3 Ağustos 2012 Cuma
Krasic Transferi
Güzel transfer, önemli transfer. 2 sezon önce de Aykut hoca'nın istediği, o zaman Juventus ve İtalya Serie A'nın ağır basması nedeniyle olmayan ancak yine bugün öneminden birşey kaybetmemiş bir transfer. Bir taşla ikiden fazla kuşu vuran bir transfer Krasic transferi. Kuyt ve Mehmet Topuz'un birden fazla bölgede oynayabilme özelliklerini tetikleyen bir transfer. Benim açımdan Mehmet Topuz'un orta sahaya alınmış yeni bir oyuncu olmasına neden olan bir transfer.
Milos Krasic şöyledir, böyledir, şu özelliğine bayılacaksınız diyecek halim yok lakin Krasic transferinin uzun vadeli bir Aykut Kocaman transferi olduğunu, özellikle ayrılık vaktinde çok üzüleceğimiz Alex'in olmadığı önümüzdeki sezon bu transferin değerinin ortaya çıkacağını söylemek isterim. Zamanı gelince belki dönüp buraya bakar ve gülümseriz.
Bir de bu transferin taraftar etkileri açısından bir paragraf açmak gerekirse, taraftarda oluşan ve beni son birkaç gündür rahatsız eden "Krasic tamam güzel transfer de orta saha merkeze adam lazımdı, Vaslui serisi başlamadan alsaydık, çok geç kaldık!" serzenişlerine kurban gitmemeli bu transfer. Bizim oturduğumuz yerden düşündüğümüz gibi veya menajerlik oyunundaki gibi olmuyor transfer işleri ve "parayı bastır adamı al" düşüncesi ile hiç alakası olmayan çok güzel bir hocamız var. Günü kurtarmanın değil planlı transferin, uzun vadeli kadro yapılarının ve yapılan transferin kapsadığı en ince detaya kadar düşünmenin doğru olduğu bir bakış açısı. Aykut hocayı çok sevmenin detaylarından sadece bir tanesi.
Milos Krasic hoş geldi, rüzgar sevenlerin gözü aydın!
2 Ağustos 2012 Perşembe
Sezon Başı
Sezona dün akşam oynanan Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme maçı ile resmen başlamış olduk. Rakip Romanya'dan Vaslui. Kura çekimindeki muhtemel rakipler süzülene kadar neredeyse ismi ile karşılaştığımız bir takım değil. Dolayısıyla Fenerbahçe için rakibin elenmesi gerekliliği baskısını otomatik cebe atan bir durum. Elemeliyiz tabii ki lakin yine sezon başı gibi bir gerçekle karşı karşıyayız!
Sezon başı resmi maçlarına fırtına gibi, hadi abartmayayım yeterince iyi giren takım sayısı çok fazla değil sanırım. Diğer takımları bırakıp Fenerbahçe için konuşayım, açıkçası pek hatırlamıyorum. Sezon başındaki ağır fiziksel yükleme temelli antrenmanların etkisi olsa gerek sezon başındaki maçlar tatsız geçiyor, araya sıkıştırdığın gol veya gollerle kazanırsan ne ala ama onun dışında sevimsiz bir durum var gerçekten.
Dün akşam da Fenerbahçe oldukça kötü oynayarak Kadıköy'de istediği sonucu alamadı; 75'te yediği gole maçın bitimine kısa süre kala Bekir'in kafası ile karşılık verince 1-1 ile yetinmek zorunda kaldı. Bilemeyiz tabi ama Kadıköy'de yenen gol tura mal olabileceği gibi Bekir'in son dakikada attığı gol turu geçme konusunda kritik olabilir. Bunu önümüzdeki çarşamba akşamı göreceğiz.
Takım kötü dedik, bunun sezon başı kötülüğü olmasını umuyorum ve öyle düşünüyorum. Aykut hoca da ilk 11'deki Semih tercihi ile yanlış yaptı diye not düşelim, bunun sezon başı gibi bir etkene bağlı olmadığını biliyoruz. Semih fazlasıyla geriye gitmiş durumda ve maalesef koca ilk yarıyı boşa geçen bir zaman gibi görebiliriz. Aykut hoca daha sonraki oyuncu değişiklikleri ile bana göre olması gerekeni yaptı ama takım üretemedi, etkili olamadı. Rövanşta iyi bir diziliş ve mutlaka daha iyi oynamalıyız. Gol veya gollere ihtiyaç olacak.
Bir de kimseye akıl verecek değilim ve bunu da emin olun hiç sevmem ama hocaya ve futbolculara tepki için fazla acelecilik olduğunu düşünüyorum. Büyük kitleler içinde tabii ki tek tip reaksiyon görebilmek imkansız ancak sezon başındayız diye noktalıyorum.
31 Temmuz 2012 Salı
Yeniden
Okul Açık bizim ruhumuz, yaşatmaya çalıştığımız taraftarlık kültürünün hayatın içine doğru yansıdığı yer.
En son 12 Mayıs akşamı gaz bombaları, ufacık çocukların korkuları ve gözyaşları arasında ayrılmıştık. Öfkeliydik, hafızamıza kazıdık.
Şimdi ise sanki ilk kez sahneye çıkarmış gibi heyecanlı ama o heyecanın yanında hevesli ve hırslıyız. Yarın akşam tertemiz bir nefes gibi içimize çekeceğiz ve öyle başlayacağız.
Yeniden Okul Açık'tan ses vermek üzere..rastgele..
3 Haziran 2012 Pazar
Dirk Kuyt Transferi
Transferi duyar duymaz aklıma gelen ilk cümle "tam bir Aykut hoca transferi" oldu. Güzel transfer olmasının içine herkes kendine göre değişik kriterler ekleyebilir ama benim için Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'nin hoca olarak dümenine geçtiğinden beri getirmek istediği ve uyguladığı transfer politikası önemli ve bundan oldukça mutluyum.
Bildiğiniz üzere hoca bize aç oyuncu lazım diyerek önemli bir transfer yolu açmıştı. Buraya kimlerin girdiğini ve yer aldığını biliyorsunuz. Onun dışında ise profesyonel ve ismi futbolla ilgilenenler için bilindik, süperstar yıldız sınıfında olmayan ancak takıma yarar sağlayacak kadar iyi transferler oldu. Dirk Kuyt bu sınıfta iyi bir transfer ve daha golcü özellikte olmasına rağmen Niang ta bu sınıftaydı. Marsilya ve Liverpool gibi takımlarda uzun süre istikrarlı oynama, bariz katkı verme ve mücadeleci iyi profesyoneller..Alex apayrı bir örnek olsa bile bu sınıfa gireceklerden..istikrarlı, takıma katkısı çok fazla ve takım için elinden gelen mücadeleyi sonuna kadar veren profesyonel yıldız isimler..
Dirk Kuyt ta bilinen Liverpool kariyeri, milli takımda üstlendiği roller ile herkes tarafından bilinen ama görevini yerine getirmek için sonuna kadar mücadele eden bir futbolcu. Kanat forvet oynaması güzel bir alternatif ve takımın hücum kombinasyonlarında avantaj yaratacaktır.
Transferi her açıdan değerlendirdiğimizde çok başarılı gözüküyor ve bunun için Aykut hocaya teşekkür etmeli, belli bir süreye yayılan Brezilya ağırlıklı transfer politikasını bambaşka bir yöne ve çizgiye getirdiği için mutlu olmalıyız, en azından ben bu durumdan gayet mutluyum.
Dirk Kuyt'a Fenerbahçe forması altında başarılar diliyorum..
19 Mayıs 2012 Cumartesi
Alex'in Ellerinde Yükseldi
Fenerbahçe tarihinin en sıkıntılı, doğal değil kurgulanmış zorluklara karşı ayakta kalmaya çalıştığı, futbolcusunun, Aykut Kocaman'ın ve taraftarının sorumluluk aldığı here alanda ortaya koyduğu mücadelesi ve direnişi ile hatırlanacak ve asla unutulmayacak sezonunu 29 yıldır alamadığımız Türkiye Kupası'nı kazanarak kapattık.
