5 Ağustos 2011 Cuma

Siz Bizi Salak Mı Sanıyorsunuz?


Yoksa kendinizi gerçekten çok zeki mi sanıyorsunuz?

3 Temmuz tarihinden beri emniyet ve medya gücü ile gayet koordineli yürüttüğünüz "şike operasyonu" bir işe kalkıştık ama sonunu getiremiyoruz'un bir tezahürü şeklinde. Sonunu bir şekilde getirirsiniz de insanları salak yerine koyamazsınız!

Gizlilik ilkesi var dediniz, emniyet ile medya arasında paslaşarak bilgi sızdırdı. Operasyonda kendine misyon edinmişler gazetelerinin köşesinde istediklerini yazdı, delilleri bildiklerini, sayfa sayfa okuduklarını söylediler. Bunların kime, neye hizmet ettiğini, sürece kimin tarafından destek verdiğini, halka neyi empoze ettiğini anlamadık sandınız veya belki anlamazlar diye varsaydınız.

Futbolu temizleyeceksiniz ya, güç sizde ya; her yaptığınız normal karşılanacak, kimse sesini çıkarmayacak! Sesini çıkaranlara da gaz bombası atacaksınız, gerekirse mermi kullanabilirsiniz diye telsizden anons yapacaksınız!

Başlattığınız operasyon üzerinden 1 ay geçmiş, bakın sadece Fenerbahçe'ye dokunmuyoruz diye göstermek için Galatasaray'ın tesislerinde, Bülent Tulun'un evinde, Adnan Polat'ın ofisinde arama yaptınız. Dediniz ki 2005-06 sezonunun son haftasındaki Denizli - Fenerbahçe maçında teşvik primine dair belgeler var. Biz neyin ne olduğunu, o maça dair nelerin döndüğünü bilmiyor muyuz? Şimdi mi aklınıza geldi dümenden 1 ay sonra arama yapmak, ifade almak. Üzerinden 5 sene geçmiş, senin şike operasyonun başlayalı 1 ay olmuş, ortada belge kalacak, delil bırakacaklar da seni onu bulacaksın. Bülent Tulun da ondan sonra emniyette verdiği ifadesinin ardından "kendi arabamla geldim, kendi arabamla gidiyorum" diyecek. Belediye otobüsü ile gelip; metrobüs ile dönmeyecek tabi.

Siz gerçekten bizi salak mı sanıyorsunuz? Yaptığınız bu "bakın Galatasaray da yapmış, onu ortaya çıkarmaya çalışıyoruz" gösterisini yiyeceğimizi mi sandınız? Kendinizi o kadar zeki sanıyorsunuz ki bir gece önce sorgulama ve ifade tutanaklarını alenen sızdırıyorlar, gizlilik ilkesi olan soruşturmaya dair bu tutanaklar internetten indirilebiliyor! Skandallardan skandal beğenmek istesem ben bunu beğenirim; sizin de yüzünüz olsa biraz kızarırsınız, utanırsınız. Ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi hayata devam etmezsiniz, o müthiş gündem bölme veya paylaştırma taktiklerinize Galatasaray'ı da yalandan işin içine aldık hamlesine girişmezsiniz.

Eğer zaten gerçekten eskiye dönük bir şeyler ortaya çıkarmak isterseniz yolunuz uzun, şimdiden kolaylıklar dilerim!

Bir gece önce internete düşen sorgulama tutanak kayıtlarındaki komedi ötesi sorulara ise yazının uzamaması için şimdilik birşey demiyorum.

Fakat, 3 porsiyon döner de yenmez hakikaten, alenen şike olur, ayıp kaçar!

2 Ağustos 2011 Salı

Beyaz!


Ezeli rakipler Galatasaray ve Beşiktaş dergilerinin Ağustos ayı kapaklarını yukarıdaki gibi beyaz yapmış. Ne tesadüf değil mi? İçinde bulunduğumuz sürece gönderme ve kendini bu süreç karşısında tertemiz yani beyaz görmek!

Galatasaray dergi kapağının beyaz olması konusunda şöyle demiş:"Galatasaray Dergisi'nin yeni sezonunun ilk sayısı, Galatasaray Profesyonel Futbol Takımı'nın 2011-12 sezonu başında açtığı beyaz sayfanın ruhuna uygun olarak sade beyaz kapakla çıkıyor''

Ben inanmadım ama inanmak isteyen inanabilir pek tabii. Daha önceki senelerde açılmayan beyaz sayfa bu sezon başında açılmış, enteresan?

Beşiktaş ise duruş sergilemek adına Türkiye Kupası iadesi, tribünlerinden aklanın da gelin çağrısı ve bir yandan kulübün resmi kanalından ilgili kişilerin suçsuzluklarına inanıyoruz ifadeleri ile karmaşık davranışlar sergilerken dergisinin kapağını beyaz yapmış. Geride kalan dönemdeki davranışlarına bakılırsa kafaları karışık olmalı?

Neyse, bu beyaz sayfaları dergi kapağına taşıma kollektif hareketini Fenerbahçe'ye bağlayıp; kötü düşüncelere yönelmeyelim..

Sonuçta herkes yeni beyaz sayfalarını açmak niyetinde!

22 Temmuz 2011 Cuma

Medya vs. Fenerbahçe Taraftarı


Dün gece Kadıköy'de enteresan bir gece yaşadık. Gecenin başı bana göre olması gereken şekildeydi ancak sonu gerçekten oldukça fantastik görüntülerle bitti!

Shakhtar Donetsk maçının hazırlık maçından öte başka birşey olacağını herkes biliyordu veya tahmin ediyordu. Yaklaşık 3 haftadır her birimiz çok zor günler geçiriyoruz, Fenerbahçe'nin içinde bulunduğu durumu çeşitli şekillerde canımız acıyarak, sıkıntıyı belki içimize atarak belki çevremize gösterdiğimiz tepkilerle geçiriyoruz ve görünen o ki günleri bu şekilde geçirmeye devam etmeye mecburuz!

Medya büyük güç, bunun farkındalar ve oldukça iyi kullanıyorlar. Adına şike operasyonu dedikleri ama birçoğumuz için saf bir şike soruşturması olmadığını bildiğimiz ve gözlemlediğimiz süreçte gizli yürütülme kararı alınmış bir davada haberleri emniyet üzerinden nasıl aldıkları veya bunları halka nasıl servis ettiklerinin farkındayız.

3 Temmuz 2011 tarihinden beri en ilgisiz / bilgisiz insanı operasyonda tutuklu yargılanan kişilerin kötü şeyler yaptığına inandırdılar. Neredeyse dava başlamadan emniyet ile işbirliği halinde davayı sonuçlandıracaklar! Yazının dağılmaması için emniyet kısmına burada girmiyorum. Medya içinde tabii ki bu sürece etki etme konusunda öne çıkanlar var, herkes bunların kim olduğunu biliyor. Onların manşetleri, onların gizli davada servis ettikleri haberler, halka sundukları fotoğraflar akıllarda.

Dün gece taraftarın maçın başında doğru bulduğum tepkisi medyaya oldu. Patronları yoktu, emekçileri vardı ve onlar üzerinden tepki konuldu. Bu durum medyada tepki gördü ancak taraftardan sapla samanı ayıracak böyle bir yetenek beklenmemeli. Empati yapmaya çalışın demek isterim ama konu Fenerbahçe olunca öyle şeylere pek uzak duruluyor!

Operasyonun başından beri haber yaparken büyük bir keyif alan, hizmetini layıkıyla yerine getiren medya ve onların şirinlik abidesi patronları bu tepkiyi ve hatta öfkeyi kendileri yarattılar! Yaratılan öfkenin de dün gece olduğu gibi önüne geçemezsiniz! Böyle bir dünya yok!

