26 Nisan 2012 Perşembe

Filede Yine Şampiyon


Fenerbahçe erkek voleybol takımı play-off final serisi 3.maçında Arkas'ı 3-0 mağlup ederek seriyi 2-1'e getirerek şampiyonluğunu ilan etti. Bu şampiyonluk Fenerbahçe'nin üst üste 3., son 5 sezondaki 4 şampiyonluğu oldu.

Sezon başında Süper Kupa, play-off öncesi Türkiye Kupası ve son olarak lig şampiyonluğunu kazanan Fenerbahçe erkek voleybol takımı 2011-12 sezonunu adeta süpürdü.

Futbol takımı özelinde ama aslında kulübü tamamıyla hedef alan sürecin devamında amatör branşların küçüleceğine dair söylentiler ile kulübü yıpratma hedefindekiler için erkek voleybol takımının kazandığı tüm bu kupalar fazlasıyla tokat oldu, yutkundurdu.

Ve bu başarılar Fenerbahçe'nin spor kulübünün ne demek olduğunu, mücadelesinin hep sonuna kadar sürdüğünü göstermesi açısından tarihteki yerini almaya devam ediyor.

23 Nisan 2012 Pazartesi

Oturup Düşünmeli


Arena deplasmanında Fenerbahçe için tek ihtimal vardı, o da kazanmak. Galatasaray'ın galibiyetinde ve hatta çıkacak beraberlikte dahi bu sezonun önceden karar verilmiş sonu hazır olacaktı. Fenerbahçe'nin Arena deplasmanında Galatasaray'ı taraftarının önünde devirmesi bu hazır sona karşı çıktı, kafalardaki muhtemel Galatasaray şampiyonluğu için henüz erken anlamına geldi.

Son haftalarda genel olarak formsuzluğuna bağlı olarak eleştirilen ama benim eleştiri çizgisinin ötesinde bulduğum fazla hor görülmeye maruz kalan Ziegler'in Alex'in imza asistlerinden biri ile golü bulması bence Fenerbahçe - Galatasaray derbilerinin Fenerbahçe lehine olan ve Galatasaray'ın çözemediği enterasanlığa çok güzel bir örnekti. Fenerbahçe'yi 1-0 öne geçiren gol Ziegler'in bu sezonki ilk golüydü. Ben gole zaten sevinme potansiyelime Ziegler'in golü atmasıyla daha da mutluluk kattım. Onun adına sevindim.

Maçı takip edenler özellikle 2. yarının Galatasaray'ın baskısıyla geçtiğini, önemli gol pozisyonlarını değerlendiremediklerini, Selçuk İnan'ın frikik golüyle 1-1'i yakaladıktan sonra Volkan'ın müthiş performansını geçemediklerini biliyorlar. Volkan'ın milli maçlarda örgütlü olarak Arena'da küfür yediğini ve dün akşamki performansının şaşırtmaması gerektiğini düşünüyorum. Örgütlü küfüre karşılık rakibin galibiyet veya beraberlik almasını önleyen performans!

Dün akşamki maça dair Galatasaray taraftarı veya objektif yazar-çizer tayfası futbolun adaletinin olmadığından, Galatasaray'ın maçı kazanmayı hak ettiğinden, Fenerbahçe'nin 2. yarıdaki ilk ve tek atağında Stoch (asist için Bienvenu'ye selam!) ile golü bulduğundan bahsedecekler.

Açıkçası ben bu yaşıma kadar o kadar çok ve enteresan Galatasaray galibiyeti gördüm ki önce bir ondan bahsedelim. Fenerbahçe, Galatasaray'ı ilk kez böyle yenmiyor, son kez de yenmeyecek. İyi oynayıp sahada ezerek yendiği gibi, hiç aklınıza gelmeyecek futbolcunun gol attığı maçta da yendi. Galatasaraylı önce oturup düşünmeli ve Fenerbahçe'ye neden bu kadar çok yeniliyoruz diye kendine sormalı? Kadıköy'de 1999'dan beri kazanamazken devletin yaptığı son model sıfır km. stadında oynanan 3 maçın 2'sini neden Fenerbahçe kazandı diye kendi arasında konuşmalı.

Henüz sezon bitmedi ve Fenerbahçe şampiyon olmadı ancak dün akşam Arena'da kazanarak Galatasaray'a tedirginliğin ne demek olduğunu bir kez daha hatırlattı. Böyle bir sezonda şampiyon olamasa bile son ana kadar şampiyonluk için mücadele edeceğini sevenine ama daha çok sevmeyenine gösterdi.

20 Nisan 2012 Cuma

Şampiyon Yine Fenerbahçe


Fenerbahçe kadın basketbol takımı -buradaki takım gerçekten takım gibi takım- play-off finalinde Galatasaray'ı 3-1 ile geçerek üst üste 7., toplamda 10. şampiyonluğuna ulaştı.

Fenerbahçe'nin şampiyonluk serisini bitirmek ve artık Galatasaray'ın şampiyonluğunu görmek üzere yapılan yatırımlar, adeta bir kumpas sonucu gerçekleşen Taurasi hamlesi dahi bu seriyi bitirmeye yetmedi.

Girişte vurgu yaptığım takım olmayı rakibine seri boyunca hep gösteren, şampiyonluğu getiren son maçta son 6 dk. 10+ sayı handikapını kapayıp, 10 sayı fark ile Galatasaray'ı taraftarının önünde deviren takım şampiyonluğu fazlasıyla haketti.

Taurasi önce dopingçiydi, sonra bir yanlışlık olmuş kusura bakmayın fiyaskosu derken kumpasın sonucu ile dünyanın en iyi kadın basketbolcusu Galatasaray'da! Dopingçi iken bir anda oldu mu senin en büyük gururun!

Neyse neticede değişen birşey yok, şampiyon yine Fenerbahçe!

17 Nisan 2012 Salı

Onur İçin


Önce play-off dedikleri daha sonra allayıp pullayıp adını Süper Final koydukları endüstriyel futbolun son dayatmasına başladık. Aslında ilk hafta maçlarından ilki olan Beşiktaş-Galatasaray maçı öncesi öyle bir yağmur yağdı ki tabiat ana bile maçı erteleyerek bu sisteme karşı dedik.

Pazar akşamı sahaya ilk olarak biz çıkmış olduk. Trabzonspor karşısında çok iyi mücadele eden, gayet iyi oynayan ve maçı kazanmayı ne kadar istediğini gösteren bir Fenerbahçe vardı. Bir ara 6 puan önde olan biz miyiz onlar mı diye sordum kendime, öyle ki Trabzonspor gol yemeyeyim de 1 puan da iyidir gibi bir görünüme büründü Fenerbahçe'nin bu iştahı karşısında. Maçı çok net hak ederek Cristian (bir de Sow'un golünde asisti var) ve Sow'un golleriyle 2-0 kazandık.

Lakin bir Okul Açık kültürü olan, kendimizi tribünden ifade ediş biçimlerimizden biri olan koreografi çalışmasında yaşanan talihsiz kaza sonucu ÜNİFEB üyesi kardeşimiz Onur yaralandı ve hastaneye kaldırıldı. Bazı arkadaşlarımız hemen hastaneye koştu, maç sonrası hep beraber hastanenin önündeydik. Herkesin kalbi Onur'un iyi olması için ama hüzünlü bir şekilde çarpıyordu. Neyse ki bu yazının yazıldığı sıralarda Onur'un ameliyatı başarılı geçmiş ve Onur'un durumu daha iyiydi hatta bugün yürümüş, bizleri sevindirmişti.

