13 Haziran 2011 Pazartesi

Şampiyonluk Bir Adım Uzakta


Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanan Erkekler Basketbol Ligi play-off final mücadelesi devam ediyor. Bloga bir önce yazdığım yazı üzerinden 2 maç daha geçti. Maçlar Galatasaray'ın ev sahibi konumunda olduğu Abdi İpekçi Spor Salonu'nda oynandı.

Evindeki 2 maçı da farklı skorlarla kazanan Fenerbahçe deplasmandaki ilk maçı uzatma sonunda 97-93 kaybetti. Serinin 3. maçını izleyemedim ama konuşulanlar takımın maçı iyi oynamadığı ve de iyi bitiremediği şeklindeydi. Seri başlarken deplasmanda 1 maç kaybetmeyi hesap ediyordum kendime göre, o da bu maç olmuş. Galatasaray'ın da serinin 3-0 olmaması için takım ve tribün olarak çok motive olacağını kestirmek zor değildi.

Cumartesi oynanan 4. maç kritikti. Motive olmuş ve taraftarı önünde seriyi eşitlemek için bir şansı daha olan Galatasaray'ın hevesini kırmak için deplasmanda kazanmak gerekiyordu. Maçın 2. çeyreğinde geri düşmesine ve Galatasaray bu maçı da mı kazanacak hissini uyandırmasına rağmen 3. çeyrekten itibaren kontrolü eline alıp öne geçen Fenerbahçe farkı belli bir seviyede tutarak Galatasaray'ın yakınlaşmasına izin vermeden deplasmanda 85-74 kazanmayı başardı, seriyi 3-1'e getirdi. Ukiç'in gayet iyi bir maç oynadığını, Oğuz Savaş ve Emir'in dikkate değer katkısının olduğunu belirtmek gerek.

Artık şampiyon olmak için bir maç kazanmak gerekiyor. Serinin 5. maçı yarın akşam Sinan Erdem Spor Salonu'nda oynanacak ve taraftarın biletleri 2 saatte tüketirken yakaladığı motivasyonu yarın takımı desteklerken de görmek istediğimi açık ve net söylüyorum. Taraftarın rakibi boğacağı, Fenerbahçe'nin şampiyonluğuna katkısının olacağı tribünlerdir istediğim.

Yarın kazanarak Türk Spor tarihinde kimilerinin dudak bükeceği, bizim ise büyük gurur duymamıza neden olacak aynı sezon içinde kazanılan şampiyonluklara eklenecek son şampiyonluğu bekliyoruz..

Büyük başarıya bir adım uzaklıktayız.

7 Haziran 2011 Salı

Yolu Yarıladık


Erkekler Basketbol Ligi play-off final serisinde yolları kesişen Fenerbahçe ile Galatasaray 26 yıl sonra şampiyonluk için mücadele ediyorlar. Ligde karşılıklı birer galibiyetin alındığı seri 0-0 başladı ve bildiğiniz üzere şampiyon olmak için 4 kez kazanmak gerek. Ben bloga bu yazıyı yazana kadar seride 2 maç geride kaldı.

Final serisine ligi lider tamamlayan Fenerbahçe ev sahibi avantajını elinde bulundurarak başladı ve Sinan Erdem Spor Salonu'nda oynanan 2 maçı da farklı skorlarla kazanarak şampiyonluğa giden yolu yarıladı.

Serinin 4 Haziran Cumartesi akşamı oynanan ilk maçını 81-59, dün akşam oynanan 2. maçını ise 95-74 kazanan Fenerbahçe, Galatasaray karşısında 2-0 öne geçmesinin yanı sıra 2 maçta da sırasıyla yakaladığı 22 ve 21 sayılık farklarla da rakibinin şampiyonluk hevesini kıran mesajlar verdi.

Seri şimdi Galatasaray'ın ev sahibi konumunda olacağı Abdi İpekçi Spor Salonu'nda devam edecek. Galatasaray taraftar baskısıyla serinin 3-0 yerine 2-1 olması için elinden geleni ardına koymayacaktır. Fenerbahçe sakin olmalı, potansiyel gücü dış etkenlere rağmen sahaya yansıtmalı. Sonuçta serinin iyice Fenerbahçe'den tarafa kırılması Abdi İpekçi'de alınacak bir deplasman galibiyetine bağlı ve bu galibiyet oradaki ilk maçta gelirse bu Galatasaray'ın havlu atması demek, hatta biraz ileri giderek Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı geçip 5. şampiyonluğuna ulaşması demek.

Futbol, erkek/kadın voleybol, kadın basketbol şampiyonlukları ardından büyük başarının tamamlanması için şimdilik beklemedeyim.

Az kaldı..

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Sivas Deplasmanında Şampiyonluk Anıları


Fenerbahçe'nin şampiyonluğunu ilan etmesinin üzerinden 1 hafta geçti. Gündem sürekli değişiyor ve hatta kazanılan şampiyonluğa dair şampiyonluk yolundaki rakibi geçtim 3. şahıslara kadar varan itirazlar, kabul etmeme durumları sürmekte..

Neyse, o konular gerçekten enteresan! Garip düşünceler, üretilen fikirler, öne sürülen komplo teorileri..Bunlarla ilgili belki sonra üzerine fikirlerimi yazabilirim ama Sivas'a deplase olduğumuz 1 hafta öncesine gitmek ve o güne dair aklımda kalanları paylaşmak isterim. Geç olsun, güç olmasın!

Şampiyonluk mücadelesinde son yıllarda pek görülmediği üzere yarışı haftalardır at başı şeklinde sürdürerek son haftaya kadar geldik. Malum biz Fenerbahçeliler için son hafta hep tedirginlik demek. Ligin son haftası oynanacak Sivas deplasmanı öncesinde de bu kez artık bırakmayız desek te genel geçer bir tedirginlik hakim. Fakat o tedirginlik başka, Fenerbahçe'nin yanında olma isteği ve şampiyonluğu yerinde söküp almak konusunda her zamankinden daha hevesli olma isteği başka.

Maç öncesi hafta içinde Sivas deplasmanına gitmek üzere organize oluyoruz fakat herkes için hafta içinin ne kadar zor ve geçmek bilmediği çok taze bir şekilde hafızalarda. Bir an önce Cumartesi gecesi olsa da Salı Pazarı'nda kardeşlerimizle buluşsak ve Vamos Bien bir kez daha kara deryaları aydınlatan Fener'in peşinden yollara düşse..

Bir şekilde zaman öyle veya böyle geçiyor ve 22 Mayıs Cumartesi gecesine ulaşıyoruz. Salı Pazarı'nda buluşan heyecanlı yüreklerin aklında tek bir şey var: Sivas'a gidip o özlediğimiz şampiyonluğu söküp almak! Tarih 22 Mayıs'ı terk edip 23 Mayıs'a doğru geçerken bizi Sivas'a götürecek otobüs te kendini gösteriyor. Hem de ne göstermek! Emektar 304 oldukça eski bir model ama belli ki vaktinde piyasanın en yakışıklısıymış. Bizler yolları aşmak için otobüse doluşurken, Vamos Bien'den İstanbul'da kalan kardeşlerimiz de bizleri meşaleler yakarak Sivas'a doğru uğurluyorlar..

Ve çok geçmeden otobüsün kaptanının bize vermiş olduğu sinyaller oldukça dikkat çekici. Salı Pazarı'ndan hareket edeli 20 dk. ya oldu ya olmadı ama biz Gebze'ye vardık! Noluyoruz hacılar türevi sorular eşliğinde deplasman otobüsü kendini o süratle zaten buluyor. Tezahüratlar ve Cumartesi gecesinin verdiği rahatlık eşliğinde alınan alkolle bütünleşen emektar otobüs ve Kaptan Arif ile Sivas'a doğru kamçı kırbaç ilerliyoruz.

Sabahın ilk saatlerinde Ankara'dan dostlarımızı alıyoruz ve gün ışığında yola devam ediyoruz. Bu aynı zamanda Ankara'dan bize katılan Romantik Kanaryalar ve Çizgisiz Defter bloglarından arkadaşlarımızın Vamos ile ilk deplasmanı olarak kayıtlara geçiyor. Yola devam ediyoruz ama sabah kahvaltısı için molaya ihtiyaç var. Mola için adres Şoförler Federasyonu. Tam olarak neredeyiz bilmiyorum ama Kırıkkale - Yozgat yolu üzerindeyiz diye tahmin ediyorum. Acıkan karnımızı kimimiz kahvaltı, kimimiz çorba ve bol ekmek ile doyururken tesiste kendi kendine konuşan ama konuştukları pek bir etkileyici olan çilekeş abiye de selam ediyorum. Daha yolumuz uzun..

