27 Şubat 2012 Pazartesi

Taraftar Neden Hep Yalnız?


Bu garip ve aslında canımızın çok yandığı zor sezonda ilk kez 26. haftada bir h.sonu deplasmanı oynamış, ona da işçinin şehirlerinden Karabük'ün uyguladığı adaletsiz bilet fiyat politikası ile gidememiştik. Fikstürde 28. hafta ikinci kez bir h.sonu deplasmanı, abartılmamış bilet fiyatı ve istikamet Eskişehir olunca heveslenmiş, yola çıkmak üzere heyecanlanmıştık.

Cumartesi sabahı bir gece öncesinde Çağlayan Adliye Sarayı'nda saatlerce adalet için bekleyen ama o adaletin gelmeyeceğini bile bile direnen ve üzerine yine biber gazı sıkılan bizler Kadıköy Evlendirme Dairesi önünde yola koyulmak üzere toplandık.

Vamos Bien tek otobüs ile Eskişehir yollarına düşerken yine o sevdiğimiz şarkılar, tezahüratlar dillerimizde, çok sevdiğimiz Fenerbahçe'yi deplasmanda yalnız bırakmamak umuduyla ilerledik. Eskişehir'e vardığımızda polisin şehrin biraz dışında yaptığı rutin arama, kontrol sonrası stada geçmek, tribündeki yerimize gitmek olması gerekendi.

Fakat olduğumuz yerde fazla bekletilince anladık ki polis bizi orada tutma talimatını almış, elinde bileti olan, kilometrelerce yol aşıp gelmiş 500'ü aşkın Fenerbahçe taraftarının tribüne doğru yönelmesine müsaade etmiyordu. Bizler ise isyan ederek, fiziki olarak tribüne girmek niyeti ile değil ama başka bir şeyi göstermek için polisin, yanındaki biber gazının, onlara eşlik eden panzeri ve tazyikli suyu bilerek stada yürüdük. Yaklaşık 7-8 kilometre yürüyüşün birçok aşamasında polisin barikatı, panzerin tazyikli suyu ve gözleri rahatsız eden ışığı vardı. Onlar sağa geçerken biz sola geçiyor, başka yerde yanımızda yürüyorlar ama ileride barikat kuruyorlardı.

Şehrin içine kadar girdik, müdahale edeceklerini söylediler. Haklıydık ve yine mağdurduk. Elimizde biletler ile takımımızı yalnız bırakmamak için çıktığımız bu yolda tribüne sokulmuyor hatta şehire giremiyorduk. Şehre girdik ve bir kez daha Türkiye tribünlerinin en mücadeleci taraftarının Fenerbahçe taraftarı olduğunu gösterdik.

Maça girememek bizi üzmez lakin futbol üzerine ahkam kesen çok bilmiş yorumculardan, medyada konu Fenerbahçe olunca at koşturan ulemalardan, temiz futbol dilencilerinden, Eskişehirspor yönetimi ve kendi kulüp yönetimimizden bu konuda bir şeyler duymak istiyoruz.

Takımını deplasmanda yalnız bırakmak istemeyen taraftar neden hep yalnızlığa itiliyor?

Ses yok!

19 Şubat 2012 Pazar

Fenerbahçe Halktır, Halk Yenilmez!


Biz bu sevgiyi yaşıyoruz, her an içindeyiz, biliyoruz. Siz bilmek istemiyor, görmezden gelerek kabul etmemeyi ve bahaneler üretmeyi tercih ediyorsunuz. Fenerbahçe'nin halkın takımı olduğunu, halk dediğimiz o büyük kitlenin çok farklı yaşam biçimine sahip; sosyal, ekonomik, politik ve hatta inanç açısından ayrı ayrı insanlar tarafından ne kadar çok sevildiğini söylüyoruz.

Dün akşam "seyircisiz" ceza nedeniyle oynadığımız Sivasspor maçına 40.000'e yakın Fenerbahçe taraftarı kadın ve çocuk koşarak, büyük bir heyecanla Kadıköy'e geldiler. Kimileri ilk kez Fenerbahçe'yi tribünden görüyordu, kimileri Manisa maçından sonra ikinci kez, kimileri de zaten hep tribündeler ve Fenerbahçe sevdalarını yaşıyorlar.

Dün akşam büyük bir geri dönüşü, önce sevinmeyi sonra geri düşmeyi ve maçın 2. yarısında gelen 3 gol ile kazanmanın mutluluğunu yaşadılar. Alex'in maçı 2-2'ye getiren, adeta meşalenin fitilini ateşleyen o müthiş golünü yerinde gördüler, o müthiş gole yerinde sevindiler. Annem oradaydı, diğer anneler, kız kardeşlerimiz, küçük kardeşlerimiz..

Fenerbahçe geriye düştüğü an hiç homurdanmadılar, bildikleri tezahüratları söylediler, söylemeye çalıştılar ve geri dönüş galibiyetine çok sevindiler, hepimiz çok sevindik.

Fenerbahçe'nin bir kez daha halkın takımı olduğunu gösterdiler. 40.000'e yakın Fenerbahçeli kadın ve çocuk Fenerbahçe için heyecanlandılar, Fenerbahçe ile mutlu oldular.

Kadınıyla, çocuğuyla ve erkeğiyle halk, Fenerbahçe'sini çok ama çok seviyor. Fenerbahçe de gücünü halktan alıyor, bazen sendeliyor, zor günler geçiriyor ama yıkılmıyor, yenilmiyor!

13 Şubat 2012 Pazartesi

Sırtımda Taşırım


Dün akşam Karabük deplasmanında son dönem engel olamadığımız kötü deplasman performansına devam ederek 2-1 kaybettik. Kötü oyun ve kötü mücadele vardı. Futbolda sizin dışınızda oyuna etki eden şartları ve bunların oyunun galibini belirleme ihtimalini bir kenarda tutarak hep dediğimi tekrar ediyorum: oynanan oyun ve mücadele rakipten daha iyi olsa zaten Fenerbahçe büyük ihtimal kazanır. Tabii ki bazen kötü oynadığınız zaman da kazanabiliyorsunuz.

Neyse, başlığa geri dönüyorum ve daha önce söylediğimi sahada alınan skordan bağımsız tekrar ediyorum:

Aykut hocam, seni gücüm bitene kadar sırtımda taşırım.

Ve bilirim ki gücümün bittiği yerde de benim gibi seni taşıyacak bir arkadaşım hep vardır.

6 Şubat 2012 Pazartesi

Derbi Algısı


Fenerbahçe, Kadıköy'de Beşiktaş'ı 2-0 mağlup ederek rakibinin burada kazanamama serisini 7 sezona çıkardı ve son yıllardaki derbi performans üstünlüğünü devam ettirdi.