Gecenin devamında ise maçın 2. yarısının ortalarına doğru bireysel sahaya girmeler yerini sayının giderek artmasıyla büyük bir kitlenin sahayı işgal etmesine bıraktı. Bu ilk anda benim için güzel bir isyan girişimiydi ancak dakikalar ilerledikçe fantastik olarak tanımladığım hareketleri görmeye başladım. Sahaya girip parende atanlar, Lugano gibi kayarak müdahalede bulunanlar veya çeşitli şekillerde poz verenleri görünce isyan bu değil dedim. İsyan aslında tribünde, sokakta..! Bu sahaya girmek başka bir yazı konusu olabilir ama uzatmadan söylemek gerekirse çok sevilen futbolun erişilemeyen alanı, futbolcuların mücadele ettiği yerde bulunabilme psikolojisi önemli etken herhalde?

Bir de son olarak dün geceden kendine vazife çıkaranlar var ki vandallık, şiddet vb. şeylerden bahsederek işte Fenerbahçeliler böyle adamlar gibi klasik çıkarımlarda bulunuyorlar, yazılar yazıyorlar, komik duruma düşüyorlar. Çünkü onlar en asil duygulara sahipler, ahlak sahibi, şiddete karşı ve bugüne kadar hiçbir kötü kayda geçmiş eylemleri yok. Saldırgan değillerdir bunlar, aksine gayet efendi tiplerdir, küfür etmezler, ettirmezler, en iyi okullarda okumuşlardır!

Ne diyorduk; medya sen güçlüysen, senin gücünün karşısında kocaman bir Fenerbahçe taraftarı var. Yarattığınız öfkenin içinde kendiniz boğulmayın!

19 Temmuz 2011 Salı

19.07 - Birlik Olma Günü


Gün, her zamankinden daha fazla birlik olma günü.

Medyaya, Emniyete, Yargı Sürecine karşı ayık olma günü.

Şunu herkes bilsin;

Günün sonunda eğer bir yanlış yapılmışsa,
onurumuzla cezasını çekmesini biliriz ama ondan önemlisi ayağa kalkıp daha güçlü geri döneriz!

Fenerbahçe bayrağını her daim yukarıda tutanlara selam olsun!

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Sadece


3 Temmuz 2011 günü hayatımıza çok kötü bir gün olarak girdi.

halen ne olduğunu anlayabilmiş değiliz. çok şaşkın ve daha da fazlası çok üzgünüz..içimiz yanıyor, canımız acıyor..

tarifsiz bir şekilde sevdiğimiz Fenerbahçe isminin bu işlere karıştırılmasından, bir takım çevrelerin çıkarları uğruna kullanılmasından dolayı çok öfkeliyiz..

şimdi herkes atıp tutuyor, olaya balıklama atlayıp ahkamlar kesiyor! Gizli yürütülen soruşturma ile ilgili türlü türlü bilgiler, kayıtlar, görüntüler vs. gibi şeylerden bahsediyor. Fenerbahçe kesin şike yapmıştır da öyle şampiyon olmuştur / şike yapmasına ihtimal vermiyorum, böyle birşey olması imkansız! veya bu işin içinde siyaset var, iktidar parmağı var / iktidar ile ne alakası var gibi..bütün bunların daha belirgin yansımaları için zaman en büyük ilaç!

ama bize hiçbir şey ilaç değil sanırım? aslında bu hayatta en zor anları biz yaşadık, yolumuza devam ettik..ama bu en zoru, en kötüsü..

şu an hiçbir şey duymak, bilmek istemiyorum.
Sadece ve sadece çubuklu formanın saflığını istiyorum.

1 Temmuz 2011 Cuma

Copa America 2011


Klasiktir, tek haneli yılların yaz sezonu futbolda büyük turnuvalar adına kurak geçer. Çift haneli yıllara denk gelen ve 2 senede bir heyecanına kapıldığımız Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası gibi büyük turnuvalara duyulan özlemin benim için en iyi alternatiflerinden biri ise Copa America. Milli takımlar seviyesindeki sempatimin Arjantin'e karşı olması da buna etki edenlerden bir detay.

Copa America bu gece TSİ 03.45'teki Arjantin - Bolivya maçı ile başlıyor. Ev sahibi Arjantin ve aramızda 6 saat fark var. Saat farkı nedeniyle maçlar ağırlıkla gece geç saatlere denk geliyor. 3 grupta 4'er takım şu şekilde dağılmış durumda;

A GRUBU: Arjantin, Bolivya, Kolombiya, Kosta Rika
B GRUBU: Brezilya, Paraguay, Venezuela, Ekvador
C GRUBU: Şili, Meksika, Peru, Uruguay

Turnuvanın Güney Amerika'ya ait bir turnuva olmasına rağmen kıta dışından misafirlerin davet edildiği de bilinir. Bu seneki misafirler Meksika ve Kosta Rika. Bunlar kimi zaman ABD kimi zaman ise Honduras oluyor.

Gruplarda ilk iki sırayı alanlar ve en iyi iki grup 3.sü çeyrek finale kalacaklar.

Arjantin'in 1993'ten beri kupaya hasret olduğunu fakat turnuvayı Uruguay ile beraber en çok kazanan (14) ülke olduğunu söyleyelim.

Güzel bir turnuva olmasını ve sonunda Arjantin'in kupayı kazanmasını dilerim.

29 Haziran 2011 Çarşamba

Atletico Madrid 2011/2012 Sezonu Formaları


Burayı okuyanlar veya beni yakından tanıyanlar bilirler. İspanya'da Atletico Madrid, İtalya'da ise Fiorentina severim, sempati duyarım.

Bu iki takım arasında biraz daha sevdiğimi alenen söyleyebileceğim Atletico Madrid 2011/2012 sezonunda giyilecek yeni formaları tanıttı. Bu formalar ayrıca kulübün şu an kullandığı renkler olan kırmızı-beyaz (mavi) renklere geçişin 100. yılına da bir göndermede bulunuyor.

Bununla ilgili detay da şöyle: Atletico Madrid 26 Nisan 1903’te Athletic Bilbao’nun bir kolu olarak 3 Basklı öğrenci tarafından Kralın Kulübü olan Real Madrid'e isyan edenlerin takımı olarak kuruluyor (sevmemde önemli detaylardan) ve kulübün ilk renkleri de Athletic Bilbao’nun renkleri olan mavi-beyaz. 1911 yılında renkler bugünkü renkler olan kırmızı-beyaz (mavi) olarak değiştiriliyor. İşte, bu sene o değişimin 100. yılı.

iç saha forması


deplasman forması

20 Haziran 2011 Pazartesi

Tuncay Geri Dönerse


Tuncay'ın dün Fenerbahçe Teknik Direktörü Aykut Kocaman ile görüşmesinin ardından yapılan haber ve yorumlar doğal olarak kendisinin Fenerbahçe'ye geri dönüşü üzerine oldu. Transferle ilgili henüz kesin veya net bilgiler yok ancak taraftar Tuncay'ın Fenerbahçe'ye geri dönüşü üzerine görüşlerini hızlıca ifade etmiş görünüyor.

İlk bakışta gözlemleyebildiğim Tuncay'ın geri dönüşü konusunda negatif görüşlerin daha çok olduğu yönünde. Bu negatif görüşler arasında en öne çıkanlar: 1) Fenerbahçe'yi bırakıp gitmesi (ki burada taraftarın bir kısmı Middlesbrough tercihini sorguluyor ve hatta bedelsiz olarak takımdan ayrılmasına vurgu yapıyor), 2) gittiği Premiership'te Middlesbrough ve Stoke City ile vasat veya vasat altı performansı ve son olarak şansını denemek üzere gittiği Bundesliga'da Wolfsburg ile neredeyse yeterince oynayamaması yani özetle Tuncay'ın performansı.