Sivas'a yaklaştıkça tezahüratlar iyi bir tempo ile devam ediyor. Memleketin yollarını Fenerbahçe diye haykırarak aşıyoruz. Sivas'a yaklaştıkça bulutların rengi iyice grileşirken yağmur da kendini bize yavaştan gösteriyor. Yine tam olarak hatırlayamadığım bir yerlerde klasik deplasman otobüsü duruşlarından birini yapınca dayanamıyoruz Kara Deryalarda Bir Fenersin pankartımızı otobüsten indirip; haykırıyoruz: Haklıyız, Kazanacağız! diye..


Sivas'ın girişinde rutin polis aramasından geçiyoruz ve öğlen 1 gibi şehre tezahüratlarla giriyoruz. Şehirde Sivas ve Fenerbahçe formalı insanlar göze çarpıyor. Sivas için tarihi bir gün ve şehir her zamankinden daha kalabalık ve heyecanlı. Arif Kaptan ile Sivas 4 Eylül Stadı'nın önünde gece buluşmak üzere vedalaşıp şehir merkezine doğru yürüyoruz. Vamos Bien Sivas sokaklarında kendine yemek yiyecek uygun bir yer ararken kendini belki de kalabalık şekilde en uygun yemek yenecek Sivas Belediye tesislerinde buluyor. Şef garson arkadaşa bu kadar kişiye uygun bir menü ayarla artık diyoruz. Sonuç olarak çorbası, Sivas köftesi, şerbeti, ikramı derken uygun fiyata alan da memnun satan da memnun diyebiliriz..Yemek yerken Sivas Belediye başkanı da bize afiyet olsun deyip, akşam maç için bol şans deyince doğru adreste olduğumuz anlıyoruz.

Yemek sonrası Cumhuriyet Meydan'nından stada doğru elimizde kocaman bayrağımız, boyunlarımızda atkılarımız ve dilimizde şarkılarla, tezahüratlarla yürüyoruz. İnsanların kalabalık Vamos Bien grubuna ilgisini görüyoruz, tanımadığımız Fenerbahçeli insanlar bizimle beraber yürümeye başlıyorlar ve stada doğru giderek kalabalıklaşarak ilerliyoruz.

Maçın başlamasına 2,5 - 3 saat kala tribüne giriyoruz. Her zamanki gibi içeriye pankartların sokulmasında sorun var ama pankartlar yine içeri girmeyi başarıyor. Maçı televizyondan izleyenler için sol taraftaki kale arkasındaki yerimizi alıyoruz, pankartlarımızı asıyoruz. Tribüne girerken hızlanan yağmur iyice şiddetleniyor ve hepimiz sırılsıklamız. Başka bir zaman olsa hepimiz farklı tepkiler verebilirdik ama şampiyonluğa o kadar konsantre olmuşuz ki, umrumuzda değil! Maç saatine kadar dakikalar yine geçmiyor.

Maçı biliyorsunuz. Gidip geliyoruz ancak yine tarihi bir maç sonrası Sivas'ı 4-3 yenip 18. şampiyonluğumuzu ilan ediyoruz. Sevinçten akan gözyaşları yağmura karışıyor, kardeşler birbirlerine sarılıyor, mutluluğu paylaşıyoruz. Takımla beraber şampiyonluk şarkıları söylüyor, bu sevince yerinde ortak olduğumuz için, olunması gereken yerde olduğumuz için kendimizi daha da mutlu hissediyoruz. Daha sonra eski günlerdeki gibi taraftar sahaya giriyor, şampiyonluğun kazanıldığı çimlerin üzerinde halaylar çekiyor, çimleri elliyordu.

Stattan çıkarken garip bir şok içindeydik ve hadi artık coşalım, birşeyler yapalım, eğlenelim, yerimizde durmayalım diyorduk. Şampiyonluk sevincinin vazgeçilmezlerinden biri olan yoldan geçen arabaları sallayıp işi ATV'nin yayın aracını sallamaya kadar götürmüştük. Lori kardeşim Ercan cadde üzerinde kutlamaları izleyen işçi arkadaşa sarılıp, öpüyor ve canım benim diyor; Haluk ise küçük bir Sivaslı çocuğun davulunu sırtına geçirip hepimizi coşturuyordu. Şampiyonluk güzel şey, 34 haftanın emeğinin karşılığını almak çok güzel, kardeşlerinle bunu kutlamak hepsinden güzel..

Dönüş yolu tahmin edileceği üzere tarifsiz. Deplasman otobüsü tribün gibi, karşılıklı tezahüratlar, şarkılar, türküler gecenin geç saatlerine dek, yorgun bünyeler uykuya geçene kadar tükenmek bilmiyor..

Arif Kaptan ile İstanbul'a doğru kamçı kırbaç ilerlerken Türkiye yeni güne Şampiyon Fenerbahçe sesi ile uyanıyordu. Hepimizde Sivas'ta söküp aldığımız hak edilen şampiyonluğun büyük mutluluğu ve o tatlı yorgunluğu ile yeniden eve, Kadıköy'e dönmenin güzel hissi..

Bu yolda yürüdüğüm tüm kardeşlerime bir kez daha teşekkürler.

Sonsuza dek Fenerbahçe!

26 Mayıs 2011 Perşembe

Emenike Transferi


Fenerbahçe kazandığı 18. şampiyonluğun mutluluğu henüz tazeyken ilk resmi transferini Karabük'ten Emenike'yi 4 yıllık sözleşme ile renklerine katarak gerçekleştirdi.

Transfere dair genel geçer ilk tepkiler verilen bonservis ücreti üzerine oldu. Fenerbahçe Emenike transferi için Karabük'e 7 milyon euro + sözleşmesi sürerken satışı halinde ise 2 milyon euro daha verecek şekilde anlaştı. Tabii ilk etapta lanse edilen 9 milyon euro'yu ben de fazla yüksek bir fiyat olarak değerlendirenlerdenim. Hani hep denir ya 9 milyon euro veriyosan üzerine 2-3 milyon daha ekle, daha garanti baba adam al diye. Fakat son yıllarda o kadar çok gördük ki garanti baba adam, isim adam vs. ve bu gibi lafların aslında hiç te garanti olmadığını, transfer işinde aslında birçok faktörün yan yana gelerek başarıyı tetiklediğini..

Neyse, Emenike'nin kendisine dönecek olursak geçen sezon Kadıköy'de oynanan Karabük maçına dair yazdığım kayıtta Emenike'ye 1 paragraf ayırdığımı hatırladım. Yazı burada ama tamamını okumak istemeyenler için o 1 paragraf şöyle yazılmış;

Rakip forvet Emenike için kısa birşeyler yazmak gerek sanırım. Geçen sezon 1.lig'de gösterdiği performans aslında bugünlerin sinyalini net bir şekilde veriyordu. Gayet kuvvetli, yeri geldiğinde süratli bir forvet, tipik Afrikalı desek hani çok kötü bir genelleme yapmamış oluruz bence. Dün maçın genelindeki kuvveti ve attığı goldeki sürati Yobo ve Lugano'yu oldukça zorladı. Karabük için çok başarılı bir transfer.

Emenike'nin Aykut Kocaman'ın isteği doğrultusunda transfer edildiğini biliyoruz. Burada Emenike'nin öne çıkan özelliklerinden fizik gücü ve pek tabi sürati önemli özellikler. Türkiye'ye özgü habercilik ile sezonun sonuna doğru yaşının gerçekten büyük olduğu haberleri ortaya atılsa da resmi olarak 1987 doğumlu olması da Aykut hocanın genç transferlerine bir yenisi olarak karşımızda. Genç ve başarıya aç, potansiyel adam ve tabi Aykut Kocaman'ın pasa dayalı ve oyunu daha süratli oynamaya yönelik düşüncesi için kritik bir tercih.

Kritik diyorum nitekim kadroda büyük usta Alex varken tek forvetle sahaya çıktığımız bir düzen mevcut ve elde Niang gibi bir forvet varken Emenike'nin alabileceği pozisyon şimdilik soru işareti olarak beklemekte. Niang'ın veya Emenike'nin kanat forvet gibi oynatılma alternatifleri vs. gibi şeyler konuşulacaktır.

Ben bu transferde Şampiyonlar Ligini aklıma getirdim. Şöyle bir argüman var ya, "abi adam Karabük'te kapalı savunmalara karşı oynamıyordu ki" gibi..işte Şampiyonlar Ligi Emenike için daha da parlamak adına bir fırsat diye düşünüyorum.

