konan mücadelenin sürmesi ve bu mücadeleyi görmek hepimiz için çok önemli.

Futbolda her zaman kazanamazsınız ama hep mücadele etmek zorundasınızdır.

Mücadeleye devam, Fener geliyor!

23 Ocak 2011 Pazar

Antalya'da Kritik Galibiyet


Fenerbahçe sezonun ilk yarısını lider Trabzonspor'un 9 puan gerisinde tamamlarken henüz Türkiye Kupası'nda Buca ve Yeni Malatya mağlubiyetleri gerçekleşmemişti. Alınan bu mağlubiyetler ile kupadan gruptan çıkamadan elenmenin baskısı ligin 2. yarısı öncesi fazlasıyla hakim haldeydi. Sezon başında Avrupa kupalarına ön elemelerde veda etmenin üstüne Türkiye kupasından bu şekilde elenmek ve geriye kalan tek hedef olan lig şampiyonluğu için liderin 9 puan gerisinde olmak hatta arada bulunan 2. sıradaki Bursaspor'un da 4 puan gerisinde olmak Fenerbahçe'nin psikolojisini göstermesi açısından yeterince tatsız veriler olarak karşımızda.

Bütün bu yaşanan sıkıntıların ışığında sezonun 2. yarısına sert fikstürle başlayacak Fenerbahçe için geçilmesi gereken ilk ayak Antalya deplasmanı. Aynı gün maçın başlamasına yaklaşık 1 saat kala sonuçlanan maçta Trabzonspor'un kendi sahasında Ankaragücü ile 1-1 berabere kalarak puan kaybetmesi zor geçeceği tahmin edilebilen Antalya deplasmanı öncesi ufak bir heyecan yarattı. Antalya deplasmanı ardından gelecek maçın Kadıköy'de Trabzonspor ile olması aleyhte olan puan farkını kısa sürede eritmek için bir fırsat, kullanılması durumunda şampiyonluk yarışında yorumların renginin değişmesi için bir etken. Fakat bunların olabilmesi için öncelikle Antalya'yı yenebilmek gerekiyordu.

Maça başlayan ilk 11'leri gördüğümüzde Aykut Kocaman'ın sezonun ilk yarısında denemediği bir hamleyi sahada uygulama niyetinde olduğunu gördük. Semih ve Niang aynı anda başlıyorlar fakat Niang oyun düzeninde sol kanatta görev alıyordu. Niang'ın Marsilya'dan pek yabancı olmadığı kanat forvet oynama hamlesinin kötü bir fikir olmadığını söyleyebilirim. Önümüzdeki haftalarda bu tercihin sürdürülüp sürdürülmeyeceğinden emin değilim ancak Stoch / Dia ikilisinin bir türlü istikrar yakalayamadığı düşünülünce elde bir alternatif. Fakat rakiplerin hücümcu sağ kanatları karşısında yine de düşünülmesi gereken bir durum olmalı. Dün akşam ligde uzun aradan sonra sol bekte Andre Santos'un ilk 11 başlaması Caner'den alınamayan verim ve Aykut hoca ile arasındaki seviyor/sevmiyor gerginliğinin sol bulma ihtimali açısından pozitif değerlendirilebilir.

Maçın genelinin iki taraf için de dengede gittiğini söyleyebiliriz. Kalecilerin fazlasıyla öne çıktığı pozisyonların olmadığı, tehlikelerin genelde kale yakınından geçtiği bir maç oldu. Maçı Fenerbahçe'nin 1-0 kazanmasına neden olan golün Gökhan Gönül'ün fazlasıyla şık aşırtması ile gelmesi gecenin en güzel anıydı. Orta saha çizgisinde kendi alanından sürüklemeye başladığı top ile Antalya ceza sahasının dışına kadar gelip; rakibin de bir türlü uzaklaştıramaması sonucunda kariyerinin en güzel gollerinden birini attığını söyleyebiliriz. Belki de en güzelini..

Fenerbahçe'nin sezonun ilk yarısında yaşadığı en büyük sıkıntısı fazla sayıda ve kolay goller yemesiydi. Takım dün akşam Antalya'da buna belirli anlarda tehlikeler yaşansa da izin vermeyerek, Gökhan Gönül'ün o güzel golüne de sahip çıkarak kazanmasını bildi ve Trabzonspor'un evinde puan kaybettiği hafta Antalya'da çok kritik bir galibiyet aldı.

Oyunun genelinden ve maçın sonlarına doğru farkın 2'ye çıkmaması nedeniyle skoru korumanın verdiği gerginlikten rahatsız olanlar vardır muhtemelen ancak yazının başındaki kötü psikolojinin de önemli etken olduğu unutulmasın ve Fenerbahçe'nin 3-5 atmaktan ziyade "kazanmaya" ihtiyacının olduğu dikkate alınsın demek isterim.

Önümüzdeki hafta Kadıköy'de oynanacak Trabzonspor maçı da sıkılarak ta olsa acı çekerek te olsa kazanmanın şart olduğu bir maç. Sonuçta "kazanmak" çok önemli ve lig yarışındaki puan handikapının kısa sürede erimesi için Fenerbahçe'nin mücadele edip eninde sonunda kazanmayı bilmesi gerek.

21 Ocak 2011 Cuma

Bu Kez Olympiakos Deplasmanı


Fenerbahçe erkek basketbol takımı Euroleague TOP 16 grup maçlarının ilkinde tarihi bir işe imzasını atarak Olympiakos'u deplasmanda 70-84 ile mağlup etti. Avrupa'da bu seviyede galibiyetleri alınca hep destan denir ya; işte tam karşılığı, sonuna kadar o anlamı hak edercesine!

