17 Ocak 2012 Salı

90+5!


Acımız çok taze ama hep derler ya hayat devam ediyor? Fenerbahçe de o hayata ve mücadelesine devam etmeye çalışıyor. 20. haftanın son karşılaşmasında Manisa deplasmanına çokça hüzün ve sırtından hiç eksilmeyen sorunlarla çıktı Fenerbahçe. Kaptanı ve yakın tarihin efsanesi Alex'ten yoksundu. Forvet sayısı, onların formu ve onların tüm iyi niyetine rağmen yeterliliklerini de kötü şartlara eklemeliyiz.

Buna rağmen Fenerbahçe, Manisa deplasmanında çok önemli pozisyonlara girdi ve çok ciddi gol fırsatlarından yararlanamadı. Caner'in 55'te Stoch ile yarattığı organizasyon sonunda cetvel ile çizerek hakettiği golü buldu, üstüne çok önemli pozisyonları kaçırmaya devam etti ve hemen ardından hiç haketmediği golü kalesinde gördü. O ana kadar radyodan dinlediğim maçta bu gol Manisa'nın ilk ciddi pozisyonuydu. 1-1'den sonra girilen pozisyonlar paylaşıldı ve maçın sonuna gelindi.

Futbol netice oyunu diyecekler ahkam hazırlıklarına, sevmeyenimiz ellerini ovuşturmaya başlamıştı. Fakat 90+5'te maçın önemli isimlerinden Caner'in aldığı faul ve oradan gelen serbest vuruşta Cristian'ın arkaya doğru doldurduğu top Yiğit İncedemir'in kafasına çarpıp ağlarla buluşmasın mı?

Bizlerde yine o eşsiz sevinç, diğer taraftaki durumu ise varın siz tahmin edin..

Fenerbahçe futbol takımı ve hocası Aykut Kocaman alkışın kralını hak ediyor!

Semih + Bienvenu forvet hattıyla 20 hafta ve bugün son 10 dk. Recep Niyaz'ın oyuna girdiği bu Fenerbahçe takımına herkes saygı duysun.

Aşağıdaki gol sevincine de ben kurban olayım.

14 Ocak 2012 Cumartesi

Gözyaşları Yetmiyor


Dün akşam bir başka büyüğüm, anneannem'in benzer rahatsızlık nedeniyle hastaneye kaldırıldığı haberini almış; iş çıkışı hastaneye gitmiştim. Yolda birşey okudum ama inanmak istemedim, kesin değildi hayır dedim, kapattım.

Anneannem için hastaneye geldim, onun o halsiz haline bakıp üzülürken ve iyi olmasını dilerken hastane odasında Lefter'i kaybettiğimizi öğrendim. Kapıya doğru uzaklaştım ama yok olmazdı orada kendimi tutmalıydım. Gece anneanneyi öpüp yanında annemi bırakıp eve döndüğümde televizyonda onu ve onun emek verdiği Fenerbahçe forması ile ilgili gerçekleri bir kez daha görünce saatlerce ağladım.

Hep aynı şeyi tekrar ediyoruz, sahada göremediğimiz, büyüklerimizin bize anlattığı o güzel insanı, Lefter'i çok ama çok seviyoruz. O Fenerbahçe'nin armasındaki beyazdı, çok sevdiğimiz çubuklu formanın anlamlarından biriydi. Türk futbolu ve Fenerbahçe'nin yıldızı gökteki yerini aldı.

Ben o hayatta iken yanına gidebilmiş şanslı kişilerdenim. 2010 yılının son günlerinde Lefter yine hastalıklarla boğuşur, onlara çalım ve goller atarken yanındaydım. Ziyaret sonrası buraya yazmışım ve dönüp baktığımda o güne geri dönmek istediğimi söylüyorum.

O'nun yanında olduğum zaman nasıl heyecanlandığımı, kalbimin nasıl hızla attığını, gözünün içine heyecanla bakarken ışığı görebildiğimde hissettiklerimi kalbime kazıdım.

Döktüğüm gözyaşları acımı anlatmaya yetmiyor ama sana söz veriyorum çubuklu forma bize emanet, taa ki bizler de senin yanına gelene kadar.

10 Ocak 2012 Salı

Ayakta Kalmaya Çalışmak


Kötü başladık, Gaziantepspor önce pis kaçırdı sonra attı. Devreye 0-1 mağlup girerken rakip te 10 kişi kaldı. İkinci yarıda da çok etkin değildik, sevmeyenimiz kalan dakikaları ince ince hesaplarken önce 76'da Ziegler'in pasında Stoch ile 1-1 yaptık. Sevmeyenimiz daha tühh bee az kalmıştı diyemeden 77'de Alex'in pasında Cristian uzak kale ağlarını gördü, 2-1 öne geçtik. Fenerbahçe'yi sevmeyenin hesabı 2 dakikada bozulurken 90+da yine Alex'in pasında Mehmet Topuz fişi çekti, 3-1 kazandık.

Yukarıdaki paragraf içinde biz tribünde, takım sahada sevinirken diğer tarafta Fenerbahçe yine puan kaybetsin heveslisi kitle hayal kırıklığına uğruyordu. Bunlar işin doğası gereği güzel, seviyoruz vs. ama bu sezon tekniğe-taktiğe girmeyen ben olası gidişat hakkında 1-2 bişey demek isterim.

Öncelikle Fenerbahçe futbol takımının her bireyi mücadele ettikleri bu sezon için büyük alkışı hak ediyorlar. Kötü oynayan futbolcu alkışlanır mı demeyin, konu bu değil. Onları en çok biz; tribünde, sokakta, memleketin veya dünyanın bir yerlerinde Fenerbahçe için heyecanlanan taraftarı anlıyor. Başka da kimse anlamaz, anlamayacak ta zaten!