Fazlasıyla güzel bir oyun ve öyle güzel atılmış goller ile geldi ki o özlediğimiz kupa tartışılmayacak şekilde Fenerbahçe'nin hakkıydı. 4-0'lık Bursaspor galibiyetinde kendi attığı güzel golün dışındaki Caner, Cristian ve Semih gollerinde asistleri yapan Alex bir kez daha Fenerbahçe forması ile ölümsüzleşti, adını Fenerbahçe tarihinde bir kez daha anmak üzere 16 Mayıs 2012 kupa finaline kazıdı. Türkiye Kupası o'nun ellerinde yükselince çok daha güzel gözüktü, çok daha anlamlı oldu.
Kupa finalinden 4 gün önce lig finalini de oynamayı başaran, ezeli rakibi ile berabere kaldığı için sezon boyu gösterdiği büyük direnişi taçlandırmanın kapısından dönen Fenerbahçe futbol takımı kağıt üstünde herkesin moral bozukluğu kriterini öne sürdüğü kupa finalinde bunu tamamen bertaraf ederek, tartışmasız güzel bir oyun, mücadele ve çok güzel goller ile kupayı kazanmayı başardı. Bu kupa sıradan, her zaman bildiğimiz bir sezonda kazanılsa da önemli olurdu ama böyle bir sezonda Fenerbahçe müzesine getirilmesi ve sezonun bu özlenen kupa ile kapatılması apayrı bir saygıyı hak ediyor. Herkesin de bu onuru ve gururu bizlere yaşatan futbolculara ve Aykut Kocaman'a minnet duyması, emeklerini alkışlaması ve bizleri tarihimizin en zor sezonunda gururlandırdıkları için hakkını teslim etmesi gerek.
Türkiye Kupasının Fenerbahçe'yi tutmayanlar, sevmeyenler açısından en büyük önemi kupayı Fenerbahçe'nin uzun süredir alamamasıydı. Maaşları çift ikramiye şeklinde yatsa durumdan bu kadar mutlu olmayacak insanların da Bursasapor'un kupayı alması durumunda yaratıcı, zeki espriler hazırlığında olduğu ama 4-0 sonrası hayatlarında yeni bir dönem başladığını söyleyebiliriz.
Onlar maksimum mutluluğu Fenerbahçe'nin başarısızlığı üzerinden yaşamanın yollarını yine arayacaklardır fakat böyle bir sezonun sonunda bizler o kadar mutluyuz ve onurluyuz ki sanırsınız hem şampiyon olduk hem de kupa hasretine son verdik. Evet doğru okudunuz, geride kalan bu tarihi sezonda gösterilen mücadele ve gelinen noktadan dolayı o kadar mutlu ve onurluyuz.
Emeği geçenlere sonsuz teşekkürler...
13 Mayıs 2012 Pazar
Zalimlere ve Zulme Karşı
Öncelikle Fenerbahçe futbol takımı oyuncularına, Aykut Kocaman ve teknik ekibe, sezon boyu takım içinde görev almış ve emek sarf etmiş bütün bireylere sonuna kadar helal olsun. Onların dün akşam Galatasaray'a karşı gösterdiği çaba ve hatta sezonun bu final ile sonuçlanmasına giden yoldaki mücadeleleri benim onurumdur, gururumdur.
Daha önce defalarca yazdığım gibi böyle bir sezonu, dış etkenleri görmezden gelerek normal bir sezonmuş gibi değerlendirmek ancak Fenerbahçe algısı ve dolayısıyla onun yarattığı körlük ile açıklanabilir. Dolayısıyla şampiyonluğum çalındı diye bütün sezon ağlayan operasyon torpillilerinin, büyüğüm diye geçinen ezeli rakiplerin sezonu ne zaman kapattıklarını, operasyonun tamamen dışında ve bu işlere tarihinde hiç bulaşmamış bir camia havasındaki esas ezeli rakibin de dün akşam öncesine kadar - bu şartlara rağmen - tedirginliği tam içlerinde nasıl hissettiklerini tarihe not edelim.
Maçı derinlemesine değerlendirecek halim yok ama Fenerbahçe'nin elinden geleni yaptığını, böylesine bir sezonu şampiyon olarak taçlandırmak için tek yol olan galibiyet için mücadele ettiğini ve maçın sonunda Galatasaray'a yarayan beraberlik ile çok fazla üzüldüğümü söylersem yalan söylemiş olacağımı belirteyim. Ayrıca Fenerbahçe şampiyonluğu bir kez daha son haftada kaybetti yanlış algısını veya art niyetli yorumlarını düzeltmek gerek. Dün akşamki final ne 2006 ne de 2010 Mayıs'ı ile aynıydı hatta alakası yoktu. O sezonlarda Fenerbahçe hem son haftaya lider girmişti hem de kendisi puan kaybedecek, 2. sıradaki rakipleri de kendi maçlarını kazanacaklardı. Dün akşam Galatasaray zaten son maç öncesi 1 puan öndeydi ve beraberlik kendisine yetiyordu. Dolayısıyla bu şekilde son maçta şampiyonluk kaçmaz.
Dediğim gibi dün akşamki 0-0'lık sonucun ardından üzülmedim ve sahadaki mücadeleye dair en ufak bir sıkıntım yok. Fenerbahçe için çok önemli bir güç olan Alex'in sakat olduğunu ve neden bu kadar geç girdiğini de gördüm, demek ki Aykut hoca onu son barut olarak düşünmüş. Bienvenu'yü çok seviyorum ve oyuna ilk 11 başlamasını ama öyle olmayınca bile biraz daha erken girmesini isterdim. Ancak bu oyun enteresan bir oyun, öyle ki Alex kenarda oyuna girmek için hazırlanırken Dia 2. sarıdan kırmızı kartı gördü ve topu faulsüz çalmışken Cüneyt Çakır'ın faul düdüğüne isyan ederken. Sonuçta Fenerbahçe 3 ihtimalden kendisine yarayan tek ihtimal olan galibiyeti çıkaramadı ama biz taraftarlar için gurur duyulacak mücadeleyi gösterdi.
Tam da burada yazıyı başka bir yöne çevirmek gerektiğini düşünüyorum. Cüneyt Çakır'ın 5 dk. uzatmasının ardından çaldığı düdük ile Galatasaraylı futbolcular sahanın ortasında sevinirken, Fenerbahçeli futbolcular üzüntüden yere çökmüş veya gözyaşlarına hakim olamıyordu ve biz taraftarlar takımımızı bağrımıza basmak için tribüne çağırmaya hazırlanıyorduk. Demek istediğimi ve olayları yerinde yaşayan biri olarak doğru olanı en başta söylemek istiyorum. Dün akşam Okul Açık tribünü sağ alt kısmında polis ile taraftar arasında başlayan ve polisin kışkırttığı olaylar işin başlangıç noktası oldu. Kimse çıkıp Fenerbahçe taraftarı Galatasaraylı futbolculara saldırmak için sahaya daldı, şampiyonluk gelmedi diye olaylar çıktı şeklinde ahkam kesmesin, kesiyorsa da şeref yoksunu olduğunu kabul etsin.