Maç öncesi Beşiktaş'ın eksikleri ve bunların çok önemli isimler olduğu konuşuldu. Beşiktaş Kadıköy'e çok eksik geliyordu ama diğer taraftan Fenerbahçe'nin içinden geçtiği dönem ve takımın gel-gitli maç performansı ve hatta 3 gün önce Samsun deplasmanında 3-1 mağlup olması yok sayılmış gibiydi. Müthiş formda, tam kadro Fenerbahçe bu eksik Beşiktaş'ı yenmeli hatta rahat yenmeli ama Beşiktaş bu kadar eksiğe rağmen Kadıköy'den çıkarsa büyük iş! Maç öncesi oluşan algı bu yöndeydi.

Maçın başında Alex'in kornerinde Gökhan Gönül'ün arkaya sektirdiği topu Yobo'nun tavana asmasıyla 1-0 öne geçen Fenerbahçe maçın 90. dk.sına kadar kendi skorunu arttıramadı ve ilk yarı Beşiktaş kontraları, 2. yarı ise sürenin geçmesi ve skorun halen 1-0 ilerlemesine bağlı olarak skoru tutma güdüsü ile geçti. Tam da burada Beşiktaş'ın Fenerbahçe kalesine yüklenmesine ve neredeyse daha iyi oynayan taraf ilan edilmesine tanıklık ettik!

Fenerbahçe dün çok iyi oynamadı ama "eksik" Beşiktaş'a karşı 1-0'ı arttıramadı ve süre ilerledikçe psikolojik olarak skoru korumaya geçti ve dolayısıyla Beşiktaş'ın kalesine gelmesine olanak tanıdı. Bu oyun şekli ve derbinin maç öncesi yaratılan algısı ile Fenerbahçe kötü oynayıp kazanan tarafmış gibi ilan edildi veya ben çok alınganlık yapıp öyle anladım.

Maçtan önce sakatlıkları bulunan ama derbiye ilk 11 başlayan Gökhan Gönül ve Emre'nin oyunu tamamlayamamaları arada kaynadı. Fazla dakika bulamayan Orhan Şam ve uzun süredir sakatlık nedeniyle oynamayan Selçuk'un sakatlanan Gökhan ve Emre'nin yerlerini kapatma çabaları gibi detaylar önemsizdi.

Nihayetinde maç 1-0 bitecek mi yoksa Beşiktaş golü bulacak mı derken ayağının tozuyla maça çıktı tabirinin tam karşılığı olan Moussa Sow'un Beşiktaş filelerini görmesiyle Fenerbahçe eksik Beşiktaş'ı 2-0 yenmesini bildi.

Benim ve arkadaşlarım içinse Beşiktaş galibiyetinin mutluluğu bir tarafa tribünde beraber ter döktüğümüz kardeşlerimizle beraber yaptığımız "Haklıyız Kazanacağız" pankartının tribünleri selamlaması çok önemli ve değerliydi.

3 Şubat 2012 Cuma

Gel-Git


Samsun deplasmanında kötü oynadı Fenerbahçe, kötü mücadele etti. Stoch'un golü ile maçın başında 1-0 öne geçtiği mücadeleyi 3-1 kaybetti. Ligin 24. haftası sonunda 4. mağlubiyetini aldı.

Son dönemde yazdığım yazılarda takımın bugüne kadar ligi sürece rağmen iyi götürdüğünü lakin haftalar ilerledikçe ayakta kalmak adına sorunlar yaşadığını ve istikrarsız bir oyun / mücadele girdabına girdiğini vurgulamak istedim. Bu durumdan kurtulmanın da sezon sonuna kadar kolay olmadığını, yaşanan süreçten bağımsız bir saha performansı görmek kolay değil diye düşündüğümü söyledim.

Dünkü Samsun maçına dair yakın çevreme, eşe-dosta puan kaybı yaşayabiliriz diyordum. Açıkçası bu yukarıda saydığım nedenler, Samsun'un ligdeki durumu vs. gözeterek 2 puanlık bir kayıptı ama biraz daha fazlası oldu. Saha içindeki yanlışları burada yazacak değilim ama zaten mağlubiyete sahada yaptığınız yanlışlarla gidiyorsunuz ve çok büyük acaiplikler olmadığı takdirde rakipten iyi oynar, daha iyi mücadele ederseniz galibiyete ulaşırsınız.

Maç sonunda sosyal medyanın gözbebeği twitter'da yine farklı tepkiler vardı. Takımın kötü mücadelesi ön plandaydı. Ben Fenerbahçe kazanınca seviniyor, kaybettiğinde üzülüyorum ve tabii futbol adına doğru veya yanlışları eşimle-dostumla paylaşıyorum. Daha fazlasını pek tercih etmedim. Kötü mücadeleye fazla tepki verenler ile eleştireni burada ayrı tutuyorum. Arada bir fark var.

Dediğim gibi Fenerbahçe zaten Samsun'dan daha iyi oynar ve mücadele ederse, ekstra etkenler olmadıkça o maçı kazanır ancak takımın yaşadığı gel-gitler bunun gerçekleşmesine engel.

Zor sezon oynuyoruz, kolay değil.

30 Ocak 2012 Pazartesi

#1000 Galibiyet


Fenerbahçe 1959'dan bu yana kayıtlara geçen lig tarihindeki 1.000. galibiyetine Mersin İdman Yurdu karşısında 2-1 kazanarak ulaştı. Goller Bienvenu ve Stoch imzalı.

Bienvenu üzerine yapışan o kötü algıya rağmen dün ligdeki 6. golünü kaydetti. Çalışkan ve gayretliydi, elinden geleni yaptı. Stoch ise Fenerbahçe forması ile artık oldu dediğimiz oyununa müthiş goller eklemeye devam ediyor. Bu kez solundan sağına çektiği şekilde değil fakat yine ceza sahası dışından rakibi de oldukça uzaklara göndererek sol ayağıyla ve yine kalenin en ulaşılmaz yerine nişanladı. Aykut hocanın güzel transferlerinden, geleceği parlak ve böyle devam ederse de kapımızı çalmaya başlarlar.

Takımın bir hafta öyle, diğer hafta böyle hatta maçın içinde gelip-giden oyununu yaşanan sürecin belirsizliğine bağlıyorum. Düşününce çok mantıksız değil aslında. Tüm bu süreç o kadar dengesiz ki takım da sanırım buna fazla direnç gösteremiyor lakin sürekli tekrar ettiğim gibi 23 hafta sonunda lig istatistikleri oldukça iyi ve alkışı hak ediyor. Sezonun geri kalanında zor da olsa bu gel-gitli oyunu biraz daha istikrara çekmek herkesin isteği ama dediğim gibi sahadaki mücadeleyi sürecin dışında tutmak pek kolay değil.