Transfer konusunda önceden ahkam kesmenin her daim sorun olacağını düşünürüm. Transfer yapıldığı an tabi ki artısıyla eksisiyle yorumlanır, takıma katabilecekleri ile değerlendirilir. Emenike'nin de yeni sezonda göstereceği performansa göre tekrar geriye dönüp transfer olduğunda neler denmiş bakacağız sanırım.

Kariyerinin Fenerbahçe'de daha da parlaması dileğiyle..

25 Mayıs 2011 Çarşamba

2010-2011 Sezonu Şampiyonu Fenerbahçe


34 haftalık mücadelenin sonunda kazanan Fenerbahçe oldu.

Sezonun ilk yarısını son ana kadar mücadele ettiği Trabzonspor'un 9 puan gerisinde tamamlamasına rağmen Türk Futbol Tarihine geçen bir seri ile oynadığı son 18 maçın 17'sini kazanan ve sadece 1 kez berabere kalan Fenerbahçe 82 puanla ikili averaj hesabının dikkate alınmasıyla lig tarihindeki 18. şampiyonluğunu ilan etti.

Ligin 2. yarısında tarihe geçen performansa imza atıp 51 puanın 49'unu kazanmayı başaran Fenerbahçe sezonun 2. yarısında Kadıköy'de oynadığı hiçbir lig maçında gol yemeyerek şampiyonluğun kazanılmasına dair akılda kalan önemli istatistiklere bir başkasını eklemeyi de başardı.

Bu şampiyonluğa dair kırılma anları ve bazı detayları daha sonra yazmayı düşünüyorum lakin ayırt etmeden çok sevdiğim iki güzel insan Aykut Kocaman ve Alex de Souza adına ayrıca çok mutlu olduğumu ve bu şampiyonluğun kazanılmasındaki büyük payları nedeniyle yüzümün daha da güldüğünü söylemek isterim.


Fenerbahçe'nin şampiyonluğu tüm sevenlerine kutlu olsun.

Not: Şubat ayının sonlarında blogda paylaştığım enteresan detayın gerçekleşmesi de önümüzdeki sezon için karamsarlık yapmasın; tam tersine bunu kırmak için mücadele edelim..

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Dayanın Çocuklar!


Fenerbahçe ligin 2. yarısında gösterdiği büyük performansa sezonun Kadıköy'deki son lig maçında 6-0'lık Ankaragücü galibiyetini ekledi. 18. şampiyonluğu kazanmak için artık Sivas deplasmanında son bir kez daha kazanmak gerek.

Kelimelerle tarif edemediğimiz, çok büyük futbolcu, efsane olması erkenden kesinleşmiş güzeller güzeli insan Alex de Souza üçü penaltıdan, biri serbest vuruştan ve de muazzam bir aşırtma golü olmak üzere 5 gol atarak hiçbir yere sığmayan istatistiklerine bir yenisini eklemeyi başardı.

Biz tribünde, futbolcular sahada bu şampiyonluğu ne kadar istediğimizi gösterdik. Ancak henüz şampiyon olmadık ama olmak için ortada bariz görünen bir mücadele, çaba ve istek var.

Ligin 2. yarısında oynadığı 16 maçta 15 galibiyet alan, Kadıköy'de oynadığı hiçbir maçta gol yemeyen takımın ve bu takıma ait her bireyin emekleri için sonsuz saygı ve alkış.

Artık Sivas'ta son bir 90 dakika, son kez mücadelenin devamı..

Tarihe geçmek için 1 maç daha dayanın. Buraya kadar getirdiğiniz büyük performansın taçlanması için 1 maç daha dayanın.

Başarırsak tarih bizi yazacak..

12 Mayıs 2011 Perşembe

Şampiyon Fenerbahçe Acıbadem


Fenerbahçe Acıbadem Kadın Voleybol Takımı 2010-2011 sezonu play-off final serisinde rakibi Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom'u üç maçta da yenerek üst üste 3. kez şampiyon oldu.

Bu sezona Dünya Kulüplerarası Voleybol Şampiyonluğu gibi büyük bir başarıyı da ekleyen Sarı Meleklere bir kez daha teşekkürler ve tebrikler.

Armanın gururu olmaya devam ediyorlar..

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Karabük Deplasmanı


Şampiyonluk mücadelesinde bir hafta daha geride kaldı fakat bitime iki hafta kala değişen birşey yok. Fenerbahçe Karabük deplasmanında 1-0 kazanırken, Trabzon İzmir'de Buca'yı 2-1 yenerek son iki haftaya puan eşitliğinde ikili averaj farkıyla girdiler.

Fenerbahçe'nin fikstüründe kalan en zor maç konusundaki ağırlıklı fikir Karabük deplasmanını işaret ediyordu lakin Fenerbahçe'nin her maçı çok zor! Fenerbahçe'ye İnönü zor, Seyrantepe zor, Kadıköy'de Bursa zor, Antep zor, Karabük deplasmanı zor, gelecek hafta Kadıköy'deki Ankaragücü maçı zor. Peki ya bu maçlar Trabzon'a zor değil mi?

Psikolojik faktörlerin hep Fenerbahçe aleyhine olması hatta bazen bu psikolojik faktörleri geçip alenen somut örneklerin (bürokratik soslu Trabzon'un şampiyon olmasını istiyoruz beyanları vb.) göz önünde olması eşit olması gereken şampiyonluk yarışı üzerine düşünmeyi gerektiriyor. Emenike oynamadığı için komplo teorileri üretenler, Buca'nın yelkenleri suya indirmiş kadrosunu ve farklı pozisyonlarda oynatılan oyuncuları hakkında konuşmak istemiyorlar. Selçuk Karabük'te kırmızı kart görmeliydi diyen birisi bir hafta önce Trabzon-Antep maçında ceza sahası dışında olup faul olmayan pozisyonda olan penaltı + kırmızı kart için doğru karardı diyebiliyor. Bu örneklerin bildiğiniz üzere sonu yok. Zihinler oldukça geniş ve yaratıcı, herkes tertemiz onuruyla mücadele ederken; Fenerbahçe günahlarına her gün bir yenisini ekliyor!

Neyse futbola dönmeye çalışırsak Karabük deplasmanı beklendiği gibi zor oldu. Özellikle ilk yarıda etkili ataklar geliştirdiler, Fenerbahçe kalesinde tehlikeler yarattılar ve buna karşın birkaç pozisyon dışında Fenerbahçe rakip kaleyi fazla zorlayamadı. Özetle Karabük gayet konsantre ve iyi mücadele ederken Fenerbahçe istediği baskıyı kuramadı diyebiliriz. Maçların ilk yarıları bittiğinde Trabzon Buca karşısında 1-0 öndeyken Karabük'te ise gol yoktu. Stres Fenerbahçe'den tarafta, gergin bir bekleyiş hakimdi. Maçın 2. yarısında daha etkili oynayan ve şampiyonluk için aradığı golü Lugano ile bulan Fenerbahçe Karabük deplasmanından bir önemli 3 puan daha çıkartarak son 16 lig maçındaki 15. galibiyetini elde etti. Fenerbahçe'de inanılmaz bir mücadele ortaya koyan, sayısız kritik kademenin ve müdahalenin sahibi Gökhan Gönül Fenerbahçe'nin en iyisiydi. Zaten kişisel fikrim Gökhan Gönül'ün şu anda bu ligin en iyi yerli oyuncusu olduğu şeklinde.

Maça dair akılda kalan görüntülerden biri olarak Karabük kalecisi Tomiç'in 90+ da kullanılan kornerde kaleyi bırakıp Fenerbahçe ceza sahasına gelmesini not etmek gerek. Belki atacağı gol ve Karabük'e kazandıracağı 1 puan onun için çok önemliydi? Olabilir diyelim, geçelim. Karabük yedek kalecisi Bülent Ataman'ın beğenmediği hakem kararının ardından sahaya attığı ayakkabısından ise hiç söz etmeye gerek yok, 2 hafta sonra da gerekirse Trabzon maçında atar, bunu da geçelim.

Fenerbahçe'nin 2 hafta daha sabretmesi, dayanması gerek. Bu hafta Ankaragücü maçı da Karabük maçından farklı olmayabilir. Sakin olmak, sahadaki mücadeleyi bırakmadan sonuna kadar şampiyonluk için savaşmak gerek.

Herkes tribünde ve sahada dişini biraz daha sıksın.