Takım geçen sezon şampiyon olan kadroya göre belirgin güç kaybetti gibi tek tek isimleri sayarak bilinen ama aslında çok önemli olan detayı yazmak yerine Aykut Kocaman'ın sezon başlarında katıldığı bir TV programında söylediği ve bugünlerde etkisini çok açıkça gördüğümüz ifadesine dikkat çekmek gerek.

Aykut Kocaman takımın üzerine atılan lekelere karşı alın terini savunan futbolcuların motivasyonu ile ilgili bir soruya "bu tip bir motivasyon bir yere kadar bizi ayakta tutar, daha sonra bundan güç alamayız, doğal olarak futbolcularda bu motivasyon düşecektir" gibi bir cevap vermişti.

Aykut hocanın sezon başında dediği maalesef doğru ve onun takımını yaşanan bütün bu sürecin dışında hiçbir şey olmamış gibi maçlara hazırlaması gerçekten çok zor. Ve Aykut hocanın varlığı, şu süreçte başımızda oluşu bu kötü ortamda çok büyük huzur veriyor.

Takımın geride kalan 19 haftada belki de kariyerinin en formsuz sezonunu geçiren Semih ve kapasitesi sınırlı Bienvenu forvet hattı ile uzun süre liderlik koltuğunda ve halen 2.lik pozisyonunda olması gerçekten önemli diye düşünüyorum. Lakin hiç istemesek te normal sezonun devamında mevcut kadro sendeleyebilir. Takım her geçen hafta ayakta kalmak için mücadele ederken, rakiplerinin mental anlamda bir sıkıntı yaşamaması da saha içine yansıyan önemli handikaplardan.

Fakat kimse Fenerbahçe kadrosunun 2 forveti varmış, onlardan biri çok formsuzmuş, ötekisi çok garibanmış, başkanı ve yöneticileri 6 aydır ve daha da fazlası özgürlüğünden uzakmış, medya her gün-her hafta kamuoyuna zehirli yayınlar yaparmış, bu ülkede adalet var, hukuk var ama gerçekten bazılarına yokmuş demeyecek.

Fenerbahçe dışındakiler için hayat gayet yolunda, Fenerbahçe ise ayakta kalmaya çalışıyor..

Taraftarı ona hep omuz verecek,
Bu zor günler geçecek..

4 Ocak 2012 Çarşamba

Fenerbahçe Birleştirir


Yine bir hafta içi maçı ve santrası 18.00'de yapılan deplasman! Rakip temiz futbol adına bilinen lokomotif büyüklerinin kuyruğuna takılmış ve onlar gibi temiz futbol arayıcısı olan Orduspor. Maçı Antalya deplasmanında olduğu gibi mesai bitiminde yolda radyodan dinledim ve arkadaşlarımla beraber dekodere boyun eğmemeye çabaladım. Maç Stancu ve Emre'nin karşılıklı golleri ile 1-1 berabere bitti. Biraz üzüldüm ama yine içime döndüm, seviyorum Fenerbahçe'yi dedim, hüznü ile umutsuz anlarda bile..

Adına genel olarak sosyal medya denen çağımızın en popüler iletişim ve kendini ifade etme mecralarından twitter'a dönüp baktım. Fenerbahçe taraftarı keskin bir biçimde fikir ayrılığında..Puan kaybı nedeniyle veya kötü mücadele verildiğini düşünüp futbolculara kademeli artış şeklinde eleştiri / hüküm verme / küfür etme tepkisi koyanlar ve bunların aksine içinde bulunduğumuz sezonu, yaşananları / dayatılanları düşünüp sahadaki görüntü kötü de olsa ağzından kötü söz, eleştiri çıkmayan ve ilk saydığım grup ile mücadele verenler var. Üzüldüm.

İşte mücadele önemli kelime ama o mücadele yanlış yerde yapılıyor bana göre..Kimse kimseyi benim yaklaşımım doğrudur, sen yanlış yapıyorsun, futbolcu / teknik direktör kötü performans gösterdiyse eleştirilir veya tam tersi eleştirilemez diye zorlamasın. Bireyler hür iradeleri, düşünceleri ile var. Düşünsenize milyonları kapsayan bir kitleden bahsediyoruz ve tek tip düşünce veya yaklaşım olamaz, olmasın da zaten lakin bu sezon Fenerbahçe için daha çok uzun. Ve bir Ordu deplasmanı beraberliğinde bu karşıt fikir mücadelesinde enerjiyi boşa harcarsanız önümüzdeki haftalarda enerji kalmaz.

Benim tavsiyem enerjinizi ve hırsınızı "Fenerbahçe şampiyon olmasın da kim olursa olsun yaa" veya "temiz futbol, temiz lig" istiyoruz diyenlere saklayın. Bunlara ek daha çok enerji ve hırs saklama ifadesi de var biliyorsunuz.

Yeter ki hiç aklınızdan çıkarmayın;
Fenerbahçe umuttur, iyi günde de kötü günde de..
Onun sevgisi taraftarını birleştirir.

2 Ocak 2012 Pazartesi

Fenerbahçe'nin Deplasmanı!


Neresinden bakarsanız bakın saçma sapan birçok olayın tarafımıza dayatıldığı acaip bir sezon oynuyoruz, oynamak zorunda bırakılıyoruz! Bir taraftan en akla gelmeyecek şeyler gayet normal gibi işleniyor, bu garip şeyleri olağan gösterme çabasındakiler ve bunlara algısını normal açanlar veya destekleyenler, ne var canım gayet normal diyenler..