Maçtan günler önce başlayan, sabahlara kadar süren ve içinde yer almadan verilen emeğin kolay anlaşılamayacağı bu çalışmanın böyle bir kaza ile sonuçlanması hepimizi çok üzdü. Koreografinin sonlanmaması üzerine işi dalgaya sürenlere buradan birşey yazacak halim yok lakin bizim için önemli olan Onur'a birşey olmaması ve tekrar aramıza katılacak olmasıdır.

12 Nisan 2012 Perşembe

Alex'in Ellerinde Yükselene Dek


Dün akşam Türkiye Kupası çeyrek finalinde oynanan Kayserispor maçı Fenerbahçe takımı ve biz taraftarları açısından oldukça sıkıntılı geçti. Takım maçın genelinde belirgin bir şekilde kötü oynadı, hücum edemedi ve 2-0 geriye düştüğü maçı önce Cristian'ın erken golü (golde Kayseri kalecisi Gökhan'ın hatasında hepimizin aklına Korcan ve şike yaptığına delil olarak gösterilen son maçta yediği gol gelmiştir) ve 90+2'de Sow'un hemen hemen herkesin Fenerbahçe elendi dediği anlarda gelen golü ile maçı uzatmaya taşıdı. Uzatmada pek birşey değişmedi ve kullandığı penaltıların hepsini gole çeviren Fenerbahçe kupada yarı finale yükseldi.

Benim açımdan bu maç bir kez daha gösterdi ki Türkiye Kupası'nda bir ayağımız hep çukurda. Sebebi olmayabilir hatta yok bence ama uzun süreye yayılan bir hikayesi olduğunu biliyoruz. Bir ihtimal eleme usulü maçlarda Fenerbahçe'nin başarısız olduğunu söyleyebiliriz ama final aşamasına kadar gelip finalde de en fazla kaybeden takım olduğumuz biliniyor.

Bu sezon çeyrek final öncesi Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor'un elenmesiyle başlayan "Fenerbahçe artık bu sezon kupayı kazanır" yorumlarının nasıl arttığını herkes çevresinden biliyordur. Bence tam da bu son Kayserispor maçı yaşanan tüm detayları ile gösterdi ki o kupa Alex'in ellerinde yükselene dek Fenerbahçe'nin an itibariyle kupayı alma şansı maksimum % 25'tir.

Herkes işine, gücüne dönsün ve yarı finalde oynanacak Karabükspor - Boluspor galibi maçına kadar Fenerbahçe lehine olan ve kesin anlamlar içeren yorum yapmasın.

8 Nisan 2012 Pazar

Normal Sezonun Sonu


Hayatımıza play-off girince 34 maçlık sezon normal sezon oluverdi. Aslında 2011-2012 sezonu hiç ama hiç normal olmayan bir sezon olarak tarihe geçti. Fenerbahçe için oldukça zor bir sezondu. Dün akşam Kadıköy'de oynadığımız Antalyaspor maçı ile bizim için normal olmayan o normal sezonu tamamladık. Sow ve Bienvenu'nün golleri ile 2-0 kazandık.

Fenerbahçe özellikle sezonun 2. yarısında birer hafta arayla üst üste kaybettiği deplasman maçları dışında genel olarak benim için başarılı bir sezon geçirdi. Kaybettiği kadro gücü ve kendisinin önünde yer alan Galatasaray'ın sorunsuz bir sezonunu görmezden gelenler hariç bunun böyle olduğunu düşünüyorum. Toplamda 68 puanı kazanmış Fenerbahçe için saygı kelimesini hak ettiğini söyleyebilirim ki bu paragrafın girişinde vurguladığım göze çarpan ekstra deplasman kayıpları biraz az olmuş olsa böyle bir sezona 70 küsur puanlar çok iyi derecesinde olacaktı.

Play-off maçları veya allayıp pulladıkları ismi ile süper final de sonuçta bizim için zor sezonun devamı ve o bakımdan kazanılacak maksimum puan hesabı için bir yorum yapmak benim açımdan zor. Fakat kazanılacak her puanın değerini bilmek gerek.

Fenerbahçe her sezon şampiyon olmuyor, olamaz ancak her sezon şampiyon olmasa da şampiyonluğu sonuna kadar kovalıyor. Bu istikrar önemli ve saygıyı hak ediyor.

3 Nisan 2012 Salı

Bıçak Mı Kapalı Yoksa Zihinler Mi?


Pazar akşamı Avni Aker'de oldukça gergin bir maça çıktık. Geçen sezonun ortalarından itibaren başlayan gerginlik Temmuz ayının başındaki operasyon ile çok farklı boyutlara gelmiş, hep hakkının yendiğinden bahseden Trabzon sürekli olarak geçen sezonki şampiyonluğun kendilerine ait olduğunu vurgulamıştı. Fenerbahçe ise Temmuz ayında başlatılan ve halen devam eden sürecin 1 numaralı sanığı konumuna getirilmiş ve bu konumundan dolayı büyük bir kitleyi keyifli hale getirmişti. Çünkü o kitle için zaten bütün kötülüklerin sebebi Fenerbahçe idi, başka herşey tertemiz ama Fenerbahçe kirliydi. Yaşanan süreçte bir sorun yok, herşey olması gerektiği gibi ve adalete güven her zamankinden daha fazlaydı.

Böylesi bir sezonun 32 haftası geride kalmışken Fenerbahçe deplasmanda oynayacağı rakibinin 10 puan önünde ve ilk yarıdaki maçı da Kadıköy'de 1-0 kazanmıştı. Durumun tam tersi olması halinde operasyondan memnun olan o kitlenin konuşacaklarını tahmin ediyorsunuz diye konuyu uzatmıyorum.

Fenerbahçe, şampiyonluğunun çalındığını iddia eden takımın şehrine gelmişti. Burada zaten Fenerbahçe'yi hiç sevmezler, kimi sevdiklerini ise biliyoruz. Nedeni Fenerbahçe nefreti mi başka birşey mi buranın konusu değil. Trabzon şehri tamamen birşeye odaklıydı, geçen sezonki şampiyonluk bizim hakkımız ve onu Fenerbahçe şike ile çaldı. Başka hiçbir detay yok, ne yılların şikesi olan Fenerbahçe şampiyon olmasın da kim olursa olsun zihniyeti ne kendilerini inandırdıkları Trabzon her maçını bileğinin hakkıyla kazandı yalanları. Öyle ya medyası, emniyeti, yargısı Fenerbahçe için çarşaf çarşaf şike dosyalarını kamuoyuna sunuyor, Trabzon'a dair neredeyse hiçbir şey yok, Trabzon temiz. O halde zaten sevilmeyen Fenerbahçe artık hileyle şampiyonluklarını çalan Fenerbahçe olmuş bile. Bu durum Trabzonlular için 2 x 2 = 4'ten daha kesin.