6 Mayıs 2011 Cuma

5 Mayıs 2011 Perşembe

5 Mayıs 1996


Yine tarihi bir gün, Fenerbahçe için unutulmaz maçlardan biri.

Bu kez biraz daha yakın bir tarih. 5 Mayıs 1996 tarihinde Fenerbahçe ile Trabzonspor yine bir şampiyonluk mücadelesindeler ve 32. haftada Avni Aker Stadında karşılaşıyorlar. Trabzonspor, maç öncesinde Fenerbahçe'nin 1 puan önünde lider ve maça çok hızlı girip; devreyi de Abdullah'ın golüyle 1-0 önde kapatıyor.

İkinci yarının başlarında, 55. dakikada Oğuz'un frikik golüyle skor 1-1 oluyor. Trabzonspor kendisine beraberlik yetmesine rağmen saldırdıkça saldırıyor fakat golü bulamıyor. O güne dair akıllarda kalan sis ise Avni Aker üzerine iyiden iyiye çöküyordu.

Maçın 83. dakikasında sol kanattan Erol Bulut'un ortasında arka direkte sislerin ardından Aykut çıkıyor ve Trabzonspor ağlarını sarsıyordu. Fenerbahçe Avni Aker'de 2-1 kazanarak lig tarihi boyunca en uzun süre beklediği (6 yıl) şampiyonluğa çok yaklaşıyor ve 5 Mayıs 1996 günü Fenerbahçe tarihinin unutulmazları arasına giriyordu.

O tarihin üzerinden 15 yıl geçti ama o güne etki eden karakterler yine aynı camiaların şampiyonluk yarışı için karşı karşıyalar. Şenol Güneş yine Trabzonspor Teknik Direktörü, Fenerbahçe'nin galibiyet golünü atan ve 5 Mayıs 1996'yı unutulmaz yapanlardan Aykut Kocaman ise artık Fenerbahçe Teknik Direktörü.

3 Mayıs 2011 Salı

3 Mayıs 1989


Tarihte bugün, 22 yıl önce Fenerbahçe - Galatasaray ezeli rekabetinin unutulmaz maçlarının ilk sıralarında yer alan ve belki de en akılda kalan maçlarından biri oynandı.

3 Mayıs 1989 tarihinde Ali Sami Yen Stadında oynanan Türkiye Kupası çeyrek final rövanş maçının ilk yarısını Galatasaray 3-0 önde kapatmış ve devre arasına yakaladığı bu net farkın keyfi ve rahatlığı içinde girmişti. O tarihte 10 yaşında olan ben gündüz oynanan maçın ilk yarısı bittiğinde okuldan yeni çıkmış ve Galatasaraylı arkadaşlarım tarafından eve dalga geçilerek gönderilmiştim.

Eve geldiğimde Aykut Kocaman'ın o fizik kurallarını zorlayan yukarıda fotoğrafını gördüğünüz golü Galatasaray kalesini sarsmış ardından Şeytan Rıdvan'ın asistlerinde Hasan Vezir'in hat-trick'i ile Türk futbol tarihinin en unutulmaz ve en büyük geri dönüşlerinden birine şahit olmanın mutluluğunu çocukça yaşamıştım.

Fenerbahçe ilk yarısını 3-0 yenik kapattığı maçı ikinci yarıda bulduğu gollerle çevirip 3-4 kazanmıştı. Ertesi gün okula gittiğimde Galatasaraylı arkadaşlarıma sessizce bakmıştım, birşey söylemeden o gururu sessizce ve çocukça yaşayarak..

3 Mayıs 1989 tarihini hafızama bu şekilde kazıyanlara selam olsun!

2 Mayıs 2011 Pazartesi

İnandık Size


Lig yarışında bir hafta daha geride kaldı ve biz şampiyonluğa inanmaya devam ediyoruz..Sabırla, büyük mücadeleyle, son ana kadar direnerek, sahada ve tribünde inanarak..

Sezonun 2. yarısından itibaren başlayan ve bugüne kadar taşınan - eğer şampiyonlukla taçlanırsa tarihi bir istatistik olarak kayıtlara geçecek - galibiyetler serisiyle son 3 haftaya girerken şampiyonluğa kim ulaşırın cevabı net değil ama Fenerbahçe 2'li averajı elinde bulundurmasıyla karar verici pozisyonda. Ayrıca sözkonusu 2'li averaj sezon sonunda Fenerbahçe ve Trabzonspor arasında puan eşitliği olması durumunda çok kritik bir detaya sahip ve o kritik detayı da Fenerinbahçesi blogu hatırlatmış. Bana göre çok değerli ve hatırlanması gereken bir an! O gün Fenerbahçe 3-2 kaybettiğinde üzerinde çok durulmayan o an 3 hafta sonrası için vakur bir şekilde beklemekte!

Dün ise bizim beklediğimiz günlerin en önemlilerinden biri olan 1 Mayıs'tı ve sabahın erken saatlerinde yola çıkıp; işçinin-emekçinin-hayat kavgası verenlerin yanında Taksim Meydanına doğru yürüdük. Vamos Bien bu güzel ve değerli günde 1 Mayıs'a katılan diğer tribün gruplarının aksine Taksim'e yine toplu halde gelmeyi tercih etmedi ve önceden olduğu gibi Kazancı Yokuşu başındaki trafik ışıklarında toplandı. Meydan yine çok kalabalık ve çok güzel. Şarkılar, türküler hep bir ağızdan coşkuyla..Kara deryalarda bir fenersin ve haklıyız, kazanacağız diyerek Taksim'den Kadıköy'e bir başka heyecana ve umuda doğru..

Umudu Kadıköy'e taşıyan bizler Stoch'un daha maçın hemen başında İBB ağlarını bulan golüyle inancımızı arttırırken, tam devre biterken Alex'in son dönemde alışkanlık haline getirdiği bir başka güzel kafa golüyle şampiyonluk için daha da hırslanıyor ve tribünde özellikle 2. yarıda futbolcuların mücadelesine ortak oluyorduk.

İBB karşısında 2-0 kazanarak sezonun 2. yarısında oynadığı 14 maçta 13. galibiyetini alan Fenerbahçe bu çok değerli performansın yanına ligin 15. haftasında 2-1 kazandığı Karabük maçından beri Kadıköy'de gol yememe istatistiğini de eklemiş durumda (üstüste 8 maç). Yukarıda şampiyonluk ile taçlanırsa tarihi bir istatistik olarak kayıtlara geçecek dediğim bu büyük performans her ne olursa olsun büyük alkışı hak etmiştir ve her durumda hakkı teslim edilmelidir.

Maçın tamamında bir kez daha çok iyi mücadele eden, önemli pozisyonlar yaratan ve "inandık size" koreografi çalışmasının içinin boş olmadığını gösteren futbolcuların çok yorulduğunu biliyorum ve hatta görüyorum. İnandık size görüntüsünün ortaya çıkmasında nasıl tek tek kartonların dizilmesi için bir emek varsa sahada da öyle bir emek var..

O büyük güne kadar 3 hafta daha sabretmek, direnmek, dayanmak gerek..

Mücadeleye devam..

1 Mayıs 2011 Pazar

1 Mayıs Kutlu Olsun


Hayata emek ve dayanışma ile değer katanların,
Emeği ile mücadele edenlerin,
Hayat kavgası veren işçinin, işsizin, emekçinin,
Özgürlük, Eşitlik, Adalet ve Barıştan yana olanların

1 Mayıs'ı kutlu olsun!

Bu sene de önce Taksim Meydanında ardından Kadıköy'de haykıracağız!

Kara deryalarda bir fenersin
Senin ışığınla yürüyoruz
Biz bu karanlık yolun sonunda
Doğacak güneşi görüyoruz

26 Nisan 2011 Salı

Buca Deplasmanı Hikayesi


Şampiyonluk yarışı fazlasıyla heyecan dolu, fazlasıyla gergin devam ediyor. Hem Trabzonspor hem Fenerbahçe hata yapıldığında telafinin pek kolay olmadığı sürece girdiler ve bu durum her geçen hafta heyecanı, gerginliği, ne olacağına dair merakı gittikçe arttırıyor.

34 haftalık lig maratonunun son 5 haftasına girerken Fenerbahçe'nin fikstüründe sıra İzmir'de oynanacak Buca deplasmanındaydı. Maçın İzmir Atatürk Stadı'nda oynanacağına dair yapılan açıklamanın ardından daha bir mutlu olan bizler biletlerimizi Ticketturk isimli internet üzerinden satış yapan firmadan hemen aldık ama aslında alamadık!? Neden? çünkü Ticketturk yetkilileri biletlerini İzmir dışından alan taraftarların biletlerinin teslimatının ancak maç günü stad gişesinden yapılacağı kararını almışlar! Biletini satın alıyorsun ama teslim alamıyorsun: muazzam bir yöntem, düşünenlerin insanlık için çok önemli bir adım attıklarını ve bu dünyaya yeni bir anlam kattıklarını söyleyebiliriz!