Bitirmeden de hep sevdiğim, gol atan futbolcunun sevincini tribün ile, taraftar ile paylaşmasını yazayım. Dün akşam Bienvenu attığı gol sonrası kale arkasındaki taraftara koştu ve yine o sevdiğim görüntü ortaya çıktı. Futbolun ve onunla ilintili tribünün en güzel görüntülerinden..

Elemanı da ayrıca seviyorum ama çok itip kakıyorsunuz! Herşeyi bu kadar kolay harcamayın, merak etmeyin hayatınızdan birşey eksilmez!

27 Ocak 2012 Cuma

Moussa Sow Transferi


Öncelikle içinde bulunduğumuz süreç, geleceğe dair belirsizlik ve hepimizin bildiği şartları düşününce bu transferi gerçekleştirmek önemli birşey diye söze girmek isterim. Moussa Sow'u ne doktorlar, ne mühendisler istedi ama onu Fenerbahçe aldı gibi birşey demek istemediğimi tahmin ediyorsunuz diye varsayıyorum.

Fenerbahçe şikeci damgası vurulduğu, her hafta rakı masalarına meze yapıldığı ama etinden-sütünden yararlanıldığı bu sezonun 22 haftasını Semih ve Bienvenu (sayı ile 2) forvet hattı ile geride bıraktı. Forvetlerin form durumu, sonuca giden yetersizliklerini tekrarlamadan bu süreci lig performansı açısından gayet başarılı geçtiğini düşündüğümü söyledim. Bu sezon tekniğe-taktiğe girmiyorum ama Fenerbahçe'nin mücadelesinin bir ayağının sahada olduğunu düşünüyorum ve eğer bir transfer yapılacaksa bu forvet pozisyonu için olmalıydı.

Moussa Sow tam bir Aykut Kocaman transferi. Hocanın transferdeki Fransa radarını hepimiz biliyoruz. Oyun tarzlarını, mücadeleci yapılarını, hız, genç yaş, kendini gösterme hevesi diğer tabirle aç oyuncu profili kriterlerini sıklıkla burada arıyor. Bazılarınız seviyor, bazılarınız sıkıldı ama aç oyuncu için sürekli tekrar ettiğim tam ekmek kavurma-kaşar tabiri var. Stoch ve Dia transfer edildiğinde transfer ücreti yerine tam ekmek arası kavurma-kaşar'a talim çocuklar demiştim. Yaşı küçük ve kendini göstermeye çabalayacak potansiyel yetenekler için kullandığım bu tabir bu sezon Bienvenu ile devam etti.

Moussa Sow'un da bu tam ekmek kavurma-kaşar ekolünden olduğunu düşünüyorum. Bienvenu de tam ekmek, Sow da tam ekmek nasıl oluyor bu iş diyorsanız burada ekmeğe biraz daha geniş açılı bakmanızı rica edeceğim. Rennes'de kendini biraz göstererek Lille'e transfer olan ve burada 25 gol ile Ligue 1 gol krallığını kapan Sow'un kariyerinin gelişime açık olduğunu, Ligue 1 gol kralı oldum, işim bitti demeyeceğini ve dolayısıyla halen aç olduğunu biliyoruz.

1986 doğumlu Sow'un Fenerbahçe'nin eksik olduğu forvet hattına güç katacağını ve Fenerbahçe'nin mücadelesine destek olacağını düşünüyorum. Fakat şunu söylemek gerek; Sow Niang değil. Niang buraya gelirken Marsilya'da başardıkları ve yanında getirdiği tecrübesi vardı. Sow ondan 7 yaş küçük, Ligue 1 gol krallığını kapmış ve kendini daha ileri taşıyacak potansiyele sahip. Aykut Kocaman'ın oyununda etkili olması gayet muhtemel ve hocanın istediği özelliklere sahip bir oyuncu profili.

Benim açımdan gol başına bir tam ekmek kavurma-kaşar teklifi geçerli.

Fenerbahçe yolu açık olsun..

26 Ocak 2012 Perşembe

Zor


Fenerbahçe ligdeki 3. mağlubiyetini 22. haftada Olimpiyat Stadı'nda İBB karşısında aldı. Takımın lig istatistikleri göz ardı edilemeyecek süreç ve şartlar nedeniyle bana göre hala gayet iyi.

Geri kalan maçları yine kazanacağız, bazen yenileceğiz fakat bu sezonu oynamak zor hem de çok zor.

Yukarıdaki fotoğraf önemlidir ve belki biraz derinlemesine bakmak gerekir..

22 Ocak 2012 Pazar

Forvetsiz!


Şike soruşturmasında şike var diyoruz. En başından beri dönen dolaplara, hasıraltı edilenlere dikkat çekiyoruz. En büyük şikenin "Fenerbahçe şampiyon olmasın da kim olursa (o anda rakibi kimse o) olsun düşüncesi ve sahaya yansıyan karakteridir diyoruz. Geçen sezon kazandığımız şampiyonluk bileğimizin hakkıyla, alın terimizle kazandığımız şampiyonluktur, o şampiyonluğu kimseye vermeyiz diyoruz. 58. madde değişmesin, küme düşme kalkmasın konusunda ısrar ediyoruz, geri adım atmıyoruz.

Bunlar olurken para akışının kesilmemesi için süper lig devam ediyor ve maçlar oynuyoruz! Geçen yazıda vurgu yaptığım gibi Semih + Bienvenu forvet hattıyla buralara geldik ve de gayet iyi geldik, bu önemli birşey demiştim. Dün akşam ise Kayserispor karşısına ise kağıt üstünde forvet oyuncusu olmadan çıktık. Alex en önde, biraz arkasında sağında-solunda serbest ama sola meyilli ters ayak Stoch, biraz Caner ve Mehmet Topuz destekli kurgu ancak aralarında forvet yok gördüğünüz üzere..

Bu forvetsiz düzen ile maçı 3-0 yapabildik ve kopardık, kazandık. Son imzayı Bienvenu attı, maç 4-0 bitti. Ben tarafım, Fenerbahçe'den yanayım ama objektif olanlar! da burada önemli bir mücadele ve başarı olduğunu görüyorlardır diye umuyorum. Onlar objektif olduğu için Fenerbahçe'nin 21 hafta sonunda, tüm yaşanan sürece rağmen, forvet hattındaki zayıflık veya formsuzluğa rağmen bulunduğu yeri takdir ediyorlardır belki?

Takım her hafta ayakta kalmaya çalışırken, dışarıda Fenerbahçe üzerinden pazarlıklar dönerken ve biz bu ligde oynadığımız her maça boynumuzda ilmek ile çıkarken, dün akşam da Kayserispor maçına forvetsiz çıktık!