Sezon başından beri belli bazı sıkıntıları olmasına rağmen çok önemli performans gösteren Fenerbahçe, çok büyük işler yapmaya ve hepimizi gururlandırmaya devam ediyor. Aynı sezon içerisinde Barcelona deplasmanında alınan galibiyetten sonra yine deplasmanda gelen bu Olympiakos galibiyeti büyük hedeflere doğru yanan ışığın önümüzü ne kadar aydınlattığına dair çok kuvvetli göstergeler.

Takımın mücadelesi ve bugüne kadar başardığı işler kalbi Fenerbahçe ile atan milyonları fazlasıyla heyecanlandırıyor. Önümüzdeki hafta kendi sahamızda oynayacağımız Valencia maçında taraftarın etkili desteği çok önemli bir görev. Formasını sonuna kadar terleten oyuncuların da bu desteği hak ettikleri çok aşikar.

Dün gece destan yazanlara helal olsun,
Onlar tarihe notlarını düştüler, hepimizi çok gururlandırdılar.

ve Fenerbahçe ismi,
Avrupa'nın üzerinde yükselen güneş gibi.

17 Ocak 2011 Pazartesi

TT Arena: Peşkeş-Rant-Çıkar ve Beklenen Son!


TT Arena 15 Ocak 2011 tarihinde nihayet açıldı! Hem de ne açılış!? Yankıları halen sürmekte..Daha da süreceğe benzer..

Spordan, siyasetten açıkçası her kesimden farklı tepkiler, yorumlar, görüşler var açılışa dair ve hatta stadın yapımına dair.

Galatasaray'ın 1990'lı yılların sonundan beri proje olarak farklı zamanlarda öne sürdüğü fakat sonuçlandıramadığı stad projeleri olduğunu biliyoruz. Galatasaray yönetimlerinin bir türlü başlayamadığı Ali Sami Yen'in yerinde yapılması planlanan stad işi yıllar içinde artık yerinde yapılamayacağı anlaşılınca bambaşka bir yerden bir el uzandı!

Devletin elleri yine en iyi yaptığı işlerden birinde, peşkeş ve rant için hazırdı. Galatasaray yönetimi içinse sorun yoktu, artık çok eskiyen ve kullanımında sorunlar yaşadıkları ve yerine bir türlü yenisini yapmayı beceremedikleri için yepyeni, daha çok koltuk kapasitesine sahip ve modern bir stad için biraz bekleyebilirlerdi. Ekstra yapmaları gereken birşey yoktu, sadece daha değerli olduğunu sürekli vurguladıkları Mecidiyeköy'den çıkmak durumundaydılar! Camia da bu senaryonun gayet normal olduğunu kanıksamış, Ali Sami Yen karşılığında bir nevi ödün vererek! yeni stadlarına geçtiklerine fazlasıyla inanır ve bu tezi savunur haldeydi.

Durumun özeti: alan memnun, veren memnun!

Fakat stadın açılışı ile ilgili süreç sanki işin içine konsantre olmuş peşkeş-rant-çıkar durumlarının kaçınılmaz bir sonu gibi sürekli sorunlar ile dolu. Stadın yapımını ilk üstlenenin işi bitiremeden çekilmesi, mahkeme süreçleri, türlü aksaklıklar, sürekli büyük abilerin iteklemeleri ama planlanandan daha geç bir iş bitirme. Bu süreçte en çok üzüldüğüm, diğer bütün isyan ettiklerimden daha fazla isyan ettiğim rantın, çıkarın olduğu bu statta ekmek parası için alın teri ile çalışan işçilerin hayatlarını kaybetmesi oldu. Sonunda birileri daha fazla kazanacak, nemalanacak ve refaha kavuşacak diye hayatlarını kaybettiler. Adlarını belirli bir kesim dışında anma niyetinde olan yok, yazık..

Stadın tamamlanmasına yakın bir süre kala Galatasaray Başkanı Adnan Polat spor ve medya dünyasına sırasıyla stad gezileri düzenledi. Şehirde çeşitli yerlere döşenen reklamlar, ilanlar vs. ile tanıtım işinde süper titiz bir tutum vardı. Hatta açılışa 1 hafta kala Türk Telekom anlaşması nedeniyle Cem Yılmaz'ın reklamı haliyle çok sempatik, herkesi güldüren, stadın Galatasaray'a ve Türk futboluna hayırlı olmasını dileyen bitirişleri ile sunumun gayet yerinde ve başarılı yapıldığına dair örnekler. Kamuoyu da bu sunumlardan rahatsız değil..Galatasaray gayet normal şartlarda yeni bir stada geçiyor, devlet buna yardımcı oluyor! Dert değil!

Ve açılış günü..Galatasaray Spor Kulübü TT Arena için satabildikleri kombineler dışında açılış maçı olan Ajax maçına bilet bastırmıyor ve kombinelerden geri kalanı davetiye. Yapılan işin karşılığı olarak devletin çeşitli kademelerindeki büyük abilere hürmet! Neyse, esasa gelmek gerekirse, başlangıç kısmını televizyonda canlı yayında yakaladığım ve o anda gülmeye başladığım TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar fitili ateşliyor ve Galatasaray taraftarı protestolara başlıyor. Aslında Erdoğan Bayraktar'ın söyledikleri acı ama gerçek! Fakat söyledikleri bir birikimin sonucu olsa da yeri yanlış ve kendisinin yazının başlığındaki peşkeşin, rantın ve çıkarın bir parçası olduğunu unutmaması gerek! Protestoların giderek artması ve Başbakan'ın ve peşindekilerin de stadı terk etmesi ile açılış muazzam bir hal alıyor!