Buca maçı için hafta içinde organizasyonunu tamamlayan Vamos Bien İstanbul'dan hareket için cumartesi gecesini beklemeye başladı ve cumartesiyi pazara bağlayan gece saat 1'i biraz geçe Kadıköy'den İzmir'e doğru yola koyuldu. Bir otobüs dolusu Fenerbahçe sevdalısı İzmir'de takımının yanında olmak, takımının sahada verdiği mücadeleye tribünden ortak olmak için, güç vermek, ses vermek için yollardaydı..Deplasman otobüsünün eğlencesi, muhabbeti her daim güzel olur. Vamos Bien'in güzel insanlarıyla yollar da bir başka güzel, deplasmanlar da..

Pazar sabahı İzmir'e girdiğimizde şehir belki de pazar sabahının etkisiyle sessiz sakin karşıladı bizi. İzmir'deki arkadaşlarımızın bizi karşılaması ve muhteşem misafirperverlikleri ile Konak'ta imece usulü çok güzel bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı alışverişi ve hazırlığı sırasında iddaacı kardeşlerimle bulunduğumuz yerin civarında bir iddaa bayisi bulmasak çatlardık. Bültene bakıp, biraz çalışıp, biraz kendi aramızdaki istişareler ile oluşturulan kuponlar ve o güzel kahvaltı ile öğleyi bulduk.

Ticketturk'ün yukarıda bahsettiğim o muazzam bilet teslimatı uygulaması nedeniyle metroya atlayıp Atatürk stadı gişelerine gittik. Hava şehre ilk geldiğimizde sabah serinliğindeyken öğlen itibariyle İzmir orijinaline dönmüş ve hepimiz kara deryalarda bir fenersin tişörtleri ile kalmıştık. Bilet teslimat işi ise tam bir Türkiye'ye özgü düzensizlik ve her zamanki gibi işi normal değil anormal hale getirme becerisi yüksek seviyedeydi. Bu kısımda İzmir'in tepeye çıkan güneşinin yanı sıra düzensiz bilet teslimatının etkisiyle biraz terledik ama biletlerimizi Vamos Bien kadınlarının üstün gayreti ile teslim aldık ve Vamos Bien'in önceki İzmir deplasmanlarında maç öncesi takıldığı Alsancak - Kıbrıs Şehitleri Caddesi girişindeki mekana geçtik ve maç saatine yakın bir süreye kadar burada Fenerbahçe tezahüratları ile eğlendik, maça dair adeta bir ön hazırlık yaptık. - ki bu tip durumlarda aman yorulmayalım, kendimizi maça saklayalım, alkole dikkat edelim önemli ritüeldir -

Alsancak'tan hareketle İzmir Atatürk'e doğru yol aldık. Tribüne girip tüm stadı gördüğümde atmosfer adeta 80'ler veya 90'lar gibiydi..Fenerbahçe bayrakları, tıklım tıklım dolu tribünler ve hava aydınlık, güneş batmamış, halkın takımı Fenerbahçe için stada koşan halkın her kesimi yanyana gibiydi. Herşey daha naif, daha berrak..

Maçın da anısı yıllar geçse de unutulmayacak şekilde hafızalarımıza yer etti. İlk yarısını çok kötü bir oyunla 2-1 yenik kapattığımız, 2.yarının başlarında 3-1 aleyhimize olan skoru kısa sürede bulduğumuz 3 gol ile önce 3-4'e ardından 90+da noktayı koyarak 3-5'e getirip çok büyük geri dönüş gösterdik. Trabzon'un Eskişehir deplasmanında 2 puan kaybettiği haftada berabere kalmanın 5 hafta kala büyük fırsat tepmek olacağı bir ortamda bu kadar gerilmiş ve bu kadar şaşkına dönmüşken maçı döndürmek çok önemliydi ve şampiyonluğa tutunmak, sarılmak demekti. Bu geri dönüşe statta şahit olan bizler için de tarihe tanıklık etmek demekti.

Fenerbahçe bu akıllarda kalacak maç ile 4 hafta kala averajla liderliği tekrar geri aldı ve bizler özlediğimiz o şampiyonluk için daha da hırslandık. Galibiyetin mutluluğu ile İzmir'deki arkadaşlarımızla vedalaşıp; o tatlı yorgunluk ile kazanılacak 4 maçın daha olduğu bilinciyle İstanbul'a doğru geri dönüş yoluna başladık.

Konak'ta oynadığımız iddaa kuponları mı?
tek maçtan yattı

yatan kupon olsun,
sonunda Fener şampiyon olsun!

Şampiyon Fenerbahçe


Fenerbahçe Erkek Voleybol Takımı 2010-2011 sezonunu şampiyon olarak tamamlayarak lig tarihindeki 3. şampiyonluğunu kazandı ve Fenerbahçe Spor Kulübü içinde geçen Spor kelimesinin altının boş olmadığını bir kez daha gösterdi.

Sezon başında yapılan önemli transferler ile Avrupa Şampiyonlar Ligi için hedefler koymasına rağmen erken havlu atan, sezon içinde bir türlü istikrarı yakalayamayan ve normal sezonu 5. sırada tamamlayan hatta bu tatsız performans nedeniyle antrenör değişikliği yapan takım sezon sonuna doğru yakaladığı ivmeyi play-off'larda zirveye çıkardı ve ligi kendisinden üstte bitiren İstanbul Büyükşehir Belediye, Ziraat Bankası ve Arkas'ı sırayla devirerek şampiyonluğa ulaştı.

Sezon ortası antrenör değişikliğine hiç olumlu bakmayan biri olarak bu kez işin olumlu etkisine vurgu yapmak gerek diye düşünüyorum. Arjantinli Castellani aslında takımda var olan ancak dışarı çıkartamadığımız potansiyelin açığa çıkmasında çok önemli katkı sağladı ve belki de şampiyonluk için gereken kıvılcım bu sezon ortası kararla geldi.

Ligi 5. sırada bitirip play-off çeyrek finalinde bizden önceki son şampiyon İstanbul Büyükşehir Belediye'yi, ardından yarı finalde normal sezon lideri Ziraat Bankası ve finalde de sezonu 2. bitiren, Türkiye Kupası finalinde mağlup olduğumuz Arkas'ı 3 maçta da süpürerek şampiyon olan Fenerbahçe Erkek Voleybol Takımı çok büyük alkışı ve takdiri hakediyor.

Bir kez daha gurur duyduk, çok mutlu olduk!

28 Şubat 2011 Pazartesi

6. Hafta


Fenerbahçe sezonun 2. yarısında başladığı çıkışını Kadıköy'de Kasımpaşa'yı 2-0 mağlup ederek sürdürdü. Bu galibiyet 2. yarıda yakalanan serinin içindeki en durgun galibiyet olarak dikkati çekti. Fakat takımın İnönü deplasmanında alınan Beşiktaş galibiyeti sonrası bu tip durgun bir galibiyete hakkının olduğunu düşünüyorum. 17'de 17 diye birşey yok bu hayatta tıpkı her maçı sürklase eden bir oyun olamayacağı gibi..

Fenerbahçe Kasımpaşa'yı geçerken kaptan Alex bu ülkede performansıyla, oyuna etki edebilme gücüyle, sahadaki varlığının rakipler için her an tehdit olmasıyla eşsiz olduğunu bir kez daha gösterdi. O, bu ülkede sahne almış en büyük futbolcu, isteyen itiraz edebilir, karşı çıkabilir vs. ama gösterdiği performansın bana göre muadili yok!

Kasımpaşa maçının kritik anlarından biri de Volkan'ın Fenerbahçe 1-0 öndeyken kurtardığı penaltı oldu. Geçen haftaki Beşiktaş maçında Almeida ile karşı karşıya kurtardığı pozisyon sonrası bu penaltı kurtarışı da Volkan'ın hanesine yazılan dikkate değer artılardan.

Fenerbahçe şampiyonluk mücadelesini son derece sağlam adımlarla sürdürürken rakiplerden Trabzonspor'un Kayserispor ile 3-3 berabere kalarak Avni Aker'de "bir kez daha" puan kaybetmesi Fenerbahçe ile Trabzonspor'un puanlarının artık eşit olmasına neden oldu ve 2'li averaj avantajı cebinde olan Fenerbahçe'nin gol fazlasıyla lider olması aklıma biraz geçmişe gidip 2003-04 sezonunu getirdi.