Okul Açık sağ alt kısmında başlayan kıvılcım polisin her zamanki tutumu ile giderek büyüdü, önce alt tribünde engelli taraftarın olduğu ve çevresine biber gazı sıkıldı daha sonra takdirini pek objektif kamuoyuna bıraktığım bulunduğumuz üst tribüne gaz bombası atıldı. Kadınlar, kızlar, ufacık bebelerin ortasına gelen ve Okul Açık üst katını vuran bu biber gazı mücadelenin nerelere vardığını gösteriyor olmalı. Daha geçen hafta Çağlayan'da tam ortamıza düşen gaz bombaları bu kez Fenerbahçe için ses verdiğimiz tribünün ortasına atıldı. Bu nasıl bir kindir, nasıl bir nefrettir ve neyin rövanşıdır, ne şekilde alınmak istenmektedir? Ufacık bebelerin korkuları, gözyaşları, anne-babalarına sarılmalarının karşılığı, sebebi nedir? Fenerbahçe ve sarı-lacivert renklerin bu denli ötekileştirildiği, ayrıştırıldığı ve şiddete maruz kaldığı olaylara ne demeliyiz? Devletin polisinin terör gerçeğini kabul etmeniz mi yoksa bir avuç kendini bilmezin sebep olduğu olaylar deyip işin içinden kurtulmanız mı?
Peki tribüne gaz bombaları atılırken sokakta durum nasıldı? Herkes Fenerbahçesi ile gurur duyup, hüznünü ve takımın sezon geneline yaydığı mücadelesinin gururunu eşiyle dostuyla paylaşıp evlerine gidebildi mi? Hayır. Sokakta yine korku ve gözyaşlarıyla babasına sarılmış çocuklar, kendine güvenli ve biber gazından uzakta bir yer arayan binlerce insan saatlerce şiddetin ortasından kaçamadı. Emniyeti şiddet ile sağlamayı görev edinenler ise dünyanın en kahpe silahlarından biri olan gaz bombalarını düşünmeden insanların üzerine attılar.
Biz Fenerbahçe'nin şampiyonluk yolundaki mücadelesi ile gurur duyuyoruz. Bu sezon Fenerbahçe'nin mücadelesi futbolcuları ile, Aykut Kocaman'ı ile, taraftarı ile çok geniş bir alanda gerçekleşti. Bu sezon başka bir sezon ve bu sezonun geneline yayılan taraftar bilinci ve gelinen bu son noktadaki olayların taraftarın hafızasında nasıl yer ettiği bana göre çok önemli. Halkın takımı olan Fenerbahçe'nin taraftarının yaşadığı zulümlere ve bunlara sebep olan zalimlere karşı düşünceleri de hissettikleri de artık nettir.
Şampiyonluklar gelir geçer ama yaşatılan bu zulme sebep olanlar unutulmaz, hafızalardan silinmez!
Etiketler:
Biber Gazı,
Emniyet,
Fenerbahçe,
Futbol,
Galatasaray,
Halk,
Sokak,
Şiddet,
Taraftar,
Tribün
7 Mayıs 2012 Pazartesi
Sonuna Kadar Şampiyonluk Kovalayan Fenerbahçe!
Bu mücadele bizim için o kadar önemli ve gurur duymaya sebep bir mücadele ki siz fırsattan istifade edip Fenerbahçe'yi şikeci diye damgalayanların ve kendini tertemiz ilan edenlerin anlayamayacağı birşey! Biz Fenerbahçe'yi şampiyonlukları için sevmiyoruz ama o şampiyonluklara giden yolda verdiği mücadele için, sporcuların döktüğü ter için, sonuna kadar şampiyonlukları kovaladığı için çok seviyoruz.
Dün akşam Avni Aker deplasmanında, deplasmandan ziyade nefret ortamında, belki kendi takımlarına olan sevgiden daha fazla nefret hissi ile dolu tribünlerden oluşan bir ortamdan sonuna kadar hak ederek, emeğiyle, alınteri ile kazandı Fenerbahçe, hem de puan kaybettiği taktirde kendi evinde Beşiktaş ile oynayan Galatasaray'ın kazanması halinde sezona nokta koyma baskısı altında iken kazandı. Bu o kadar sıradan, kolay bir iş değil!
Maç boyu yaratılan ortamın, tribünlerin, yabancı maddelerin, Trabzonsporlu oyuncuların kasti tekmelerinin arasından çıkmak, takır takır oynayarak, bileğinin hakkıyla kazanmak sadece 1 galibiyet değil, olmamalı. Dün akşam oynanan maç yaklaşık 11 aydır geçen sezonki şampiyonluğun kendi hakları olduğunu, Fenerbahçe'nin şike yaparak şampiyonluklarını çaldığını söyleyen Trabzon camiası için çok ağır bir yutkunma sebebi olmalı.
Fenerbahçe'nin deplasmanda Emre, Bienvenu ve Cristian'ın golleriyle 3-1 kazandığı zafer bu sezon içinde oynanan 4. Trabzonspor maçında elde ettiği 3. galibiyet olarak kayıtlara geçti. Geriye kalan maçın Avni Aker'de normal sezonun 33. haftasında 1-1 berabere bittiğini ve o maçta Fenerbahçe'nin 3 topunun direkten döndüğünü ve yine çok iyi oynadığını hatırlıyoruz. Peki bu ne demek? Yani sen şikecisin, şampiyonluğumu çaldın, şike yapmadan başarılı olamazsın ama böyle bir sezonda beni 3 kez yenmiş, birinde de direklere takılmış olabilirsin mi demek?
Bu ne demek biliyor musunuz? Bu, Fenerbahçe'nin emeğine, alınterine leke süremezsiniz demek. Bu, Fenerbahçe'nin mücadelesine boş yere laf edersen o laf senin boğazına düğüm olur demek, yutkunamazsın demek. Bu, malum operasyonun torpillisi olmana rağmen utanmadan şampiyonluğum çalındı, hakkım yendi diye ağlamanın ne kadar yalan olduğunu fark etmek zorundasın demek.
Benim için Fenerbahçe futbol takımı bu sezon tarihe geçmiştir. Sezon boyu yargısı, emniyeti, medyası ile oluşturulan kamuoyu algısı, kurnaz rakiplerin durumdan istifade etmeleri vb. birçok etkene rağmen şampiyonluğu son maça kadar kovalayan, kupada finale adını yazdıran Fenerbahçe geriye kalan 2 maçın sonucu ne olursa olsun benim gururumdur, onurumdur.
Bu süreçte başımızda olduğu için çok mutlu olduğum Aykut Kocaman'a ve sahada ter döken, emeğine mücadelesi ile sahip çıkan bütün futbolculara şimdiden helal olsun.
26 Nisan 2012 Perşembe
Filede Yine Şampiyon
Fenerbahçe erkek voleybol takımı play-off final serisi 3.maçında Arkas'ı 3-0 mağlup ederek seriyi 2-1'e getirerek şampiyonluğunu ilan etti. Bu şampiyonluk Fenerbahçe'nin üst üste 3., son 5 sezondaki 4 şampiyonluğu oldu.
Sezon başında Süper Kupa, play-off öncesi Türkiye Kupası ve son olarak lig şampiyonluğunu kazanan Fenerbahçe erkek voleybol takımı 2011-12 sezonunu adeta süpürdü.
Futbol takımı özelinde ama aslında kulübü tamamıyla hedef alan sürecin devamında amatör branşların küçüleceğine dair söylentiler ile kulübü yıpratma hedefindekiler için erkek voleybol takımının kazandığı tüm bu kupalar fazlasıyla tokat oldu, yutkundurdu.
Ve bu başarılar Fenerbahçe'nin spor kulübünün ne demek olduğunu, mücadelesinin hep sonuna kadar sürdüğünü göstermesi açısından tarihteki yerini almaya devam ediyor.
23 Nisan 2012 Pazartesi
Oturup Düşünmeli
Arena deplasmanında Fenerbahçe için tek ihtimal vardı, o da kazanmak. Galatasaray'ın galibiyetinde ve hatta çıkacak beraberlikte dahi bu sezonun önceden karar verilmiş sonu hazır olacaktı. Fenerbahçe'nin Arena deplasmanında Galatasaray'ı taraftarının önünde devirmesi bu hazır sona karşı çıktı, kafalardaki muhtemel Galatasaray şampiyonluğu için henüz erken anlamına geldi.