Şimdi bütün bu olanlar, bu stada dair devletin ve karşısında Galatasaray'ın karşılıklı çıkar ilişkilerinde kendilerine bir şekilde getiri sağladığı gerçeğini değiştiremez, değiştirmemeli. Galatasaray taraftarının Başbakan ve hükümete yaptığı protesto Ali Sami Yen'den TT Arena'ya geçişlerini meşrulaştırmıyor. Tıpkı Başbakan'ın veya TOKİ Başkanının rant, peşkeş uğruna yaptıkları işleri yok sayamayacağım gibi. Burada milyonları bünyesinde barındıran camialarda herkesin aynı fikirde olmaması detayını da gözeterek genel konuştuğumu da belirtmeliyim. Bu yaşananlardan en başından beri rahatsız olan Galatasaraylılar olduğunu da tahmin ediyorum. Fakat Galatasaray taraftarı boyun eğmedi, protestosunu yaptı, işte budur tadında yorumlara katılmıyorum. Bütün bunlar beni kandırmaya yetmiyor. Protesto eden insanların yeni stada geçiş için daha önceki döneme dair yaşanan bu oyunlara ses çıkarmadığını düşünüyorum yine aradaki farklı düşünenlere saygı duyarak.

TT Arena açılışında yaşananlar aslında bütün bu oyunların, karşılıklı çıkarın, rantın ve peşkeşin doğal bir sonucu olarak tezahür etti! Bu kadar pisliğin içinden çıkan protesto seslerini de, bu protestolara karşılık rollere girip stadı terk edenleri de fazlasıyla samimiyetsiz buluyorum.

Türk futboluna hayırlı, yiyenlere de afiyet olsun!

31 Aralık 2010 Cuma

Lefter'in Yanıbaşında


Yılın son yazısı sana olsun Lefter Baba.

Geçen akşam arkadaşlar ile ziyaretine geldik. Yine heyecandan elimiz ayağımıza dolaştı, konuşurken ifadelerimizde zorlandık. Seni sahada oynarken görememiş bizler için sana olan sevgimizi anlatmanın tarifi yok sanırım.

Kendimizi çok şanslı hissediyoruz..

Çünkü sana o kadar yakın olmak çok başka bişey, gözlerindeki ışığı görebilmek, bize verdiğin nasihatleri dinlemek..Biliyorsun anlatsan sabaha kadar dinleriz gözümüzü kırpmadan ama çekinmek bir yana yormak istemedik.

Sana biraz olsun güç verebildiysek ne mutlu bize.

ve söz Baba hep sağlam duracağız, dinç olacağız..

Senin için, Fenerbahçe için..

28 Aralık 2010 Salı

Bir Avuç Kendini Bilmez!


Kimdir bu "bir avuç kendini bilmez?"

Yıllardır belirli aralıklarla ortaya çıkarlar, ardından kendilerini bilmediklerinden olsa gerek yeni bir sayfa açarak hayatlarına devam ederler. Şiddet ile beslendikleri hayatlarından bahsediyorum. Şiddet ile şiddeti körüklerler.

Bir de bu bir avuç kendini bilmezlerden nemalanan kesimler vardır. Bunları da gayet iyi biliriz, onlar da kendilerini iyi bilirler, işlerine pişkin pişkin devam ederler.

Maalesef işin bir başka üzücü yanı, çocuk yaştaki sporcuların sahada maruz kaldıklarına isyan edince karşılığında "ama siz de sahada Efeslilere saldırmış; otoparkta Ricardinho'yu dövmüştünüz" yanıtı almak.

O olaylarda insan değilsiniz diyenlerin mevzu Fenerbahçe olunca muhteşem objektif bakış açılarına devam etmemeleri insanın içini acıtıyor!

Bütün bu olayların sonucunda da halihazırda aportta bekleyen yasa koyucuların gözlerinin parladığı, kurunun yanında yaşın da yanacağı günlere doğru hızla ilerliyoruz!

Çok Yazık!

22 Aralık 2010 Çarşamba

Dünyalar Bizim Oldu


Fenerbahçe Kadın Voleybol Takımı geçen sezon Şampiyonlar Ligi Finali zirvesine ulaşması nedeniyle katılmaya hak kazandığı Dünya Kulüplerarası Voleybol Şampiyonası'nda rakiplerine set dahi vermeden şampiyonluğa ulaştı ve takımlar seviyesinde yakalanan en büyük başarıya imzasını attı.

Fenerbahçe Acıbadem artık Dünya Şampiyonu ve bu başarıda emeği geçen herkes tebriklerin ve teşekkürlerin en fazlasını hak ediyor. Onlar Fenerbahçe ismini dünyanın zirvesine taşıdılar, hepimizi gururlandırdılar..Tarihteki yerlerini aldılar ve hafızalara kazındılar.

Diğer yandan Fenerbahçe Acıbadem projesi de planlı ve doğru yatırımın verilen emeklerin karşılığının alınması açısından da spor ile ilgili kitlelere çok güzel bir örnek olarak karşımızda.

Tam bir ay önce 21 Kasım 2010 tarihli yazıda Başladılar demişiz.

Şimdilerde devam ediyorlar.

Helal olsun sizlere..