Bir lig oynuyoruz, yine beyler daha çok para kazanacaklar veya kazandıklarından geri kalmayacaklar, cepleri dolacak, o güzel hayatlarına devam edecekler..Futbolcunun teri, taraftarın sesi, ikisinin birden emeği hiç önemli değil ki..

Yeter ki o lig oynansın, fikstür çekilsin, maçların günleri ve saatleri ayarlansın. Aynı güne 2 maç denk gelebilir ama saati öyle bir ayarlansın ki hiç çakışmasın, dekoderler satılsın, şifreler açılsın!

Peki size herşey normal geliyor veya o kadar kasıyorsunuz ki normal görebiliyorsunuz bütün bu olan biteni? Bir durun ve düşünün bakalım, sezonun ilk yarısı geride kalmış ve yarın 2. yarıya başlanıyor. Geride kalan 17 haftada Fenerbahçe 1 (bir) kez bile bir deplasman maçını cumartesi veya pazar günü oynamadı. Siz bunu normal gösterdiniz, başkaları sesini çıkarmadı, ne var canım tesadüf dedi.

18. hafta fikstürü elimizde iken, bu akşam gelecek 6 haftalık fikstürün maç programını açıkladınız. Fenerbahçe'nin cumartesi veya pazar gününe denk gelen deplasmanı var mı diye heyecanla baktık ama yine göremedik!

Türkiye Futbol Federasyonu'na Fenerbahçe'nin deplasman maçlarının sürekli hafta içine denk getirmelerindeki amacı açık bir şekilde soruyorum? Bu taraftar bu sezon getirilen deplasman yasağına da cevap bekliyor, hafta içlerine konan deplasmanlarına da..

Rakiplerin kaç kere cumartesi/pazar deplasmanı oynadığını saymayacağım lakin Fenerbahçe'nin 1 kez bile cumartesi/pazar günü deplasman oynamamasını bıkmadan sabırla soracağım!

Ve Fenerbahçe'nin deplasmanı hafta içine kondukça gözüm çubukludan ayrı kalmaya dayanamasa da kulağımı radyoya götüreceğim, Fenerbahçe'nin sesini dinleyeceğim ama fikstürünüze ve dekoderlerinize boyun eğmeyeceğim!

22 Aralık 2011 Perşembe

Sakin ve Sabırlı


Pazar akşamı bir önceki haftanın kapanış maçında hırs, nefret, direnç karışık bir maç sonunda Trabzon'u 1-0 yenip; yeni haftanın ilk maçında Antalya deplasmanına çıktık. Bu sezon Fenerbahçe'ye reva görülen nice şeyden sadece bir tanesi önceki haftanın kapanışını yapıp; yeni haftanın açılışını yapmak!

Yayıncı kuruluşun açgözlü olmasından dolayı maçın başlama saatine tekrar isyan etmeyeyim ancak bu adamların dekoderlerinden ne kadar uzak olursak o kadar doğru yapmış olacağımızı, daha az dekoder - daha çok radyo söylemimi tekrar belirteyim.

Antalya deplasmanını 90 dk. olmasa da işten çıktıktan sonra yolda radyodan dinledim. Maç başladığı gibi 0-0 bitti. Teknik-taktiğe bu sezon girmeyeceğim onu zaten biliyorsunuz da teknik-taktik deyince benim pek bir sahip çıktığım Bienvenu'nün boş kaleye kaçırdığı golü radyoda duyduğum andaki hislerim enteresandır, şimdi onu buraya nasıl yazacağımı bilemiyorum lakin yazının başlığına yazdığım gibi sakin olmalı diyorum. Bienvenu yeteneksiz olabilir, yetersiz olabilir, Fenerbahçe'nin bu sezon yaşadıkları nedeniyle Niang'ın apar topar gitmesi ile transfer sezonu kapanırken son anda Aykut hocanın listesinin sonlarında da olsa transfer edilmiş olabilir vs.

Şimdi bütün bu 3 Temmuz gününden düne kadar bize dayatılan herşeyi ama herşeyi bir düşünün, bir de Bienvenu'nün boş kaleye kaçırdığı golü. Hangisi daha insanca? Hangisi daha masum?

Merak etmeyin ben farkındayım Bienvenu yetersiz bir kardeşimiz ama derdimiz onu sözlerimiz, cümlelerimiz ile paramparça etmek olmamalı, sakin olmalı enerjiyi neredeyse 5,5 aydır tüm gücüyle saldıranlara yöneltmeliyiz. Tabii kimseye ne yapacağı daha doğrusu neye nasıl tepki vereceği konusunda etki edecek gücüm yok, öyle birşey olamaz zaten.

Bu hayatta hep mazlumdan yana olan ben bırakın da Bienvenu'den yana olayım. Her zaman iyi olanın, çok yetenekli olanın yanında olabiliriz ama arada sırada yeteneği süper olmayan fakat mücadele edenleri de düşünün.

Fenerbahçeli her birey bu sezon takımına veya futbolcusuna tepki verirken sakin olmalı ve 3 Temmuz'dan bugüne kadar bize dayatılanları düşünüp zor olsa da son sözü söylemek için sabırlı olmalı.

19 Aralık 2011 Pazartesi

Fenerbahçe Söyleyecek Son Sözü


Lakin bu son sözümüz değil, daha söyleyecek sözümüz var. Sakın bitti sanmayın!

Dün akşama dair her Fenerbahçeli'nin içindeki duyguları belki tahmin etmek olası ancak hissetmek çok zordu. Hissetmeniz için Fenerbahçeli olmanız, çok seviyor ve Fenerbahçe'yi yaşıyor olmanız gerek. 3 Temmuz'dan beri her şeyin farkında olmalı, geride kalan sürede dayatılanları, adeta gözünüzün içine bakarak sizinle dalga geçmeye çalışanları bilmeniz gerekli.