Öncelikle Tuncay'ın Middlesbrough tercihini sorgulamanın doğru olmadığını düşünenlerdenim. Fenerbahçe'den Premiership'e geçerken Manu, Chelsea, Arsenal veya Liverpool'a transfer olamayabilirsiniz. Tottenham, Everton veya Aston Villa'ya olsun o zaman diyenler var mı bilmiyorum ama bu olaya böyle değil Tuncay'ın hedefleri açısından bakmak gerektiğini düşünüyorum. Tuncay ne düşündü bilemiyorum ama bana ilk anda Middlesbrough'nun yukarı tırmanmak adına bir basamak olması fikri çok mantıksız gelmemişti. Ligin alt sıralarındaki gücü sınırlı takımda kendini ligin abilerine gösterebilmek konusunda tabiki fikirler çeşitli olacaktır ve hatta bu hedefin kolay olmadığını sorgulayanlar çok olabilir ancak buna sırf Fenerbahçe'den daha güçsüz bir takıma gitmesi fikriyle karşı çıkmak ta bence fazla bencil bir düşünce.

Burada Tuncay'ın Fenerbahçe'ye bonservis bedeli kazandırmadan gitmesi konusuna geçiş yaparsak; bu konu hakkındaki negatif yorumları da çok mantıklı bulduğumu söyleyemiyorum. Tuncay Fenerbahçe'ye katıldığı 2002-03 sezonundan ayrıldığı 2006-07 sezonu sonuna kadar oynadığı 5 sezonda 3 şampiyonluk yaşadı ve kazanılan şampiyonluklarda katkısı herkesin hafızasında olmalı. Takımdan ayrılırken sözleşme yenileseydi de para kazandırsaydı fikri yerine forma giydiği sürede kazandırdıklarına bakma taraftarı olduğum için bu bonservis konusuna da çok anlam veremiyorum. Kaldı ki sözleşme uzatan oyuncunun transferinin oyuncunun serbest olduğu duruma göre daha zor olması da çok normal bir durum. Sonuç olarak bunlar benim futbola bakışımda kızabileceğim veya negatif bakabileceğim şeyler değil.

Tuncay'ın performansı konusuna gelirsek; Fenerbahçe'den ayrıldığdan beri geçen 4 sezonda anlık performans parlamaları hariç vasatı aşamayan hatta hayal kırıklığı yaratan bir performans sergilediğini ve hedeflerinden oldukça uzak kaldığını söylemek gerek. Tuncay şu an Fenerbahçe'den ayrılırken bildiğimiz Tuncay değil, bu çok belirgin. Fenerbahçe'ye geri dönmesi konusunda da insanların performans odaklı negatif bakışını anlayabiliyorum. Fenerbahçe'de oynadığı dönemlerden aklımda kalan en büyük Tuncay özelliği mücadeleci, inatçı yapısının yanında isyan ettiren savrukluğudur. Mesela Tuncay en olmadık yerden en olamayacak şekilde golü rakip filelere gönderebilir ama çok kolay veya müsait bir pozisyonda o kadar kötü bir bitirici vuruş yapar ki işte Tuncay bu dersiniz.

Wolfsburg'un 5 milyon euro'ya Stoke City'den transfer ettiği Tuncay'ı ne kadar bir bedelle Fenerbahçe'ye vereceğini bilemiyorum ama bundan belki daha da önemlisi Tuncay geri dönerse performansı ne olur, onu hiç bilemiyorum. Futbolda kötü geçen sezonların ardından oyuncuların kazandığı başarıları, yaşadıkları heyecanları ne olursa olsun yeniden başarılı olup; yakın zamandaki kötü performansı silmek için çabalayacağını düşünürüm.

Tuncay da eğer Fenerbahçe'ye geri dönerse sanırım şu yakın geçmişteki hayal kırıklığı görüntüsünü silmek için çok çabalayacaktır veya çabalamaya mecburdur.

18 Haziran 2011 Cumartesi

5'te 5 Yaptığınız Zaman Konuşalım


Fenerbahçe Spor Kulübü başardı.

Geçen sezon kıyısından döndüğümüz ülke sporunun 3 ana branşındaki tüm şampiyonlukları kazanmayı bu sezonun sonunda başardık. Dün akşama kadar kazanılmış olan 4 şampiyonluk kupasına eklenecek son halkayı erkek basketbol play-off final serisinde bekliyorduk. Rakip te malumunuz ezeli rakip Galatasaray idi. Serinin 5. maçını son saniyede kazanınca hevesleri canlanmıştı ve evlerinde oynayacakları 6. maçı da kazanarak finali son maça taşımak istiyorlardı.

Olmadı, Fenerbahçe evinde bitiremediği seriyi deplasmanda 91-88 kazanarak 4-2'ye getirdi ve son 5 sezondaki 4. şampiyonluğunu kazanmayı başardı. Bu şampiyonluk kendisinden daha fazlasını ifade ediyordu; sadece bir şampiyonluk değildi. Fenerbahçe Spor Kulübü, Türk sporunun takım sporlarında en çok takip edilen 3 branşı olan futbol, basketbol ve voleybolda mücadeleye katıldığı tüm takımlarıyla şampiyonlukları süpürüyordu. İnanılmaz büyük bir başarı, tarihe geçecek ve hatırlanacak kadar önemli bir başarı. Mücadele eden, emek veren herkese helal olsun!

2010-2011 sezonuna dönüp bakıldığında hatırlanan Fenerbahçe Spor Kulübü'nün bu büyük başarısı olacaktır. Biliyorum ki bu büyük başarıya dudak bükenler, sıradanlaştırmaya çalışanlar veya görmezden gelenler var; onlar hep olacaklar.

O halde onlarla şöyle anlaşalım;

5'te 5 yaptığınız zaman konuşalım.

Görüşmek üzere..

15 Haziran 2011 Çarşamba

Konsantrasyon


Dün akşam hem takımın hem de tribünlerin konsantrasyonu hiç yerinde değildi. Sonucu da hayal kırıklığı ve üzüntü olarak karşımıza çıktı. Cumartesi akşamı Abdi İpekçi'de kazanıp seriyi 3-1'e getirmek o an için gayet güzel olsa da dün akşam oynanan serinin 5. maçında 3-1 önde olmanın ve evinde şampiyon olma fırsatının yarattığı ruh hali Fenerbahçe için bir bütün halinde sorun olmuş ta haberimiz yokmuş!

Maçı son saniye basketi ile mucize bir şekilde kaybetmiş olmak maç içindeki ortalama kötü oyunu ve bir önceki blog yazısında tribünlerin önemine vurgu yapmaya çalıştığım çağrının bir işe yaramayan etkilerini konuşmaya engel değil.

Takım ev sahibi avantajı ile seriyi bitirip şampiyon olurum tadında bir konsantre halindeyken o ev sahibi avantajının birincil etkeni taraftar ise şampiyonluğu kutlamak derdinde ama bunu pasif bekleme şeklinde sürdürmekte ısrarcı. Takıma destek vermeye çalışan az sayıdaki kitle ise sürükleyici değil, yanlış tercihler vs. ile ağırlıklı bir konsantrasyon kaybı içerisinde.

Bütün bu tatsız görüntüye rağmen kazanabilirdik. Geri düşülmesine rağmen öne geçmeyi başarmışken son hücumu çok kötü kullanmasak veya ardından savunma yapabilsek, o son saniye şutu çemberden sekse..ama ne fark eder ki? Herkes kolaya kaçmış, şampiyonluk gelsin diye bekliyor.

Kimse beklemesin, o şampiyonluğu istiyorsak gidip alalım.

Hala orada, bir adım uzakta duruyor..

13 Haziran 2011 Pazartesi

Şampiyonluk Bir Adım Uzakta


Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanan Erkekler Basketbol Ligi play-off final mücadelesi devam ediyor. Bloga bir önce yazdığım yazı üzerinden 2 maç daha geçti. Maçlar Galatasaray'ın ev sahibi konumunda olduğu Abdi İpekçi Spor Salonu'nda oynandı.

Evindeki 2 maçı da farklı skorlarla kazanan Fenerbahçe deplasmandaki ilk maçı uzatma sonunda 97-93 kaybetti. Serinin 3. maçını izleyemedim ama konuşulanlar takımın maçı iyi oynamadığı ve de iyi bitiremediği şeklindeydi. Seri başlarken deplasmanda 1 maç kaybetmeyi hesap ediyordum kendime göre, o da bu maç olmuş. Galatasaray'ın da serinin 3-0 olmaması için takım ve tribün olarak çok motive olacağını kestirmek zor değildi.