19 Aralık 2010 Pazar

Umut Hep Var


Aslında hayat bazen çok zorluyor, sabır gerektiriyor.

Ancak ne olursa olsun umut hep var.

işte sen aynı anda, başka bir yerde, bir başka umutsun. umudu ayakta tutansın..

Oktay amca, Lefter ve Münir Özkul için..

14 Aralık 2010 Salı

Adalet İçin Sesini Yükselt!


12 Aralık 2010 tarihi benim ve arkadaşlarım için hayatımızda unutamayacağımız, geriye dönüp baktığımızda gülümseyerek hatırlayacağımız, iyi ki o yola çıkmışız ve aldığımız karardan dönmemişiz dediğimiz bir gün olarak tarihteki yerini aldı.

Vamos Bien haftalar öncesinden kendi içinde başlattığı enerji ve sinerji ile Ankaragücü deplasmanına gitmek için isteğini ortaya koymuş ve grubun bu sezon düşen deplasman performansını ayağa kaldırmak için herkes hevesini göstermişti. Her birimiz güzel bir heyecan içindeydik ama bunun yanında Gökçek ailesinin bügüne kadarki işleri nedeniyle bilet fiyatlarında gerçeğin ötesinde fiyatlar olabileceğini de tahmin ediyorduk. Maçtan 2 gün öncesine kadar bilet fiyatlarının açıklanmasını bekledik ve Cuma akşam saatlerinde öğrendik ki deplasman tribünü biletleri 135 lira ve diğer tribünlerin fiyatı da buna yakındı.

Ankaragücü'nün sezonluk kombine fiyatına denk gelen fiyatlarda satışa çıkarılan bilet fiyatlarının açıklanabilecek bir tarafı olabilir miydi? Cevap herkes için net ama belki Gökçekler bunun üzerine birşeyler konuşmak isteyebilirler nitekim bunu yapacak kapasitelerinin olduğunu bugüne kadar görebilme şansımız oldu. Kendi yarattıkları yalan dünyalarında yine kendi inandıkları yalanlarla yaşayanların 135 lira bilet fiyatı için verecek cevabı her zaman ceplerinde hazırdır. Onların cevapları kendilerinde kalsın ve Vamos Bien konuşsun!

Cuma akşamı ilk tepkilerden sonra Ankaragücü deplasmanına gitmek ve maça girmeden Ankaragücü yönetiminin belirlediği bilet fiyatlarını protesto edip İstanbul'a dönme konusunda kararlıydık. Adalet Vamos Bien için önemli kelimelerden ve belirlenen bilet fiyatları konusunda adalet aramak, bu duruma dikkat çekmek, isyan etmek ve savunduğu değerler için ses vermek Vamos Bien için bir görev. Maça girmeyecektik ve protestomuzu yapıp İstanbul'a dönecektik. Bu doğrultuda ben ve 26 arkadaşım Pazar sabahı Ankara'ya doğru yola çıkmanın gerekliliğini biliyorduk. Vazgeçmedik, inat ettik. Oraya gidip bu akıldışı bilet fiyatına sesimizi yükseltmemiz, dengesiz bilet fiyatlarında adalet istediğimizi söylememiz gerekliydi ve bunun için karlı yollar aşarak Ankara'ya geldik. Etrafta taraftar yokluğundan fazla kamera da yoktu ancak bize sesin kitlelere ulaşması için bir kamera yeterliydi, o da geldi bizi gördü ve sesimizi ulaştırdı.

Sesimiz uzaklara ulaşırken varlığımız da Fenerbahçe ile buluştu. Protesto bildirisini okumadan hemen önce bulunduğumuz yerden takım otobüsü stada geçecekti ama otobüsün önünü kısa bir süre için kesmeliydik. Otobüsün önünde "Kara Deryalarda Bir Fenersin" yazan atkılarımızı açıp, Aykut Kocaman ile gözgöze gelmek o an bana o kadar önemli geldi ki anlatabilmek tarifsiz. İçimizden takıma bakarak söylediğimiz biz bilet fiyatını protesto ediyoruz ve maça girmeyeceğiz ama sizinle aynı şehirdeyiz, buradayız demek mutluluğun tarifi benim açımdan..

İstediğimiz olmuştu, 27 kişi İstanbul'dan Ankara'ya isyan etmek, sesimizi yükseltmek için gelmiştik ve istediğimizi yaparak Ankara 19 Mayıs Stadından ayrıldık fakat dayanamazdık; yine de Fener'in maçını izlemeliydik. Ankara'dan biraz yol alıp Kazan ilçesinde bir kahvede maçı izledik. Maçı 2-1 kaybettik ama o gün tüm yaşadıklarımızı düşününce çok şey kazandık!

Kazan'dan ayrılıp Kadıköy'e doğru tekrar yola koyulduk içimizde bir huzur ve sonsuz Fenerbahçe sevgisi ile..


12.12.2010 Vamos Bien Bildirisi from evren topaloglu on Vimeo.

7 Aralık 2010 Salı

Comandante Alex Pankartı ve Emek


Polemiklere girmeden öne çıkarmak gereken ve pankartı yapan bizler için de pankart ile selam ettiğimiz Alex için de doğru kelime şu olmalı: EMEK

Alex Fenerbahçe tarihine ismini çoktan yazdırdı. Unutulmayacak, Fenerbahçe'den ayrılırken hepimiz çok üzüleceğiz hatta ilerleyen yıllarda klüp içerisinde bir görev alarak geri gelmesini isteyeceğiz. Alex'in geldiği günden bugüne dek ortaya koyduğu müthiş bir emek var ve onun emeğine sonsuz saygı.