Son haftalarda genel olarak formsuzluğuna bağlı olarak eleştirilen ama benim eleştiri çizgisinin ötesinde bulduğum fazla hor görülmeye maruz kalan Ziegler'in Alex'in imza asistlerinden biri ile golü bulması bence Fenerbahçe - Galatasaray derbilerinin Fenerbahçe lehine olan ve Galatasaray'ın çözemediği enterasanlığa çok güzel bir örnekti. Fenerbahçe'yi 1-0 öne geçiren gol Ziegler'in bu sezonki ilk golüydü. Ben gole zaten sevinme potansiyelime Ziegler'in golü atmasıyla daha da mutluluk kattım. Onun adına sevindim.
Maçı takip edenler özellikle 2. yarının Galatasaray'ın baskısıyla geçtiğini, önemli gol pozisyonlarını değerlendiremediklerini, Selçuk İnan'ın frikik golüyle 1-1'i yakaladıktan sonra Volkan'ın müthiş performansını geçemediklerini biliyorlar. Volkan'ın milli maçlarda örgütlü olarak Arena'da küfür yediğini ve dün akşamki performansının şaşırtmaması gerektiğini düşünüyorum. Örgütlü küfüre karşılık rakibin galibiyet veya beraberlik almasını önleyen performans!
Dün akşamki maça dair Galatasaray taraftarı veya objektif yazar-çizer tayfası futbolun adaletinin olmadığından, Galatasaray'ın maçı kazanmayı hak ettiğinden, Fenerbahçe'nin 2. yarıdaki ilk ve tek atağında Stoch (asist için Bienvenu'ye selam!) ile golü bulduğundan bahsedecekler.
Açıkçası ben bu yaşıma kadar o kadar çok ve enteresan Galatasaray galibiyeti gördüm ki önce bir ondan bahsedelim. Fenerbahçe, Galatasaray'ı ilk kez böyle yenmiyor, son kez de yenmeyecek. İyi oynayıp sahada ezerek yendiği gibi, hiç aklınıza gelmeyecek futbolcunun gol attığı maçta da yendi. Galatasaraylı önce oturup düşünmeli ve Fenerbahçe'ye neden bu kadar çok yeniliyoruz diye kendine sormalı? Kadıköy'de 1999'dan beri kazanamazken devletin yaptığı son model sıfır km. stadında oynanan 3 maçın 2'sini neden Fenerbahçe kazandı diye kendi arasında konuşmalı.
Henüz sezon bitmedi ve Fenerbahçe şampiyon olmadı ancak dün akşam Arena'da kazanarak Galatasaray'a tedirginliğin ne demek olduğunu bir kez daha hatırlattı. Böyle bir sezonda şampiyon olamasa bile son ana kadar şampiyonluk için mücadele edeceğini sevenine ama daha çok sevmeyenine gösterdi.
20 Nisan 2012 Cuma
Şampiyon Yine Fenerbahçe
Fenerbahçe kadın basketbol takımı -buradaki takım gerçekten takım gibi takım- play-off finalinde Galatasaray'ı 3-1 ile geçerek üst üste 7., toplamda 10. şampiyonluğuna ulaştı.
Fenerbahçe'nin şampiyonluk serisini bitirmek ve artık Galatasaray'ın şampiyonluğunu görmek üzere yapılan yatırımlar, adeta bir kumpas sonucu gerçekleşen Taurasi hamlesi dahi bu seriyi bitirmeye yetmedi.
Girişte vurgu yaptığım takım olmayı rakibine seri boyunca hep gösteren, şampiyonluğu getiren son maçta son 6 dk. 10+ sayı handikapını kapayıp, 10 sayı fark ile Galatasaray'ı taraftarının önünde deviren takım şampiyonluğu fazlasıyla haketti.
Taurasi önce dopingçiydi, sonra bir yanlışlık olmuş kusura bakmayın fiyaskosu derken kumpasın sonucu ile dünyanın en iyi kadın basketbolcusu Galatasaray'da! Dopingçi iken bir anda oldu mu senin en büyük gururun!
Neyse neticede değişen birşey yok, şampiyon yine Fenerbahçe!
17 Nisan 2012 Salı
Onur İçin
Önce play-off dedikleri daha sonra allayıp pullayıp adını Süper Final koydukları endüstriyel futbolun son dayatmasına başladık. Aslında ilk hafta maçlarından ilki olan Beşiktaş-Galatasaray maçı öncesi öyle bir yağmur yağdı ki tabiat ana bile maçı erteleyerek bu sisteme karşı dedik.
Pazar akşamı sahaya ilk olarak biz çıkmış olduk. Trabzonspor karşısında çok iyi mücadele eden, gayet iyi oynayan ve maçı kazanmayı ne kadar istediğini gösteren bir Fenerbahçe vardı. Bir ara 6 puan önde olan biz miyiz onlar mı diye sordum kendime, öyle ki Trabzonspor gol yemeyeyim de 1 puan da iyidir gibi bir görünüme büründü Fenerbahçe'nin bu iştahı karşısında. Maçı çok net hak ederek Cristian (bir de Sow'un golünde asisti var) ve Sow'un golleriyle 2-0 kazandık.
Lakin bir Okul Açık kültürü olan, kendimizi tribünden ifade ediş biçimlerimizden biri olan koreografi çalışmasında yaşanan talihsiz kaza sonucu ÜNİFEB üyesi kardeşimiz Onur yaralandı ve hastaneye kaldırıldı. Bazı arkadaşlarımız hemen hastaneye koştu, maç sonrası hep beraber hastanenin önündeydik. Herkesin kalbi Onur'un iyi olması için ama hüzünlü bir şekilde çarpıyordu. Neyse ki bu yazının yazıldığı sıralarda Onur'un ameliyatı başarılı geçmiş ve Onur'un durumu daha iyiydi hatta bugün yürümüş, bizleri sevindirmişti.
Maçtan günler önce başlayan, sabahlara kadar süren ve içinde yer almadan verilen emeğin kolay anlaşılamayacağı bu çalışmanın böyle bir kaza ile sonuçlanması hepimizi çok üzdü. Koreografinin sonlanmaması üzerine işi dalgaya sürenlere buradan birşey yazacak halim yok lakin bizim için önemli olan Onur'a birşey olmaması ve tekrar aramıza katılacak olmasıdır.
Etiketler:
Fenerbahçe,
Futbol,
Koreografi,
Play-Off,
Trabzonspor,
Tribün
12 Nisan 2012 Perşembe
Alex'in Ellerinde Yükselene Dek
Dün akşam Türkiye Kupası çeyrek finalinde oynanan Kayserispor maçı Fenerbahçe takımı ve biz taraftarları açısından oldukça sıkıntılı geçti. Takım maçın genelinde belirgin bir şekilde kötü oynadı, hücum edemedi ve 2-0 geriye düştüğü maçı önce Cristian'ın erken golü (golde Kayseri kalecisi Gökhan'ın hatasında hepimizin aklına Korcan ve şike yaptığına delil olarak gösterilen son maçta yediği gol gelmiştir) ve 90+2'de Sow'un hemen hemen herkesin Fenerbahçe elendi dediği anlarda gelen golü ile maçı uzatmaya taşıdı. Uzatmada pek birşey değişmedi ve kullandığı penaltıların hepsini gole çeviren Fenerbahçe kupada yarı finale yükseldi.
Benim açımdan bu maç bir kez daha gösterdi ki Türkiye Kupası'nda bir ayağımız hep çukurda. Sebebi olmayabilir hatta yok bence ama uzun süreye yayılan bir hikayesi olduğunu biliyoruz. Bir ihtimal eleme usulü maçlarda Fenerbahçe'nin başarısız olduğunu söyleyebiliriz ama final aşamasına kadar gelip finalde de en fazla kaybeden takım olduğumuz biliniyor.