Maça bakıyorum, tabi ben tarafım ama Fenerbahçe'nin kötü oynadığı zaman kötü demesini bilirim. Objektif blogger değilim ama görüyorum, işime geleni yazmıyorum. Fenerbahçe pazar akşamı Avni Aker'de gayet iyi oynadı, iyi mücadele etti, biri Cristian'ın golünden önce olmak üzere tam 3 topu direkten döndü ve hücuma çıkarken yapılan bireysel ve basit hatalar zinciri ile kalesinde golü görerek kendisinden esirgenmeyen nefretin çok olduğu deplasmandan 1-1 beraberlik ile Kadıköy'e döndü.

Maçın içerisinde çeşitli yabancı maddeler Fenerbahçeli oyuncuların üzerine atıldı. Bir de yukarıda vurgulamaya çalıştığım şikeyi yaparsa Fenerbahçe yapar, Trabzon'un işi olmaz o yüzden zekice bir iş olarak düşünülen İstanbul'un plakası olan 34. dakikada temizliğimizi simgeleyen beyaz atletlerimizi atalım eylemi gerçekleşti. Yabancı maddeler Kadıköy'de atılmadığı sürece ve tüm kötülüklerin babası Fenerbahçe'ye atılınca sorun yok, bunu zaten biliyoruz. Ayrıca Trabzon zaten tertemiz, o yüzden beyaz atlet eylemi gayet demokratik bir eylem.

Peki ya Volkan'a atılan bıçak? Onu da gördüm ki Fenerbahçe nefretinden dolayı adını farklı söyleyecek hale gelenler atılan bıçağın kapalı halde olduğunu ve Volkan'ın alıp bıçağı açtığını söylemişler ve buna inanmışlar! Volkan'ın kafasının, sırtının bir yerlerinden rakı şişesi ve bıçak geçiyor ama birinde olay örtbas, cezamızı şampiyon olmasını istediğimiz Trabzon maçında çekeriz, ötekisinde atılan bıçak kapalı, Volkan onu açıp kamuoyunu yanlış yönlendiriyor!

Bizim ömrümüz yetmez bu Fenerbahçe nefretinden dolayı kendinden geçenlerin ve onların bu nefret nedeniyle adlarını inkar edecek hale gelen yaklaşımlarının değiştiğini görmeye. Ondan sonra Fenerbahçe değişik bir camia da dersiniz, hiçbir yerde göremeyeceğiniz tutkuya da, kulübünü sahiplenmeye de şaşırırsınız. Bu Fenerbahçeliler de çok acaip tipler demeye devam edersiniz.

26 Mart 2012 Pazartesi

Melekler Sarı, Melekler Avrupa Şampiyonu


Dün Fenerbahçe Spor Kulübü tarihinin en önemli günlerinden birini geride bıraktık ve bugün Fenerbahçe kadın voleybol takımı Avrupa'nın en büyük kupası olan Şampiyonlar Ligi şampiyonu olarak herkesi selamlıyor. Sarı Melekler önce yarı finalde Dinamo Kazan'ı 3-1, dün ise finalde Cannes'ı 3-0 ile devirerek Avrupa şampiyonu oldu ve tarihe geçti.

Geride kalan 2 sezonda önce finalde tie-break'te kaybetmiş, geçen sezon ise yarı finalde kaybederek 3.lük elde etmiştik. Bugün gelinen noktada arada kazanılan Dünya Kulüplerarası Şampiyonluğu gibi büyük bir başarı önemli bir yerde dururken Avrupa Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu için çok çalışıldı ve o büyük hedefe ulaşıldı.

Fenerbahçe kadın voleybol takımı ve kadroda yer alan tüm sporcular adını tarihe sapsarı parlayan altın harflerle yazdırdı.

Bu büyük başarıda emek veren, ter döken her bireye ve tüm sporcularımıza helal olsun.

Kadın ve Çocuklar Yine Kazandı


Galatasaray derbisi ardından payımıza düşen! 2 maç cezayı kadın ve çocuk taraftarlarımız ile geçmesini başardık. Önce hafta içinde Türkiye Kupası 4. tur eşleşmesinde Samsunspor'u 3-0 ardından cumartesi günü ligde son dönem belirgin bir ivme yakalayan Bursaspor'u 1-0 ile geçtik.

Alex ustalara saygı kuşağına direkt girecek goller atmaya devam ediyor. Kupada Samsunspor ağlarına gönderdiği şık golün devamını Bursaspor'a karşı getirdi. Maçı kazandıran gol bir önceki hafta Galatasaray ağlarını sarsan, Muslera'nın 40 kere vursalar böyle gol olmaz dediği golün tıpkısının aynısıydı.

Bursaspor maçında kadınları ve kardeşlerimizi tribüne uğurlayıp maçı yoğurtçu parkı'nda radyodan dinledik. Onların biraz öteden gelen hemen hemen her aksiyondaki heyecanlanma sesi beni hep duygulandırıyor. Fenerbahçe atağında da, rakip üzerimize geldiğinde de değişik bir hisse kapılıyorum. Annem tribünde, arkadaşlarım tribünde biliyorum ki kalpler Fenerbahçe için, en hızlısından atıyor.

Kadın ve çocukların adına ceza denilen bir maçı daha Fenerbahçe'yi 40 küsur bin taraftar olarak tribünden desteklemeleri de bu uygulamanın devamını önümüzdeki sezonlar getirirler mi diye sormama sebep oluyor. Hayır bu Fenerbahçeliler de ne garip bir bağ ile takımlarına tutkunlar canım, diğer takımlarda neden bu kadar kalabalık olmuyor, ne yapsak acaba?

Neyse, ben Fenerbahçe'nin halkın takımı olduğunu gösteren kadın ve çocuk taraftarlara bir kez daha teşekkür ve selam ederim. Devamının gelip gelmeyeceği meçhul olan bu ceza uygulamasında 3 galibiyet ve 1 beraberlik ile yüzdeleri gayet iyi.

19 Mart 2012 Pazartesi

Bu Kez Olmadı?


9 puan geride başladığımız derbi aslında çok fazla tahmin edilmeyen bir şekilde başladı. Fenerbahçe kazanmak zorundaydı ama 10 ve 15. dakikalarda üst üste gollerle öne geçeceğini kim nereden tahmin edebilirdi. Üstelik bu goller öyle tıngır mıngır kaleye giden, savunmaya çarpıp yön değiştiren cinsten goller de değildi. Fenerbahçe'nin 5 dakika ara ile gelen Sow ve Alex golleri gayet fantastik gollerdi.

Goller öyle güzel ve sürklase ediciydi ki Galatasaray'ın yediği goller ile performansının dahi kötü etkileneceğini düşünmüştüm. Fakat devrenin devamında takımın durağanlaşması ve devre bitmeden gelen Elmander golü ile Galatasaray'ın farkı bire indirmesi geriye kalan sürede olacakların da habercisi gibiydi.

Burada Beşiktaş maçında olduğu gibi takımın güdüsel bir sebebi olduğunu düşündüğüm tek farkı korumaya yönelik geriye çekilmesi tekrarladı. Bu adeta otomatik bir refleks olan geriye yaslanma benim görüşüme göre Aykut hocanın konuşması ve böyle yapalım demesi üzerine değil. Kaldı ki Beşiktaş maçının oynandığı haftaya bakınca 9 puan geride çıkılan Galatasaray maçında o var olduğunu düşündüğüm otomatik refleks burada daha ciddi sebebe sahipti. Öndeyim ve bir şekilde bunu koruyup farkı 6 puana indirmeliyim.