Sahada olup biten bu hislerden farklı olabilir mi? Orada emek veren Fenerbahçeli futbolcuların, Aykut Kocaman'ın duygularını bir düşünün. Onlara diyorlar ki sizin geçen sezon tarihe geçen 17 maçlık performansınız hileli, kazandığınız şampiyonluk ta sizin değil başkalarının eseri.

Siz şike ile kazandığınız şampiyonluk nedeniyle Şampiyonlar Ligi'ne gidemezsiniz, yerinize hakkını çaldığınız, tamamen kendi hakkı ile kimseye sırtını dayamadan 82 puan alan Trabzonspor Şampiyonlar Ligi'ne gidecek. Çünkü onlar temiz, aman Fenerbahçe şampiyon olmasın da onlar şampiyon olsun diyenler temiz, sadece Fenerbahçe kirli!

Aykut Kocaman geçen sezon kazanılan 82 puanın üzerine saymaya devam ediyoruz demişti. Fenerbahçe bunca sıkıntıya, kaybettiği kadro gücüne, sakatına-eksiğine, aylardır medyası ve onun zehiri ile oluşturulan kamuoyu algısına rağmen 34 puanla hala zirvede. Aykut hocanın vurgusuna göre 116 puan. Peki ya siz? Sizin sıkıntınız, derdiniz ne? Üzerinize kim geliyor, nelerle boğuşuyor veya kime direniyorsunuz? Bu 21 puan veya 103 puanınızın sebebi ne?

Sizin bahanelerinizi bilemem ama Fenerbahçe'nin son sözünü daha duymadınız.

Bu dün akşam 1-0 kazandığımız veya 16 hafta sonunda oluşan fark kadar değil.

Sabredin, biz çok çok sabrediyoruz!

12 Aralık 2011 Pazartesi

Direnin Çocuklar!


Haftalar geçtikçe, bu düzen en akla gelmeyecek skandalları gayet normal gibi gösterip topluma bakın biz sizi böyle yönetiyor, adaleti böyle sağlıyoruz ve sizi salak yerine koyduğumuzu sanıyoruz dedikçe Fenerbahçe o düzenin çarkına çomak sokacak, direnmeye devam edecek!

Bu gece Bursa deplasmanında net bir skorla 0-2 kazanan çocuklar direnmeye devam ettiler. 3 Temmuz'dan beri normal diyemeyeceğiniz onlarca değil yüzlerce detay varken; Fenerbahçe kendisine oranla sorunsuz, ortamı gayet uygun ve 3.5 yıl sonra ligde yenildiği ezeli rakibi ile halen aynı puanda, inatla bu kumpasa katkıda bulunan, ortak olan, sahip çıkanlara rahat vermiyor!

Semih 15. haftada ligdeki ilk golünü atıyor ama öte yandan Stoch zımba gibi vurmaya devam ediyor, ağları sarsıyor! Gerçekten de bir sanat eseri olan "şike operasyonu"na direnen çocukları tarih yazmaya devam ediyor. Onların kazandığı her galibiyet boğazlarda düğüm, suratlarda acı bir ifade bırakıyor!

Ve biz herkes için adalet isterken, Fenerbahçe'nin bu direnişine ortak olmaktan dolayı onur duyuyor ve tahmin ettiğiniz üzere Pazar akşamını bekliyoruz!

7 Aralık 2011 Çarşamba

Fenerbahçe Yalnız Değil!


Bu akşam Galatasaray maçı var. Arena'da deplasmandayız. Bu kez yönetenlerin daha kolay yönetebilmek adına getirdiği yasak ile deplasmanda oynayacak takımın taraftarı kendine ayrılan yere alınmayacak!

Çok eskiye gitmeye gerek yok, geçen sezon Arena'nın açılış derbisinde, 18 Mart'ta oradaydık. Normalde olması gerektiği gibi! Fenerbahçe'ye ses verdik, mücadelesine ortak olduk.

Bu kez Fenerbahçe'yi orada yalnızlığa ittiler. Fenerbahçe için, Fenerbahçe lehine bir ses çıkmayacak orada! Dışarıda milyonlar, kimisi tv, kimisi radyo başında, bazısı özgür, bazısı özgürlüğünden mahrum! Hepsinin ortak bir heyecanı var ve aslında yıllar boyu ezeli rekabette üstün geldikleri Galatasaray maçına bu kez başka bir gözle bakıyorlar.

Fenerbahçe'nin golü veya golleri tarih boyunca Galatasaray ağlarına giren gollerden çok farklı olacak. Fenerbahçe kaybederse canı her zamankinden çok sağ olacak, kazanırsa sıradan bir Galatasaray galibiyeti olmayacak. Belki de berabere bitecek ama Fenerbahçe'nin 5 aydır verdiği mücadele bitmeyecek!

Geçen sezon Arena'da olanlardan biriyim ve o geceyi ömrümün sonuna dek unutabilmem mümkün değil! Alex'in son dakikalarda gelen maçı kazandıran golündeki sevincimi de, onun deplasman tribünündeki bizlere verdiği selamı da unutamam!

Bu akşam fiziken orada yokuz ama Fenerbahçe formasıyla sahada mücadele edecek futbolcuların kalbinin içindeyiz!

Kazanırsak hep beraber kazanacağız, kaybedersek hep beraber!

5 Aralık 2011 Pazartesi

Fenerbahçe'nin Şutu!


Kadıköy'deydik cumartesi akşamı. Rakip Ankaragücü. Bizim tribünde, futbolcuların sahada, Aykut hocanın kenarda yaşadığı ruh halini tarif etmek öyle sıradan değil, kolay değil. Büyük bir sabır gerekiyor ama yetmiyor..