Bu sezon çeyrek final öncesi Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor'un elenmesiyle başlayan "Fenerbahçe artık bu sezon kupayı kazanır" yorumlarının nasıl arttığını herkes çevresinden biliyordur. Bence tam da bu son Kayserispor maçı yaşanan tüm detayları ile gösterdi ki o kupa Alex'in ellerinde yükselene dek Fenerbahçe'nin an itibariyle kupayı alma şansı maksimum % 25'tir.
Herkes işine, gücüne dönsün ve yarı finalde oynanacak Karabükspor - Boluspor galibi maçına kadar Fenerbahçe lehine olan ve kesin anlamlar içeren yorum yapmasın.
8 Nisan 2012 Pazar
Normal Sezonun Sonu
Hayatımıza play-off girince 34 maçlık sezon normal sezon oluverdi. Aslında 2011-2012 sezonu hiç ama hiç normal olmayan bir sezon olarak tarihe geçti. Fenerbahçe için oldukça zor bir sezondu. Dün akşam Kadıköy'de oynadığımız Antalyaspor maçı ile bizim için normal olmayan o normal sezonu tamamladık. Sow ve Bienvenu'nün golleri ile 2-0 kazandık.
Fenerbahçe özellikle sezonun 2. yarısında birer hafta arayla üst üste kaybettiği deplasman maçları dışında genel olarak benim için başarılı bir sezon geçirdi. Kaybettiği kadro gücü ve kendisinin önünde yer alan Galatasaray'ın sorunsuz bir sezonunu görmezden gelenler hariç bunun böyle olduğunu düşünüyorum. Toplamda 68 puanı kazanmış Fenerbahçe için saygı kelimesini hak ettiğini söyleyebilirim ki bu paragrafın girişinde vurguladığım göze çarpan ekstra deplasman kayıpları biraz az olmuş olsa böyle bir sezona 70 küsur puanlar çok iyi derecesinde olacaktı.
Play-off maçları veya allayıp pulladıkları ismi ile süper final de sonuçta bizim için zor sezonun devamı ve o bakımdan kazanılacak maksimum puan hesabı için bir yorum yapmak benim açımdan zor. Fakat kazanılacak her puanın değerini bilmek gerek.
Fenerbahçe her sezon şampiyon olmuyor, olamaz ancak her sezon şampiyon olmasa da şampiyonluğu sonuna kadar kovalıyor. Bu istikrar önemli ve saygıyı hak ediyor.
3 Nisan 2012 Salı
Bıçak Mı Kapalı Yoksa Zihinler Mi?
Pazar akşamı Avni Aker'de oldukça gergin bir maça çıktık. Geçen sezonun ortalarından itibaren başlayan gerginlik Temmuz ayının başındaki operasyon ile çok farklı boyutlara gelmiş, hep hakkının yendiğinden bahseden Trabzon sürekli olarak geçen sezonki şampiyonluğun kendilerine ait olduğunu vurgulamıştı. Fenerbahçe ise Temmuz ayında başlatılan ve halen devam eden sürecin 1 numaralı sanığı konumuna getirilmiş ve bu konumundan dolayı büyük bir kitleyi keyifli hale getirmişti. Çünkü o kitle için zaten bütün kötülüklerin sebebi Fenerbahçe idi, başka herşey tertemiz ama Fenerbahçe kirliydi. Yaşanan süreçte bir sorun yok, herşey olması gerektiği gibi ve adalete güven her zamankinden daha fazlaydı.
Böylesi bir sezonun 32 haftası geride kalmışken Fenerbahçe deplasmanda oynayacağı rakibinin 10 puan önünde ve ilk yarıdaki maçı da Kadıköy'de 1-0 kazanmıştı. Durumun tam tersi olması halinde operasyondan memnun olan o kitlenin konuşacaklarını tahmin ediyorsunuz diye konuyu uzatmıyorum.
Fenerbahçe, şampiyonluğunun çalındığını iddia eden takımın şehrine gelmişti. Burada zaten Fenerbahçe'yi hiç sevmezler, kimi sevdiklerini ise biliyoruz. Nedeni Fenerbahçe nefreti mi başka birşey mi buranın konusu değil. Trabzon şehri tamamen birşeye odaklıydı, geçen sezonki şampiyonluk bizim hakkımız ve onu Fenerbahçe şike ile çaldı. Başka hiçbir detay yok, ne yılların şikesi olan Fenerbahçe şampiyon olmasın da kim olursa olsun zihniyeti ne kendilerini inandırdıkları Trabzon her maçını bileğinin hakkıyla kazandı yalanları. Öyle ya medyası, emniyeti, yargısı Fenerbahçe için çarşaf çarşaf şike dosyalarını kamuoyuna sunuyor, Trabzon'a dair neredeyse hiçbir şey yok, Trabzon temiz. O halde zaten sevilmeyen Fenerbahçe artık hileyle şampiyonluklarını çalan Fenerbahçe olmuş bile. Bu durum Trabzonlular için 2 x 2 = 4'ten daha kesin.
Maça bakıyorum, tabi ben tarafım ama Fenerbahçe'nin kötü oynadığı zaman kötü demesini bilirim. Objektif blogger değilim ama görüyorum, işime geleni yazmıyorum. Fenerbahçe pazar akşamı Avni Aker'de gayet iyi oynadı, iyi mücadele etti, biri Cristian'ın golünden önce olmak üzere tam 3 topu direkten döndü ve hücuma çıkarken yapılan bireysel ve basit hatalar zinciri ile kalesinde golü görerek kendisinden esirgenmeyen nefretin çok olduğu deplasmandan 1-1 beraberlik ile Kadıköy'e döndü.
Maçın içerisinde çeşitli yabancı maddeler Fenerbahçeli oyuncuların üzerine atıldı. Bir de yukarıda vurgulamaya çalıştığım şikeyi yaparsa Fenerbahçe yapar, Trabzon'un işi olmaz o yüzden zekice bir iş olarak düşünülen İstanbul'un plakası olan 34. dakikada temizliğimizi simgeleyen beyaz atletlerimizi atalım eylemi gerçekleşti. Yabancı maddeler Kadıköy'de atılmadığı sürece ve tüm kötülüklerin babası Fenerbahçe'ye atılınca sorun yok, bunu zaten biliyoruz. Ayrıca Trabzon zaten tertemiz, o yüzden beyaz atlet eylemi gayet demokratik bir eylem.
Peki ya Volkan'a atılan bıçak? Onu da gördüm ki Fenerbahçe nefretinden dolayı adını farklı söyleyecek hale gelenler atılan bıçağın kapalı halde olduğunu ve Volkan'ın alıp bıçağı açtığını söylemişler ve buna inanmışlar! Volkan'ın kafasının, sırtının bir yerlerinden rakı şişesi ve bıçak geçiyor ama birinde olay örtbas, cezamızı şampiyon olmasını istediğimiz Trabzon maçında çekeriz, ötekisinde atılan bıçak kapalı, Volkan onu açıp kamuoyunu yanlış yönlendiriyor!
Bizim ömrümüz yetmez bu Fenerbahçe nefretinden dolayı kendinden geçenlerin ve onların bu nefret nedeniyle adlarını inkar edecek hale gelen yaklaşımlarının değiştiğini görmeye. Ondan sonra Fenerbahçe değişik bir camia da dersiniz, hiçbir yerde göremeyeceğiniz tutkuya da, kulübünü sahiplenmeye de şaşırırsınız. Bu Fenerbahçeliler de çok acaip tipler demeye devam edersiniz.
26 Mart 2012 Pazartesi
Melekler Sarı, Melekler Avrupa Şampiyonu

Dün Fenerbahçe Spor Kulübü tarihinin en önemli günlerinden birini geride bıraktık ve bugün Fenerbahçe kadın voleybol takımı Avrupa'nın en büyük kupası olan Şampiyonlar Ligi şampiyonu olarak herkesi selamlıyor. Sarı Melekler önce yarı finalde Dinamo Kazan'ı 3-1, dün ise finalde Cannes'ı 3-0 ile devirerek Avrupa şampiyonu oldu ve tarihe geçti.