Cumartesi oynanan 4. maç kritikti. Motive olmuş ve taraftarı önünde seriyi eşitlemek için bir şansı daha olan Galatasaray'ın hevesini kırmak için deplasmanda kazanmak gerekiyordu. Maçın 2. çeyreğinde geri düşmesine ve Galatasaray bu maçı da mı kazanacak hissini uyandırmasına rağmen 3. çeyrekten itibaren kontrolü eline alıp öne geçen Fenerbahçe farkı belli bir seviyede tutarak Galatasaray'ın yakınlaşmasına izin vermeden deplasmanda 85-74 kazanmayı başardı, seriyi 3-1'e getirdi. Ukiç'in gayet iyi bir maç oynadığını, Oğuz Savaş ve Emir'in dikkate değer katkısının olduğunu belirtmek gerek.

Artık şampiyon olmak için bir maç kazanmak gerekiyor. Serinin 5. maçı yarın akşam Sinan Erdem Spor Salonu'nda oynanacak ve taraftarın biletleri 2 saatte tüketirken yakaladığı motivasyonu yarın takımı desteklerken de görmek istediğimi açık ve net söylüyorum. Taraftarın rakibi boğacağı, Fenerbahçe'nin şampiyonluğuna katkısının olacağı tribünlerdir istediğim.

Yarın kazanarak Türk Spor tarihinde kimilerinin dudak bükeceği, bizim ise büyük gurur duymamıza neden olacak aynı sezon içinde kazanılan şampiyonluklara eklenecek son şampiyonluğu bekliyoruz..

Büyük başarıya bir adım uzaklıktayız.

7 Haziran 2011 Salı

Yolu Yarıladık


Erkekler Basketbol Ligi play-off final serisinde yolları kesişen Fenerbahçe ile Galatasaray 26 yıl sonra şampiyonluk için mücadele ediyorlar. Ligde karşılıklı birer galibiyetin alındığı seri 0-0 başladı ve bildiğiniz üzere şampiyon olmak için 4 kez kazanmak gerek. Ben bloga bu yazıyı yazana kadar seride 2 maç geride kaldı.

Final serisine ligi lider tamamlayan Fenerbahçe ev sahibi avantajını elinde bulundurarak başladı ve Sinan Erdem Spor Salonu'nda oynanan 2 maçı da farklı skorlarla kazanarak şampiyonluğa giden yolu yarıladı.

Serinin 4 Haziran Cumartesi akşamı oynanan ilk maçını 81-59, dün akşam oynanan 2. maçını ise 95-74 kazanan Fenerbahçe, Galatasaray karşısında 2-0 öne geçmesinin yanı sıra 2 maçta da sırasıyla yakaladığı 22 ve 21 sayılık farklarla da rakibinin şampiyonluk hevesini kıran mesajlar verdi.

Seri şimdi Galatasaray'ın ev sahibi konumunda olacağı Abdi İpekçi Spor Salonu'nda devam edecek. Galatasaray taraftar baskısıyla serinin 3-0 yerine 2-1 olması için elinden geleni ardına koymayacaktır. Fenerbahçe sakin olmalı, potansiyel gücü dış etkenlere rağmen sahaya yansıtmalı. Sonuçta serinin iyice Fenerbahçe'den tarafa kırılması Abdi İpekçi'de alınacak bir deplasman galibiyetine bağlı ve bu galibiyet oradaki ilk maçta gelirse bu Galatasaray'ın havlu atması demek, hatta biraz ileri giderek Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı geçip 5. şampiyonluğuna ulaşması demek.

Futbol, erkek/kadın voleybol, kadın basketbol şampiyonlukları ardından büyük başarının tamamlanması için şimdilik beklemedeyim.

Az kaldı..

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Sivas Deplasmanında Şampiyonluk Anıları


Fenerbahçe'nin şampiyonluğunu ilan etmesinin üzerinden 1 hafta geçti. Gündem sürekli değişiyor ve hatta kazanılan şampiyonluğa dair şampiyonluk yolundaki rakibi geçtim 3. şahıslara kadar varan itirazlar, kabul etmeme durumları sürmekte..

Neyse, o konular gerçekten enteresan! Garip düşünceler, üretilen fikirler, öne sürülen komplo teorileri..Bunlarla ilgili belki sonra üzerine fikirlerimi yazabilirim ama Sivas'a deplase olduğumuz 1 hafta öncesine gitmek ve o güne dair aklımda kalanları paylaşmak isterim. Geç olsun, güç olmasın!

Şampiyonluk mücadelesinde son yıllarda pek görülmediği üzere yarışı haftalardır at başı şeklinde sürdürerek son haftaya kadar geldik. Malum biz Fenerbahçeliler için son hafta hep tedirginlik demek. Ligin son haftası oynanacak Sivas deplasmanı öncesinde de bu kez artık bırakmayız desek te genel geçer bir tedirginlik hakim. Fakat o tedirginlik başka, Fenerbahçe'nin yanında olma isteği ve şampiyonluğu yerinde söküp almak konusunda her zamankinden daha hevesli olma isteği başka.

Maç öncesi hafta içinde Sivas deplasmanına gitmek üzere organize oluyoruz fakat herkes için hafta içinin ne kadar zor ve geçmek bilmediği çok taze bir şekilde hafızalarda. Bir an önce Cumartesi gecesi olsa da Salı Pazarı'nda kardeşlerimizle buluşsak ve Vamos Bien bir kez daha kara deryaları aydınlatan Fener'in peşinden yollara düşse..

Bir şekilde zaman öyle veya böyle geçiyor ve 22 Mayıs Cumartesi gecesine ulaşıyoruz. Salı Pazarı'nda buluşan heyecanlı yüreklerin aklında tek bir şey var: Sivas'a gidip o özlediğimiz şampiyonluğu söküp almak! Tarih 22 Mayıs'ı terk edip 23 Mayıs'a doğru geçerken bizi Sivas'a götürecek otobüs te kendini gösteriyor. Hem de ne göstermek! Emektar 304 oldukça eski bir model ama belli ki vaktinde piyasanın en yakışıklısıymış. Bizler yolları aşmak için otobüse doluşurken, Vamos Bien'den İstanbul'da kalan kardeşlerimiz de bizleri meşaleler yakarak Sivas'a doğru uğurluyorlar..

Ve çok geçmeden otobüsün kaptanının bize vermiş olduğu sinyaller oldukça dikkat çekici. Salı Pazarı'ndan hareket edeli 20 dk. ya oldu ya olmadı ama biz Gebze'ye vardık! Noluyoruz hacılar türevi sorular eşliğinde deplasman otobüsü kendini o süratle zaten buluyor. Tezahüratlar ve Cumartesi gecesinin verdiği rahatlık eşliğinde alınan alkolle bütünleşen emektar otobüs ve Kaptan Arif ile Sivas'a doğru kamçı kırbaç ilerliyoruz.

Sabahın ilk saatlerinde Ankara'dan dostlarımızı alıyoruz ve gün ışığında yola devam ediyoruz. Bu aynı zamanda Ankara'dan bize katılan Romantik Kanaryalar ve Çizgisiz Defter bloglarından arkadaşlarımızın Vamos ile ilk deplasmanı olarak kayıtlara geçiyor. Yola devam ediyoruz ama sabah kahvaltısı için molaya ihtiyaç var. Mola için adres Şoförler Federasyonu. Tam olarak neredeyiz bilmiyorum ama Kırıkkale - Yozgat yolu üzerindeyiz diye tahmin ediyorum. Acıkan karnımızı kimimiz kahvaltı, kimimiz çorba ve bol ekmek ile doyururken tesiste kendi kendine konuşan ama konuştukları pek bir etkileyici olan çilekeş abiye de selam ediyorum. Daha yolumuz uzun..