Fakat Aykut hocanın bu refleksi bozmaması üzerine konuşabiliriz. Mesela bence kötü gününde olan Stoch'un çıkması gayet normal iken yerine Dia girebilirdi, Selçuk değil. Bu değişiklik takımın bahsettiğim kendi kendine yarattığı o koruma güdüsünü tamam devam edin, bu tarzı onaylıyorum şeklinde algılanır. Selçuk hamlesi Galatasaray orta sahasına karşı düşen Fenerbahçe orta sahasını toparlama fikri de olabilir ama bunun devamında gelişen takım düzeni ve Alex'in de oyundan çıkması öyle olmadığını gösterdi.

Nitekim skoru koruma güdüsü de Aykut hocanın daha defansif (hücum düzenini de bozan) kurgusu da işlemedi ve Galatasaray kendisine yeten golü bularak Kadıköy'den 2-2'yi çıkardı. Hatta son saniyede o makus talihlerini de kırabilirlerdi.

Bütün bunların sonunda Aykut hocayı gereğinden fazla eleştirmekten yana olmadığımı, yukarıda yazdığım kendime göre teknik-taktik eleştirilerin konuşulması gerektiğini ama daha fazlasının benim tarzım olmadığını söylemem beni bilen ve burayı okuyanlar için çok şaşırtıcı olmayacaktır.

Herhalde çok büyük bir kitlenin de normal bir sezon geçirmediğimizi, Galatasaray'ın ise iyi olan takımını bir kenarda tutarak gayet normal, sorunsuz bir sezon geçirdiğini düşündüğünü varsayıyorum. Bu sezonun devamında gelinen durum benim için şaşırtıcı değil ve bir dönemden itibaren düşündüğüm şekilde devam ediyor. Fenerbahçe'nin geldiği yer ise benim için saygıyı hak ediyor.

Sonuçta tarihin geneline bakıldığında normal sezon içerisinde (play-off'un dayatılması ile bu ifadeyi kullanmak zorunda kaldım) Fenerbahçe, Galatasaray'ı en az 1 kez yener, bu kez yenemedi. Bunun da böyle bir sezona denk gelmesi enteresan.

Adeta kaybetmiş gibi üzüldüğümüz maç 2-2 berabere bitti. Tarih boyunca ezeli rekabette hep daha fazla kazanan Fenerbahçe bu kez kazanamadı. Fakat sadece biz değil, onlar da biliyor ki Fenerbahçe yine kazanacak, daha çok kazanacak!

13 Mart 2012 Salı

Aykut Hoca ve Mutluluk


Bana hitap açısından Aykut hocam çok daha içten geliyor, o yüzden Aykut Kocaman ismi bir efsanedir ve öyle kalacaktır ama ben bu yazıda ona Aykut hoca(m) diye seslenmek istiyorum.

Bugün Aykut hoca ile devam eden sözleşmenin 3 sezon daha uzatılmasının mutluluğunu yaşıyorum. Geçen sezonun başında Fenerbahçe teknik direktörlüğü görevine geldiğinde nasıl mutlu olduysam, bugün Fenerbahçe'nin teknik direktörü olarak görev süresinin 3 sezon daha uzamış olmasına daha çok mutlu oluyorum.

3 sezon daha beraber sevinmek, bazen üzülmek ama Aykut hoca ile birlikte mücadele etmek. Benim için önemli olan, değerli olan budur. O'nun Fenerbahçe teknik direktörü olarak temsiliyeti, yansıttığı karakter Fenerbahçe'nin ta kendisidir.

Çocukken attığı gollere sevinen ben artık onun saha kenarından yönlendirdiği Fenerbahçe'nin mücadelesine umut bağlıyorum, umutlanıyorum ve diyorum ki Aykut hoca ile gidilecek yol benim için umut yoludur.

Onun yukarıdaki fotoğrafa yansımış mutluluğu da artık milyonlarca Fenerbahçelinin mutluluğudur.

11 Mart 2012 Pazar

Sonuna Kadar!


Önümüzdeki hafta oynanacak Galatasaray derbisi öncesi puan kaybı yaşamadan, sakatlık vermeden ve hatta objektif blogger ile liseli medyanın en büyük polemik konusu olan kart cezasına yakalanmadan kazanılması gereken bir maçtı Ankaragücü deplasmanı.

Birkaç hafta önce küme düşmesi kesinleşmiş, genç oyuncuları ile ligin sonunu getirmeye çalışan Ankaragücü karşısında Sow ve Mehmet Topuz'un golleriyle 2-0 kazandık, maç içinde sakat vermedik ve polemik konusu kart cezasına yakalanmadık.

Maçı yoğurtçu parkında arkadaşlarımla beraber radyodan dinledim. Hava soğuktu ama Fenerbahçe ile ısındık. Gecenin karanlığında Fenerbahçe'nin görüntüsüne değil ama sesine sarıldık.

Ve artık önümüzdeki haftayı bekliyoruz. Kazanmak için sahada ve tribünde sonuna kadar mücadele edeceğiz. Böyle zor bir sezonda havlu atmamanın, şampiyonluğu sonuna kadar kovalamanın değerini hem bileceğiz hem de herkeslere göstereceğiz.

4 Mart 2012 Pazar

Ne Yaptın Öyle Çocuk!


Kadıköy'de bazen iyi bazen kötü oyun performansları ama sonuç olarak uzun süren bir kazanma istikrarı var. Fenerbahçe son dönemde kendisi için büyük sorun olan deplasman kayıplarını bir şekilde Kadıköy'deki o kazanma istikrarı ile örtüyor. Ligde söz konusu deplasman performansı handikapı ile puan farkı açılmış durumda ama takım dün akşam ligin bu sezon dikkat çeken takımlarından Gençlerbirliği karşısında adeta patladı, güzel oyun ve çok güzel gollerle 6-1 kazanarak pes etmeyeceğiz dedi.

Stoch için tabii ki ayrı bir paragraf veya paragraflar açmalıyım. Daha önceki yazılarda bu sezon bu çocuğun yırttığını, artık Fenerbahçe'nin sahadaki en önemli kozlarından biri olduğunu, Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'ye genç ve çok potansiyelli bir oyuncu kazandırdığını söyledik. Böyle genç, başarıya aç ve kendini göstermek isteyen potansiyeli olan gençleri ve onları arayıp tarayıp Fenerbahçe'nin transfer politikasının bir parçası yapan Aykut Kocaman'ı çok seviyoruz.

Stoch'un gollerinin hepsi belli bir mesafeden, çok güzel ve düzgün vuruşlar sonrası gelen goller. Fakat dün akşam Gençlerbirliği ağlarına yolladığı ilk gol Fenerbahçe forması ile attığı en güzel gol olarak kayıtlara geçti.

Nasıl bir gol attı, nasıl bir zamanlama, nasıl bir estetik, top kaleye doğru nasıl süzüldü ve ağlarla buluştu anlatabilmek ne mümkün! Tribünde hepimiz birbirimize sevinç içinde sarılırken aslında Stoch bu golü nasıl attı şaşkınlığındaydık.