Fenerbahçe sahada mücadelesini vermeye, biz tribünden ona ses olmaya devam ediyoruz.

Ankaragücü'nü Stoch'un (2) ve Cristian'ın hırs dolu şutlarıyla gelen güzel golleri ve Dia'nın mücadeleye yeniden katılmasına selam eden golü ile 4-2 mağlup ettik.

İlk 3 goldeki şutlar, Fenerbahçe'nin hırslanan ayaklarından çıkan şutlar! Ortada dönen skandala, hukuksuzluğa, hiç adil olmayan adalete karşı atılan şutlar! Bu düzeni görenlerin ayaklarından daha çok şut çıkacak ve hedefi bulacak!

Fenerbahçe'nin şutu, her zamankinden şiddetli, hiç olmadığı kadar hırs dolu!

26 Kasım 2011 Cumartesi

20 Kasım 2011 Pazar

Fenerbahçe Hala Zirvede!


Ligin 11. haftasında Kadıköy'de Eskişehirspor ile karşılaştık. O meşhur milli maç arasına girmeden Sivas deplasmanında 27 maç sonra kaybetmiş fakat sezonun başlarından itibaren yakaladığımız liderliği devam ettirmiştik.

Dün akşam Bienvenu'nün tek golü ile 1-0 kazandık ve liderliği bırakmadan devam ediyoruz. Yine önemli eksikler olmasına (savunmanın 2 önemli ismi Yobo ve Ziegler) rağmen çok iyi oynamasak ta iyi mücadele ederek kazanmasını bildik lakin sezon başından beri ne diyoruz bu sene teknik-taktik konuşmaya gerek yok esas olan sahada verilen mücadele, terleyen Fenerbahçe formasıdır.

Ve o forma temizlenme iddiasındaki Türk futboluna karşı dik duruşunu sergilemeye devam ediyor! Kadrosunun gelişen olaylar nedeniyle kaybettiği güce, mevcut kadronun önemli oyuncularının 11 hafta boyunca sakatlık nedeniyle oynamamasına rağmen hala zirvede ve hala inatla direniyor!

Biliyoruz ki bu günleri tarih yazacak ve Fenerbahçe o harika iddianame açıklandığında zirveden sizlere bakacak!

14 Kasım 2011 Pazartesi

Bir Avuç Gerizekalı


Spor dünyasının kült sözlerindendir: bir avuç kendini bilmez! Bu bazen x olayı koskoca y camiasına mal edemeyiz de olabilir! Biliyorum bunun gibi daha nice hayatımıza endirekt girmiş ve fakat çıkmamış özlü Türk futbol sözü literatürde kapı gibi duruyor!

Geçtiğimiz cuma akşamı Türk milli takımı Euro 2012 play-off eşleşmesinin ilk maçında Hırvatistan ile "son dönemin en popüler stadı" Türk Telekom Arena'da karşılaştı. Skor olmasa da sonuç benim açımdan beklenen bir şeydi, şaşırdığımı söylersem yalan olur. Fakat yazının konusu milli takım neden kaybetti analizi değil. O kısımın benim için en kısa özeti Türk futbolcusunun milli takım konsantresi veya konsantresizliği diyebilirim.

Hırvatistan maçının skoru 2. yarının başında 3-0 olduktan sonra "bir avuç kendini bilmez" tel tel dökülen milli takımdan bazı oyuncuların en kötü olduğunu düşünmüş olmalı ki gayet doğal hakları olan! kötü oyundan dolayı protesto (küfür) etme haklarını bu oyunculardan yana kullandı!

Kimdi bu oyuncular? En başta Fenerbahçe kalecisi Volkan Demirel. Başka? Biraz da Volkan'a küfür edilmesin diye yapmayın ayıp oluyor diyen daha önce bu muhteşem statta penaltı atarken yuhalanan Emre Belözoğlu. Aslan payı Volkan'ın!

Bunun üzerine o taraftarın Galatasaray taraftarı olduğu ne malum, maç milli takım maçıydı diyen mi, dünyanın neresinde olursa olsun 3-0 olan maçta taraftar protestoda bulunabilir açıklaması yapan mı ararsınız, bulmanız çok kolay! Bunları söyleyenler de mevkilerinde gayet efendi, ne konuşacağını bilen adamdır sıfatını almış kişiler! Arada kaçırmış olabilirim ama medyada cirit atan maaşlı görev adamları da olayları Volkan başlattı demiş olabilir. Medyada cirit atan bu tip adamlardan uzak durmaya çalıştığım için birebir görmedim ama böyle bir ihtimal yok diyebilir miyim? Cevabı net!

Volkan'a küfür edip, top ona geldiğinde tüm gücüyle yuhalayan ve kişisel olarak tatmin olan hangi takım taraftarı olduğunu anlayamadığımız bir avuç gerizekalı ve onları aklamaya, olayları normal göstermeye çalışan kişi ve kurumlar bize kendilerini bir kez daha açık ve seçik bir şekilde gösterdikleri için mutluyuz. Böylesine gerizekalı hareketleri, gerizekalı açıklamalar ile normal göstermeye çalışıp, zavallı duruma düşmek bir kenara var olan sevgi, tutku ve bağlılık size anlamlandıramadığınız bir şekilde yansıdığı zaman da boş boş bakıyorsunuz!

Ve eminim birebir benzer bir olay Kadıköy'de bir milli maçta yaşansaydı da aynı tepkiyi verecektiniz! O kadar vicdan sahibi, erdemli insanlarsınız!

Bir avuç kendini bilmezi bile aratırsınız!

6 Kasım 2011 Pazar

Helal Olsun Size


Sivas ile başladık, Sivas ile bitirdik.