Fenerbahçe'yi seversiniz, sevmezsiniz veya nefret edersiniz ama şartları bir düşünün isterseniz.

Karanlık bir yolun içinde ilerliyoruz,
Fakat o yolun sonunda doğacak güneşi hep hayal ediyor ve görüyoruz..

17 Ocak 2012 Salı

90+5!


Acımız çok taze ama hep derler ya hayat devam ediyor? Fenerbahçe de o hayata ve mücadelesine devam etmeye çalışıyor. 20. haftanın son karşılaşmasında Manisa deplasmanına çokça hüzün ve sırtından hiç eksilmeyen sorunlarla çıktı Fenerbahçe. Kaptanı ve yakın tarihin efsanesi Alex'ten yoksundu. Forvet sayısı, onların formu ve onların tüm iyi niyetine rağmen yeterliliklerini de kötü şartlara eklemeliyiz.

Buna rağmen Fenerbahçe, Manisa deplasmanında çok önemli pozisyonlara girdi ve çok ciddi gol fırsatlarından yararlanamadı. Caner'in 55'te Stoch ile yarattığı organizasyon sonunda cetvel ile çizerek hakettiği golü buldu, üstüne çok önemli pozisyonları kaçırmaya devam etti ve hemen ardından hiç haketmediği golü kalesinde gördü. O ana kadar radyodan dinlediğim maçta bu gol Manisa'nın ilk ciddi pozisyonuydu. 1-1'den sonra girilen pozisyonlar paylaşıldı ve maçın sonuna gelindi.

Futbol netice oyunu diyecekler ahkam hazırlıklarına, sevmeyenimiz ellerini ovuşturmaya başlamıştı. Fakat 90+5'te maçın önemli isimlerinden Caner'in aldığı faul ve oradan gelen serbest vuruşta Cristian'ın arkaya doğru doldurduğu top Yiğit İncedemir'in kafasına çarpıp ağlarla buluşmasın mı?

Bizlerde yine o eşsiz sevinç, diğer taraftaki durumu ise varın siz tahmin edin..

Fenerbahçe futbol takımı ve hocası Aykut Kocaman alkışın kralını hak ediyor!

Semih + Bienvenu forvet hattıyla 20 hafta ve bugün son 10 dk. Recep Niyaz'ın oyuna girdiği bu Fenerbahçe takımına herkes saygı duysun.

Aşağıdaki gol sevincine de ben kurban olayım.

14 Ocak 2012 Cumartesi

Gözyaşları Yetmiyor


Dün akşam bir başka büyüğüm, anneannem'in benzer rahatsızlık nedeniyle hastaneye kaldırıldığı haberini almış; iş çıkışı hastaneye gitmiştim. Yolda birşey okudum ama inanmak istemedim, kesin değildi hayır dedim, kapattım.

Anneannem için hastaneye geldim, onun o halsiz haline bakıp üzülürken ve iyi olmasını dilerken hastane odasında Lefter'i kaybettiğimizi öğrendim. Kapıya doğru uzaklaştım ama yok olmazdı orada kendimi tutmalıydım. Gece anneanneyi öpüp yanında annemi bırakıp eve döndüğümde televizyonda onu ve onun emek verdiği Fenerbahçe forması ile ilgili gerçekleri bir kez daha görünce saatlerce ağladım.

Hep aynı şeyi tekrar ediyoruz, sahada göremediğimiz, büyüklerimizin bize anlattığı o güzel insanı, Lefter'i çok ama çok seviyoruz. O Fenerbahçe'nin armasındaki beyazdı, çok sevdiğimiz çubuklu formanın anlamlarından biriydi. Türk futbolu ve Fenerbahçe'nin yıldızı gökteki yerini aldı.

Ben o hayatta iken yanına gidebilmiş şanslı kişilerdenim. 2010 yılının son günlerinde Lefter yine hastalıklarla boğuşur, onlara çalım ve goller atarken yanındaydım. Ziyaret sonrası buraya yazmışım ve dönüp baktığımda o güne geri dönmek istediğimi söylüyorum.

O'nun yanında olduğum zaman nasıl heyecanlandığımı, kalbimin nasıl hızla attığını, gözünün içine heyecanla bakarken ışığı görebildiğimde hissettiklerimi kalbime kazıdım.

Döktüğüm gözyaşları acımı anlatmaya yetmiyor ama sana söz veriyorum çubuklu forma bize emanet, taa ki bizler de senin yanına gelene kadar.

10 Ocak 2012 Salı

Ayakta Kalmaya Çalışmak


Kötü başladık, Gaziantepspor önce pis kaçırdı sonra attı. Devreye 0-1 mağlup girerken rakip te 10 kişi kaldı. İkinci yarıda da çok etkin değildik, sevmeyenimiz kalan dakikaları ince ince hesaplarken önce 76'da Ziegler'in pasında Stoch ile 1-1 yaptık. Sevmeyenimiz daha tühh bee az kalmıştı diyemeden 77'de Alex'in pasında Cristian uzak kale ağlarını gördü, 2-1 öne geçtik. Fenerbahçe'yi sevmeyenin hesabı 2 dakikada bozulurken 90+da yine Alex'in pasında Mehmet Topuz fişi çekti, 3-1 kazandık.

Yukarıdaki paragraf içinde biz tribünde, takım sahada sevinirken diğer tarafta Fenerbahçe yine puan kaybetsin heveslisi kitle hayal kırıklığına uğruyordu. Bunlar işin doğası gereği güzel, seviyoruz vs. ama bu sezon tekniğe-taktiğe girmeyen ben olası gidişat hakkında 1-2 bişey demek isterim.

Öncelikle Fenerbahçe futbol takımının her bireyi mücadele ettikleri bu sezon için büyük alkışı hak ediyorlar. Kötü oynayan futbolcu alkışlanır mı demeyin, konu bu değil. Onları en çok biz; tribünde, sokakta, memleketin veya dünyanın bir yerlerinde Fenerbahçe için heyecanlanan taraftarı anlıyor. Başka da kimse anlamaz, anlamayacak ta zaten!

Takım geçen sezon şampiyon olan kadroya göre belirgin güç kaybetti gibi tek tek isimleri sayarak bilinen ama aslında çok önemli olan detayı yazmak yerine Aykut Kocaman'ın sezon başlarında katıldığı bir TV programında söylediği ve bugünlerde etkisini çok açıkça gördüğümüz ifadesine dikkat çekmek gerek.