Sivas'a yaklaştıkça tezahüratlar iyi bir tempo ile devam ediyor. Memleketin yollarını Fenerbahçe diye haykırarak aşıyoruz. Sivas'a yaklaştıkça bulutların rengi iyice grileşirken yağmur da kendini bize yavaştan gösteriyor. Yine tam olarak hatırlayamadığım bir yerlerde klasik deplasman otobüsü duruşlarından birini yapınca dayanamıyoruz Kara Deryalarda Bir Fenersin pankartımızı otobüsten indirip; haykırıyoruz: Haklıyız, Kazanacağız! diye..


Sivas'ın girişinde rutin polis aramasından geçiyoruz ve öğlen 1 gibi şehre tezahüratlarla giriyoruz. Şehirde Sivas ve Fenerbahçe formalı insanlar göze çarpıyor. Sivas için tarihi bir gün ve şehir her zamankinden daha kalabalık ve heyecanlı. Arif Kaptan ile Sivas 4 Eylül Stadı'nın önünde gece buluşmak üzere vedalaşıp şehir merkezine doğru yürüyoruz. Vamos Bien Sivas sokaklarında kendine yemek yiyecek uygun bir yer ararken kendini belki de kalabalık şekilde en uygun yemek yenecek Sivas Belediye tesislerinde buluyor. Şef garson arkadaşa bu kadar kişiye uygun bir menü ayarla artık diyoruz. Sonuç olarak çorbası, Sivas köftesi, şerbeti, ikramı derken uygun fiyata alan da memnun satan da memnun diyebiliriz..Yemek yerken Sivas Belediye başkanı da bize afiyet olsun deyip, akşam maç için bol şans deyince doğru adreste olduğumuz anlıyoruz.

Yemek sonrası Cumhuriyet Meydan'nından stada doğru elimizde kocaman bayrağımız, boyunlarımızda atkılarımız ve dilimizde şarkılarla, tezahüratlarla yürüyoruz. İnsanların kalabalık Vamos Bien grubuna ilgisini görüyoruz, tanımadığımız Fenerbahçeli insanlar bizimle beraber yürümeye başlıyorlar ve stada doğru giderek kalabalıklaşarak ilerliyoruz.

Maçın başlamasına 2,5 - 3 saat kala tribüne giriyoruz. Her zamanki gibi içeriye pankartların sokulmasında sorun var ama pankartlar yine içeri girmeyi başarıyor. Maçı televizyondan izleyenler için sol taraftaki kale arkasındaki yerimizi alıyoruz, pankartlarımızı asıyoruz. Tribüne girerken hızlanan yağmur iyice şiddetleniyor ve hepimiz sırılsıklamız. Başka bir zaman olsa hepimiz farklı tepkiler verebilirdik ama şampiyonluğa o kadar konsantre olmuşuz ki, umrumuzda değil! Maç saatine kadar dakikalar yine geçmiyor.

Maçı biliyorsunuz. Gidip geliyoruz ancak yine tarihi bir maç sonrası Sivas'ı 4-3 yenip 18. şampiyonluğumuzu ilan ediyoruz. Sevinçten akan gözyaşları yağmura karışıyor, kardeşler birbirlerine sarılıyor, mutluluğu paylaşıyoruz. Takımla beraber şampiyonluk şarkıları söylüyor, bu sevince yerinde ortak olduğumuz için, olunması gereken yerde olduğumuz için kendimizi daha da mutlu hissediyoruz. Daha sonra eski günlerdeki gibi taraftar sahaya giriyor, şampiyonluğun kazanıldığı çimlerin üzerinde halaylar çekiyor, çimleri elliyordu.

Stattan çıkarken garip bir şok içindeydik ve hadi artık coşalım, birşeyler yapalım, eğlenelim, yerimizde durmayalım diyorduk. Şampiyonluk sevincinin vazgeçilmezlerinden biri olan yoldan geçen arabaları sallayıp işi ATV'nin yayın aracını sallamaya kadar götürmüştük. Lori kardeşim Ercan cadde üzerinde kutlamaları izleyen işçi arkadaşa sarılıp, öpüyor ve canım benim diyor; Haluk ise küçük bir Sivaslı çocuğun davulunu sırtına geçirip hepimizi coşturuyordu. Şampiyonluk güzel şey, 34 haftanın emeğinin karşılığını almak çok güzel, kardeşlerinle bunu kutlamak hepsinden güzel..

Dönüş yolu tahmin edileceği üzere tarifsiz. Deplasman otobüsü tribün gibi, karşılıklı tezahüratlar, şarkılar, türküler gecenin geç saatlerine dek, yorgun bünyeler uykuya geçene kadar tükenmek bilmiyor..

Arif Kaptan ile İstanbul'a doğru kamçı kırbaç ilerlerken Türkiye yeni güne Şampiyon Fenerbahçe sesi ile uyanıyordu. Hepimizde Sivas'ta söküp aldığımız hak edilen şampiyonluğun büyük mutluluğu ve o tatlı yorgunluğu ile yeniden eve, Kadıköy'e dönmenin güzel hissi..

Bu yolda yürüdüğüm tüm kardeşlerime bir kez daha teşekkürler.

Sonsuza dek Fenerbahçe!

26 Mayıs 2011 Perşembe

Emenike Transferi


Fenerbahçe kazandığı 18. şampiyonluğun mutluluğu henüz tazeyken ilk resmi transferini Karabük'ten Emenike'yi 4 yıllık sözleşme ile renklerine katarak gerçekleştirdi.

Transfere dair genel geçer ilk tepkiler verilen bonservis ücreti üzerine oldu. Fenerbahçe Emenike transferi için Karabük'e 7 milyon euro + sözleşmesi sürerken satışı halinde ise 2 milyon euro daha verecek şekilde anlaştı. Tabii ilk etapta lanse edilen 9 milyon euro'yu ben de fazla yüksek bir fiyat olarak değerlendirenlerdenim. Hani hep denir ya 9 milyon euro veriyosan üzerine 2-3 milyon daha ekle, daha garanti baba adam al diye. Fakat son yıllarda o kadar çok gördük ki garanti baba adam, isim adam vs. ve bu gibi lafların aslında hiç te garanti olmadığını, transfer işinde aslında birçok faktörün yan yana gelerek başarıyı tetiklediğini..

Neyse, Emenike'nin kendisine dönecek olursak geçen sezon Kadıköy'de oynanan Karabük maçına dair yazdığım kayıtta Emenike'ye 1 paragraf ayırdığımı hatırladım. Yazı burada ama tamamını okumak istemeyenler için o 1 paragraf şöyle yazılmış;

Rakip forvet Emenike için kısa birşeyler yazmak gerek sanırım. Geçen sezon 1.lig'de gösterdiği performans aslında bugünlerin sinyalini net bir şekilde veriyordu. Gayet kuvvetli, yeri geldiğinde süratli bir forvet, tipik Afrikalı desek hani çok kötü bir genelleme yapmamış oluruz bence. Dün maçın genelindeki kuvveti ve attığı goldeki sürati Yobo ve Lugano'yu oldukça zorladı. Karabük için çok başarılı bir transfer.

Emenike'nin Aykut Kocaman'ın isteği doğrultusunda transfer edildiğini biliyoruz. Burada Emenike'nin öne çıkan özelliklerinden fizik gücü ve pek tabi sürati önemli özellikler. Türkiye'ye özgü habercilik ile sezonun sonuna doğru yaşının gerçekten büyük olduğu haberleri ortaya atılsa da resmi olarak 1987 doğumlu olması da Aykut hocanın genç transferlerine bir yenisi olarak karşımızda. Genç ve başarıya aç, potansiyel adam ve tabi Aykut Kocaman'ın pasa dayalı ve oyunu daha süratli oynamaya yönelik düşüncesi için kritik bir tercih.

Kritik diyorum nitekim kadroda büyük usta Alex varken tek forvetle sahaya çıktığımız bir düzen mevcut ve elde Niang gibi bir forvet varken Emenike'nin alabileceği pozisyon şimdilik soru işareti olarak beklemekte. Niang'ın veya Emenike'nin kanat forvet gibi oynatılma alternatifleri vs. gibi şeyler konuşulacaktır.