Bu çocuk böyle oynadıkça ve bu kadar olağanüstü goller attıkça biz çok seviniyoruz ya bir de Stoch Galatasaray'da diye resmi web sitesi girişine transfer haberi verenler nasıl daralıyordur bir düşünün?

O an var ya işte, o anı durduramazsınız!

27 Şubat 2012 Pazartesi

Taraftar Neden Hep Yalnız?


Bu garip ve aslında canımızın çok yandığı zor sezonda ilk kez 26. haftada bir h.sonu deplasmanı oynamış, ona da işçinin şehirlerinden Karabük'ün uyguladığı adaletsiz bilet fiyat politikası ile gidememiştik. Fikstürde 28. hafta ikinci kez bir h.sonu deplasmanı, abartılmamış bilet fiyatı ve istikamet Eskişehir olunca heveslenmiş, yola çıkmak üzere heyecanlanmıştık.

Cumartesi sabahı bir gece öncesinde Çağlayan Adliye Sarayı'nda saatlerce adalet için bekleyen ama o adaletin gelmeyeceğini bile bile direnen ve üzerine yine biber gazı sıkılan bizler Kadıköy Evlendirme Dairesi önünde yola koyulmak üzere toplandık.

Vamos Bien tek otobüs ile Eskişehir yollarına düşerken yine o sevdiğimiz şarkılar, tezahüratlar dillerimizde, çok sevdiğimiz Fenerbahçe'yi deplasmanda yalnız bırakmamak umuduyla ilerledik. Eskişehir'e vardığımızda polisin şehrin biraz dışında yaptığı rutin arama, kontrol sonrası stada geçmek, tribündeki yerimize gitmek olması gerekendi.

Fakat olduğumuz yerde fazla bekletilince anladık ki polis bizi orada tutma talimatını almış, elinde bileti olan, kilometrelerce yol aşıp gelmiş 500'ü aşkın Fenerbahçe taraftarının tribüne doğru yönelmesine müsaade etmiyordu. Bizler ise isyan ederek, fiziki olarak tribüne girmek niyeti ile değil ama başka bir şeyi göstermek için polisin, yanındaki biber gazının, onlara eşlik eden panzeri ve tazyikli suyu bilerek stada yürüdük. Yaklaşık 7-8 kilometre yürüyüşün birçok aşamasında polisin barikatı, panzerin tazyikli suyu ve gözleri rahatsız eden ışığı vardı. Onlar sağa geçerken biz sola geçiyor, başka yerde yanımızda yürüyorlar ama ileride barikat kuruyorlardı.

Şehrin içine kadar girdik, müdahale edeceklerini söylediler. Haklıydık ve yine mağdurduk. Elimizde biletler ile takımımızı yalnız bırakmamak için çıktığımız bu yolda tribüne sokulmuyor hatta şehire giremiyorduk. Şehre girdik ve bir kez daha Türkiye tribünlerinin en mücadeleci taraftarının Fenerbahçe taraftarı olduğunu gösterdik.

Maça girememek bizi üzmez lakin futbol üzerine ahkam kesen çok bilmiş yorumculardan, medyada konu Fenerbahçe olunca at koşturan ulemalardan, temiz futbol dilencilerinden, Eskişehirspor yönetimi ve kendi kulüp yönetimimizden bu konuda bir şeyler duymak istiyoruz.

Takımını deplasmanda yalnız bırakmak istemeyen taraftar neden hep yalnızlığa itiliyor?

Ses yok!

19 Şubat 2012 Pazar

Fenerbahçe Halktır, Halk Yenilmez!


Biz bu sevgiyi yaşıyoruz, her an içindeyiz, biliyoruz. Siz bilmek istemiyor, görmezden gelerek kabul etmemeyi ve bahaneler üretmeyi tercih ediyorsunuz. Fenerbahçe'nin halkın takımı olduğunu, halk dediğimiz o büyük kitlenin çok farklı yaşam biçimine sahip; sosyal, ekonomik, politik ve hatta inanç açısından ayrı ayrı insanlar tarafından ne kadar çok sevildiğini söylüyoruz.

Dün akşam "seyircisiz" ceza nedeniyle oynadığımız Sivasspor maçına 40.000'e yakın Fenerbahçe taraftarı kadın ve çocuk koşarak, büyük bir heyecanla Kadıköy'e geldiler. Kimileri ilk kez Fenerbahçe'yi tribünden görüyordu, kimileri Manisa maçından sonra ikinci kez, kimileri de zaten hep tribündeler ve Fenerbahçe sevdalarını yaşıyorlar.

Dün akşam büyük bir geri dönüşü, önce sevinmeyi sonra geri düşmeyi ve maçın 2. yarısında gelen 3 gol ile kazanmanın mutluluğunu yaşadılar. Alex'in maçı 2-2'ye getiren, adeta meşalenin fitilini ateşleyen o müthiş golünü yerinde gördüler, o müthiş gole yerinde sevindiler. Annem oradaydı, diğer anneler, kız kardeşlerimiz, küçük kardeşlerimiz..

Fenerbahçe geriye düştüğü an hiç homurdanmadılar, bildikleri tezahüratları söylediler, söylemeye çalıştılar ve geri dönüş galibiyetine çok sevindiler, hepimiz çok sevindik.

Fenerbahçe'nin bir kez daha halkın takımı olduğunu gösterdiler. 40.000'e yakın Fenerbahçeli kadın ve çocuk Fenerbahçe için heyecanlandılar, Fenerbahçe ile mutlu oldular.

Kadınıyla, çocuğuyla ve erkeğiyle halk, Fenerbahçe'sini çok ama çok seviyor. Fenerbahçe de gücünü halktan alıyor, bazen sendeliyor, zor günler geçiriyor ama yıkılmıyor, yenilmiyor!

13 Şubat 2012 Pazartesi

Sırtımda Taşırım


Dün akşam Karabük deplasmanında son dönem engel olamadığımız kötü deplasman performansına devam ederek 2-1 kaybettik. Kötü oyun ve kötü mücadele vardı. Futbolda sizin dışınızda oyuna etki eden şartları ve bunların oyunun galibini belirleme ihtimalini bir kenarda tutarak hep dediğimi tekrar ediyorum: oynanan oyun ve mücadele rakipten daha iyi olsa zaten Fenerbahçe büyük ihtimal kazanır. Tabii ki bazen kötü oynadığınız zaman da kazanabiliyorsunuz.

Neyse, başlığa geri dönüyorum ve daha önce söylediğimi sahada alınan skordan bağımsız tekrar ediyorum:

Aykut hocam, seni gücüm bitene kadar sırtımda taşırım.

Ve bilirim ki gücümün bittiği yerde de benim gibi seni taşıyacak bir arkadaşım hep vardır.

6 Şubat 2012 Pazartesi

Derbi Algısı


Fenerbahçe, Kadıköy'de Beşiktaş'ı 2-0 mağlup ederek rakibinin burada kazanamama serisini 7 sezona çıkardı ve son yıllardaki derbi performans üstünlüğünü devam ettirdi.