Aykut Kocaman takımın üzerine atılan lekelere karşı alın terini savunan futbolcuların motivasyonu ile ilgili bir soruya "bu tip bir motivasyon bir yere kadar bizi ayakta tutar, daha sonra bundan güç alamayız, doğal olarak futbolcularda bu motivasyon düşecektir" gibi bir cevap vermişti.

Aykut hocanın sezon başında dediği maalesef doğru ve onun takımını yaşanan bütün bu sürecin dışında hiçbir şey olmamış gibi maçlara hazırlaması gerçekten çok zor. Ve Aykut hocanın varlığı, şu süreçte başımızda oluşu bu kötü ortamda çok büyük huzur veriyor.

Takımın geride kalan 19 haftada belki de kariyerinin en formsuz sezonunu geçiren Semih ve kapasitesi sınırlı Bienvenu forvet hattı ile uzun süre liderlik koltuğunda ve halen 2.lik pozisyonunda olması gerçekten önemli diye düşünüyorum. Lakin hiç istemesek te normal sezonun devamında mevcut kadro sendeleyebilir. Takım her geçen hafta ayakta kalmak için mücadele ederken, rakiplerinin mental anlamda bir sıkıntı yaşamaması da saha içine yansıyan önemli handikaplardan.

Fakat kimse Fenerbahçe kadrosunun 2 forveti varmış, onlardan biri çok formsuzmuş, ötekisi çok garibanmış, başkanı ve yöneticileri 6 aydır ve daha da fazlası özgürlüğünden uzakmış, medya her gün-her hafta kamuoyuna zehirli yayınlar yaparmış, bu ülkede adalet var, hukuk var ama gerçekten bazılarına yokmuş demeyecek.

Fenerbahçe dışındakiler için hayat gayet yolunda, Fenerbahçe ise ayakta kalmaya çalışıyor..

Taraftarı ona hep omuz verecek,
Bu zor günler geçecek..

4 Ocak 2012 Çarşamba

Fenerbahçe Birleştirir


Yine bir hafta içi maçı ve santrası 18.00'de yapılan deplasman! Rakip temiz futbol adına bilinen lokomotif büyüklerinin kuyruğuna takılmış ve onlar gibi temiz futbol arayıcısı olan Orduspor. Maçı Antalya deplasmanında olduğu gibi mesai bitiminde yolda radyodan dinledim ve arkadaşlarımla beraber dekodere boyun eğmemeye çabaladım. Maç Stancu ve Emre'nin karşılıklı golleri ile 1-1 berabere bitti. Biraz üzüldüm ama yine içime döndüm, seviyorum Fenerbahçe'yi dedim, hüznü ile umutsuz anlarda bile..

Adına genel olarak sosyal medya denen çağımızın en popüler iletişim ve kendini ifade etme mecralarından twitter'a dönüp baktım. Fenerbahçe taraftarı keskin bir biçimde fikir ayrılığında..Puan kaybı nedeniyle veya kötü mücadele verildiğini düşünüp futbolculara kademeli artış şeklinde eleştiri / hüküm verme / küfür etme tepkisi koyanlar ve bunların aksine içinde bulunduğumuz sezonu, yaşananları / dayatılanları düşünüp sahadaki görüntü kötü de olsa ağzından kötü söz, eleştiri çıkmayan ve ilk saydığım grup ile mücadele verenler var. Üzüldüm.

İşte mücadele önemli kelime ama o mücadele yanlış yerde yapılıyor bana göre..Kimse kimseyi benim yaklaşımım doğrudur, sen yanlış yapıyorsun, futbolcu / teknik direktör kötü performans gösterdiyse eleştirilir veya tam tersi eleştirilemez diye zorlamasın. Bireyler hür iradeleri, düşünceleri ile var. Düşünsenize milyonları kapsayan bir kitleden bahsediyoruz ve tek tip düşünce veya yaklaşım olamaz, olmasın da zaten lakin bu sezon Fenerbahçe için daha çok uzun. Ve bir Ordu deplasmanı beraberliğinde bu karşıt fikir mücadelesinde enerjiyi boşa harcarsanız önümüzdeki haftalarda enerji kalmaz.

Benim tavsiyem enerjinizi ve hırsınızı "Fenerbahçe şampiyon olmasın da kim olursa olsun yaa" veya "temiz futbol, temiz lig" istiyoruz diyenlere saklayın. Bunlara ek daha çok enerji ve hırs saklama ifadesi de var biliyorsunuz.

Yeter ki hiç aklınızdan çıkarmayın;
Fenerbahçe umuttur, iyi günde de kötü günde de..
Onun sevgisi taraftarını birleştirir.

2 Ocak 2012 Pazartesi

Fenerbahçe'nin Deplasmanı!


Neresinden bakarsanız bakın saçma sapan birçok olayın tarafımıza dayatıldığı acaip bir sezon oynuyoruz, oynamak zorunda bırakılıyoruz! Bir taraftan en akla gelmeyecek şeyler gayet normal gibi işleniyor, bu garip şeyleri olağan gösterme çabasındakiler ve bunlara algısını normal açanlar veya destekleyenler, ne var canım gayet normal diyenler..

Bir lig oynuyoruz, yine beyler daha çok para kazanacaklar veya kazandıklarından geri kalmayacaklar, cepleri dolacak, o güzel hayatlarına devam edecekler..Futbolcunun teri, taraftarın sesi, ikisinin birden emeği hiç önemli değil ki..

Yeter ki o lig oynansın, fikstür çekilsin, maçların günleri ve saatleri ayarlansın. Aynı güne 2 maç denk gelebilir ama saati öyle bir ayarlansın ki hiç çakışmasın, dekoderler satılsın, şifreler açılsın!

Peki size herşey normal geliyor veya o kadar kasıyorsunuz ki normal görebiliyorsunuz bütün bu olan biteni? Bir durun ve düşünün bakalım, sezonun ilk yarısı geride kalmış ve yarın 2. yarıya başlanıyor. Geride kalan 17 haftada Fenerbahçe 1 (bir) kez bile bir deplasman maçını cumartesi veya pazar günü oynamadı. Siz bunu normal gösterdiniz, başkaları sesini çıkarmadı, ne var canım tesadüf dedi.

18. hafta fikstürü elimizde iken, bu akşam gelecek 6 haftalık fikstürün maç programını açıkladınız. Fenerbahçe'nin cumartesi veya pazar gününe denk gelen deplasmanı var mı diye heyecanla baktık ama yine göremedik!

Türkiye Futbol Federasyonu'na Fenerbahçe'nin deplasman maçlarının sürekli hafta içine denk getirmelerindeki amacı açık bir şekilde soruyorum? Bu taraftar bu sezon getirilen deplasman yasağına da cevap bekliyor, hafta içlerine konan deplasmanlarına da..