Geride kalan 2 sezonda önce finalde tie-break'te kaybetmiş, geçen sezon ise yarı finalde kaybederek 3.lük elde etmiştik. Bugün gelinen noktada arada kazanılan Dünya Kulüplerarası Şampiyonluğu gibi büyük bir başarı önemli bir yerde dururken Avrupa Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu için çok çalışıldı ve o büyük hedefe ulaşıldı.
Fenerbahçe kadın voleybol takımı ve kadroda yer alan tüm sporcular adını tarihe sapsarı parlayan altın harflerle yazdırdı.
Bu büyük başarıda emek veren, ter döken her bireye ve tüm sporcularımıza helal olsun.
Kadın ve Çocuklar Yine Kazandı

Galatasaray derbisi ardından payımıza düşen! 2 maç cezayı kadın ve çocuk taraftarlarımız ile geçmesini başardık. Önce hafta içinde Türkiye Kupası 4. tur eşleşmesinde Samsunspor'u 3-0 ardından cumartesi günü ligde son dönem belirgin bir ivme yakalayan Bursaspor'u 1-0 ile geçtik.
Alex ustalara saygı kuşağına direkt girecek goller atmaya devam ediyor. Kupada Samsunspor ağlarına gönderdiği şık golün devamını Bursaspor'a karşı getirdi. Maçı kazandıran gol bir önceki hafta Galatasaray ağlarını sarsan, Muslera'nın 40 kere vursalar böyle gol olmaz dediği golün tıpkısının aynısıydı.
Bursaspor maçında kadınları ve kardeşlerimizi tribüne uğurlayıp maçı yoğurtçu parkı'nda radyodan dinledik. Onların biraz öteden gelen hemen hemen her aksiyondaki heyecanlanma sesi beni hep duygulandırıyor. Fenerbahçe atağında da, rakip üzerimize geldiğinde de değişik bir hisse kapılıyorum. Annem tribünde, arkadaşlarım tribünde biliyorum ki kalpler Fenerbahçe için, en hızlısından atıyor.
Kadın ve çocukların adına ceza denilen bir maçı daha Fenerbahçe'yi 40 küsur bin taraftar olarak tribünden desteklemeleri de bu uygulamanın devamını önümüzdeki sezonlar getirirler mi diye sormama sebep oluyor. Hayır bu Fenerbahçeliler de ne garip bir bağ ile takımlarına tutkunlar canım, diğer takımlarda neden bu kadar kalabalık olmuyor, ne yapsak acaba?
Neyse, ben Fenerbahçe'nin halkın takımı olduğunu gösteren kadın ve çocuk taraftarlara bir kez daha teşekkür ve selam ederim. Devamının gelip gelmeyeceği meçhul olan bu ceza uygulamasında 3 galibiyet ve 1 beraberlik ile yüzdeleri gayet iyi.
19 Mart 2012 Pazartesi
Bu Kez Olmadı?

9 puan geride başladığımız derbi aslında çok fazla tahmin edilmeyen bir şekilde başladı. Fenerbahçe kazanmak zorundaydı ama 10 ve 15. dakikalarda üst üste gollerle öne geçeceğini kim nereden tahmin edebilirdi. Üstelik bu goller öyle tıngır mıngır kaleye giden, savunmaya çarpıp yön değiştiren cinsten goller de değildi. Fenerbahçe'nin 5 dakika ara ile gelen Sow ve Alex golleri gayet fantastik gollerdi.
Goller öyle güzel ve sürklase ediciydi ki Galatasaray'ın yediği goller ile performansının dahi kötü etkileneceğini düşünmüştüm. Fakat devrenin devamında takımın durağanlaşması ve devre bitmeden gelen Elmander golü ile Galatasaray'ın farkı bire indirmesi geriye kalan sürede olacakların da habercisi gibiydi.
Burada Beşiktaş maçında olduğu gibi takımın güdüsel bir sebebi olduğunu düşündüğüm tek farkı korumaya yönelik geriye çekilmesi tekrarladı. Bu adeta otomatik bir refleks olan geriye yaslanma benim görüşüme göre Aykut hocanın konuşması ve böyle yapalım demesi üzerine değil. Kaldı ki Beşiktaş maçının oynandığı haftaya bakınca 9 puan geride çıkılan Galatasaray maçında o var olduğunu düşündüğüm otomatik refleks burada daha ciddi sebebe sahipti. Öndeyim ve bir şekilde bunu koruyup farkı 6 puana indirmeliyim.
Fakat Aykut hocanın bu refleksi bozmaması üzerine konuşabiliriz. Mesela bence kötü gününde olan Stoch'un çıkması gayet normal iken yerine Dia girebilirdi, Selçuk değil. Bu değişiklik takımın bahsettiğim kendi kendine yarattığı o koruma güdüsünü tamam devam edin, bu tarzı onaylıyorum şeklinde algılanır. Selçuk hamlesi Galatasaray orta sahasına karşı düşen Fenerbahçe orta sahasını toparlama fikri de olabilir ama bunun devamında gelişen takım düzeni ve Alex'in de oyundan çıkması öyle olmadığını gösterdi.
Nitekim skoru koruma güdüsü de Aykut hocanın daha defansif (hücum düzenini de bozan) kurgusu da işlemedi ve Galatasaray kendisine yeten golü bularak Kadıköy'den 2-2'yi çıkardı. Hatta son saniyede o makus talihlerini de kırabilirlerdi.
Bütün bunların sonunda Aykut hocayı gereğinden fazla eleştirmekten yana olmadığımı, yukarıda yazdığım kendime göre teknik-taktik eleştirilerin konuşulması gerektiğini ama daha fazlasının benim tarzım olmadığını söylemem beni bilen ve burayı okuyanlar için çok şaşırtıcı olmayacaktır.
Herhalde çok büyük bir kitlenin de normal bir sezon geçirmediğimizi, Galatasaray'ın ise iyi olan takımını bir kenarda tutarak gayet normal, sorunsuz bir sezon geçirdiğini düşündüğünü varsayıyorum. Bu sezonun devamında gelinen durum benim için şaşırtıcı değil ve bir dönemden itibaren düşündüğüm şekilde devam ediyor. Fenerbahçe'nin geldiği yer ise benim için saygıyı hak ediyor.
Sonuçta tarihin geneline bakıldığında normal sezon içerisinde (play-off'un dayatılması ile bu ifadeyi kullanmak zorunda kaldım) Fenerbahçe, Galatasaray'ı en az 1 kez yener, bu kez yenemedi. Bunun da böyle bir sezona denk gelmesi enteresan.
Adeta kaybetmiş gibi üzüldüğümüz maç 2-2 berabere bitti. Tarih boyunca ezeli rekabette hep daha fazla kazanan Fenerbahçe bu kez kazanamadı. Fakat sadece biz değil, onlar da biliyor ki Fenerbahçe yine kazanacak, daha çok kazanacak!
13 Mart 2012 Salı
Aykut Hoca ve Mutluluk

Bana hitap açısından Aykut hocam çok daha içten geliyor, o yüzden Aykut Kocaman ismi bir efsanedir ve öyle kalacaktır ama ben bu yazıda ona Aykut hoca(m) diye seslenmek istiyorum.
Bugün Aykut hoca ile devam eden sözleşmenin 3 sezon daha uzatılmasının mutluluğunu yaşıyorum. Geçen sezonun başında Fenerbahçe teknik direktörlüğü görevine geldiğinde nasıl mutlu olduysam, bugün Fenerbahçe'nin teknik direktörü olarak görev süresinin 3 sezon daha uzamış olmasına daha çok mutlu oluyorum.
3 sezon daha beraber sevinmek, bazen üzülmek ama Aykut hoca ile birlikte mücadele etmek. Benim için önemli olan, değerli olan budur. O'nun Fenerbahçe teknik direktörü olarak temsiliyeti, yansıttığı karakter Fenerbahçe'nin ta kendisidir.