Diğer yandan Fenerbahçe tribünlerinde de emek harcayanlar var. Şimdilerde münferit taraftarlar ama yıllardan beri Fenerbahçe'nin peşindeler. Son dönemde yasa koyucuların yaptırımları karşısında aldıkları tavırları ve yasaya karşı duruşları belli.

Eski tribün ruhundan gelen bir isimle de Comandante Alex pankartının altına Okul Açık imzası attılar. Burada da bir başka emek var..

6 Aralık 2010 Pazartesi

Fenerbahçe 2 - Karabük 1


Fenerbahçe istediği gibi oynayamadığı, fazla pozisyon üretemediği maçta Karabük'ü 2-1 ile geçerek galibiyet serisini 3 maça çıkardı ve önde kaçan Trabzonspor ile farkın açılmasına izin vermedi.

Maç öncesi konuşulanlara göre maçın oldukça gollü geçeceği, ziyadesiyle gol atabilen Fenerbahçe ve alt ligden gelmesine rağmen parlak performansa sahip ve gol bulabilme konusunda hiç te fena sayılmayan Karabük'ün maçında goller havada uçuşacaktı. Nitekim iki takım da attıkları gollerin yanında fazla golü de kalelerinde görmekteydiler.

Maça yine erken bir golle başlayan Fenerbahçe daha 20. dk. dolmadan Alex'in fırsatçılığı ile bitirdiği pozisyonda skoru 2-0 yaptı. Bu tarz bir oyuna giriş ve yakalanan skor maç öncesi plan yapılsa en istenen türden plan olurdu sanırım. Karabük 2-0 geriye düştükten sonra dağılmadı, Fenerbahçe de o kısa zamanda yakaladığı 2-0'ın üzerine daha da coşmadı, aksine sakinleşti diyebilirim.
Hücum potansiyelini övdüğümüz Fenerbahçe maçın başında bulduğu gollerin dışında rakip kalede çok önemli tehlikeler yaratamadan maçı tamamladı. Aslında 2. yarının başında Karabük'ün Emenike ile yaptığı gol olmasa daha farklı bir ruh hali ile maç tamamlanabilirdi ancak tek fark her zaman tedirginliğe sebep olur. Gerçi Fenerbahçe istediği pozisyonlara giremezken Karabük'e de 2-1 sonrası ciddi tehlike yaratma şansı tanımadı. Özetle iki takımın da çok aksiyon yaratamadığı bir maç oldu, Fenerbahçe 3 puanla yoluna devam etti.

Rakip forvet Emenike için kısa birşeyler yazmak gerek sanırım. Geçen sezon 1.lig'de gösterdiği performans aslında bugünlerin sinyalini net bir şekilde veriyordu. Gayet kuvvetli, yeri geldiğinde süratli bir forvet, tipik Afrikalı desek hani çok kötü bir genelleme yapmamış oluruz bence. Dün maçın genelindeki kuvveti ve attığı goldeki sürati Yobo ve Lugano'yu oldukça zorladı. Karabük için çok başarılı bir transfer.

Fenerbahçe'de ise kaptan Alex dünkü golü ile üst üste 5. lig maçında gol atmayı başardı, takımı sürüklemeye devam ediyor. Yobo golde Emenike'yi kaçırdı fakat Stoch'un kaptırdığı top sonrası tek ayak üzerinde yakalandığını düşünüyorum nitekim maçın genelinde yine gayet iyi oynadı. Gökhan Gönül, Mehmet Topuz son dönemde belli bir istikrarı koruyorlar, Mehmet Topuz yine Alex'in golüne asist yapan oldu. Emre 1 ay aradan sonra döndüğü için zamana ihtiyacı var diye düşünüyorum, Stoch ve Niang ise yine çok istenen seviyede değillerdi ama takımın genel performansına bakıp ta kimseye yüklenmemek gerek.

Önümüzdeki h.sonu kupada grup ilk maçında kaybettiğimiz Ankaragücü deplasmanına çıkıyoruz. Ankaragücü'nün ligde aldığı istikrarsız sonuçlarla ne yaptığını anlayabilmek güç. Kadrolarında rakibe sorun yaratabilecek isimlere sahipler ancak Fenerbahçe için bir kez daha kazanmanın şart olduğu bir başka maç.

29 Kasım 2010 Pazartesi

Olimpiyat Stadı Nihayet Aydınlandı


Fenerbahçe için tatsız bir yer Olimpiyat Stadı. Geçen sezon başında Beşiktaş'ı mağlup ederek kazanılan Süper Kupa hariç çoğunlukla üzgün ayrılmak durumunda kalınan bir stad. Ayrıca Olimpiyat Stadı konumu ve dolayısıyla maruz kaldığı hava şartları, ulaşımı ve çok düşünülmeden yapılmış bağlantı yolları nedeniyle oluşan trafiği ile burada oynayan takımlar yanında taraftar için de pek olumlu olmayan bir stad.

Tüm bu olumsuz olarak sayılan detayların yanında Fenerbahçe için maç öncesi en olumsuz detay ise İstanbul Büyükşehir Belediye'nin Süper Lig'e çıktığı 2007-08 sezonundan beri bu statta 3 sezondur kaybetme istatistiği idi. Açıkçası bu Fenerbahçe için kötü bir seriydi.