Maç öncesi Beşiktaş'ın eksikleri ve bunların çok önemli isimler olduğu konuşuldu. Beşiktaş Kadıköy'e çok eksik geliyordu ama diğer taraftan Fenerbahçe'nin içinden geçtiği dönem ve takımın gel-gitli maç performansı ve hatta 3 gün önce Samsun deplasmanında 3-1 mağlup olması yok sayılmış gibiydi. Müthiş formda, tam kadro Fenerbahçe bu eksik Beşiktaş'ı yenmeli hatta rahat yenmeli ama Beşiktaş bu kadar eksiğe rağmen Kadıköy'den çıkarsa büyük iş! Maç öncesi oluşan algı bu yöndeydi.

Maçın başında Alex'in kornerinde Gökhan Gönül'ün arkaya sektirdiği topu Yobo'nun tavana asmasıyla 1-0 öne geçen Fenerbahçe maçın 90. dk.sına kadar kendi skorunu arttıramadı ve ilk yarı Beşiktaş kontraları, 2. yarı ise sürenin geçmesi ve skorun halen 1-0 ilerlemesine bağlı olarak skoru tutma güdüsü ile geçti. Tam da burada Beşiktaş'ın Fenerbahçe kalesine yüklenmesine ve neredeyse daha iyi oynayan taraf ilan edilmesine tanıklık ettik!

Fenerbahçe dün çok iyi oynamadı ama "eksik" Beşiktaş'a karşı 1-0'ı arttıramadı ve süre ilerledikçe psikolojik olarak skoru korumaya geçti ve dolayısıyla Beşiktaş'ın kalesine gelmesine olanak tanıdı. Bu oyun şekli ve derbinin maç öncesi yaratılan algısı ile Fenerbahçe kötü oynayıp kazanan tarafmış gibi ilan edildi veya ben çok alınganlık yapıp öyle anladım.

Maçtan önce sakatlıkları bulunan ama derbiye ilk 11 başlayan Gökhan Gönül ve Emre'nin oyunu tamamlayamamaları arada kaynadı. Fazla dakika bulamayan Orhan Şam ve uzun süredir sakatlık nedeniyle oynamayan Selçuk'un sakatlanan Gökhan ve Emre'nin yerlerini kapatma çabaları gibi detaylar önemsizdi.

Nihayetinde maç 1-0 bitecek mi yoksa Beşiktaş golü bulacak mı derken ayağının tozuyla maça çıktı tabirinin tam karşılığı olan Moussa Sow'un Beşiktaş filelerini görmesiyle Fenerbahçe eksik Beşiktaş'ı 2-0 yenmesini bildi.

Benim ve arkadaşlarım içinse Beşiktaş galibiyetinin mutluluğu bir tarafa tribünde beraber ter döktüğümüz kardeşlerimizle beraber yaptığımız "Haklıyız Kazanacağız" pankartının tribünleri selamlaması çok önemli ve değerliydi.

3 Şubat 2012 Cuma

Gel-Git


Samsun deplasmanında kötü oynadı Fenerbahçe, kötü mücadele etti. Stoch'un golü ile maçın başında 1-0 öne geçtiği mücadeleyi 3-1 kaybetti. Ligin 24. haftası sonunda 4. mağlubiyetini aldı.

Son dönemde yazdığım yazılarda takımın bugüne kadar ligi sürece rağmen iyi götürdüğünü lakin haftalar ilerledikçe ayakta kalmak adına sorunlar yaşadığını ve istikrarsız bir oyun / mücadele girdabına girdiğini vurgulamak istedim. Bu durumdan kurtulmanın da sezon sonuna kadar kolay olmadığını, yaşanan süreçten bağımsız bir saha performansı görmek kolay değil diye düşündüğümü söyledim.

Dünkü Samsun maçına dair yakın çevreme, eşe-dosta puan kaybı yaşayabiliriz diyordum. Açıkçası bu yukarıda saydığım nedenler, Samsun'un ligdeki durumu vs. gözeterek 2 puanlık bir kayıptı ama biraz daha fazlası oldu. Saha içindeki yanlışları burada yazacak değilim ama zaten mağlubiyete sahada yaptığınız yanlışlarla gidiyorsunuz ve çok büyük acaiplikler olmadığı takdirde rakipten iyi oynar, daha iyi mücadele ederseniz galibiyete ulaşırsınız.

Maç sonunda sosyal medyanın gözbebeği twitter'da yine farklı tepkiler vardı. Takımın kötü mücadelesi ön plandaydı. Ben Fenerbahçe kazanınca seviniyor, kaybettiğinde üzülüyorum ve tabii futbol adına doğru veya yanlışları eşimle-dostumla paylaşıyorum. Daha fazlasını pek tercih etmedim. Kötü mücadeleye fazla tepki verenler ile eleştireni burada ayrı tutuyorum. Arada bir fark var.

Dediğim gibi Fenerbahçe zaten Samsun'dan daha iyi oynar ve mücadele ederse, ekstra etkenler olmadıkça o maçı kazanır ancak takımın yaşadığı gel-gitler bunun gerçekleşmesine engel.

Zor sezon oynuyoruz, kolay değil.

30 Ocak 2012 Pazartesi

#1000 Galibiyet


Fenerbahçe 1959'dan bu yana kayıtlara geçen lig tarihindeki 1.000. galibiyetine Mersin İdman Yurdu karşısında 2-1 kazanarak ulaştı. Goller Bienvenu ve Stoch imzalı.

Bienvenu üzerine yapışan o kötü algıya rağmen dün ligdeki 6. golünü kaydetti. Çalışkan ve gayretliydi, elinden geleni yaptı. Stoch ise Fenerbahçe forması ile artık oldu dediğimiz oyununa müthiş goller eklemeye devam ediyor. Bu kez solundan sağına çektiği şekilde değil fakat yine ceza sahası dışından rakibi de oldukça uzaklara göndererek sol ayağıyla ve yine kalenin en ulaşılmaz yerine nişanladı. Aykut hocanın güzel transferlerinden, geleceği parlak ve böyle devam ederse de kapımızı çalmaya başlarlar.

Takımın bir hafta öyle, diğer hafta böyle hatta maçın içinde gelip-giden oyununu yaşanan sürecin belirsizliğine bağlıyorum. Düşününce çok mantıksız değil aslında. Tüm bu süreç o kadar dengesiz ki takım da sanırım buna fazla direnç gösteremiyor lakin sürekli tekrar ettiğim gibi 23 hafta sonunda lig istatistikleri oldukça iyi ve alkışı hak ediyor. Sezonun geri kalanında zor da olsa bu gel-gitli oyunu biraz daha istikrara çekmek herkesin isteği ama dediğim gibi sahadaki mücadeleyi sürecin dışında tutmak pek kolay değil.

Bitirmeden de hep sevdiğim, gol atan futbolcunun sevincini tribün ile, taraftar ile paylaşmasını yazayım. Dün akşam Bienvenu attığı gol sonrası kale arkasındaki taraftara koştu ve yine o sevdiğim görüntü ortaya çıktı. Futbolun ve onunla ilintili tribünün en güzel görüntülerinden..

Elemanı da ayrıca seviyorum ama çok itip kakıyorsunuz! Herşeyi bu kadar kolay harcamayın, merak etmeyin hayatınızdan birşey eksilmez!