27 maçtır sevenini gururlandıran, sevmeyenini fazlasıyla sıkan Fenerbahçe futbol takımı kadrosuna, Aykut Kocaman ve teknik ekibe, arka planda görünmeyen ama nice emek sarf edenlere helal olsun!

1 Kasım 2011 Salı

Başka Bir Yolu Olmalı


Fenerbahçe'nin yenilmesi için başka birşey olmalı belki?

Çünkü Alex'in maçın 5. dakikasında kırmızı kart görmesi ardından 85+ dakika 10 kişi mücadele eden Fenerbahçe de kazandı. Bu şekilde olmadı, belki başka bir şekilde olabilir? Düşünmeye devam!

Temizlenme iddiasındaki ligin 9. haftasında Kadıköy'de Karabük ile karşılaşan Fenerbahçe Alex'in maçın hemen başında gördüğü hassas kırmızı kart ile 10 kişi kalmasına rağmen ekstra mücadele ederek, saha basmadık yer bırakmayarak ve hırsına hırs katarak maçı Bienvenu'nün golüyle 1-0 kazandı. Ligde en yakınında olanlardan 4'er puan mesafe ile önde ve yenilmezlik serisini 27'ye çıkarttı. Bu adamlar şikeci deme kolaylığına kaçanları haliyle yutkunmaya zorluyor, başka başka bahaneler üretmeye mecbur bırakıyor.

Dün akşam maç bittiğinde yere çöküp oturan futbolcular ortaya konan mücadelenin en net görüntüsüydü. Caner'in oyununun farkında mısınız? veya Cristian'ın, Bekir'in..

O herkesin beklediği iddianame kamuoyu ile paylaşıldığında puan tablosuna bakacaksınız; bir nefes çekeceksiniz, ondan sonra küme mi düşürürsünüz başka bir yola mı başvurursunuz o sizin bileceğiniz iş?

Ancak Fenerbahçe'yi yenmenin başka bir yolu olmalı
dün yine olmadı, belki yarın..

28 Ekim 2011 Cuma

Kara Deryalar Yine Aydınlandı


Maçın öncesindeki deplasman tribününe taraftar alınmayacak / kararı doğru bulmuyorum / bizim öyle bir kararımız yok / Fenerbahçe taraftarı maça giremez / ee pardon Fenerbahçe taraftarı maça gelebilir gibi çeşitli kurum ve kişilere ait beyanlar skandallar ülkesi Türkiye'nin yeni bir skandala sahip olduğunu belgeliyordu.

Arka planda dönen kurnazca fikirler en nihayetinde Fenerbahçe taraftarının İnönü'ye gelmesi ile son buldu. Daha doğrusu biz öyle sandık; hırslanıp geldiğimiz İnönü'nün eski açığında arkadaşlarımızla buluştuğumuzda klasik İnönü girişi olan standart eziyeti yaşayacağımızı, merdivenlerin başında-ortasında-sonunda itiş kakış santradan önce içeri gireceğimizi düşünüyorduk. Fakat öyle değilmiş, yaklaşık 2 saat süresince tabiri yerindeyse telef olduk!

Beşiktaş Jimnastik Kulübü ve Polis müthiş bir rezalete daha imza atıp 2 saat boyunca ne turnikelerini dönebilir hale getirdiler ne bir düzen sağladılar. Ellerinde bileti olan Fenerbahçe taraftarının maç başladığında tribünde olmamasının sorumluları oldular. Belki de işlerine gelmedi, bu şekliyle taraftarın ezilmesine, kan-ter içinde boğulmasına, bakın efendim yasak koymayınca böyle şeyler oluyor demek için bahane oluşmasına bakıyorlardı.

Sonrası ise tribün tarihine geçti. Hani derler ya tarih bunu yazar, işte tarih Fenerbahçe taraftarının hatırı sayılır bir kısmının Beşiktaş Jimnastik Kulübü müzesinin içinden geçerek İnönü'ye girişini yazar. Buna sebep olan sizler de öyle aval aval bakarsınız!

Maça gelince, bilirsiniz Beşiktaşlıya ölmeden önce son arzusunu sorsalar Fenerbahçe'yi yenmek diyecektir. Biz tribüne girme mücadelesi verirken Simao'nun golüyle 1-0 öne geçmişler. Beşiktaş kalesine attığı golün haddi hesabı olmayan yüreğine kurban olduğum Alex 60'ta tabelayı 1-1 yaptı. Almeida'nın 72'deki kafa golü ile yeniden öne geçtiler.

O arzuya çok ama çok yaklaşmışlardı ki Cristian 88'de tsubasa gibi çaktı! Hevesler kursakta kaldı, bayraklar sandıklara geri döndü!

kara deryalar bir kez daha aydınlandı!

24 Ekim 2011 Pazartesi

Sözüm Yok!


Fenerbahçe ligin 7. haftasında Kadıköy'de Samsunspor ile karşılaştı. Maç başladığı gibi 0-0 bitti, böylece Fenerbahçe bu sezon 2. kez puan kaybetti. Halen lider.

Bu sezon teknik-taktik konuşmuyorum, konuşmak isteyeni yorum kısmına alabilirim lakin tavsiye etmiyorum.

Alex'in yukarıdaki fotoğrafta vurduğu gibi topa vursam, içimdekileri döksem? Yok onu da yapamıyorum.

İnsanlar ölmeye devam ediyor,
cansız bedenleri üzerinden yapılan yorumlara bakıp yaşadığım dünyaya isyan ediyorum.

Sözüm yok dedim,
Sözüm yok!

18 Ekim 2011 Salı

48 Metre!


Fenerbahçe bu kez 48 metreden gol attı!