Rakiplerin kaç kere cumartesi/pazar deplasmanı oynadığını saymayacağım lakin Fenerbahçe'nin 1 kez bile cumartesi/pazar günü deplasman oynamamasını bıkmadan sabırla soracağım!

Ve Fenerbahçe'nin deplasmanı hafta içine kondukça gözüm çubukludan ayrı kalmaya dayanamasa da kulağımı radyoya götüreceğim, Fenerbahçe'nin sesini dinleyeceğim ama fikstürünüze ve dekoderlerinize boyun eğmeyeceğim!

22 Aralık 2011 Perşembe

Sakin ve Sabırlı


Pazar akşamı bir önceki haftanın kapanış maçında hırs, nefret, direnç karışık bir maç sonunda Trabzon'u 1-0 yenip; yeni haftanın ilk maçında Antalya deplasmanına çıktık. Bu sezon Fenerbahçe'ye reva görülen nice şeyden sadece bir tanesi önceki haftanın kapanışını yapıp; yeni haftanın açılışını yapmak!

Yayıncı kuruluşun açgözlü olmasından dolayı maçın başlama saatine tekrar isyan etmeyeyim ancak bu adamların dekoderlerinden ne kadar uzak olursak o kadar doğru yapmış olacağımızı, daha az dekoder - daha çok radyo söylemimi tekrar belirteyim.

Antalya deplasmanını 90 dk. olmasa da işten çıktıktan sonra yolda radyodan dinledim. Maç başladığı gibi 0-0 bitti. Teknik-taktiğe bu sezon girmeyeceğim onu zaten biliyorsunuz da teknik-taktik deyince benim pek bir sahip çıktığım Bienvenu'nün boş kaleye kaçırdığı golü radyoda duyduğum andaki hislerim enteresandır, şimdi onu buraya nasıl yazacağımı bilemiyorum lakin yazının başlığına yazdığım gibi sakin olmalı diyorum. Bienvenu yeteneksiz olabilir, yetersiz olabilir, Fenerbahçe'nin bu sezon yaşadıkları nedeniyle Niang'ın apar topar gitmesi ile transfer sezonu kapanırken son anda Aykut hocanın listesinin sonlarında da olsa transfer edilmiş olabilir vs.

Şimdi bütün bu 3 Temmuz gününden düne kadar bize dayatılan herşeyi ama herşeyi bir düşünün, bir de Bienvenu'nün boş kaleye kaçırdığı golü. Hangisi daha insanca? Hangisi daha masum?

Merak etmeyin ben farkındayım Bienvenu yetersiz bir kardeşimiz ama derdimiz onu sözlerimiz, cümlelerimiz ile paramparça etmek olmamalı, sakin olmalı enerjiyi neredeyse 5,5 aydır tüm gücüyle saldıranlara yöneltmeliyiz. Tabii kimseye ne yapacağı daha doğrusu neye nasıl tepki vereceği konusunda etki edecek gücüm yok, öyle birşey olamaz zaten.

Bu hayatta hep mazlumdan yana olan ben bırakın da Bienvenu'den yana olayım. Her zaman iyi olanın, çok yetenekli olanın yanında olabiliriz ama arada sırada yeteneği süper olmayan fakat mücadele edenleri de düşünün.

Fenerbahçeli her birey bu sezon takımına veya futbolcusuna tepki verirken sakin olmalı ve 3 Temmuz'dan bugüne kadar bize dayatılanları düşünüp zor olsa da son sözü söylemek için sabırlı olmalı.

19 Aralık 2011 Pazartesi

Fenerbahçe Söyleyecek Son Sözü


Lakin bu son sözümüz değil, daha söyleyecek sözümüz var. Sakın bitti sanmayın!

Dün akşama dair her Fenerbahçeli'nin içindeki duyguları belki tahmin etmek olası ancak hissetmek çok zordu. Hissetmeniz için Fenerbahçeli olmanız, çok seviyor ve Fenerbahçe'yi yaşıyor olmanız gerek. 3 Temmuz'dan beri her şeyin farkında olmalı, geride kalan sürede dayatılanları, adeta gözünüzün içine bakarak sizinle dalga geçmeye çalışanları bilmeniz gerekli.

Sahada olup biten bu hislerden farklı olabilir mi? Orada emek veren Fenerbahçeli futbolcuların, Aykut Kocaman'ın duygularını bir düşünün. Onlara diyorlar ki sizin geçen sezon tarihe geçen 17 maçlık performansınız hileli, kazandığınız şampiyonluk ta sizin değil başkalarının eseri.

Siz şike ile kazandığınız şampiyonluk nedeniyle Şampiyonlar Ligi'ne gidemezsiniz, yerinize hakkını çaldığınız, tamamen kendi hakkı ile kimseye sırtını dayamadan 82 puan alan Trabzonspor Şampiyonlar Ligi'ne gidecek. Çünkü onlar temiz, aman Fenerbahçe şampiyon olmasın da onlar şampiyon olsun diyenler temiz, sadece Fenerbahçe kirli!

Aykut Kocaman geçen sezon kazanılan 82 puanın üzerine saymaya devam ediyoruz demişti. Fenerbahçe bunca sıkıntıya, kaybettiği kadro gücüne, sakatına-eksiğine, aylardır medyası ve onun zehiri ile oluşturulan kamuoyu algısına rağmen 34 puanla hala zirvede. Aykut hocanın vurgusuna göre 116 puan. Peki ya siz? Sizin sıkıntınız, derdiniz ne? Üzerinize kim geliyor, nelerle boğuşuyor veya kime direniyorsunuz? Bu 21 puan veya 103 puanınızın sebebi ne?

Sizin bahanelerinizi bilemem ama Fenerbahçe'nin son sözünü daha duymadınız.

Bu dün akşam 1-0 kazandığımız veya 16 hafta sonunda oluşan fark kadar değil.

Sabredin, biz çok çok sabrediyoruz!

12 Aralık 2011 Pazartesi

Direnin Çocuklar!


Haftalar geçtikçe, bu düzen en akla gelmeyecek skandalları gayet normal gibi gösterip topluma bakın biz sizi böyle yönetiyor, adaleti böyle sağlıyoruz ve sizi salak yerine koyduğumuzu sanıyoruz dedikçe Fenerbahçe o düzenin çarkına çomak sokacak, direnmeye devam edecek!

Bu gece Bursa deplasmanında net bir skorla 0-2 kazanan çocuklar direnmeye devam ettiler. 3 Temmuz'dan beri normal diyemeyeceğiniz onlarca değil yüzlerce detay varken; Fenerbahçe kendisine oranla sorunsuz, ortamı gayet uygun ve 3.5 yıl sonra ligde yenildiği ezeli rakibi ile halen aynı puanda, inatla bu kumpasa katkıda bulunan, ortak olan, sahip çıkanlara rahat vermiyor!