Ben bu transferde Şampiyonlar Ligini aklıma getirdim. Şöyle bir argüman var ya, "abi adam Karabük'te kapalı savunmalara karşı oynamıyordu ki" gibi..işte Şampiyonlar Ligi Emenike için daha da parlamak adına bir fırsat diye düşünüyorum.

Transfer konusunda önceden ahkam kesmenin her daim sorun olacağını düşünürüm. Transfer yapıldığı an tabi ki artısıyla eksisiyle yorumlanır, takıma katabilecekleri ile değerlendirilir. Emenike'nin de yeni sezonda göstereceği performansa göre tekrar geriye dönüp transfer olduğunda neler denmiş bakacağız sanırım.

Kariyerinin Fenerbahçe'de daha da parlaması dileğiyle..

25 Mayıs 2011 Çarşamba

2010-2011 Sezonu Şampiyonu Fenerbahçe


34 haftalık mücadelenin sonunda kazanan Fenerbahçe oldu.

Sezonun ilk yarısını son ana kadar mücadele ettiği Trabzonspor'un 9 puan gerisinde tamamlamasına rağmen Türk Futbol Tarihine geçen bir seri ile oynadığı son 18 maçın 17'sini kazanan ve sadece 1 kez berabere kalan Fenerbahçe 82 puanla ikili averaj hesabının dikkate alınmasıyla lig tarihindeki 18. şampiyonluğunu ilan etti.

Ligin 2. yarısında tarihe geçen performansa imza atıp 51 puanın 49'unu kazanmayı başaran Fenerbahçe sezonun 2. yarısında Kadıköy'de oynadığı hiçbir lig maçında gol yemeyerek şampiyonluğun kazanılmasına dair akılda kalan önemli istatistiklere bir başkasını eklemeyi de başardı.

Bu şampiyonluğa dair kırılma anları ve bazı detayları daha sonra yazmayı düşünüyorum lakin ayırt etmeden çok sevdiğim iki güzel insan Aykut Kocaman ve Alex de Souza adına ayrıca çok mutlu olduğumu ve bu şampiyonluğun kazanılmasındaki büyük payları nedeniyle yüzümün daha da güldüğünü söylemek isterim.


Fenerbahçe'nin şampiyonluğu tüm sevenlerine kutlu olsun.

Not: Şubat ayının sonlarında blogda paylaştığım enteresan detayın gerçekleşmesi de önümüzdeki sezon için karamsarlık yapmasın; tam tersine bunu kırmak için mücadele edelim..

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Dayanın Çocuklar!


Fenerbahçe ligin 2. yarısında gösterdiği büyük performansa sezonun Kadıköy'deki son lig maçında 6-0'lık Ankaragücü galibiyetini ekledi. 18. şampiyonluğu kazanmak için artık Sivas deplasmanında son bir kez daha kazanmak gerek.

Kelimelerle tarif edemediğimiz, çok büyük futbolcu, efsane olması erkenden kesinleşmiş güzeller güzeli insan Alex de Souza üçü penaltıdan, biri serbest vuruştan ve de muazzam bir aşırtma golü olmak üzere 5 gol atarak hiçbir yere sığmayan istatistiklerine bir yenisini eklemeyi başardı.

Biz tribünde, futbolcular sahada bu şampiyonluğu ne kadar istediğimizi gösterdik. Ancak henüz şampiyon olmadık ama olmak için ortada bariz görünen bir mücadele, çaba ve istek var.

Ligin 2. yarısında oynadığı 16 maçta 15 galibiyet alan, Kadıköy'de oynadığı hiçbir maçta gol yemeyen takımın ve bu takıma ait her bireyin emekleri için sonsuz saygı ve alkış.

Artık Sivas'ta son bir 90 dakika, son kez mücadelenin devamı..

Tarihe geçmek için 1 maç daha dayanın. Buraya kadar getirdiğiniz büyük performansın taçlanması için 1 maç daha dayanın.

Başarırsak tarih bizi yazacak..

12 Mayıs 2011 Perşembe

Şampiyon Fenerbahçe Acıbadem


Fenerbahçe Acıbadem Kadın Voleybol Takımı 2010-2011 sezonu play-off final serisinde rakibi Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom'u üç maçta da yenerek üst üste 3. kez şampiyon oldu.

Bu sezona Dünya Kulüplerarası Voleybol Şampiyonluğu gibi büyük bir başarıyı da ekleyen Sarı Meleklere bir kez daha teşekkürler ve tebrikler.

Armanın gururu olmaya devam ediyorlar..

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Karabük Deplasmanı


Şampiyonluk mücadelesinde bir hafta daha geride kaldı fakat bitime iki hafta kala değişen birşey yok. Fenerbahçe Karabük deplasmanında 1-0 kazanırken, Trabzon İzmir'de Buca'yı 2-1 yenerek son iki haftaya puan eşitliğinde ikili averaj farkıyla girdiler.

Fenerbahçe'nin fikstüründe kalan en zor maç konusundaki ağırlıklı fikir Karabük deplasmanını işaret ediyordu lakin Fenerbahçe'nin her maçı çok zor! Fenerbahçe'ye İnönü zor, Seyrantepe zor, Kadıköy'de Bursa zor, Antep zor, Karabük deplasmanı zor, gelecek hafta Kadıköy'deki Ankaragücü maçı zor. Peki ya bu maçlar Trabzon'a zor değil mi?

Psikolojik faktörlerin hep Fenerbahçe aleyhine olması hatta bazen bu psikolojik faktörleri geçip alenen somut örneklerin (bürokratik soslu Trabzon'un şampiyon olmasını istiyoruz beyanları vb.) göz önünde olması eşit olması gereken şampiyonluk yarışı üzerine düşünmeyi gerektiriyor. Emenike oynamadığı için komplo teorileri üretenler, Buca'nın yelkenleri suya indirmiş kadrosunu ve farklı pozisyonlarda oynatılan oyuncuları hakkında konuşmak istemiyorlar. Selçuk Karabük'te kırmızı kart görmeliydi diyen birisi bir hafta önce Trabzon-Antep maçında ceza sahası dışında olup faul olmayan pozisyonda olan penaltı + kırmızı kart için doğru karardı diyebiliyor. Bu örneklerin bildiğiniz üzere sonu yok. Zihinler oldukça geniş ve yaratıcı, herkes tertemiz onuruyla mücadele ederken; Fenerbahçe günahlarına her gün bir yenisini ekliyor!

Neyse futbola dönmeye çalışırsak Karabük deplasmanı beklendiği gibi zor oldu. Özellikle ilk yarıda etkili ataklar geliştirdiler, Fenerbahçe kalesinde tehlikeler yarattılar ve buna karşın birkaç pozisyon dışında Fenerbahçe rakip kaleyi fazla zorlayamadı. Özetle Karabük gayet konsantre ve iyi mücadele ederken Fenerbahçe istediği baskıyı kuramadı diyebiliriz. Maçların ilk yarıları bittiğinde Trabzon Buca karşısında 1-0 öndeyken Karabük'te ise gol yoktu. Stres Fenerbahçe'den tarafta, gergin bir bekleyiş hakimdi. Maçın 2. yarısında daha etkili oynayan ve şampiyonluk için aradığı golü Lugano ile bulan Fenerbahçe Karabük deplasmanından bir önemli 3 puan daha çıkartarak son 16 lig maçındaki 15. galibiyetini elde etti. Fenerbahçe'de inanılmaz bir mücadele ortaya koyan, sayısız kritik kademenin ve müdahalenin sahibi Gökhan Gönül Fenerbahçe'nin en iyisiydi. Zaten kişisel fikrim Gökhan Gönül'ün şu anda bu ligin en iyi yerli oyuncusu olduğu şeklinde.

Maça dair akılda kalan görüntülerden biri olarak Karabük kalecisi Tomiç'in 90+ da kullanılan kornerde kaleyi bırakıp Fenerbahçe ceza sahasına gelmesini not etmek gerek. Belki atacağı gol ve Karabük'e kazandıracağı 1 puan onun için çok önemliydi? Olabilir diyelim, geçelim. Karabük yedek kalecisi Bülent Ataman'ın beğenmediği hakem kararının ardından sahaya attığı ayakkabısından ise hiç söz etmeye gerek yok, 2 hafta sonra da gerekirse Trabzon maçında atar, bunu da geçelim.