Tezlerini daha önce görülmemiş şeyler üzerine kuran ve daha önce görülmeyen şeylerin sadece şike ile gerçekleştiğini düşünenler için yine pek görülmemiş bir gol! Şimdi ne olacak bilemiyorum?

Özer, Mersin İdman Yurdu kalesine 48 metre mesafeden öyle bir gol attı ki, o gol öyle böyle bir gol değil ve sadece kağıt üstünde Mersin İdman Yurdu filelerine girdi, oysa...!

Temizlenen ligde 6 hafta geride kalırken Fenerbahçe inanılmaz performansına kaybettiği önemli yabancıları ve hiç bir arada oynatamadığı önemli yerli oyuncularının boşluğunu hırsı ile kapatıp, yoluna devam ediyor. Geride kalan 6 haftada 5 galibiyet - 1 beraberlik performansı için biz susalım, siz konuşun!

Fakat pardon, bu kez de şöyle diyorsunuz değil mi? Fenerbahçe küme düşmeliydi, bu ligde olmamalıydı, olmaması gereken bir ligde devam ediyor vs.

Siz de gayet iyi biliyorsunuz Fenerbahçe 18 puanın 16'sı yerine 6'sını alsaydı mesela, bu kez de şike yapamayınca böyle oluyor, gördünüz mü işte olması gereken bu, hakkımız yendi! vs.

Ne zor işler değil mi?

3 Ekim 2011 Pazartesi

Fenerbahçe'yi Görmek

1 Ekim 2011 tarihinde Kadıköy'de oynanan Fenerbahçe - İBB maçından..

Fenerbahçe'yi görebilen gözlerimizden yaşların akmasına sebep oluyor.

Fenerbahçe'yi görmeden sevebilmek, yanında olabilmek ve ona sesini duyurabilmek..


2 Ekim 2011 Pazar

Saymaya Devam Ediyoruz


Fenerbahçe kadın, erkek tüm taraftarının bu sezon ilk kez tribünden hep birlikte destek verdiği 5. hafta karşılaşmasında İBB'yi 4-2 ile devirerek geçen sezonun ortasından beri yakaladığı olağanüstü seriyi devam ettirdi.

Geçen sezon şampiyonluk ile taçlanan 18 maçta 17 galibiyet performansına daha önce görülmemiş birşey diye itiraz edenler Fenerbahçe'nin onur mücadelesi verdiği yeni sezonda bu istatistik 23 maçta 21 galibiyet olunca ne yapacaklarını şaşırmış olmalılar?

Fenerbahçe ise kazandığı her maçın ardından Türk futbolunu 2011'de temizlemeye karar verenlerin yüzüne daha sert ama gururla bakıyor; kendini hak yemeden, sırtını başka birilerine dayamadan mücadele ettiğini sananlara ise gerçek dünyanın öyle olmadığını göstermeye devam ediyor.

Ben bu sezon sahada oynanan oyunu, tekniği, taktiği tartışmam ama Fenerbahçeli futbolcuların sahadaki mücadelesini buraya taşırım.

Fenerbahçe'nin sahadaki mücadelesi kazanırken de kaybederken de sürecek.

Biz saymaya devam ediyoruz, siz sakince izleyin..

25 Eylül 2011 Pazar

Fenerbahçe Yolunda İlerliyor


Fenerbahçe Kayserispor deplasmanında 1-0 kazanarak 11 güne sıkıştırılmış 4 maçlık fikstürüne rest çekti ve size bunu uygun gördük diyenlere 10 puanı alırım dedi.

Bu sezon teknik-taktik konuşmama kararı aldım. Bu ligde Fenerbahçe'nin tek hedefi sürekli tekrarladığım gibi sen şikecisin diyen kendini bilmezlere sahada cevap vermek. Geride kalan 4 haftada takımın şike soruşturması nedeniyle kaybettiği kadro gücünün ve manevi yıpranmışlığın dışında ne kadar sakatı ve eksiği olduğunu da yazmayayım ama siz mutlaka onu gözetersiniz ve şu kazanılan 10 puanın gelecek için bizi nasıl daha da hırslandırdığını bilirsiniz.

Fenerbahçe forması her hafta Kadıköy'de veya memleketin bir yerinde deplasmanda terleyecek, Fenerbahçeli futbolcular alın teri nedir herkese gösterecek, temizlenen Türk futboluna ve onu temizleme iddiasındakilere sevgilerini gönderecekler.

Bizler ise halen yerimizde duramıyoruz, 3 Temmuz'dan beri isyan eden zihinlerimiz bu kez Fenerbahçe diye haykırmak için tribünlerde olmanın heyecanı içindeyiz ve 1 Ekim Cumartesi akşamını bekliyoruz.

22 Eylül 2011 Perşembe

Kenetlendik!


Fenerbahçe onurlu mücadelesine devam ediyor. Bu kez tarihe bambaşka bir güzellikte geçen bir gecenin ardından Kadıköy'de Manisaspor ile 1-1 berabere kalarak ama tüm dünyaya Fenerbahçe tutkusunun ne olduğunu göstererek.

Türkiye Futbol Federasyonu seyircisiz ceza olan maçlara kadınların ve 12 yaşından küçük kardeşlerimizin girmesine dair karar alırken bu kadar Fenerbahçeli kadın ve çocuğun stadı dolduracağını düşünmüyordu; bu konuda adım kadar eminim. Fakat, Fenerbahçeli olmayanlar anlamamakta ısrar ettikçe bu görüntüler kendilerini şaşırtacak, içlerinden dışarıya söyleyemediklerini söyletecek ve hatta kendilerini bu Fenerbahçe tutkusu, isyanına dair yine türlü bahaneler üretmeye zorlayacaklar.