Dikkat çeken serilerin kırıldığı bu sezon Fenerbahçe'nin de İBB karşısında bu kötü seriye son vermesi ligde geride kalan haftalarda yaşanan puan kayıpları düşünülünce mecburiyete dönüşmüştü. İBB ise teknik direktör Abdullah Avcı ile hiç yaklaşmadığı küme düşme sıralarından uzak duran istikrarını bu sezon başaltına doğru yaptığı atakla perçinlemişti. Maç öncesi puan durumunda Fenerbahçe İBB'nin 1 puan önündeydi.

Fenerbahçe sezon başından dün çıktığı İBB maçına kadarki süreçte pek yapmadığı veya yapamadığı bir tarzla maçı 1-0 kazandı ve o kötü seriyi sonlandırıp şampiyonluk yarışına devam etti. Neydi bu yapmadığı/yapamadığı oyun tarzı? Maç içinde golü bulup hücumda üzerine başka golü bulacak etkinliği gösterememek ve maçın ilerleyen dk.larında o golü ve skoru koruyan veya ister istemez korumak zorunda kalan Fenerbahçe. Dün akşamın özeti benim açımdan böyle. Gaziantep deplasmanında bulunan gol sonrası hücumda tıkanan fakat orada skoru koruyamayan Fenerbahçe dün bunu birebir benzemese de başardı. Ancak Fenerbahçe skoru korumaya çalıştığı anlarda dahi önemli pozisyonları kalesinde gördü, İbrahim Akın'ın girişimleri başta olmak üzere kaçanlar var. Bunlar hücumda etkin olamadığı anlarda Fenerbahçe için sorun oluyor. Maçın psikolojisi ve zorluğu kesinlikle kabul edilmeli hatta buradan alınan 3 puanın değerinin farkında olunması gerek ancak düne dair sıkıntıları da böyle sakince, yaygara koparmadan konuşmak gerek.

Yaygara koparmak demişken geçen hafta Buca maçında performans + medya etkilemesi + kendini tatmin etmek vb. nedenlerle Cristian'ı yuhlayanlara teşekkür ederim. Onlar bu işi benden iyi biliyorlar ki yuhlanan oyuncunun Bilica ise Vidic, Cristian ise Xavi olacağını düşünüyor olmalılar. Boşuna yuhlamazlar, herşey Fenerbahçe için! Cristian'ın genel performansını beğenmediğimi araya sıkıştırıp düne dönersek bu yuhlamalar sonrası bariz hırslandığını anlıyoruz. Maçın genelinde bu kendini belli etti hatta maçı kazandıran Alex golü öncesi rakibi hataya zorladığı top ve devamında asist öncesi son bir hamle ile goldeki katkısı bariz.

Bunun dışında Aykut Kocaman'ın Gökay gibi genç bir değeri Fenerbahçe'ye kazandırdığından bahsedebiliriz artık ve ben bundan gayet mutluyum. Buca maçı kolaydı o yüzden oynattı diyenler İBB maçının zorluğu sonrası bu tezi geri çekmişlerdir. Fenerbahçe'nin sakatlıklar ve performanslar nedeniyle problemli yerlerinden orta saha merkez rotasyonunda insanlar artık Gökay ismini de ekleyebilirler.

Alex üstüste 4.maçta da golü buldu ve Fenerbahçe'yi sürüklemeye devam ediyor. Niang için kaçan kötü penaltı dahil kötü bir geceydi. Yobo'nun istikrarlı güzel savunma performansı takdir edilsin, Stoch daha etkili olabilir diye düşünüyorum. Stoch belli anlarda çizgiye yakın yerlerde sıkışıyor ve Caner ile uyum sağlayamadılar. Caner'in de Andre Santos'un formsuzluğunda sol bekte iyi performans gösteremediğini söylemek gerek. Problemli diğer bölge de burası.

Sırada Kadıköy'de Karabük mücadelesi var. Trabzon'un 6 puanlık kaçısı nedeniyle kazanmanın şart olduğu bir diğer maç.

26 Kasım 2010 Cuma

Fenerbahçe Spor Kulübü


Fenerbahçe Spor Kulübü ismi içerisinde geçen Spor kelimesinin Türkiye'de hakkını veren, vermek için çabalayan, mücadelesine devam eden ve bu yolda son yıllarda giderek artan bir ivme yakalayan tek kulüp. Hatta biraz ileri götürerek dünya üzerinde örneği az olan, branş sayısı gözeterek bu kadar fazla zirve mücadelesi yapan kulüp yok demek yanlış olmaz.

Herşeyin sonunda futboldaki başarıya bakılan ülkemizde özellikle futbol ardından gelen basketbol ve voleybol branşlarında hem erkek hem kadın takımlarının hafta içerisinde Avrupa'da aldığı galibiyetler ilk paragrafın öyle boş olmadığının ince ve güzel detayları..

Geçen sezon hem erkek hem kadın basketbol ve voleybolda gelen Türkiye ligi şampiyonlukları hatta kadın voleybolda Avrupa'da finale giden yol bu sezon branş sayısı artarak devam etme sinyallerini güçlü veriyor.

Fenerbahçe Spor Kulübü emin adımlarla yoluna devam ediyor..

23 Kasım 2010 Salı

O Gol Senin Hakkındı, En Çok Sana Yakıştı


Fenerbahçe - Buca maçı öncesi en büyük merak konusu ve belki de o merak konusuna bağlı olarak ortak dilek belliydi: Fenerbahçe'nin lig tarihindeki 3.000. golünü kim atacak ve bu golü Alex atsın, bu gol en çok Alex'e yakışır!