Semih 15. haftada ligdeki ilk golünü atıyor ama öte yandan Stoch zımba gibi vurmaya devam ediyor, ağları sarsıyor! Gerçekten de bir sanat eseri olan "şike operasyonu"na direnen çocukları tarih yazmaya devam ediyor. Onların kazandığı her galibiyet boğazlarda düğüm, suratlarda acı bir ifade bırakıyor!

Ve biz herkes için adalet isterken, Fenerbahçe'nin bu direnişine ortak olmaktan dolayı onur duyuyor ve tahmin ettiğiniz üzere Pazar akşamını bekliyoruz!

7 Aralık 2011 Çarşamba

Fenerbahçe Yalnız Değil!


Bu akşam Galatasaray maçı var. Arena'da deplasmandayız. Bu kez yönetenlerin daha kolay yönetebilmek adına getirdiği yasak ile deplasmanda oynayacak takımın taraftarı kendine ayrılan yere alınmayacak!

Çok eskiye gitmeye gerek yok, geçen sezon Arena'nın açılış derbisinde, 18 Mart'ta oradaydık. Normalde olması gerektiği gibi! Fenerbahçe'ye ses verdik, mücadelesine ortak olduk.

Bu kez Fenerbahçe'yi orada yalnızlığa ittiler. Fenerbahçe için, Fenerbahçe lehine bir ses çıkmayacak orada! Dışarıda milyonlar, kimisi tv, kimisi radyo başında, bazısı özgür, bazısı özgürlüğünden mahrum! Hepsinin ortak bir heyecanı var ve aslında yıllar boyu ezeli rekabette üstün geldikleri Galatasaray maçına bu kez başka bir gözle bakıyorlar.

Fenerbahçe'nin golü veya golleri tarih boyunca Galatasaray ağlarına giren gollerden çok farklı olacak. Fenerbahçe kaybederse canı her zamankinden çok sağ olacak, kazanırsa sıradan bir Galatasaray galibiyeti olmayacak. Belki de berabere bitecek ama Fenerbahçe'nin 5 aydır verdiği mücadele bitmeyecek!

Geçen sezon Arena'da olanlardan biriyim ve o geceyi ömrümün sonuna dek unutabilmem mümkün değil! Alex'in son dakikalarda gelen maçı kazandıran golündeki sevincimi de, onun deplasman tribünündeki bizlere verdiği selamı da unutamam!

Bu akşam fiziken orada yokuz ama Fenerbahçe formasıyla sahada mücadele edecek futbolcuların kalbinin içindeyiz!

Kazanırsak hep beraber kazanacağız, kaybedersek hep beraber!

5 Aralık 2011 Pazartesi

Fenerbahçe'nin Şutu!


Kadıköy'deydik cumartesi akşamı. Rakip Ankaragücü. Bizim tribünde, futbolcuların sahada, Aykut hocanın kenarda yaşadığı ruh halini tarif etmek öyle sıradan değil, kolay değil. Büyük bir sabır gerekiyor ama yetmiyor..

Fenerbahçe sahada mücadelesini vermeye, biz tribünden ona ses olmaya devam ediyoruz.

Ankaragücü'nü Stoch'un (2) ve Cristian'ın hırs dolu şutlarıyla gelen güzel golleri ve Dia'nın mücadeleye yeniden katılmasına selam eden golü ile 4-2 mağlup ettik.

İlk 3 goldeki şutlar, Fenerbahçe'nin hırslanan ayaklarından çıkan şutlar! Ortada dönen skandala, hukuksuzluğa, hiç adil olmayan adalete karşı atılan şutlar! Bu düzeni görenlerin ayaklarından daha çok şut çıkacak ve hedefi bulacak!

Fenerbahçe'nin şutu, her zamankinden şiddetli, hiç olmadığı kadar hırs dolu!

26 Kasım 2011 Cumartesi

20 Kasım 2011 Pazar

Fenerbahçe Hala Zirvede!


Ligin 11. haftasında Kadıköy'de Eskişehirspor ile karşılaştık. O meşhur milli maç arasına girmeden Sivas deplasmanında 27 maç sonra kaybetmiş fakat sezonun başlarından itibaren yakaladığımız liderliği devam ettirmiştik.

Dün akşam Bienvenu'nün tek golü ile 1-0 kazandık ve liderliği bırakmadan devam ediyoruz. Yine önemli eksikler olmasına (savunmanın 2 önemli ismi Yobo ve Ziegler) rağmen çok iyi oynamasak ta iyi mücadele ederek kazanmasını bildik lakin sezon başından beri ne diyoruz bu sene teknik-taktik konuşmaya gerek yok esas olan sahada verilen mücadele, terleyen Fenerbahçe formasıdır.

Ve o forma temizlenme iddiasındaki Türk futboluna karşı dik duruşunu sergilemeye devam ediyor! Kadrosunun gelişen olaylar nedeniyle kaybettiği güce, mevcut kadronun önemli oyuncularının 11 hafta boyunca sakatlık nedeniyle oynamamasına rağmen hala zirvede ve hala inatla direniyor!

Biliyoruz ki bu günleri tarih yazacak ve Fenerbahçe o harika iddianame açıklandığında zirveden sizlere bakacak!

14 Kasım 2011 Pazartesi

Bir Avuç Gerizekalı


Spor dünyasının kült sözlerindendir: bir avuç kendini bilmez! Bu bazen x olayı koskoca y camiasına mal edemeyiz de olabilir! Biliyorum bunun gibi daha nice hayatımıza endirekt girmiş ve fakat çıkmamış özlü Türk futbol sözü literatürde kapı gibi duruyor!

Geçtiğimiz cuma akşamı Türk milli takımı Euro 2012 play-off eşleşmesinin ilk maçında Hırvatistan ile "son dönemin en popüler stadı" Türk Telekom Arena'da karşılaştı. Skor olmasa da sonuç benim açımdan beklenen bir şeydi, şaşırdığımı söylersem yalan olur. Fakat yazının konusu milli takım neden kaybetti analizi değil. O kısımın benim için en kısa özeti Türk futbolcusunun milli takım konsantresi veya konsantresizliği diyebilirim.

Hırvatistan maçının skoru 2. yarının başında 3-0 olduktan sonra "bir avuç kendini bilmez" tel tel dökülen milli takımdan bazı oyuncuların en kötü olduğunu düşünmüş olmalı ki gayet doğal hakları olan! kötü oyundan dolayı protesto (küfür) etme haklarını bu oyunculardan yana kullandı!