27 Ocak 2012 Cuma

Moussa Sow Transferi


Öncelikle içinde bulunduğumuz süreç, geleceğe dair belirsizlik ve hepimizin bildiği şartları düşününce bu transferi gerçekleştirmek önemli birşey diye söze girmek isterim. Moussa Sow'u ne doktorlar, ne mühendisler istedi ama onu Fenerbahçe aldı gibi birşey demek istemediğimi tahmin ediyorsunuz diye varsayıyorum.

Fenerbahçe şikeci damgası vurulduğu, her hafta rakı masalarına meze yapıldığı ama etinden-sütünden yararlanıldığı bu sezonun 22 haftasını Semih ve Bienvenu (sayı ile 2) forvet hattı ile geride bıraktı. Forvetlerin form durumu, sonuca giden yetersizliklerini tekrarlamadan bu süreci lig performansı açısından gayet başarılı geçtiğini düşündüğümü söyledim. Bu sezon tekniğe-taktiğe girmiyorum ama Fenerbahçe'nin mücadelesinin bir ayağının sahada olduğunu düşünüyorum ve eğer bir transfer yapılacaksa bu forvet pozisyonu için olmalıydı.

Moussa Sow tam bir Aykut Kocaman transferi. Hocanın transferdeki Fransa radarını hepimiz biliyoruz. Oyun tarzlarını, mücadeleci yapılarını, hız, genç yaş, kendini gösterme hevesi diğer tabirle aç oyuncu profili kriterlerini sıklıkla burada arıyor. Bazılarınız seviyor, bazılarınız sıkıldı ama aç oyuncu için sürekli tekrar ettiğim tam ekmek kavurma-kaşar tabiri var. Stoch ve Dia transfer edildiğinde transfer ücreti yerine tam ekmek arası kavurma-kaşar'a talim çocuklar demiştim. Yaşı küçük ve kendini göstermeye çabalayacak potansiyel yetenekler için kullandığım bu tabir bu sezon Bienvenu ile devam etti.

Moussa Sow'un da bu tam ekmek kavurma-kaşar ekolünden olduğunu düşünüyorum. Bienvenu de tam ekmek, Sow da tam ekmek nasıl oluyor bu iş diyorsanız burada ekmeğe biraz daha geniş açılı bakmanızı rica edeceğim. Rennes'de kendini biraz göstererek Lille'e transfer olan ve burada 25 gol ile Ligue 1 gol krallığını kapan Sow'un kariyerinin gelişime açık olduğunu, Ligue 1 gol kralı oldum, işim bitti demeyeceğini ve dolayısıyla halen aç olduğunu biliyoruz.

1986 doğumlu Sow'un Fenerbahçe'nin eksik olduğu forvet hattına güç katacağını ve Fenerbahçe'nin mücadelesine destek olacağını düşünüyorum. Fakat şunu söylemek gerek; Sow Niang değil. Niang buraya gelirken Marsilya'da başardıkları ve yanında getirdiği tecrübesi vardı. Sow ondan 7 yaş küçük, Ligue 1 gol krallığını kapmış ve kendini daha ileri taşıyacak potansiyele sahip. Aykut Kocaman'ın oyununda etkili olması gayet muhtemel ve hocanın istediği özelliklere sahip bir oyuncu profili.

Benim açımdan gol başına bir tam ekmek kavurma-kaşar teklifi geçerli.

Fenerbahçe yolu açık olsun..

26 Ocak 2012 Perşembe

Zor


Fenerbahçe ligdeki 3. mağlubiyetini 22. haftada Olimpiyat Stadı'nda İBB karşısında aldı. Takımın lig istatistikleri göz ardı edilemeyecek süreç ve şartlar nedeniyle bana göre hala gayet iyi.

Geri kalan maçları yine kazanacağız, bazen yenileceğiz fakat bu sezonu oynamak zor hem de çok zor.

Yukarıdaki fotoğraf önemlidir ve belki biraz derinlemesine bakmak gerekir..

22 Ocak 2012 Pazar

Forvetsiz!


Şike soruşturmasında şike var diyoruz. En başından beri dönen dolaplara, hasıraltı edilenlere dikkat çekiyoruz. En büyük şikenin "Fenerbahçe şampiyon olmasın da kim olursa (o anda rakibi kimse o) olsun düşüncesi ve sahaya yansıyan karakteridir diyoruz. Geçen sezon kazandığımız şampiyonluk bileğimizin hakkıyla, alın terimizle kazandığımız şampiyonluktur, o şampiyonluğu kimseye vermeyiz diyoruz. 58. madde değişmesin, küme düşme kalkmasın konusunda ısrar ediyoruz, geri adım atmıyoruz.

Bunlar olurken para akışının kesilmemesi için süper lig devam ediyor ve maçlar oynuyoruz! Geçen yazıda vurgu yaptığım gibi Semih + Bienvenu forvet hattıyla buralara geldik ve de gayet iyi geldik, bu önemli birşey demiştim. Dün akşam ise Kayserispor karşısına ise kağıt üstünde forvet oyuncusu olmadan çıktık. Alex en önde, biraz arkasında sağında-solunda serbest ama sola meyilli ters ayak Stoch, biraz Caner ve Mehmet Topuz destekli kurgu ancak aralarında forvet yok gördüğünüz üzere..

Bu forvetsiz düzen ile maçı 3-0 yapabildik ve kopardık, kazandık. Son imzayı Bienvenu attı, maç 4-0 bitti. Ben tarafım, Fenerbahçe'den yanayım ama objektif olanlar! da burada önemli bir mücadele ve başarı olduğunu görüyorlardır diye umuyorum. Onlar objektif olduğu için Fenerbahçe'nin 21 hafta sonunda, tüm yaşanan sürece rağmen, forvet hattındaki zayıflık veya formsuzluğa rağmen bulunduğu yeri takdir ediyorlardır belki?

Takım her hafta ayakta kalmaya çalışırken, dışarıda Fenerbahçe üzerinden pazarlıklar dönerken ve biz bu ligde oynadığımız her maça boynumuzda ilmek ile çıkarken, dün akşam da Kayserispor maçına forvetsiz çıktık!

Fenerbahçe'yi seversiniz, sevmezsiniz veya nefret edersiniz ama şartları bir düşünün isterseniz.

Karanlık bir yolun içinde ilerliyoruz,
Fakat o yolun sonunda doğacak güneşi hep hayal ediyor ve görüyoruz..

17 Ocak 2012 Salı

90+5!


Acımız çok taze ama hep derler ya hayat devam ediyor? Fenerbahçe de o hayata ve mücadelesine devam etmeye çalışıyor. 20. haftanın son karşılaşmasında Manisa deplasmanına çokça hüzün ve sırtından hiç eksilmeyen sorunlarla çıktı Fenerbahçe. Kaptanı ve yakın tarihin efsanesi Alex'ten yoksundu. Forvet sayısı, onların formu ve onların tüm iyi niyetine rağmen yeterliliklerini de kötü şartlara eklemeliyiz.