Anladık ki çok temiz kalplere sahibiz aynı kaptan gibi..Bütün günü o golü Alex atsın istedik, o da daha dakika dolmadan ağları sarstı! Fenerbahçe'nin lig tarihindeki 3.000. golü Alex'ten geldi hem de akıllarda kalacak bu gol çok şıktı.

Buca karşısında lig tarihindeki 3.000. golü kaptanın ayağından gelen erken golle bulan Fenerbahçe farkı kısa sürede yine onun 2 güzel golü ile açtı ve maçı o periyotta kopardı. Maça dair diğer notlardan öne çıkanlar; Fenerbahçe'nin yine muazzam bir gol sayısı ile maçı tamamlaması ancak buna karşın halen fazla ve kolay gol yeme istatistiği. İnsanlar bu Fenerbahçe'ye alışsın diyorum; ortalama üstünde gol bulan ancak kalesinde fazlaca gol gören bir takım var ortada. Ancak tabi bu gol yeme durumu hücumda tıkandığınız zaman ciddi sorun yaratabilecek bir durum ve bu sorunu düzeltmek tekrarladığımız gibi önemli.

Aykut Kocaman'ın geçmiş senelere göre takıma hücum konusunda kazandırdığı ivmeyi kesinlikle görmek ve hakkını vermek gerek. 13 haftada 35 gol öyle kolay sırt çevirebilecek bir rakam değil. Dün akşam oynanan Buca maçı sonrasında takımın hücum silahları olan Alex'in 9 gol, Niang'ın 8 gol ve Semih'in 7 golü çok güzel istatistikler. Ayrıca dün akşam ilk 11'i gördüğümde çok mutlu olduğum orta sahada Gökay'ın başlaması da çok güzel detay. Gökay'ın çok iyi mücadele ettiğini düşünüyorum, heyecanını sahada olumlu kullandığını söylemek gerek.

Herşeyin güzel gittiği maçın benim açımdan en üzücü anı Aykut hocanın Alex'i oyundan alıp; Alex'in de koşarak soyunma odasına gittiği andı..Aykut hocayı da Alex'i de çok seviyorum, ayırmak mümkün değil ve onlar Fenerbahçe için çok önemli değerler..

Fenerbahçe'nin ilk yarının sonuna kadar olan süreçte kalan 4 maçının en zoru gözüken İBB maçı sırada. Olimpiyat stadındaki o kötü seriyi kırmak ve aynı hafta ligde yukarı tarafı zorlayanların birbirleriyle olan ve zor maçları dikkate alınca İBB maçının zorluğu yanında kritikliği de çok belirgin hale geliyor.

Alex ile başladım, Alex ile bitirmek isterim.

7 yıldır seni izlediğim için, Fenerbahçe için attığın birçok golü canlı görebildiğim, ama hepsine ekran başında olsa da tanıklık ettiğim için çok şanslı olmalıyım. Hani yaşı büyük insanlar bize anlattılar ya oynarken göremediğimiz Fenerbahçe efsanelerini, işte biz de çocuklarımıza, torunlarımıza seni anlatacağız..3.000. Fenerbahçe golü öncesinde "hadi Alex o golü sen at" diye tribünde bağırdığımızı anlatacağız..

İyi ki varsın,
İyi ki Fenerbahçelisin.

22 Kasım 2010 Pazartesi

Akatlar'da Değerli Galibiyet


Geride kalan hafta Euroleague'de Cholet deplasmanında alınan ilk mağlubiyet sonrası ligde çıkılan Bjk deplasmanı rakip taraftarın yarattığı ortam, Iverson transferi ve onun üzerinden oluşturdukları beklentiler..Olağan Fenerbahçe nefreti ile yaratılan motivasyonu zaten bilirsiniz..

Çocuklar dışarıdan gelen sesleri ve rakibi etkisiz hale getirdiler ve oradan 74-67 ile galip çıktılar.

Beşiktaşlılar Iverson'ın NBA'de süpersonik rakamlara ulaştığı zamanları düşünüp aynısını Fenerbahçe'ye yapmasını beklediler belki ama Iverson'a çok yüklenmek yerine mantaliteye biraz yüklenmek gerek sanırım..

Fenerbahçe formasını o salondan galip çıkaranlar çok değerli bir işe imza attılar..en büyük keyfin Fenerbahçe'yi yenmek olan, küfürün nefes almaktan öne geçtiği yerde kazanmak değerli.

Şimdi h.içi Rytas deplasmanında çok zor bir maç bizi bekliyor, aynı mücadelenin sürmesi dileğiyle..yenilse bile sonuna kadar savaşan Fenerbahçe..

21 Kasım 2010 Pazar

Başladılar


Fenerbahçe kadın voleybol takımı geçen sezon zirveye taşıdığı başarılarına devam etmek için ilk sinyalini yeni sezon öncesi düzenlenen Süper Kupa finalinde verdi. Geçen sezon hem lig play-off finali hem de Türkiye Kupası finalinde devirdiği oldukça uzun isimli rakibi, Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom'u 3-1'lik skorla yenen Fenerbahçe Acıbadem süper kupanın sahibi oldu.

Geçen sezon yarışılan tüm kupaları kazanıp Şampiyonlar Ligi finali seviyesindeki o büyük heyecanı bizlere yaşatan sporcuların yeni sezonda kaldıkları yerden yeni transferlerin katacakları güçle yola devam edeceklerini düşünmek çok büyük ve özel bir tahmin yeteneği gerektirmiyor.

Avrupa'da zor rakipler, ligde daha güçlü bir Eczacıbaşı ve potansiyel gücü belli VGSTT.