Çocukken attığı gollere sevinen ben artık onun saha kenarından yönlendirdiği Fenerbahçe'nin mücadelesine umut bağlıyorum, umutlanıyorum ve diyorum ki Aykut hoca ile gidilecek yol benim için umut yoludur.
Onun yukarıdaki fotoğrafa yansımış mutluluğu da artık milyonlarca Fenerbahçelinin mutluluğudur.
11 Mart 2012 Pazar
Sonuna Kadar!

Önümüzdeki hafta oynanacak Galatasaray derbisi öncesi puan kaybı yaşamadan, sakatlık vermeden ve hatta objektif blogger ile liseli medyanın en büyük polemik konusu olan kart cezasına yakalanmadan kazanılması gereken bir maçtı Ankaragücü deplasmanı.
Birkaç hafta önce küme düşmesi kesinleşmiş, genç oyuncuları ile ligin sonunu getirmeye çalışan Ankaragücü karşısında Sow ve Mehmet Topuz'un golleriyle 2-0 kazandık, maç içinde sakat vermedik ve polemik konusu kart cezasına yakalanmadık.
Maçı yoğurtçu parkında arkadaşlarımla beraber radyodan dinledim. Hava soğuktu ama Fenerbahçe ile ısındık. Gecenin karanlığında Fenerbahçe'nin görüntüsüne değil ama sesine sarıldık.
Ve artık önümüzdeki haftayı bekliyoruz. Kazanmak için sahada ve tribünde sonuna kadar mücadele edeceğiz. Böyle zor bir sezonda havlu atmamanın, şampiyonluğu sonuna kadar kovalamanın değerini hem bileceğiz hem de herkeslere göstereceğiz.
4 Mart 2012 Pazar
Ne Yaptın Öyle Çocuk!

Kadıköy'de bazen iyi bazen kötü oyun performansları ama sonuç olarak uzun süren bir kazanma istikrarı var. Fenerbahçe son dönemde kendisi için büyük sorun olan deplasman kayıplarını bir şekilde Kadıköy'deki o kazanma istikrarı ile örtüyor. Ligde söz konusu deplasman performansı handikapı ile puan farkı açılmış durumda ama takım dün akşam ligin bu sezon dikkat çeken takımlarından Gençlerbirliği karşısında adeta patladı, güzel oyun ve çok güzel gollerle 6-1 kazanarak pes etmeyeceğiz dedi.
Stoch için tabii ki ayrı bir paragraf veya paragraflar açmalıyım. Daha önceki yazılarda bu sezon bu çocuğun yırttığını, artık Fenerbahçe'nin sahadaki en önemli kozlarından biri olduğunu, Aykut Kocaman'ın Fenerbahçe'ye genç ve çok potansiyelli bir oyuncu kazandırdığını söyledik. Böyle genç, başarıya aç ve kendini göstermek isteyen potansiyeli olan gençleri ve onları arayıp tarayıp Fenerbahçe'nin transfer politikasının bir parçası yapan Aykut Kocaman'ı çok seviyoruz.
Stoch'un gollerinin hepsi belli bir mesafeden, çok güzel ve düzgün vuruşlar sonrası gelen goller. Fakat dün akşam Gençlerbirliği ağlarına yolladığı ilk gol Fenerbahçe forması ile attığı en güzel gol olarak kayıtlara geçti.
Bu çocuk böyle oynadıkça ve bu kadar olağanüstü goller attıkça biz çok seviniyoruz ya bir de Stoch Galatasaray'da diye resmi web sitesi girişine transfer haberi verenler nasıl daralıyordur bir düşünün?
O an var ya işte, o anı durduramazsınız!

27 Şubat 2012 Pazartesi
Taraftar Neden Hep Yalnız?

Bu garip ve aslında canımızın çok yandığı zor sezonda ilk kez 26. haftada bir h.sonu deplasmanı oynamış, ona da işçinin şehirlerinden Karabük'ün uyguladığı adaletsiz bilet fiyat politikası ile gidememiştik. Fikstürde 28. hafta ikinci kez bir h.sonu deplasmanı, abartılmamış bilet fiyatı ve istikamet Eskişehir olunca heveslenmiş, yola çıkmak üzere heyecanlanmıştık.
Cumartesi sabahı bir gece öncesinde Çağlayan Adliye Sarayı'nda saatlerce adalet için bekleyen ama o adaletin gelmeyeceğini bile bile direnen ve üzerine yine biber gazı sıkılan bizler Kadıköy Evlendirme Dairesi önünde yola koyulmak üzere toplandık.
Vamos Bien tek otobüs ile Eskişehir yollarına düşerken yine o sevdiğimiz şarkılar, tezahüratlar dillerimizde, çok sevdiğimiz Fenerbahçe'yi deplasmanda yalnız bırakmamak umuduyla ilerledik. Eskişehir'e vardığımızda polisin şehrin biraz dışında yaptığı rutin arama, kontrol sonrası stada geçmek, tribündeki yerimize gitmek olması gerekendi.
Fakat olduğumuz yerde fazla bekletilince anladık ki polis bizi orada tutma talimatını almış, elinde bileti olan, kilometrelerce yol aşıp gelmiş 500'ü aşkın Fenerbahçe taraftarının tribüne doğru yönelmesine müsaade etmiyordu. Bizler ise isyan ederek, fiziki olarak tribüne girmek niyeti ile değil ama başka bir şeyi göstermek için polisin, yanındaki biber gazının, onlara eşlik eden panzeri ve tazyikli suyu bilerek stada yürüdük. Yaklaşık 7-8 kilometre yürüyüşün birçok aşamasında polisin barikatı, panzerin tazyikli suyu ve gözleri rahatsız eden ışığı vardı. Onlar sağa geçerken biz sola geçiyor, başka yerde yanımızda yürüyorlar ama ileride barikat kuruyorlardı.
Şehrin içine kadar girdik, müdahale edeceklerini söylediler. Haklıydık ve yine mağdurduk. Elimizde biletler ile takımımızı yalnız bırakmamak için çıktığımız bu yolda tribüne sokulmuyor hatta şehire giremiyorduk. Şehre girdik ve bir kez daha Türkiye tribünlerinin en mücadeleci taraftarının Fenerbahçe taraftarı olduğunu gösterdik.
Maça girememek bizi üzmez lakin futbol üzerine ahkam kesen çok bilmiş yorumculardan, medyada konu Fenerbahçe olunca at koşturan ulemalardan, temiz futbol dilencilerinden, Eskişehirspor yönetimi ve kendi kulüp yönetimimizden bu konuda bir şeyler duymak istiyoruz.
Takımını deplasmanda yalnız bırakmak istemeyen taraftar neden hep yalnızlığa itiliyor?
Ses yok!
Etiketler:
Emniyet,
Eskişehirspor,
Fenerbahçe,
Medya,
Taraftar,
Tribün,
Vamos Bien,
Yönetim
19 Şubat 2012 Pazar
Fenerbahçe Halktır, Halk Yenilmez!

Biz bu sevgiyi yaşıyoruz, her an içindeyiz, biliyoruz. Siz bilmek istemiyor, görmezden gelerek kabul etmemeyi ve bahaneler üretmeyi tercih ediyorsunuz. Fenerbahçe'nin halkın takımı olduğunu, halk dediğimiz o büyük kitlenin çok farklı yaşam biçimine sahip; sosyal, ekonomik, politik ve hatta inanç açısından ayrı ayrı insanlar tarafından ne kadar çok sevildiğini söylüyoruz.
Dün akşam "seyircisiz" ceza nedeniyle oynadığımız Sivasspor maçına 40.000'e yakın Fenerbahçe taraftarı kadın ve çocuk koşarak, büyük bir heyecanla Kadıköy'e geldiler. Kimileri ilk kez Fenerbahçe'yi tribünden görüyordu, kimileri Manisa maçından sonra ikinci kez, kimileri de zaten hep tribündeler ve Fenerbahçe sevdalarını yaşıyorlar.