Fenerbahçe'nin 2 hafta daha sabretmesi, dayanması gerek. Bu hafta Ankaragücü maçı da Karabük maçından farklı olmayabilir. Sakin olmak, sahadaki mücadeleyi bırakmadan sonuna kadar şampiyonluk için savaşmak gerek.

Herkes tribünde ve sahada dişini biraz daha sıksın.

6 Mayıs 2011 Cuma

5 Mayıs 2011 Perşembe

5 Mayıs 1996


Yine tarihi bir gün, Fenerbahçe için unutulmaz maçlardan biri.

Bu kez biraz daha yakın bir tarih. 5 Mayıs 1996 tarihinde Fenerbahçe ile Trabzonspor yine bir şampiyonluk mücadelesindeler ve 32. haftada Avni Aker Stadında karşılaşıyorlar. Trabzonspor, maç öncesinde Fenerbahçe'nin 1 puan önünde lider ve maça çok hızlı girip; devreyi de Abdullah'ın golüyle 1-0 önde kapatıyor.

İkinci yarının başlarında, 55. dakikada Oğuz'un frikik golüyle skor 1-1 oluyor. Trabzonspor kendisine beraberlik yetmesine rağmen saldırdıkça saldırıyor fakat golü bulamıyor. O güne dair akıllarda kalan sis ise Avni Aker üzerine iyiden iyiye çöküyordu.

Maçın 83. dakikasında sol kanattan Erol Bulut'un ortasında arka direkte sislerin ardından Aykut çıkıyor ve Trabzonspor ağlarını sarsıyordu. Fenerbahçe Avni Aker'de 2-1 kazanarak lig tarihi boyunca en uzun süre beklediği (6 yıl) şampiyonluğa çok yaklaşıyor ve 5 Mayıs 1996 günü Fenerbahçe tarihinin unutulmazları arasına giriyordu.

O tarihin üzerinden 15 yıl geçti ama o güne etki eden karakterler yine aynı camiaların şampiyonluk yarışı için karşı karşıyalar. Şenol Güneş yine Trabzonspor Teknik Direktörü, Fenerbahçe'nin galibiyet golünü atan ve 5 Mayıs 1996'yı unutulmaz yapanlardan Aykut Kocaman ise artık Fenerbahçe Teknik Direktörü.

3 Mayıs 2011 Salı

3 Mayıs 1989


Tarihte bugün, 22 yıl önce Fenerbahçe - Galatasaray ezeli rekabetinin unutulmaz maçlarının ilk sıralarında yer alan ve belki de en akılda kalan maçlarından biri oynandı.

3 Mayıs 1989 tarihinde Ali Sami Yen Stadında oynanan Türkiye Kupası çeyrek final rövanş maçının ilk yarısını Galatasaray 3-0 önde kapatmış ve devre arasına yakaladığı bu net farkın keyfi ve rahatlığı içinde girmişti. O tarihte 10 yaşında olan ben gündüz oynanan maçın ilk yarısı bittiğinde okuldan yeni çıkmış ve Galatasaraylı arkadaşlarım tarafından eve dalga geçilerek gönderilmiştim.

Eve geldiğimde Aykut Kocaman'ın o fizik kurallarını zorlayan yukarıda fotoğrafını gördüğünüz golü Galatasaray kalesini sarsmış ardından Şeytan Rıdvan'ın asistlerinde Hasan Vezir'in hat-trick'i ile Türk futbol tarihinin en unutulmaz ve en büyük geri dönüşlerinden birine şahit olmanın mutluluğunu çocukça yaşamıştım.

Fenerbahçe ilk yarısını 3-0 yenik kapattığı maçı ikinci yarıda bulduğu gollerle çevirip 3-4 kazanmıştı. Ertesi gün okula gittiğimde Galatasaraylı arkadaşlarıma sessizce bakmıştım, birşey söylemeden o gururu sessizce ve çocukça yaşayarak..

3 Mayıs 1989 tarihini hafızama bu şekilde kazıyanlara selam olsun!

2 Mayıs 2011 Pazartesi

İnandık Size


Lig yarışında bir hafta daha geride kaldı ve biz şampiyonluğa inanmaya devam ediyoruz..Sabırla, büyük mücadeleyle, son ana kadar direnerek, sahada ve tribünde inanarak..

Sezonun 2. yarısından itibaren başlayan ve bugüne kadar taşınan - eğer şampiyonlukla taçlanırsa tarihi bir istatistik olarak kayıtlara geçecek - galibiyetler serisiyle son 3 haftaya girerken şampiyonluğa kim ulaşırın cevabı net değil ama Fenerbahçe 2'li averajı elinde bulundurmasıyla karar verici pozisyonda. Ayrıca sözkonusu 2'li averaj sezon sonunda Fenerbahçe ve Trabzonspor arasında puan eşitliği olması durumunda çok kritik bir detaya sahip ve o kritik detayı da Fenerinbahçesi blogu hatırlatmış. Bana göre çok değerli ve hatırlanması gereken bir an! O gün Fenerbahçe 3-2 kaybettiğinde üzerinde çok durulmayan o an 3 hafta sonrası için vakur bir şekilde beklemekte!

Dün ise bizim beklediğimiz günlerin en önemlilerinden biri olan 1 Mayıs'tı ve sabahın erken saatlerinde yola çıkıp; işçinin-emekçinin-hayat kavgası verenlerin yanında Taksim Meydanına doğru yürüdük. Vamos Bien bu güzel ve değerli günde 1 Mayıs'a katılan diğer tribün gruplarının aksine Taksim'e yine toplu halde gelmeyi tercih etmedi ve önceden olduğu gibi Kazancı Yokuşu başındaki trafik ışıklarında toplandı. Meydan yine çok kalabalık ve çok güzel. Şarkılar, türküler hep bir ağızdan coşkuyla..Kara deryalarda bir fenersin ve haklıyız, kazanacağız diyerek Taksim'den Kadıköy'e bir başka heyecana ve umuda doğru..

Umudu Kadıköy'e taşıyan bizler Stoch'un daha maçın hemen başında İBB ağlarını bulan golüyle inancımızı arttırırken, tam devre biterken Alex'in son dönemde alışkanlık haline getirdiği bir başka güzel kafa golüyle şampiyonluk için daha da hırslanıyor ve tribünde özellikle 2. yarıda futbolcuların mücadelesine ortak oluyorduk.

İBB karşısında 2-0 kazanarak sezonun 2. yarısında oynadığı 14 maçta 13. galibiyetini alan Fenerbahçe bu çok değerli performansın yanına ligin 15. haftasında 2-1 kazandığı Karabük maçından beri Kadıköy'de gol yememe istatistiğini de eklemiş durumda (üstüste 8 maç). Yukarıda şampiyonluk ile taçlanırsa tarihi bir istatistik olarak kayıtlara geçecek dediğim bu büyük performans her ne olursa olsun büyük alkışı hak etmiştir ve her durumda hakkı teslim edilmelidir.

Maçın tamamında bir kez daha çok iyi mücadele eden, önemli pozisyonlar yaratan ve "inandık size" koreografi çalışmasının içinin boş olmadığını gösteren futbolcuların çok yorulduğunu biliyorum ve hatta görüyorum. İnandık size görüntüsünün ortaya çıkmasında nasıl tek tek kartonların dizilmesi için bir emek varsa sahada da öyle bir emek var..

O büyük güne kadar 3 hafta daha sabretmek, direnmek, dayanmak gerek..

Mücadeleye devam..

1 Mayıs 2011 Pazar

1 Mayıs Kutlu Olsun


Hayata emek ve dayanışma ile değer katanların,
Emeği ile mücadele edenlerin,
Hayat kavgası veren işçinin, işsizin, emekçinin,
Özgürlük, Eşitlik, Adalet ve Barıştan yana olanların

1 Mayıs'ı kutlu olsun!

Bu sene de önce Taksim Meydanında ardından Kadıköy'de haykıracağız!