Fenerbahçeli kadınların ve çocukların günün erken saatlerinden maç kuyruğuna girmesi, maça girebilmek için taşıdıkları heyecanı, son ana kadar stada girmek için çabaları ve maç boyunca gayet içten ve çoğu zaman hepimizin gözlerini yaşartan destekleri unutulmayacak.

Siz hala maçın bedava olmasından dolayı Kadıköy'ün bu kadar kalabalık olduğunu, aynı ceza durumunda kendinizin aynı kalabalığa ulaşacağını düşünün; Fenerbahçe kenetlendi haberiniz yok!

Türk futbolu temizleniyor ve siz bundan çok memnunsunuz ya, 40 bini aşkın temiz ve güzel yüreğin 90+4'te attığımız gole sevinmelerine dalga geçtiniz ya,

O gole çaldığınız ofsayt bayrağı da temizlediğiniz Türk futboluna armağan olsun!

17 Eylül 2011 Cumartesi

Fenerbahçe İsyan Ediyor!


Bu sezon maç yazısı yazmak istemiyorum çünkü bu sezona dair hislerim bugüne kadar olmadığı şekilde bambaşka. Onun yerine başka şeyler yazmak gerek.

Fenerbahçe'nin bu ligde oynamasını istemiyorum dedim ama madem oynuyor veya oynamak zorunda o halde 3 Temmuz'dan beri Fenerbahçe'yi ülkenin futboldaki tek suçlusu ilan edenleri, en acilinden idam sehpasına götürenleri, şikeci yaftası yapıştıranları, kendini tertemiz sanıp durumdan vazife çıkaranları, Şampiyonlar Ligi'ne gidemezsin ama benim ligimde oynamalısın diyenleri, şike soruşturmasında adı geçen ama armut piş ağzıma düş diyenleri, aklanın da gelin duruşuyla onlar ne yaparsa biz tersini yapmaya and içtik diyenleri fakat aklan(a)madan sahip çıkanları ve utanmadan bu operasyonun sadece bir şike operasyonu olduğunu savunanları sahadaki mücadelesiyle, aldığı galibiyetlerle yutkunmaya zorlamak, boğazlarına düğüm yapmak Fenerbahçe'nin boynunun borcudur, onur mücadelesidir!

Ligin ilk haftasında 1-0 kazanılan Orduspor maçından hemen 4 gün sonra Gaziantepspor deplasmanında 3-1 kazanmak Fenerbahçe futbol takımının isyanıdır. Bu isyan 34 hafta boyunca devam edecek, puan kaybederken de yenilirken de kesilmeyecek, girmeyi başarırsa tepeden inme kararla daha çok para kazanmak için uydurduğunuz play-off'unuzda da devam edecek.

Yukarıdaki fotoğrafın ve o andaki görüntünün neler anlattığının farkında mısınız?

Biz Alex'in çok gol sevincini gördük fakat yukarıdaki gibisini görmedik.

Size oradan nasıl gözüküyor?

13 Eylül 2011 Salı

1-0 Olsun, Bizim Olsun


Bu slogan veya ifade Fenerbahçe'nin 2011-2012 sezonunda imzası olsun.

Şampiyonlar Ligi'ne katılma hakkından men edilecek kadar suçlu ancak para çarkının dönmesi için vazgeçilmez olan Fenerbahçe temiz futbol hedefleyenlerin ligine başladı. Kadıköy'de seyircisiz oynama cezasının ilkinde taraftarının dışarıdan ses vererek desteklediği maçta Orduspor'u 1-0 ile geçmeyi başardı.

Gözünü para bürümüşlerin süper liginde tek hedef yeniden şampiyon olmak ve şampiyonluk kupasını futbolu temizleme iddiasındakilere doğru havaya kaldırmak.

Geçen sezon bileğinin hakkıyla şampiyon olan kadrodan çok önemli yabancılarını kaybeden ve yola daha mütevazi yabancıları ve yaşanan sürece isyan eden iyi yerli oyuncuları ile devam eden Fenerbahçe'nin para çarkının dönmesi için oynanan bu sezona dair sloganı bu olmalı;

1-0 olsun, bizim olsun

Şampiyon yine Fenerbahçe olsun!

6 Eylül 2011 Salı

İstemiyorum!


Ben, Fenerbahçe'nin bu ligde mücadele etmesini kesinlikle istemiyorum. Zorunda olsa da yönetim taraftar gibi duygusal davranamasa da bu ligde Fenerbahçe'nin mücadele etmesine karşı çıkıyorum.

Kağıt üstünde özerk ama gözler önünde maşa olan TFF'nin UEFA ile sırt sırta verip Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nden men edilmeli ama para çarkının dönmesi, büyük abilerin cebine giren paranın eksilmemesi için kendi süper liglerinde olmalı kurnazlığına isyan ediyorum!

Fenerbahçe'nin CAS üzerinden UEFA ve TFF aleyhine dava açmasına karşı güç birliği yapacağına dair aleni sinyaller verenlerin art niyetli olduğunu söylemek bile çok fazla iyimserlik içerir. Bu art niyetten öte bir durum ve bu art niyetin ötesindeki durumu anlatmak için boşluk bıraktığım zaman araya fazlasıyla kötü sıfat girer!

Fakat, tarih tüm bu süreçte yapılanları, kapalı kapılar ardında konuşulup alınan kararları yazacak!

Süper liginize de, para hırsınıza da, çıkarlarınıza da lanet olsun!

Şunu da kirli hesaplar yaptığınız defterlerinize not edersiniz;

Fenerbahçe her nerede mücadele edecek olursa olsun biz sonuna kadar onun arkasında olur, sesimizle ona destek veririz, hiçbir zaman da yalnız bırakmayız!