Dün akşam büyük bir geri dönüşü, önce sevinmeyi sonra geri düşmeyi ve maçın 2. yarısında gelen 3 gol ile kazanmanın mutluluğunu yaşadılar. Alex'in maçı 2-2'ye getiren, adeta meşalenin fitilini ateşleyen o müthiş golünü yerinde gördüler, o müthiş gole yerinde sevindiler. Annem oradaydı, diğer anneler, kız kardeşlerimiz, küçük kardeşlerimiz..
Fenerbahçe geriye düştüğü an hiç homurdanmadılar, bildikleri tezahüratları söylediler, söylemeye çalıştılar ve geri dönüş galibiyetine çok sevindiler, hepimiz çok sevindik.
Fenerbahçe'nin bir kez daha halkın takımı olduğunu gösterdiler. 40.000'e yakın Fenerbahçeli kadın ve çocuk Fenerbahçe için heyecanlandılar, Fenerbahçe ile mutlu oldular.
Kadınıyla, çocuğuyla ve erkeğiyle halk, Fenerbahçe'sini çok ama çok seviyor. Fenerbahçe de gücünü halktan alıyor, bazen sendeliyor, zor günler geçiriyor ama yıkılmıyor, yenilmiyor!
13 Şubat 2012 Pazartesi
Sırtımda Taşırım

Dün akşam Karabük deplasmanında son dönem engel olamadığımız kötü deplasman performansına devam ederek 2-1 kaybettik. Kötü oyun ve kötü mücadele vardı. Futbolda sizin dışınızda oyuna etki eden şartları ve bunların oyunun galibini belirleme ihtimalini bir kenarda tutarak hep dediğimi tekrar ediyorum: oynanan oyun ve mücadele rakipten daha iyi olsa zaten Fenerbahçe büyük ihtimal kazanır. Tabii ki bazen kötü oynadığınız zaman da kazanabiliyorsunuz.
Neyse, başlığa geri dönüyorum ve daha önce söylediğimi sahada alınan skordan bağımsız tekrar ediyorum:
Aykut hocam, seni gücüm bitene kadar sırtımda taşırım.
Ve bilirim ki gücümün bittiği yerde de benim gibi seni taşıyacak bir arkadaşım hep vardır.
Etiketler:
Aykut Kocaman,
Fenerbahçe,
Futbol,
Karabük,
Süper Lig
6 Şubat 2012 Pazartesi
Derbi Algısı

Maç öncesi Beşiktaş'ın eksikleri ve bunların çok önemli isimler olduğu konuşuldu. Beşiktaş Kadıköy'e çok eksik geliyordu ama diğer taraftan Fenerbahçe'nin içinden geçtiği dönem ve takımın gel-gitli maç performansı ve hatta 3 gün önce Samsun deplasmanında 3-1 mağlup olması yok sayılmış gibiydi. Müthiş formda, tam kadro Fenerbahçe bu eksik Beşiktaş'ı yenmeli hatta rahat yenmeli ama Beşiktaş bu kadar eksiğe rağmen Kadıköy'den çıkarsa büyük iş! Maç öncesi oluşan algı bu yöndeydi.
Maçın başında Alex'in kornerinde Gökhan Gönül'ün arkaya sektirdiği topu Yobo'nun tavana asmasıyla 1-0 öne geçen Fenerbahçe maçın 90. dk.sına kadar kendi skorunu arttıramadı ve ilk yarı Beşiktaş kontraları, 2. yarı ise sürenin geçmesi ve skorun halen 1-0 ilerlemesine bağlı olarak skoru tutma güdüsü ile geçti. Tam da burada Beşiktaş'ın Fenerbahçe kalesine yüklenmesine ve neredeyse daha iyi oynayan taraf ilan edilmesine tanıklık ettik!
Fenerbahçe dün çok iyi oynamadı ama "eksik" Beşiktaş'a karşı 1-0'ı arttıramadı ve süre ilerledikçe psikolojik olarak skoru korumaya geçti ve dolayısıyla Beşiktaş'ın kalesine gelmesine olanak tanıdı. Bu oyun şekli ve derbinin maç öncesi yaratılan algısı ile Fenerbahçe kötü oynayıp kazanan tarafmış gibi ilan edildi veya ben çok alınganlık yapıp öyle anladım.
Maçtan önce sakatlıkları bulunan ama derbiye ilk 11 başlayan Gökhan Gönül ve Emre'nin oyunu tamamlayamamaları arada kaynadı. Fazla dakika bulamayan Orhan Şam ve uzun süredir sakatlık nedeniyle oynamayan Selçuk'un sakatlanan Gökhan ve Emre'nin yerlerini kapatma çabaları gibi detaylar önemsizdi.
Nihayetinde maç 1-0 bitecek mi yoksa Beşiktaş golü bulacak mı derken ayağının tozuyla maça çıktı tabirinin tam karşılığı olan Moussa Sow'un Beşiktaş filelerini görmesiyle Fenerbahçe eksik Beşiktaş'ı 2-0 yenmesini bildi.
Benim ve arkadaşlarım içinse Beşiktaş galibiyetinin mutluluğu bir tarafa tribünde beraber ter döktüğümüz kardeşlerimizle beraber yaptığımız "Haklıyız Kazanacağız" pankartının tribünleri selamlaması çok önemli ve değerliydi.
Etiketler:
Beşiktaş,
Fenerbahçe,
Futbol,
Moussa Sow,
Süper Lig
3 Şubat 2012 Cuma
Gel-Git

Samsun deplasmanında kötü oynadı Fenerbahçe, kötü mücadele etti. Stoch'un golü ile maçın başında 1-0 öne geçtiği mücadeleyi 3-1 kaybetti. Ligin 24. haftası sonunda 4. mağlubiyetini aldı.
Son dönemde yazdığım yazılarda takımın bugüne kadar ligi sürece rağmen iyi götürdüğünü lakin haftalar ilerledikçe ayakta kalmak adına sorunlar yaşadığını ve istikrarsız bir oyun / mücadele girdabına girdiğini vurgulamak istedim. Bu durumdan kurtulmanın da sezon sonuna kadar kolay olmadığını, yaşanan süreçten bağımsız bir saha performansı görmek kolay değil diye düşündüğümü söyledim.
Dünkü Samsun maçına dair yakın çevreme, eşe-dosta puan kaybı yaşayabiliriz diyordum. Açıkçası bu yukarıda saydığım nedenler, Samsun'un ligdeki durumu vs. gözeterek 2 puanlık bir kayıptı ama biraz daha fazlası oldu. Saha içindeki yanlışları burada yazacak değilim ama zaten mağlubiyete sahada yaptığınız yanlışlarla gidiyorsunuz ve çok büyük acaiplikler olmadığı takdirde rakipten iyi oynar, daha iyi mücadele ederseniz galibiyete ulaşırsınız.
Maç sonunda sosyal medyanın gözbebeği twitter'da yine farklı tepkiler vardı. Takımın kötü mücadelesi ön plandaydı. Ben Fenerbahçe kazanınca seviniyor, kaybettiğinde üzülüyorum ve tabii futbol adına doğru veya yanlışları eşimle-dostumla paylaşıyorum. Daha fazlasını pek tercih etmedim. Kötü mücadeleye fazla tepki verenler ile eleştireni burada ayrı tutuyorum. Arada bir fark var.
Dediğim gibi Fenerbahçe zaten Samsun'dan daha iyi oynar ve mücadele ederse, ekstra etkenler olmadıkça o maçı kazanır ancak takımın yaşadığı gel-gitler bunun gerçekleşmesine engel.
Zor sezon oynuyoruz, kolay değil.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