Fenerbahçe 2003-04 sezonunda ilk yarıyı tekrarı oynanacak olan Rizespor maçı sonucu belli olmadan Beşiktaş'ın 11 puan gerisinde tamamlamış ve sezonun 2. yarısındaki çıkışı ve Beşiktaş'ın puan kayıpları sonrası liderliği tıpkı bu sezon olduğu gibi 6. haftada kazanmıştı. Beşiktaş deplasmanda Kocaelispor'a kaybederken Fenerbahçe Kadıköy'de Galatasaray'ı 2-1 yendiği hafta liderlik koltuğu el değiştirmiş; sezon sonunda mutlu sona Fenerbahçe ulaşmıştı. Bu sezonun da ilk haftası hariç puan tablosunda geriden gelip 6. haftada alınan liderliğin de bu açıdan dikkat çektiğini söylemek gerek.

Ligin bitimine 11 hafta kala yarışın sonunu kestirebilmek güç fakat geçen sezonun son haftasında şampiyonluğu kaybeden Fenerbahçe, kazanan Bursaspor ve buna etki eden Trabzonspor'un hemen ertesi sezon şampiyonluk yarışında başabaş olmalarının manidar olduğunu vurgulamak gerek.

25 Şubat 2011 Cuma

Enteresan Bir Detay


Dediğim gibi bu sadece bir detay ve sonunda bize gerçekleşeceğine dair bir kesinlik vermemekte ama dikkatimi çekmişken ve şu anki durum da bunu yazmak için olanak vermişken paylaşmak istedim.

Şöyle ki;
Eski adıyla Cumhurbaşkanlığı Kupası olan ve bir süre ara verilip Futbol Federasyonu tarafından 2006-07 sezonu başı itibariyle Süper Kupa ismi ile tekrar düzenlenen organizasyonda Süper Kupa finalini oynamaya hak kazanan takımlar devam eden sezonda ligi şampiyon tamamlayamıyorlar. Ligde şampiyon olan takım Süper Kupa finalini oynayan takımlardan başka bir takım oluyor.

Bu durum sırasıyla,
2006-07 Süper Kupa Finali Galatasaray - Beşiktaş (Şampiyon Fenerbahçe)
2007-08 Süper Kupa Finali Fenerbahçe - Beşiktaş (Şampiyon Galatasaray)
2008-09 Süper Kupa Finali Galatasaray - Kayserispor (Şampiyon Beşiktaş)
2009-10 Süper Kupa Finali Beşiktaş - Fenerbahçe (Şampiyon Bursaspor)

olarak gerçekleşti ve Süper Kupayı kazanan da kaybeden de devam eden sezonu şampiyon tamamlayamadı.

2010-11 sezonun başında Süper Kupa Finali oynayan Bursaspor ile Trabzonspor 22 haftası geride kalan Spor Toto Süper Lig'de Fenerbahçe ile birlikte şampiyonluğun en ciddi adayları konumundalar. Süper Kupa finalini oynayan bu iki takımdan geriye kalan en önemli şampiyonluk adayı ise Fenerbahçe.

Sadece dikkatimi çeken ve yazının başında da belirttiğim gibi gerçekleşmesi adına tarafımıza bir kesinlik sunmayan ancak bize sadece enteresan bir detay olarak yansıyan bu durumu not olarak paylaşmada ve blogun arşivinde durmasında bir sakınca yok.

2010-11 Süper Kupa Finali Bursaspor - Trabzonspor (Şampiyon ?)

22 Şubat 2011 Salı

Kara Deryalar Fenerle Aydınlandı


Öncelikle şunu belirterek giriş yapmak doğru olacaktır: Oradaydım; kara deryalar aydınlanırken olunması gereken yerde! Alex'in Beşiktaş'a karşı hat-trick yapmasına vesile olan 3 golün de ağlarla buluştuğu kalenin arkasında..

Fener'in ışığının daha güçlü olması için tribündeydik. Kara deryalarda onu yalnız bırakmamak, sonuç ne olursa olsun çıkılan yoldan sapmamak adına..

Sezonun 2.yarısına öyle bir başladı ki Fenerbahçe, herkesin ilk 5 haftaya dikkat çektiği zor fikstür serisinden maksimum puanı almayı başararak çıkmasını bildi. İnönü'deki Fenerbahçe maçlarının Beşiktaş açısından ruh halini bilirsiniz. En çok Fenerbahçe'yi yenmek isterler, eğer yarışta geri düşmüş veya kopmuşlarsa Fenerbahçe'yi yenmenin değeri azalmaz, yeter ki şampiyonluktan etmeye bir etkileri olsun.

Maç öncesindeki futbol ortamı sezon başı ve ortasında transferin yaldızlı kısmına ağırlık veren fakat bu yaldızlı transferlere rağmen sürekli kaybeden bir Beşiktaş ile sezonun 2.yarısında çok net dikkat çeken bir ivme yakalayan Fenerbahçe'den bahsedilmesine işaret ediyordu. Maç öncesi Fenerbahçe'nin İnönü'de beraberlik için kredisi var diye düşünüyordum fakat maçın hemen başında gelen gol ve ardından gelen yarım saatlik süredeki Fenerbahçe pozisyonları maçı kazanmazsak puan kaybına yazık olur diye düşünmeme sebep oldu tıpkı sezonun ilk yarısında Kadıköy'deki maç gibi.

Fenerbahçe 1-0 öne geçtikten sonra Dia ile sol kanattan çok etkili geldi ve kendisinin biri direkten dönen diğeri Rüştü'nün çıkardığı vuruşları ile uzak kale arkasından heyecanlandık. Yine bu bölümde Niang'ın kendi yarı sahasında Necip ve Toraman'ı ekarte edip uzun bir mesafe sürdüğü topla Beşiktaş ceza sahasına kadar gelip vurduğu şutun gol olmaması kaçan önemli pozisyonlardan diğeriydi. Ekrem'in üstüste sarı kartlık hareketlerinin kırmızıya dönmemesi ve bütün bunların değil de Beşiktaş'ın 2.yarıda Almeida ile kaçırdığı - Volkan'ın kurtardığı pozisyonun kırılma anı olarak kamuoyuna empoze edilmesini anlayamıyorum. İlk yarıda 1-0 öndeyken kaçanlar ve kırmızı kart görmeyen Ekrem'in devre biterken bulduğu gole kadar kırılma anı yok Almeida'nın kaçırdığında var, enteresan? İlk yarıdakiler tıpkı Almeida'nın kaçırdığı gibi girse Almeida neyi kıracaktı meraktayım.

Maçın hafızalara kazınması 2.yarının başında duran toptan Toraman'ın attığı gol sayesinde oldu diye düşünüyorum. Beşiktaş 2-1 öne geçmiş, tribünler kendinden geçip üç, üçç, üçç diye bağırırken 15 dk. sonra başlayacak Alex gerçeğini nereden bilecekti. Kaptan yine sahneye çıktı ve önce penaltıdan sonra güzel kafası ile ve en sonunda Rüştü'yü çalımlayarak sol çaprazdan Beşiktaş filelerini havalandırdı. İşte gerçek üç (3) buydu.



Fakat işte tribünde o anı yaşamak vardır ya, benim Beşiktaş-Fenerbahçe maçına dair seçtiğim o an Alex'in o güzel kafa vuruşuyla yaptığı gol. Hemen önümüzdeki kaleye olmasından kaynaklı, Alex'in kafayı vuruşu ve topun saniye saniye, süzüle süzüle Beşiktaş ağlarına gidişi..Sonra tribünde yıkılıyoruz, inanılmaz bir mutluluk..O anı unutamam.

Maçın geneline bakınca Fenerbahçe'nin galibiyeti hakettiği ve çok önemli bir virajı geçtiğini söylemek gerek. İnönü'de özellikle sevilmeyiz, rakip başka hiçbir rakibine olmadığı kadar motive olur ama en nihayetinde bütün bu atmosfere rağmen kazanan Fenerbahçe, büyük mutluluğu yerinde yaşayan bizler.

Fenerbahçe 4-2'lik bu son galibiyeti ile İnönü'de son 6 sezonda oynadığı 5. lig maçını kazanmış oldu. Bu çok önemli istatistik nitekim bunun tam tersi Kadıköy'de olsa kopacak kıyameti herkes tahmin ediyor sanırım.