Kara deryalarda bir fenersin
Senin ışığınla yürüyoruz
Biz bu karanlık yolun sonunda
Doğacak güneşi görüyoruz

26 Nisan 2011 Salı

Buca Deplasmanı Hikayesi


Şampiyonluk yarışı fazlasıyla heyecan dolu, fazlasıyla gergin devam ediyor. Hem Trabzonspor hem Fenerbahçe hata yapıldığında telafinin pek kolay olmadığı sürece girdiler ve bu durum her geçen hafta heyecanı, gerginliği, ne olacağına dair merakı gittikçe arttırıyor.

34 haftalık lig maratonunun son 5 haftasına girerken Fenerbahçe'nin fikstüründe sıra İzmir'de oynanacak Buca deplasmanındaydı. Maçın İzmir Atatürk Stadı'nda oynanacağına dair yapılan açıklamanın ardından daha bir mutlu olan bizler biletlerimizi Ticketturk isimli internet üzerinden satış yapan firmadan hemen aldık ama aslında alamadık!? Neden? çünkü Ticketturk yetkilileri biletlerini İzmir dışından alan taraftarların biletlerinin teslimatının ancak maç günü stad gişesinden yapılacağı kararını almışlar! Biletini satın alıyorsun ama teslim alamıyorsun: muazzam bir yöntem, düşünenlerin insanlık için çok önemli bir adım attıklarını ve bu dünyaya yeni bir anlam kattıklarını söyleyebiliriz!

Buca maçı için hafta içinde organizasyonunu tamamlayan Vamos Bien İstanbul'dan hareket için cumartesi gecesini beklemeye başladı ve cumartesiyi pazara bağlayan gece saat 1'i biraz geçe Kadıköy'den İzmir'e doğru yola koyuldu. Bir otobüs dolusu Fenerbahçe sevdalısı İzmir'de takımının yanında olmak, takımının sahada verdiği mücadeleye tribünden ortak olmak için, güç vermek, ses vermek için yollardaydı..Deplasman otobüsünün eğlencesi, muhabbeti her daim güzel olur. Vamos Bien'in güzel insanlarıyla yollar da bir başka güzel, deplasmanlar da..

Pazar sabahı İzmir'e girdiğimizde şehir belki de pazar sabahının etkisiyle sessiz sakin karşıladı bizi. İzmir'deki arkadaşlarımızın bizi karşılaması ve muhteşem misafirperverlikleri ile Konak'ta imece usulü çok güzel bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı alışverişi ve hazırlığı sırasında iddaacı kardeşlerimle bulunduğumuz yerin civarında bir iddaa bayisi bulmasak çatlardık. Bültene bakıp, biraz çalışıp, biraz kendi aramızdaki istişareler ile oluşturulan kuponlar ve o güzel kahvaltı ile öğleyi bulduk.

Ticketturk'ün yukarıda bahsettiğim o muazzam bilet teslimatı uygulaması nedeniyle metroya atlayıp Atatürk stadı gişelerine gittik. Hava şehre ilk geldiğimizde sabah serinliğindeyken öğlen itibariyle İzmir orijinaline dönmüş ve hepimiz kara deryalarda bir fenersin tişörtleri ile kalmıştık. Bilet teslimat işi ise tam bir Türkiye'ye özgü düzensizlik ve her zamanki gibi işi normal değil anormal hale getirme becerisi yüksek seviyedeydi. Bu kısımda İzmir'in tepeye çıkan güneşinin yanı sıra düzensiz bilet teslimatının etkisiyle biraz terledik ama biletlerimizi Vamos Bien kadınlarının üstün gayreti ile teslim aldık ve Vamos Bien'in önceki İzmir deplasmanlarında maç öncesi takıldığı Alsancak - Kıbrıs Şehitleri Caddesi girişindeki mekana geçtik ve maç saatine yakın bir süreye kadar burada Fenerbahçe tezahüratları ile eğlendik, maça dair adeta bir ön hazırlık yaptık. - ki bu tip durumlarda aman yorulmayalım, kendimizi maça saklayalım, alkole dikkat edelim önemli ritüeldir -

Alsancak'tan hareketle İzmir Atatürk'e doğru yol aldık. Tribüne girip tüm stadı gördüğümde atmosfer adeta 80'ler veya 90'lar gibiydi..Fenerbahçe bayrakları, tıklım tıklım dolu tribünler ve hava aydınlık, güneş batmamış, halkın takımı Fenerbahçe için stada koşan halkın her kesimi yanyana gibiydi. Herşey daha naif, daha berrak..

Maçın da anısı yıllar geçse de unutulmayacak şekilde hafızalarımıza yer etti. İlk yarısını çok kötü bir oyunla 2-1 yenik kapattığımız, 2.yarının başlarında 3-1 aleyhimize olan skoru kısa sürede bulduğumuz 3 gol ile önce 3-4'e ardından 90+da noktayı koyarak 3-5'e getirip çok büyük geri dönüş gösterdik. Trabzon'un Eskişehir deplasmanında 2 puan kaybettiği haftada berabere kalmanın 5 hafta kala büyük fırsat tepmek olacağı bir ortamda bu kadar gerilmiş ve bu kadar şaşkına dönmüşken maçı döndürmek çok önemliydi ve şampiyonluğa tutunmak, sarılmak demekti. Bu geri dönüşe statta şahit olan bizler için de tarihe tanıklık etmek demekti.

Fenerbahçe bu akıllarda kalacak maç ile 4 hafta kala averajla liderliği tekrar geri aldı ve bizler özlediğimiz o şampiyonluk için daha da hırslandık. Galibiyetin mutluluğu ile İzmir'deki arkadaşlarımızla vedalaşıp; o tatlı yorgunluk ile kazanılacak 4 maçın daha olduğu bilinciyle İstanbul'a doğru geri dönüş yoluna başladık.

Konak'ta oynadığımız iddaa kuponları mı?
tek maçtan yattı

yatan kupon olsun,
sonunda Fener şampiyon olsun!

Şampiyon Fenerbahçe


Fenerbahçe Erkek Voleybol Takımı 2010-2011 sezonunu şampiyon olarak tamamlayarak lig tarihindeki 3. şampiyonluğunu kazandı ve Fenerbahçe Spor Kulübü içinde geçen Spor kelimesinin altının boş olmadığını bir kez daha gösterdi.

Sezon başında yapılan önemli transferler ile Avrupa Şampiyonlar Ligi için hedefler koymasına rağmen erken havlu atan, sezon içinde bir türlü istikrarı yakalayamayan ve normal sezonu 5. sırada tamamlayan hatta bu tatsız performans nedeniyle antrenör değişikliği yapan takım sezon sonuna doğru yakaladığı ivmeyi play-off'larda zirveye çıkardı ve ligi kendisinden üstte bitiren İstanbul Büyükşehir Belediye, Ziraat Bankası ve Arkas'ı sırayla devirerek şampiyonluğa ulaştı.

Sezon ortası antrenör değişikliğine hiç olumlu bakmayan biri olarak bu kez işin olumlu etkisine vurgu yapmak gerek diye düşünüyorum. Arjantinli Castellani aslında takımda var olan ancak dışarı çıkartamadığımız potansiyelin açığa çıkmasında çok önemli katkı sağladı ve belki de şampiyonluk için gereken kıvılcım bu sezon ortası kararla geldi.

Ligi 5. sırada bitirip play-off çeyrek finalinde bizden önceki son şampiyon İstanbul Büyükşehir Belediye'yi, ardından yarı finalde normal sezon lideri Ziraat Bankası ve finalde de sezonu 2. bitiren, Türkiye Kupası finalinde mağlup olduğumuz Arkas'ı 3 maçta da süpürerek şampiyon olan Fenerbahçe Erkek Voleybol Takımı çok büyük alkışı ve takdiri hakediyor.

Bir kez daha gurur duyduk, çok mutlu olduk!