Fakat bizim kızlar kupaları toplamaya başladılar..
Yolları açık olsun..

15 Kasım 2010 Pazartesi

Alex #100 Gol


Gaziantep maçı kötü bitti ancak büyük futbolcu, adını hiçbir zaman unutmayacağımız ve emeklerine ne kadar teşekkür etsek, ne kadar gurur duysak yetersiz kalacak güzel insan, Alex de Souza Fenerbahçe kariyerinde oynadığı lig maçlarında 100. golüne ulaştı.

İyi ki varsın kaptan,
İyi ki Fenerbahçelisin

14 Kasım 2010 Pazar

Hesap - Kitap


Fikstüre dair yapılan hesaplar, bu hesapların tutması halinde gerçekleşecek durumlar genelde pozitif sonuçlar üzerinden yapılır. Senaryonun kötüsü akla gelse bile düşünülmez. İşte dün akşam hesabın kitaba uymadığı skorları yaşadık. Beraberlik üzerine konsantre olunan Bursa - Trabzon mücadelesinde deplasmanda kazanan Trabzon olunca Gaziantep deplasmanında kazanarak puan farkının daha da artmamasını düşünürken kötü bir oyun sonunda 2-1 kaybettik.

Oynanan oyun üzerine konuşmak istememek bir tarafa hayalkırıklığı yaşadığımı da belirtmek isterim. Maçın başlarında skor avantajını yakalayıp ardından bir durgunluğa girip sanki Gaziantep'in neler yapacağını merak eder bir görüntüde olmak üzücü. Maçı izlerken Aykut Kocaman'ın mevcut kadro opsiyonlarından ne yapabileceği üzerine düşündüğümde aklıma çok standart Kazım / Dia ve Semih / Niang değişiklikleri gelmişti. Ancak bu durumun takımın savunma düzeni üzerinde değil 1-0 üstünlüğünü arttırabilecek bir etkisi olabilirdi belki. Fakat Aykut hoca'nın bu değişiklikleri geç geldi ve dolayısıyla 2.golü bulma konusunda zaman yaratamadık.

Sezon başından beri düzeltemediğimiz en kötü problem ise kolay gol yemek. Dün de maçın sonlarına doğru peşpeşe 2 kötü gol yedik. Maç başına 1'den fazla gol yemek maç kazanma konusunda sorun yaratıyor ve ilerleyen lig haftalarında halledilmesi gereken en önemli problem olarak gözüküyor.

Fenerbahçe'nin Bursa deplasmanı ardından ilk yarı sonuna kadar kalan fikstürünün kağıt üstünde uygunluğundan bahsedip durumu avantaja çevirmekten söz etmiştik ancak o fikstürün en zor ayaklarından Gaziantep deplasmanında 3 puan kaybedildi. Trabzon'un Bursa'da kazanmasıyla fark 8 oldu ayrıca Kayseri ile 6 puan. Bursa ile 4 puan fark ise devam ediyor. O yüzden fikstür konuşurken kağıt üstünde vurgusu yapmaya çok dikkat etmek gerek ve Fenerbahçe'nin ilk yarı sonuna kadar kazanabildiği maksimum puanı kazanıp yukarısı ile aranın kapanmasına çalışması lazım.

Kağıt üstünde uygun fikstürün en zor maçları olarak Gaziantep deplasmanı ve Olimpiyat stadındaki İBB gözüküyordu. İlk ayakta sonuç ortada, Olimpiyat stadında ise o kötü seriyi bozmak artık şart!

11 Kasım 2010 Perşembe

İyi Gidiyoruz!


Barcelona deplasmanında alınan o büyük galibiyetin yalnız ve güzel bir anı olarak kalmaması, Euroleague yolunun uzun mücadelesinin tutarlı devam etmesi açısından Siena'yı da yenmek çok önemliydi. Fenerbahçeli basketbolcular bu durumun farkında olarak son dönemin salondaki en kalabalık taraftar desteğini de alarak ve yine çok iyi mücadele ederek 81-68 galip geldi. 4'te 4 yaparak hepimizi gururlandırmaya devam ediyorlar.

Euroleague'de oynanan ilk 4 maç haftasının sonunda yenilgisiz tek takım olmak ve grubun öne çıkanları karşısında elde edilen galibiyetler yazının başlığının gayet açık ve haklı karşılığı. Dün akşam da Siena karşısında gösterilen savunma ve Barcelona 61 sayısından sonra Siena'yı da 68'de tutmak önemli başarı. Takımın ortaya koyduğu performanstan umutluyum aynı zamanda içinde bulunduğumuz ligin ne kadar zor olduğunu bilecek kadar da gerçekçi.

Branşlar ve dolayısıyla rakipler de şartlar da farklı ama ben bu güzel başlangıcı 2007-08 sezonunda futbol takımının başladığı Şampiyonlar Ligi performansına benzettim. O günlerde Zico ile çıkılan yolun devamında Fenerbahçe Avrupa üzerinde yükselen güneş olmuştu.

Dileğim Fenerbahçe basketbol şubesinin de iyi başladığı bu zorlu Euroleague yolunun uzun sürmesi ve sonunun herkesin aklında kalacak bir şekilde gelmesi.

Yazının sonunda daha da fazla ayıp etmeden kadın basketbol takımına da hakkını teslim etmek ve tebrik etmek isterim. Onların da lige 3'te 3 yaparak girmeleri ve potansiyelleri bir diğer umudumuz.

İyi gidiyoruz!