Fenerbahçe şampiyonluk mücadelesine çok sağlam adımlarla devam ediyor, çok değil yaklaşık 1 ay öncesinde sezonun 2.yarısı başlarken herkes fikstüre bakıp Fenerbahçe'nin havlu atabileceği 5 maçlık seriden bahsediyordu ama Fenerbahçe o seriden maksimum puanı çıkartmayı başardı.

Zor serinin son halkası olan İnönü deplasmanında alınan 4-2'lik galibiyetin değeri paha biçilemez.

Kara deryalar fenerle aydınlandı!

17 Şubat 2011 Perşembe

Utanabilir Misiniz?


Fenerbahçe kadın basketbol takımı oyuncusu Diana Taurasi ile ilgili 2010 Aralık ayının ortalarından beri gelişen süreci biliyorsunuz. Taurasi'nin doping testine verdiği numunede modafinil adlı yasak kabul edilen maddenin bulunduğuna! dair açıklanan resmi sonucu ve müsabakalardan men edilmesi kararı çıkmadan kamuoyundaki tepkileri hatırlıyoruz.

Konu Fenerbahçe nefreti olduğu zaman kitleleri etkilemeye çalışan bireyleri bugüne kadar çok görmüştük. İşte onlardan birisi de Taurasi'nin doping testinin ilk çıkan sonuçları ardından kamuoyuna en hızlısından mesajlar veren Türkiye Basketbol Federasyonu Sağlık Kurulu Başkanı olan Prof. Dr. Turgay Atasü. Beşiktaş kongre üyesi olmasını "tesadüf canım, ne alakası var" diye geçiştirebileceğimiz Turgay Atasü A numunesi pozitif çıkan Taurasi için aynen şöyle demişti:

"Aslında Taurasi’nin B numunesinin 10 gün içinde test edilmesi gerekirken, Ocak ayının içine atıldı. Zaten oynayamadığı için de buna hoşgörüyle bakıldı. Taurasi’nin B numunesinde de bir değişiklik olmaz. Ben bugüne kadar böyle bir değişiklik görmedim. Çünkü bu testleri gerçekleştiren laboratuvar, pozitif çıkan sonuçları bir kaç kez tekrarlıyor. Taurasi bu duruma göre normalde 2 sene ceza alır. Dünya basketbolunun zirvesinde biri ama ne yapalım, o da kullanmasın. Hiçbir suçlu ben yaptım demez. B numunesi çıktığında göreceğiz. Tüm yapanlar inkar eder."

Turgay Atasü gibi misyonunun hakkını ziyadesiyle verenler de o günlerde ve sonraki süreçte gerek Aziz Yıldırım ile olan kişisel sorunları gerek onun üzerinden veya kendi kendilerine yarattıkları Fenerbahçe algıları ile oturdukları yerden ahkam kesiyorlar, adeta nefretlerini kusuyorlardı. Penny Taylor ve Hana Harakova'nın Türkiye'de yapılan doping testlerine güvenmeyerek numuneleri Köln'e göndermesi üzerine yazılan yazıları Papazın Çayırı çok güzel ifşa etmiş. Buradan okuyabilir, Fenerbahçe nefretinin boyutlarını gözünüzle görebilirsiniz.

Türkiye Basketbol Federasyonu Disiplin Kurulu'nun dün resmi olarak açıkladığı karara göre Diana Taurasi hakkında çıkan tedbir kararı kaldırıldı. Doping testlerindeki A ve B numunelerine ait Hacettepe Üniversitesi Doping Kontrol Merkezi'nin yayınladığı analiz sertifikalarının geri çekilmesine karar verildi. Sonuç nedir peki? Yanlış doping testi yaptık, kusura bakmayın, bir hatadır herkesin başına gelebilir safsataları mı? Kariyeri ne olursa olsun bir sporcunun bu tip bir suçlama ile lekelenmesini nasıl geri alabilirsiniz? Diana Taurasi gibi kadın basketbolunun en iyi oyuncusunun bu denli skandal bir kararla Fenerbahçe formasından kopmasına neden olmanın bedeli nedir?

Yaşanan bu süreçte köşelerinden nefret saçan bütün adamlara ve olayın üstüne web sitelerinden, bloglarından, forumlarından Fenerbahçe nefreti ile ahkam kesip, yayın yapanlara sormak istiyorum?

Utanabilir misiniz?

Var mı böyle bir duygunuz?

16 Şubat 2011 Çarşamba

Neşeli Günler


Eski günlerdeki gibi radyodan dinlediğim, tribünde olamadığım maçta Fenerbahçe Kayserispor'u Niang ve Lugano'nun golleriyle 2-0 yenerek ilk yarının son maçı olan Sivasspor maçıyla beraber üstüste 5. lig maçından da galibiyetle ayrıldı. Şampiyonluk mücadelesindeki inadını sürdürmekte..

İzleyemediğim ve radyodan dinlediğim maç hakkında fazlaca ahkam kesecek değilim ama gidişat üzerine, sezon ortasından bugün gelinen pozisyon ve aradaki pozitif değişimler üzerine notlar düşmek isterim.

Öncelikle görmeye gerek yok, takım fazlasıyla mücadele etmeye devam ediyor. Kayserispor maçı da bu mücadelenin son örneği ve kulaklıktan duyduğum ses bile bunu anlamaya yetecek seviyede. Kadıköy'de 2 hafta önce kazanılan Trabzonspor maçına benzer bir mücadele Kayserispor maçında da verildi ve bu öyle bir mücadele ki aslında ligde bugüne kadarki performansı ile olağan tehlikeli rakip konumunda olan Kayserispor da Trabzonspor gibi etkisiz hale geldi, oyunu veya skoru dengeleyebilmek için herhangi bir seçenek üretemediler.

Burada mücadele kadar Fenerbahçe'nin fazlasıyla dikkat çeken savunma performansı da önemli bir etken. Sezonun ilk yarısında fazla ve kolay gol yiyen Fenerbahçe'nin şu 5 maçlık serisinde yediği gol sayısı sadece 1. Verilen ekstra mücadele gibi savunmanın geliştirilmesi Fenerbahçe'nin yakaladığı bu önemli seride önde gelen etkenlerden. Hücumda sorun yaşamayan hatta lig ortalamasının üstünde gol atabilen Fenerbahçe'nin savunma performansını bu seviyelerde tutması şampiyonluk yarışında en büyük avantajı.

Diğer yandan takımın maçlar dışındaki bütünlüğü, yönetimin maçlar öncesi h.içi organize ettiği toplu yemekler, Fenerbahçeli eski sporcuların takıma ziyareti, taraftarın takıma sürekli ve yoğun desteği de sezonun 2. yarısında önemli bir ivme yakalayan Fenerbahçe'nin arka planda ama bu olumlu gidişata etki eden faktörleri.

Nereden nereye denilecek bir durum değişikliğ yaşanmakta. Sezon ortasına denk getirilen Türkiye Kupası maçlarında önce Kadıköy'de Buca ardından dibe vurulan Yeni Malatya yenilgileri sonrasındaki yorumlara ve tepkilere bakıp şu an gelinen noktaya bakınca atıp tutmanın ne kadar kolay olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Yeni Malatya maçı sonrası maksimum keyif alanlar için şu sıralar işkence, web sitesine burası Fenerbahçe manşeti atıp terbiyesizlik yapanlar için de yutkunma zamanları.

Kötü günde ortalığı birbirine katma derdinde ve başarıya endeksli olmayan, kalbi sarı lacivert renkler ve sadece Fenerbahçe için atan bizler için de neşeli günler hakim.

9 Şubat 2011 Çarşamba

Alex Daha Buralarda


Evet Alex geldiğinde hiç kimse bu kadar iz bırakabileceğini tahmin etmiyordu hatta burun kıvıranlar vardı yetmedi oynadığı sezonlar ilerledikçe sürekli muadili sanılan oyuncular için bir kıyas oldu. Kimleri paketledi, kimleri içi bomboş konuşmalara itti, kimleri yutkunmaya mecbur etti..

Kaptanlık ona çok yakıştı, bütün Fenerbahçelilerin tek bir ağızdan dilediği lig tarihindeki 3.000. Fenerbahçe golüne imza attı, şampiyonluklar kazandı, kaybetti ama belki de hepsinden önemlisi bu kadar yetenekli ve skora etki edebilmesinin yanına çok güzel bir insan olduğunu da Türkiye'de futbolla ilgili herkese gösterebildi. Öyle ki rakipler bile ondan kötü bir şekilde bahsetmediler veya bahsedemediler. 7 yıl boyunca böyle bir imkan vermedi Alex ve hep oyununa konsantre oldu.