Kimdi bu oyuncular? En başta Fenerbahçe kalecisi Volkan Demirel. Başka? Biraz da Volkan'a küfür edilmesin diye yapmayın ayıp oluyor diyen daha önce bu muhteşem statta penaltı atarken yuhalanan Emre Belözoğlu. Aslan payı Volkan'ın!

Bunun üzerine o taraftarın Galatasaray taraftarı olduğu ne malum, maç milli takım maçıydı diyen mi, dünyanın neresinde olursa olsun 3-0 olan maçta taraftar protestoda bulunabilir açıklaması yapan mı ararsınız, bulmanız çok kolay! Bunları söyleyenler de mevkilerinde gayet efendi, ne konuşacağını bilen adamdır sıfatını almış kişiler! Arada kaçırmış olabilirim ama medyada cirit atan maaşlı görev adamları da olayları Volkan başlattı demiş olabilir. Medyada cirit atan bu tip adamlardan uzak durmaya çalıştığım için birebir görmedim ama böyle bir ihtimal yok diyebilir miyim? Cevabı net!

Volkan'a küfür edip, top ona geldiğinde tüm gücüyle yuhalayan ve kişisel olarak tatmin olan hangi takım taraftarı olduğunu anlayamadığımız bir avuç gerizekalı ve onları aklamaya, olayları normal göstermeye çalışan kişi ve kurumlar bize kendilerini bir kez daha açık ve seçik bir şekilde gösterdikleri için mutluyuz. Böylesine gerizekalı hareketleri, gerizekalı açıklamalar ile normal göstermeye çalışıp, zavallı duruma düşmek bir kenara var olan sevgi, tutku ve bağlılık size anlamlandıramadığınız bir şekilde yansıdığı zaman da boş boş bakıyorsunuz!

Ve eminim birebir benzer bir olay Kadıköy'de bir milli maçta yaşansaydı da aynı tepkiyi verecektiniz! O kadar vicdan sahibi, erdemli insanlarsınız!

Bir avuç kendini bilmezi bile aratırsınız!

6 Kasım 2011 Pazar

Helal Olsun Size


Sivas ile başladık, Sivas ile bitirdik.

27 maçtır sevenini gururlandıran, sevmeyenini fazlasıyla sıkan Fenerbahçe futbol takımı kadrosuna, Aykut Kocaman ve teknik ekibe, arka planda görünmeyen ama nice emek sarf edenlere helal olsun!

1 Kasım 2011 Salı

Başka Bir Yolu Olmalı


Fenerbahçe'nin yenilmesi için başka birşey olmalı belki?

Çünkü Alex'in maçın 5. dakikasında kırmızı kart görmesi ardından 85+ dakika 10 kişi mücadele eden Fenerbahçe de kazandı. Bu şekilde olmadı, belki başka bir şekilde olabilir? Düşünmeye devam!

Temizlenme iddiasındaki ligin 9. haftasında Kadıköy'de Karabük ile karşılaşan Fenerbahçe Alex'in maçın hemen başında gördüğü hassas kırmızı kart ile 10 kişi kalmasına rağmen ekstra mücadele ederek, saha basmadık yer bırakmayarak ve hırsına hırs katarak maçı Bienvenu'nün golüyle 1-0 kazandı. Ligde en yakınında olanlardan 4'er puan mesafe ile önde ve yenilmezlik serisini 27'ye çıkarttı. Bu adamlar şikeci deme kolaylığına kaçanları haliyle yutkunmaya zorluyor, başka başka bahaneler üretmeye mecbur bırakıyor.

Dün akşam maç bittiğinde yere çöküp oturan futbolcular ortaya konan mücadelenin en net görüntüsüydü. Caner'in oyununun farkında mısınız? veya Cristian'ın, Bekir'in..

O herkesin beklediği iddianame kamuoyu ile paylaşıldığında puan tablosuna bakacaksınız; bir nefes çekeceksiniz, ondan sonra küme mi düşürürsünüz başka bir yola mı başvurursunuz o sizin bileceğiniz iş?

Ancak Fenerbahçe'yi yenmenin başka bir yolu olmalı
dün yine olmadı, belki yarın..

28 Ekim 2011 Cuma

Kara Deryalar Yine Aydınlandı


Maçın öncesindeki deplasman tribününe taraftar alınmayacak / kararı doğru bulmuyorum / bizim öyle bir kararımız yok / Fenerbahçe taraftarı maça giremez / ee pardon Fenerbahçe taraftarı maça gelebilir gibi çeşitli kurum ve kişilere ait beyanlar skandallar ülkesi Türkiye'nin yeni bir skandala sahip olduğunu belgeliyordu.

Arka planda dönen kurnazca fikirler en nihayetinde Fenerbahçe taraftarının İnönü'ye gelmesi ile son buldu. Daha doğrusu biz öyle sandık; hırslanıp geldiğimiz İnönü'nün eski açığında arkadaşlarımızla buluştuğumuzda klasik İnönü girişi olan standart eziyeti yaşayacağımızı, merdivenlerin başında-ortasında-sonunda itiş kakış santradan önce içeri gireceğimizi düşünüyorduk. Fakat öyle değilmiş, yaklaşık 2 saat süresince tabiri yerindeyse telef olduk!

Beşiktaş Jimnastik Kulübü ve Polis müthiş bir rezalete daha imza atıp 2 saat boyunca ne turnikelerini dönebilir hale getirdiler ne bir düzen sağladılar. Ellerinde bileti olan Fenerbahçe taraftarının maç başladığında tribünde olmamasının sorumluları oldular. Belki de işlerine gelmedi, bu şekliyle taraftarın ezilmesine, kan-ter içinde boğulmasına, bakın efendim yasak koymayınca böyle şeyler oluyor demek için bahane oluşmasına bakıyorlardı.

Sonrası ise tribün tarihine geçti. Hani derler ya tarih bunu yazar, işte tarih Fenerbahçe taraftarının hatırı sayılır bir kısmının Beşiktaş Jimnastik Kulübü müzesinin içinden geçerek İnönü'ye girişini yazar. Buna sebep olan sizler de öyle aval aval bakarsınız!

Maça gelince, bilirsiniz Beşiktaşlıya ölmeden önce son arzusunu sorsalar Fenerbahçe'yi yenmek diyecektir. Biz tribüne girme mücadelesi verirken Simao'nun golüyle 1-0 öne geçmişler. Beşiktaş kalesine attığı golün haddi hesabı olmayan yüreğine kurban olduğum Alex 60'ta tabelayı 1-1 yaptı. Almeida'nın 72'deki kafa golü ile yeniden öne geçtiler.

O arzuya çok ama çok yaklaşmışlardı ki Cristian 88'de tsubasa gibi çaktı! Hevesler kursakta kaldı, bayraklar sandıklara geri döndü!

kara deryalar bir kez daha aydınlandı!