Buna rağmen Fenerbahçe, Manisa deplasmanında çok önemli pozisyonlara girdi ve çok ciddi gol fırsatlarından yararlanamadı. Caner'in 55'te Stoch ile yarattığı organizasyon sonunda cetvel ile çizerek hakettiği golü buldu, üstüne çok önemli pozisyonları kaçırmaya devam etti ve hemen ardından hiç haketmediği golü kalesinde gördü. O ana kadar radyodan dinlediğim maçta bu gol Manisa'nın ilk ciddi pozisyonuydu. 1-1'den sonra girilen pozisyonlar paylaşıldı ve maçın sonuna gelindi.

Futbol netice oyunu diyecekler ahkam hazırlıklarına, sevmeyenimiz ellerini ovuşturmaya başlamıştı. Fakat 90+5'te maçın önemli isimlerinden Caner'in aldığı faul ve oradan gelen serbest vuruşta Cristian'ın arkaya doğru doldurduğu top Yiğit İncedemir'in kafasına çarpıp ağlarla buluşmasın mı?

Bizlerde yine o eşsiz sevinç, diğer taraftaki durumu ise varın siz tahmin edin..

Fenerbahçe futbol takımı ve hocası Aykut Kocaman alkışın kralını hak ediyor!

Semih + Bienvenu forvet hattıyla 20 hafta ve bugün son 10 dk. Recep Niyaz'ın oyuna girdiği bu Fenerbahçe takımına herkes saygı duysun.

Aşağıdaki gol sevincine de ben kurban olayım.

14 Ocak 2012 Cumartesi

Gözyaşları Yetmiyor


Dün akşam bir başka büyüğüm, anneannem'in benzer rahatsızlık nedeniyle hastaneye kaldırıldığı haberini almış; iş çıkışı hastaneye gitmiştim. Yolda birşey okudum ama inanmak istemedim, kesin değildi hayır dedim, kapattım.

Anneannem için hastaneye geldim, onun o halsiz haline bakıp üzülürken ve iyi olmasını dilerken hastane odasında Lefter'i kaybettiğimizi öğrendim. Kapıya doğru uzaklaştım ama yok olmazdı orada kendimi tutmalıydım. Gece anneanneyi öpüp yanında annemi bırakıp eve döndüğümde televizyonda onu ve onun emek verdiği Fenerbahçe forması ile ilgili gerçekleri bir kez daha görünce saatlerce ağladım.

Hep aynı şeyi tekrar ediyoruz, sahada göremediğimiz, büyüklerimizin bize anlattığı o güzel insanı, Lefter'i çok ama çok seviyoruz. O Fenerbahçe'nin armasındaki beyazdı, çok sevdiğimiz çubuklu formanın anlamlarından biriydi. Türk futbolu ve Fenerbahçe'nin yıldızı gökteki yerini aldı.

Ben o hayatta iken yanına gidebilmiş şanslı kişilerdenim. 2010 yılının son günlerinde Lefter yine hastalıklarla boğuşur, onlara çalım ve goller atarken yanındaydım. Ziyaret sonrası buraya yazmışım ve dönüp baktığımda o güne geri dönmek istediğimi söylüyorum.

O'nun yanında olduğum zaman nasıl heyecanlandığımı, kalbimin nasıl hızla attığını, gözünün içine heyecanla bakarken ışığı görebildiğimde hissettiklerimi kalbime kazıdım.

Döktüğüm gözyaşları acımı anlatmaya yetmiyor ama sana söz veriyorum çubuklu forma bize emanet, taa ki bizler de senin yanına gelene kadar.

10 Ocak 2012 Salı

Ayakta Kalmaya Çalışmak


Kötü başladık, Gaziantepspor önce pis kaçırdı sonra attı. Devreye 0-1 mağlup girerken rakip te 10 kişi kaldı. İkinci yarıda da çok etkin değildik, sevmeyenimiz kalan dakikaları ince ince hesaplarken önce 76'da Ziegler'in pasında Stoch ile 1-1 yaptık. Sevmeyenimiz daha tühh bee az kalmıştı diyemeden 77'de Alex'in pasında Cristian uzak kale ağlarını gördü, 2-1 öne geçtik. Fenerbahçe'yi sevmeyenin hesabı 2 dakikada bozulurken 90+da yine Alex'in pasında Mehmet Topuz fişi çekti, 3-1 kazandık.

Yukarıdaki paragraf içinde biz tribünde, takım sahada sevinirken diğer tarafta Fenerbahçe yine puan kaybetsin heveslisi kitle hayal kırıklığına uğruyordu. Bunlar işin doğası gereği güzel, seviyoruz vs. ama bu sezon tekniğe-taktiğe girmeyen ben olası gidişat hakkında 1-2 bişey demek isterim.

Öncelikle Fenerbahçe futbol takımının her bireyi mücadele ettikleri bu sezon için büyük alkışı hak ediyorlar. Kötü oynayan futbolcu alkışlanır mı demeyin, konu bu değil. Onları en çok biz; tribünde, sokakta, memleketin veya dünyanın bir yerlerinde Fenerbahçe için heyecanlanan taraftarı anlıyor. Başka da kimse anlamaz, anlamayacak ta zaten!

Takım geçen sezon şampiyon olan kadroya göre belirgin güç kaybetti gibi tek tek isimleri sayarak bilinen ama aslında çok önemli olan detayı yazmak yerine Aykut Kocaman'ın sezon başlarında katıldığı bir TV programında söylediği ve bugünlerde etkisini çok açıkça gördüğümüz ifadesine dikkat çekmek gerek.

Aykut Kocaman takımın üzerine atılan lekelere karşı alın terini savunan futbolcuların motivasyonu ile ilgili bir soruya "bu tip bir motivasyon bir yere kadar bizi ayakta tutar, daha sonra bundan güç alamayız, doğal olarak futbolcularda bu motivasyon düşecektir" gibi bir cevap vermişti.

Aykut hocanın sezon başında dediği maalesef doğru ve onun takımını yaşanan bütün bu sürecin dışında hiçbir şey olmamış gibi maçlara hazırlaması gerçekten çok zor. Ve Aykut hocanın varlığı, şu süreçte başımızda oluşu bu kötü ortamda çok büyük huzur veriyor.

Takımın geride kalan 19 haftada belki de kariyerinin en formsuz sezonunu geçiren Semih ve kapasitesi sınırlı Bienvenu forvet hattı ile uzun süre liderlik koltuğunda ve halen 2.lik pozisyonunda olması gerçekten önemli diye düşünüyorum. Lakin hiç istemesek te normal sezonun devamında mevcut kadro sendeleyebilir. Takım her geçen hafta ayakta kalmak için mücadele ederken, rakiplerinin mental anlamda bir sıkıntı yaşamaması da saha içine yansıyan önemli handikaplardan.

Fakat kimse Fenerbahçe kadrosunun 2 forveti varmış, onlardan biri çok formsuzmuş, ötekisi çok garibanmış, başkanı ve yöneticileri 6 aydır ve daha da fazlası özgürlüğünden uzakmış, medya her gün-her hafta kamuoyuna zehirli yayınlar yaparmış, bu ülkede adalet var, hukuk var ama gerçekten bazılarına yokmuş demeyecek.

Fenerbahçe dışındakiler için hayat gayet yolunda, Fenerbahçe ise ayakta kalmaya çalışıyor..

Taraftarı ona hep omuz verecek,
Bu zor günler geçecek..