Bugün Fenerbahçe ile olan sözleşmesini 2 yıl daha uzattı. Aslında büyük kaptan ile taraftarın kalbindeki sözleşmesi sonsuza dek ama onu 2 sezon daha Fenerbahçe forması ile izleyebilmek çok güzel ve değerli.

Fakat burası Türkiye olduğu için şimdi futbolun ekabirleri çıkıp 34 yaşında sözleşme uzatmaya dair yorumlarda bulunmak isteyebilirler. Buyurun atış serbest, 7 yıldır da serbestti zaten.

Cevabı sahada
ve üzgünüm Alex daha buralarda..

7 Şubat 2011 Pazartesi

Manisa'dan Mesaj Var!


Blog yazmak meşakkatli iş gerçekten. Sıcağı sıcağına yazmak isterken bunu bazen yapamamak pek olmasını istediğim birşey değil ama hayat koşturmaca ile devam etmekte ve herşeyi aynı anda yapmak mümkün değil. Neyse bu geç yazma konusunda duyduğum sıkıntıya vurgu yaptıktan sonra h.sonuna dair, Fenerbahçe ve futbol üzerine notları düşmek isterim.

Fener Manisa deplasmanında kazanalı neredeyse 48 saat olacak ve artık bununla ilgili onlarca yazı okumuşsunuzdur hatta rakiplerin puan kayıpları vs. derken ligdeki tablonun yepyeni görüntüsü üzerine de kendi lehine aleyhinden daha fazla hata yapılanların utanma duygusundan yoksun düzenledikleri basın toplantıları üzerine de.

Benim h.sonuna dair gördüğüm Fenerbahçe'nin sezonun 2. yarısında yakaladığı iyi serinin rakiplerde yarattığı tedirginlik. Bu kiminin oyununa kiminin konuşmalarına etki yapıyor. Trabzon'un elleri ayaklarına dolanmış vaziyette ve devre arasında lehlerine olan hatırı sayılır puan farkının bu kadar kısa sürede erimesine engel olamamaları ve buna çözüm üretememeleri eleştirilerin yönünü psikolojilerini iyi idare edemedikleri konusuna çevirmekte.

Bursa ise kimsenin etki etmediği apayrı ve özel bir alandaymışcasına gerilimden ve polemiklerden uzak bir ortamda, adeta sessiz-sakin maçlarını kazanarak psikolojik faktörlerin daha şimdiden çok zorlandığı lig yarışında avantajlarını kullanmaktalar. Skoru lehlerine çevirmekte zorlandıkları Sivas maçında da bitime çok az bir süre kala attıkları golle kritik bir galibiyet aldılar ama dediğim gibi insanların gözlerinin üzerlerinde fazla olmamasının avantajı çok net. Polemiklerin yönü onlara doğru değil ve bundan yararlanmaktalar.

Fenerbahçe ise Trabzon galibiyetinin ardından hep problem yaşadığı Manisa'da, birçok insanın puan kaybını muhtemel gördüğü yerde, formda Manisa'yı yenerek önemli bir mesaj verdi. Yıllardır futbol takip eden bizler biliriz ki bazı maçlar vardır şampiyonluk için mesaj veren türden, kazandığınız zaman rakiplerin rahatsız olduğu maçlardır onlar. İşte Fenerbahçe'nin Manisa'daki galibiyeti bu mesajı fazlasıyla içermekteydi. Hatta önemli detaylarla birlikte. Mesela Fenerbahçe maçların 60. dk.sından sonra oyundan düşüyor eleştirilerini çok duyduk bu sezon içerisinde. Manisa'da 1-0 geriye düşüldüğünde dk. 54'tü ve Fenerbahçe'nin ayaklanıp skoru terse çevirdiği goller 60. dk.dan sonra geldi.

Puan farkının 3 hafta içerisinde hem de Fenerbahçe'nin zor fikstür serisinden geçerken bu kadar kapanması çok olumlu ancak zor fikstür Kayseri ve İnönü'deki Beşiktaş maçlarıyla devam etmekte. Bu hafta Kayseri maçında alınacak galibiyet Eskişehir'e giden Bursa ve Sivas'a giden Trabzon'un maçlarını da düşünerek önümüzdeki hafta İnönü'de "kazanmak zorunda olmak" baskısını ortadan kaldıracaktır ki o maçın normal bir maç olmayacağı dün Beşiktaş yönetiminin kasıtlı ve pişkin basın toplantısıyla belli oldu.

Fakat şunu açıkça söylemek gerek ki devre arasında kupada kaybedilen Yeni Malatya maçı takıma ciddi bir tokat olmuş ve elde kalan tek hedef olan lig şampiyonluğu için adeta negatif bir ateşleyici!

Ayrıca gayet iyi bir ivme yakalayan Fenerbahçe'nin bir kez daha şampiyonluk yarışından kopmaması da dikkat çekilmesi gereken bir ayrıntı bana göre. Kaybeder veya kazanır onu şimdiden bilemeyiz ama takımın mesajı net: sonuna kadar mücadele!

Kesilmeden devam etmesi dileğiyle..

4 Şubat 2011 Cuma

Fenerbahçe Çeyrek Finalde


Fenerbahçe kadın basketbol takımı Euroleague'de çeyrek finalde! Grup aşaması sonrası eşleştiği ezeli rakibi Galatasaray'ı 2. maçta da farklı bir skorla, 73-51 yenerek adını çeyrek finale yazdıran basketbolcularımız grup maçları boyunca sürdürdüğü yenilgisiz serisini Galatasaray'a karşı da devam ettirdi. Rakibini süpürerek turnuvada final-four'a sadece bir adım uzaklıkta olan Fenerbahçe aslında şu görüntüsüyle o hedefe bir adımdan daha yakın.

Serinin 2 maçında da rakibini yanına yaklaştırmayan Fenerbahçe sezon ortasında yaşadığı önemli sorunlara rağmen koç Ratgeber yönetiminde rotasından sapmamış görüntüsü ile mücadelesini bozmadan devam ettiren ve yıllar içinde o hep kapısından dönülen final-four'u ne kadar istediğini göstermekte..

Eşleşmenin başında daha farklı beklentisi olan Galatasaray için geride kalan maçların eziyet olduğunu ve Taurasi & Taylor kayıplarından bekledikleri gibi yararlanamadıklarını gördük.

Ezeli rakibi eleyerek Avrupa'da yola devam etmenin keyfi büyük.
Bu durumun oluşmasında mücadelelerini en üst seviyede gösteren Fenerbahçeli basketbolculara tebrikler ve teşekkürler.

Çok iyi gidiyorsunuz, az kaldı..

1 Şubat 2011 Salı

Yine Fenerbahçe - Bu Kez Avrupa'da


Öncelikle kendimi eleştirerek başlamalıyım. Fenerbahçe kadın basketbol takımına haksızlık ediyorum ve çok başarılı sürdürdükleri sezonda onlara çok az atıfta bulunuyorum. Onlara haksızlık ettiğimi bilerek ve en azından bunu kendi yüzüme vurarak başlıyorum yazıya.

Grup maçlarını yenilgisiz tamamlayan Fenerbahçe ve beklentilerin altında performans göstererek 4. olan Galatasaray çapraz eşleşmesinde, Fenerbahçe bu akşam Kadıköy Caferağa'da oynanan Kadınlar Euroleague 2. tur ilk maçında ezeli rakibini 77-58'lik skorla yine yenerek seride 1-0 öne geçti.

Sezonun başında yola çıkılan kadroda bilinen sıkıntılar ve hatalar nedeniyle ciddi değişiklik yaşayan Fenerbahçe, sözkonusu bu sezon ortası değişimlerinden hiç zarar görmemişçesine gösterdiği mücadelesi ile çok büyük alkışı hakediyor. Birsel ve Nevriye'nin sürüklediği mücadeleci ruh takıma yeni katılan yabancılar için de çok olumlu etken. Kenardan Ratgeber'in teknik-taktik tecrübesi ve rakibin önemli silahlarına karşı üretilen tercihler ilerisi için de umut verici. Sezon ortası yaşanan sorunlar nedeniyle bir ara endişelendiğimiz o güzel seri için umutlar bozulmadan korunmalı.

Cuma akşamı Galatasaray'ın ev sahibi olduğu Abdi İpekçi'deki maçta da herkes bu takıma güvensin. Deplasmandır, rahatsız ederler, bozmaya çalışırlar ama bilirler ki karşılarında yine Fenerbahçe var!